Paralel Paranoya Şimdiden Onlarca Kitaba Konu Oldu!

Yaşanan hukuk skandalları, fişlemeler, "Alo Fatih"lerle medya üzerinde kurulan baskı, algı operasyonlarıyla camiaya karşı yürütülen linç ve benzeri pek çok olay son bir yılın rutin gündemi haline geldi. İleride belgesellere, kitaplara, dergilere konu olacak çapta yaşanan olağanüstü kaos hali ise daha şimdiden pek çok yazar tarafından kayıt altına alınarak kitaplaştırıldı. Yaşananların tarihe o kötü kokusunu bırakmadan bir an evvel kayıt altına alınması bu sürecin sonraki yıllarda da çokça konuşulacağının ilk işaretlerini verdi. Gerek hizmet camiasının önemli kanaat önderleri, gerek iktidara muhalif isimler ve gerekse hükumetin yakınındakilerce kaleme alınan onlarca kitap okunmak üzere raflarda yerini aldı. Ali Ünal, Mahmut Akpınar, Çetin Ağaşe, Aytekin Gezici, Mehmet Altan ve Ahmet Dönmez gibi pek çok isim tarafından kaleme alınan eserler bu günü anlamak açısından geleceğe ışık tutuyor.

Ali Ünal “Köprüden Önce Son Çıkış”isimli hacimli kitabında 17 Aralık süreci ile başlayan olağanüstü hal döneminin olaylarını kronolojik olarak ve geçmiş ile bağlantısını kurarak açıklıyor. 17 bölüme ayrılan kitap, kahraman Yargı ve Emniyet mensuplarına ve ailelerine ithaf olunarak başlıyor. Soru cevap şeklinde ilerleyen kitapta 55 sorunun cevabı veriliyor. Son bir yılın fotoğrafı çekilirken 17 ve 25 Aralık operasyonları, Selam Tevhid Örgütü soruşturması, 7 Şubat MİT Olayı, engellenen diğer yolsuzluk olayları, ortaya konan ses kayıtları ve tüm bunları “Paralel”e bağlama çabaları gibi pek çok husus objektif bir şekilde savcılık fezlekeleri ve tape kayıtları ile birlikte ortaya konuyor. Akıcı bir dille okurlarının karşısına çıkan Ünal, son bir yıllık süreçte yaşananları hiçbir olay atlamadan ve birbiri ile mantıksal bağlantılarını kurarak anlatıyor. Kitabın ortalarına doğru ise yaşananlar karşısında susan ulema ve onların üzerinde durdukları sözde İslami argümanlar ile hesaplaşılıyor. İlerleyen bölümlerde Hayrettin Karaman'ın fetvaları, yapılan algı operasyonları, cadı avı ve Hocaefendinin mülaanesinin arka planlarını bulmak mümkün. 17 Aralık sürecini anlamak isteyenlere bir başucu niteliğinde olan kitap, bölümlerin birbirinden bağımsız olarak da okunabilmesine fırsat tanıyor.

Zaman Gazetesi Başbakanlık muhabiri Ahmet Dönmez’inilk kitabı ‘Yüzde On-Adil Düzenden Havuz Düzenine’, Klas yayınlarından çıktı. Kitap, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası ortaya çıkan ‘havuz sistemi’nin ne olduğunu, ilk olarak ne zaman, nasıl ve ne amaçla kurulduğunu, nasıl işlediğini anlatıyor. Dönmez, 17 Aralık’ta ortaya saçılan yolsuzluk ve rüşvet iddialarının yeni olmadığını, aslında 20 yıllık bir mazisi olduğu tezini işliyor. Kitaba göre 17 Aralık bir ilk değil, sadece bir sonuç. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle başlayan İslamcıların para ile imtihanını, içeriden itiraf ve ifşaatlarla birlikte okuyucuya aktarıyor. ‘Adil düzen’i kurma iddiasıyla yola çıkan bir siyasi kadronun, daha sonra nasıl olup da yolsuzluk batağına saplandığını resmediyor. Erdoğan’la birlikte bu kadro içerisinde yer alan isimlerin anlatımları ise kitabın en güçlü taraflarından.Mesleğe 2000 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi muhabiri olarak başlayan Dönmez, kendi tanıklıkları ve arşivleriyle zenginleştirdiği kitapta, yakın döneme ilişkin çarpıcı kulis bilgiler de paylaşıyor. Özellikle Ergenekon, Gezi olayları ve şike operasyonuna ilişkin kamuoyuna ilk kez yansıyan flaş bilgiler dikkat çekiyor.”

