Sadrazamın kaleminden Osmanlı Dünya Savaşı’na nasıl girdi

Gazete Habertürk yazarı Murat Bardakçı, Said Halim Paşa’nın hatırasında yazdığı ve savaşa nasıl girdiklerini anlattığı bölümün özetini köşesinde yayınladı.

İşte, 1. Dünya Savaşı'na girdiği sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamı olan Said Halim Paşa'nın kaleminden, 1914 Ağustos’undan devletin savaşa resmen dahil olduğu 2 Kasım’a kadar İstanbul’da yaşananlar:

"MAHMUD ŞEVKET PAŞA SUİKASTA KURBAN GİTTİ"

"...1912’de, Mahmud Şevket Paşa Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı idim. Avrupa’nın büyük devletleri ile aramızda mevcut olan bazı anlaşmazlıkları çözmek maksadıyla Hakkı Paşa’yı Londra’ya, Cavid Bey’i de Paris’e gönderdik. Rusya ile yaşadığımız problemleri de bizzat halletmeye çalışıyordum. Temaslar devam ederken Mahmud Şevket Paşa bir suikaste kurban gitti. Çözümü en güç olan mesele Bağdat Demiryolu idi, zira demiryolu sadece bizim değil, Almanya’nın da menfaatine idi ve bunu Musul ile Bağdat’taki petrol alanları ve Ermeni meselesi takip ediyordu. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamı oldum. İngiltere’den Ermeni hadiselerinin yaşandığı bölgelere ‘genel vali’ olarak iki yetkilisini göndermesini talep ettik. Talebimiz önce kabul gördü ama daha sonra Rusya’nın baskısı ile reddedildi ve diğer girişimlerimiz de başarısız kaldı.


ALMANYA SIKIŞTIRDI

Gelişmelerin kendi menfaatlerine zarar verebileceğini hisseden İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Baron Wangenheim, benim bütün bu konularla ilgili endişelerimin farkında idi. Büyükelçiye, bir görüşmemizde Rusya’nın muhtemel girişimlerini başarısız kılacak tek çarenin Almanya ile ittifak teşkil etmemiz olduğunu söyledim. Almanya ile ittifak, Türkiye’nin menfaati için hakikaten faydalı bir gelişme olacaktı. Üstelik, Mahmud Şevket Paşa’nın sadrazamlığı sırasında askerî alanda işbirliğine başlanmıştı ve Almanya hem malî, hem de askerî ihtiyaçlarımızı da karşılayabilecek vaziyette idi. Baron Wangenheim, daha sonraki günlerde bu konuda çalışmaya devam ettiğini, hükümetini iknaya çalıştığını ama henüz bir netice alamadığını ifade etti.

RUSYA SAVAŞ İLAN ETTİ

İstanbul’daki Avusturya Büyükelçisi Marki Pallavicini, 1914 Temmuz’unda bir gün bana geldi ve Alman hükümetinin Baron Wangenheim’ın görüşlerini kabul ettiği haberini aldıklarını duyurdu. Wangenheim da ertesi gün ziyaretime geldi, Berlin’in Türkiye ile ittifak kurma fikrini desteklediğini haber verdi ve bu başarısı için kendisini tebrik ettim. Daha sonra saraya giderek padişahı Almanya’nın kararından haberdar ettim ve Sultan Reşad da gelişmeden son derece memnun oldu. Anlaşmanın kaleme alınması birkaç günümüzü aldı. 31 Temmuz’da hazırlanan metni padişahın onayına sunduk, Almanlar ile imza ve belgelerin teatisi merasimi 1 Ağustos’ta yapılacaktı ama metindeki bazı hatalar yüzünden bu işi ertesi güne erteledik. Müttefik olan Almanya ile Avusturya, aynı günlerde Rusya’ya savaş ilân ettiler. 3 ve 4 Ağustos’ta İngiliz ve Fransız Büyükelçileri beni ziyaret ederek artık Almanya ile savaş hâlinde bulunduklarını söylediler ve Türkiye’nin tutumunun ne olacağını sordular. Elçilere tarafsız kalacağımızı ifade ettim ve tarafsızlık kararımızdan gayet memnun oldukları cevabını aldım. Ziyaretime bu defa Alman ve Avusturya büyükelçileri geldiler ve Rusya’ya savaş ilân etmemiz talebinde bulundular.