Zafer Özcan 'Emir Büyük Yerden:Paraleli Batırın' adlı kitabında, AKP iktidarının Hizmet Hareketine yönelik ekonomik baskılarına  yer veriyor. Özcan, ‘paralel' söylemiyle yürütülen algı operasyonunun pratiğe dökülmeye çalışıldığını,  Bank Asya'yı batırma girişimi karşısında bankaya sahip çıkanların ekonomik krizi önlediğini vurguluyor. Ekonomik baskıların 28 Şubat'tan daha da boğucu halde olduğuna değinen Özcan, 28 Şubat'ın karanlık günlerinde de ‘İrticaya destek veren şirket listeleri' gibi listelerin ve alışveriş yapılmayacak şeklinde fişlemelerin yapıldığına dikkat çekiyor. Bu haliyle, bu dönem de önemli ekonomik aktörler olan TUSKON, TÜSİAD, Bank Asya gibi kuruluşların iktidar ve siyasetle bir imtihana tabi tutulduğu kitapta kendine yer buluyor. Kitapta, banka ve şirket batırmaların binlerce insanın işsizler ordusuna katılması anlamına geldiği yer alırken, 17 Aralık'la başlayan süreçte bunların tümüyle göz ardı edildiği, Kaynak ve Koza İpek Holding'e yapılan baskılar ve medyaya yansıyan haberlerle gözler önüne seriliyor.

Bülent Korucu, "Korku Cumhuriyeti"isimli kitabında 17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının hemen öncesinde yaşanan dershanelerin kapatılma hamlesinden başlayarak Hizmet Hareketi'ne yönelik bitirme operasyonuna evrilen tabloyu gözler önüne seriyor. Korucu'nun Zaman Gazetesi'nde kaleme aldığı yazılardan oluşan kitapta, Hakan Fidan, Efkan Âlâ, 7 Şubat MİT krizi, 17 Aralık Operasyonu, Yeni MİT Kanunu, Hizmet Hareketi'nin misyonu, Cemaati Bitirme Planı gibi farklı konularda yazılar yer alıyor. Sürecin öncesi ve sonrasıyla bir bütün olduğu düşünüldüğünde 17 Aralık'a gelene kadar Türkiye'nin atlattığı badireler gözler önüne seriliyor. Bu anlamda Korucu yazılarıyla, dönemin Başbakanı ve yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘milli irade' ibaresiyle tanımladığı kitleyi korku ile esir edişi ve yürüttüğü psikolojik harbe dikkat çekmeye çalıştığını belirtiyor.  

İdris Gürsoy,‘İstihbarat Yalanları ve İftiralar'kitabında, 17 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan süreci ayrıntılı bir şekilde anlatırken, sürecin yine pek çok hukuksuzluğa sahne olan 28 Şubat ile benzerlikler taşıdığına dikkat çekiyor. Gürsoy, yürütülen algı operasyonlarının önemli bir mihengi olan ‘paralel' söyleminin kapatmaya çalıştığı yolsuzluk iddialarını, fezlekeleri, yasal dinleme kayıtlarını, imar planlarındaki değişiklikleri özellikle gündeme getiriyor.  Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Hizmet Hareketi'ne ve Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'ye yöneltilen yalan ve iftiralara somut verilerle cevap veriliyor. ‘1999 Haziran Fırtınası' başlığıyla yer alan ikinci bölümde İdris Gürsoy, 28 Şubat sürecini hatırlatıyor. Kitabın son bölümünde Şubat soğuklarından geçmiş olan Hocaefendi'nin 1999 yılında bugünkü gibi iftiralarla hedef alındığı, Bediüzzaman Said Nursi'nin de aynı yollardan geçtiği örnekleri ile anlatılıyor. Gürsoy, 28 Şubat sürecinde adeta belleklere öcü mahiyetinde beliren irticanın yeni  versiyonunun paralel söylemi ile oluşturulduğuna dikkat çekiyor.  

Salih Sarıkaya ve Özgür Küçük'ün ortak kaleme aldığı ‘Yalanlar, İftiralar, Çarpıtmalar'isimli kitapta, 17 Aralık sonrası esen sert rüzgârlarla savrulanların siyaset kadar medyada da olduğu ele alınıyor. ‘Havuz medyası' kavramının literatüre girdiği süreçte adeta bir yalan fabrikasına dönüşen gazetelerin manşetlerinin kitapta yer aldığı göz önüne alınırsa, söz konusu kitap gelecekte bugüne bakacaklara bir fener mahiyeti taşıyor. 28 Şubat'takine benzer biçimde sınıfta kalan medyanın hayali haberleri ve yalanları ifşa edilerek, 17 Aralık sonrası Akit, Yeni Şafak, Sabah, Star, Takvim ve Akşam gazetelerinde yayımlanan haberleri belgeleri ve gazete manşetleriyle okuyucunun önüne konuyor. Bu anlamda kitapta montajla oluşturulan yalanlardan hayali röportajlara kadar geniş bir yalan skalasının ifşası yer alıyor. Ciddi bir arşiv taramasının sonucu olan kitap bu yönüyle gelecek neslin araştırmacılarının işini kolaylaştıracak gibi görünüyor.

Dr. Mehmet Altan'ın kaleme aldığı  “PARAlel PARAnoya” kitabı,“Her Şeyi Bunlar Yaptı Bıbıcım” mottosu ile karşımıza çıkıyor. Gelecekte bu günleri yazacak olanlara başvuracakları kaynağın dönemin gazeteleri olması gerektiğini salık verecek şekilde hazırlanmış. Paranoyanın tarifi ile başlayan kitap, bu tarif üzerinden 17 Aralık sürecinin paranoyak ruh hallerini bir bir masaya yatırıyor. Paralel safsatasını geçer akçe kabul edenlerin ganimetten pay elde edebilmek için “çaya çorbaya paralel” mantığı ile hareket ettiklerini ortaya koyuyor. Havuz medyasının 17 Aralık sürecinde attıkları manşetlere bolca  yer verilen kitap, hafızaların tazelenmesine yardım ediyor. Havuz medyasının merkezden alınan emirlerle yalan manşetlere imza attığını ortaya koyan kitapta, “iddia ve gerçekler” şeklinde verilen bölümlerle hizmet camiasına yönelik yapılan iftiraların nasıl anında tekzip yediği anlatılıyor. Paralel paranoyanın geldiği boyutu anlamak açısından önemli bir kaynak olan eserde iftiralara ve saldırılara karşılık hizmet kanadından yapılan itidal çağrılarının örnekleri de sunuluyor.

 

Mahmut Akpınar'ın “Dün İrtica Bugün Paralel”ismiyle çıkan kitabı 17-25 Aralık sürecine dair analizler içeriyor. Erdoğan'ın otoriterleşme sürecinin 17 Aralıktan önce görülmeye başlandığının ipuçlarını veren kitap, demokrasiden uzaklaşma, kirlenme ve otoriterleşmenin Erdoğan'ın hem yol arkadaşları Bülent Arınç ve Abdullah Gül ile hem de ABD,  AB,  Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle ittifakını bozduğunu ortaya koyuyor. Erdoğan'ın başkanlık sistemi için Oslo'da PKK ile antlaşma yaptığını ifade eden Akpınar, camianın yapılan gizli antlaşmalar sonrasında linçe uğratıldığını söylüyor. Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerle çıkılan yoldan tek adamlığa gidişin ipuçlarını sunan Akpınar, mutlak güç tutkusunun en yakınlarındakilerinden başlayarak nasıl herkesi bertaraf etmeye vardığını ortaya koyuyor. Erdoğan'ın herkesten mutlak itaat beklediği için rakip olarak gördüğü herkesi sindirdiği ifade edilen kitapta, Erdoğan'ın kendi cemaatini kurmaya çalıştığı ifade ediliyor. Hizmete yönelik linç kampanyası başlatıldığını dile getiren Akpınar, yapılan algı operasyonunun 28 Şubat'ta bile bu boyutlara varmadığını söylüyor. Erdoğan'ın nefret söylemlerinin toplumu kutuplaştırdığı ifade edilen kitapta, dünün irtica kavramı yerine bugün “paralel ”in konduğu ifade edilerek dünün irticacı avcıları nerede ve ne durumdaysa bugünün paralel avcıları için de benzer akıbet kaçınılmaz olduğunun altı çiziliyor.