ALMAN GEMİLERİNİN GEÇMESİNE İZİN VERMEK ZORUNDA KALDIK

Elçilere seferberliğe henüz başlamış olduğumuzu, tamamlayamadığımızı, askerî alanda birçok eksiklerimizin bulunduğunu ifade ederek taleplerini yerine getirmemizin imkânsızlığını ifade ettim ve hükümetimin tarafsız kalma konusundaki kararını da hatırlattım. Sonraki günlerde, Alman Büyükelçisi tarafsızlığımızı devam ettirmemiz hâlinde Türkiye’deki Alman askerî heyetini geri çekeceğini, zira vatandaşları savaşırken bu heyetin hiçbirşey yapmadan durmasının kendileri için kabul edilemez olduğunu söyledi. Askerî heyetin Türkiye’den ayrılması halinde bundan üzüntü duyacağımı ama tarafsızlıktan vazgeçmeyeceğimizi ifade ettim. Birkaç gün sonra, Goeben ve Breslau (Yavuz ve Midilli) meselesi ortaya çıktı... 10 Ağustos akşamı Enver Paşa geldi ve Berlin’in İngiliz donanması tarafından takip edilen Goeben ile Breslau isimli iki Alman gemisinin Çanakkale’den geçebilmeleri için izin istediklerini söyledi. Bu sürpriz beni hiddetlendirdi, zira böyle bir gelişme tarafsızlığımızın sona ermesi mânâsına gelebilirdi. Bir oldu bitti karşısında bulunuyordum fakat gemilerin Çanakkale Boğazı’ndan içeriye geçmelerine izin vermek zorunda kaldık.

İNGİLİZ FİLOSU TÜRK GEMİSİNİN YOLUNU KESTİ

O sırada başka bir hadise daha oldu. Alman gemileri, Boğaz’ı geçmelerinden hemen sonra Türkiye’nin Fransa ile savaşta olduğunu zannederek bir Fransız gemisini durdurmuşlardı. Haberi alınca Alman Büyükelçisi’ni davet ettim, bu gibi hareketlerin bir daha tekrarlanmaması gerektiğini söyledim ve Fransız gemisinin yoluna devam etmesini sağladım. İngiliz ve Fransız elçilerinden gelen tepkiler üzerine, Baron Wangenheim’dan tarafları yatıştırabilmek maksadıyla Goeben ve Breslau’ya Osmanlı bayrağı çekilmesi talebinde bulundum. Elçi konuyu Berlin’e sorması gerektiğini söyledi ve dört gün sonra teklifimin kabul edildiğini haber verdi. Protesto için gelen İngiliz ve Fransız elçilerine de gemileri satın aldığımızı bildirdim. 27 Eylül’de beklenmedik bir başka hadise daha yaşadık: Çanakkale’nin dışında demirlemiş olan İngiliz filosu bir Türk gemisinin yolunu kesti. Müttefikler tarafından Türkiye’ye karşı resmen ilân edilmiş bir savaş yoktu fakat bu ülkelerin davranışları artık eskisi gibi dostça değildi. İngiltere ile Fransa, Kırım Savaşı sonrasındaki politikalarını değiştirmiş ve Türkiye’yi Avrupalı bir müttefik gibi görmemeye başlamıştı; Rusya’nın emelleri de artık ortaya çıkmıştı. Türkiye için en büyük tehlikenin Rusya olduğunun farkında idik, üstelik müttefiklerden bizimle ilgili garantiler almaya da muvaffak olamıyorduk. Bağımsızlığımız ve toprak bütünlüğümüz tehlike altında idi! Donanmamız o günlerde Marmara ile Karadeniz’de sık sık tatbikat yapıyordu ama tatbikata ihtiyaçları olmadığı için Alman gemilerine Karadeniz’e çıkma izni vermemiştik.

RUS DONANMASI İSTANBUL BOĞAZI'NA MAYIN DÖKTÜ

İsimleri ‘Yavuz’ ve ‘Midilli’ olarak değiştirilen bu iki gemi Marmara’da idi. Bu talimatımıza rağmen, birgün Yavuz’un Karadeniz’den dönmekte olduğunu gördüm; Enver Paşa’ya böyle bir işe nasıl izin verdiğini sordum, ortada bir yanlışlık olabileceğini ve tekerrür etmeyeceğini söyledi. Birkaç gün sonra, Karadeniz’deki hadise cereyan etti. İlk gelen haberler, Rus donanmasının İstanbul Boğazı’nın birkaç mil ötesine mayın döktüğünün belirlendiği ve Yavuz ile Midilli’nin müdahalede bulunduğu yolunda idi. Rus donanması Almanya’dan gelen gemilerin kumandanı olan Amiral Souchon’un uyarısına kulak vermeyince ateş açılmış, Rus gemilerinin Sivastopol’a kaçmaları üzerine Souchon bunları kovalamış, Sivastopol’u bombalamış ve geri dönmüştü. Bütün bunlardan 30 Ekim’de haberdar olabildik.

İSTİFA ETMEK İSTEDİM

Hükümet üyeleri olup bitenler hakkında herhangi bir bilgileri bulunmadığı konusunda beni ikna etmeye çalıştılar ise de istifaya karar verdim, ancak müttefikler ile aramızda dostça bir çözüm bulabilme ihtimalinden dolayı istifamı geciktirdim. Müttefiklere Karadeniz’deki hadisenin ayrıntılarının belirlenebilmesi için bir soruşturma komisyonu kurulması teklifinde bulumak istiyordum ama mümkün olamadı. Müttefik büyükelçiler 31 Ekim’de İstanbul’u terkettiler, iki gün sonra da Rusya bize savaş ilân etti. Osmanlı İmparatorluğu dünya savaşına işte bu şekilde dahil oldu”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.