 

Dr. Mehmet Altan'ın “Alo Fatih” kitabı, medyanın Recep Tayyip Erdoğan ile imtihanını anlatıyor.  Medyaya müdahalenin örneklerinin sunulduğu kitapta Erdoğan'ın talimatı ile işten atılan isimlerden, yayından kaldırılan programlara kadar baskının pek çok örneğini bulmak mümkün. Habertürk'te Erdoğan'ın talimatıyla Devlet Bahçeli'nin yayın akışını durduran Fatih Saraç'ın kim olduğunun da anlatıldığı kitapta, Fatih Altaylı'nın bu talimatlar yüzünden medyada herkesin utanç içinde olduğunu ifade eden sözleri de geniş yer alıyor. Erdoğan'ın havuz medyasını nasıl kurduğunun  anlatıldığı  kitapta, satış rakamları şişirilen gazetelerden kamu kaynaklarının keyfi dağıtılmasına, hükumetin hangi kanal ve gazetelere kendi adamlarını yerleştirdiğinden havuza para aktaran iş adamlarına hangi ihalelerin verildiğine dair onlarca konuya açıklık getiriliyor.    

 

Dr. Mehmet Altan'ın ‘Uzun Adam'ın En Uzun Günü:17 Aralık' isimli kitabı iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, Türk siyasi tarihinde skandallar ve hukuksuzluklarla anılacak bir dönemin miladı olan 17 Aralık 2013 Salı günü yaşananlar özellikle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açısından ele alınıyor. Altan, 17 Aralık'ın ‘Türkiye'nin Orta Doğu ve Balkanlar'ın dahi en kuvvetli ve kudretli siyasal lideri' olarak lanse edilen Recep Tayyip Erdoğan ile AKP için ‘sonun başlangıcı' olduğunu belirtiyor. Bu açıdan, büyük yolsuzluk ve operasyonlarının yapıldığı Dört Bakan ve Halkbank'ın Genel Müdürü Süleyman Aslan dışında en büyük şoklardan birini Başbakan Erdoğan'ın yaşadığı ortaya çıkıyor. Sabaha karşı gerçekleşen operasyonlar sonrası Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'la arasında geçtiği iddia edilen telefon kayıtları kitapta ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. Başbakan Erdoğan, kendisine ait olduğu öne sürülen ve çoğunluğunu ‘Onu şey yapalım' ve ‘Tamam Babacığım'  ibarelerinin oluşturduğunu kayıtlarda oğlu Bilal Erdoğan'a  evde bulunan paraları ‘sıfırlama' talimatını veriyor.  Birinci bölümün son sayfalarında 17 Aralık sürecinden sonraki günlerde neler yaşandığı kronolojik olarak yer alması tablonun bütünü görmek açısından önem taşıyor. Kitabın ikinci bölümü ise sürecin ortaya çıkardığı kuşkusuz en esrarengiz aktör olan Fuat Avni'nin twitter'da ‘korkma titre' sözüyle attığı twitler başlıklar halinde bir bütün olarak yer alıyor. Önemli olaylardan önce yaptığı uyarılarda yanılmayarak daha da merak uyandıran Fuat Avni hesabının tahmin ve yorumlarının bulunduğu bu bölümde, ‘Başbakan'ın kişilik analizi' gibi dikkat çekici başlıklar var.  

Çetin Agaşe ‘Belgelerle 17 Aralık:Hükümeti Devirme Operasyonu mu?' İsimli kitabında bir kafede otururken yanına gelip özel bir konuyu görüşmek isteyen okuru Şeref Dereci'yle yaptığı röportaj ve önemli belgelerden oluşuyor.  Şeref Derici'yi kitabın merkezine oturtan, 17 Aralık sürecinin kilit isimlerinden Reza Zarrab'ın karıştığı büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna delil niteliğinde yüzlerce sayfalık dosyaların elinde bulunuyor olması. Dereci bu belgeleri Agaşe ile paylaşarak, Reza Zarrab'ı maliyeye ihbarını ve sonrasında yaşadığı süreci ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitapta, 17 Aralık anlatılırken tek bir satırda aynı günün sabahı dört bakana ve Halkbank Genel Müdürü'ne yönelik operasyonlar yer almazken, büyük yolsuzluğun tek sorumlusunun Zarrab olduğu imajı öne çıkıyor. Zarrab'ın Türkiye ve dönemin Başbakanı'nı kandırabildiği sonucunu çıkarmak da mümkün olabiliyor. Dereci'nin elinde bulunan delil niteliğindeki belgeler 13 Ekim 2013 tarihinde Yeni Şafak'ta ‘Türk Vikiliks' manşetiyle çıkıyor. Nihayetinde, Dereci'nin ulaştığı belgelerle aslında Başbakan'ın zarar görmemesini engellemeyi hedeflediği vurgulanıyor. Dereci, bu gayeye yönelik  o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'a 17 Aralık'tan 32 gün önce bir de mektup yazıyor. Agaşe, kitabını paylaştığı bu mektup sayesinde Başbakan'ın 17 Aralık Operasyonu'ndan haberdar olmasına rağmen engellemeye çalışmayıp bizzat ön ayak olduğunu vurgulayarak bitiriyor.   

 

Aytekin Gezici, Fuat Avni:Firavun'un Sarayındaki Musa isimli kitabında 17 Aralık sürecinin ortaya çıkardığı kuşkusuz en gizemli aktör olan Twitter fenomeni Fuat Avni'ye dair kim olduğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çevresinde oluşturduğu paranoya gibi pek çok detay yer alıyor. Gezici, bir klişe hakine gelen ‘Fuat Avni kim?' sorusunun cevabını aradığı birinci bölümde birçok ihtimali sıralıyor. Fuat Avni'nin verdiği operasyon haberlerinin örneklerinin yer aldığı üçüncü bölümde, Soma Faciası, Binali Yıldırım'ın karıştığı İzmir Limanı Yolsuzluğu, Bankasya'ya El Konulması, Ergenekon-Balyoz gibi davaları yürütmüş olan polislere yönelik operasyonlar gibi başlıklar altında her biri skandal niteliğindeki olaylar irdeleniyor. Gezici, kitabında ‘Fuat Avni'yi anlama kılavuzu' ve ‘Fuat Avni mizahı' gibi başlıklarla Fuat Avni'nin kendine has üslubuna dikkat çekiyor. Gezici, sekizinci bölümde 17 Aralık öncesini kronolojik biçimde ele alırken, dokuzuncu bölümde sonrasında yaşananları ayrıntılı ve aynı biçimde ele alıyor. Son iki bölümde ise, 17 Aralık'ın gölgesinde kalmış olan 25 Aralık'ın 17 Aralık'tan kuvvetler ayrılığı prensibinin ihlali açısından daha vahim olduğu yer alıyor. Gezici yargının kendi emrindeki kolluk gücüne emrini uygulatamadığını hatırlatıyor.

 

İsmail Arlı'nın “Beraber Yürüttük  Biz Bu Yıllarda” isimli kitabı, Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı seçildiği 1994 yılından 2014 yılına değin devletin kaynaklarını nasıl kendi hesabına kullandığı anlatılıyor. Erdoğan'ın Belediye Başkanı olduktan sonra adım adım nasıl zenginleştiğinin anlatıldığı kitapta, kamu ihalelilerinin nasıl ve kimlere verildiğine dair önemli bilgiler yer alıyor. AKP ileri gelenlerinin kimlerle, nasıl ticari ilişkilere girdiğinin anlatıldığı kitapta, AKP'nin şirketlerle kurduğu gizli bağlar ortaya konuluyor. AKP dönemindeki özelleştirmelerden sonucu belli olan ihalelere kadar pek çok olay  isim ve tarih verilerek anlatılıyor. Kirli para ilişkilerinin hikâyelerini bu kitapta tüm ayrıntılarıyla bulmak mümkün.

H.Bahadır Türk, "Muktedir" isimli kitabında,Recep Tayyip Erdoğan'nın analitik siyasal portresini çiziyor. Onun bütün konuşmalarını, bütün siyasal deneyimini mercek altına alıyor. "Erdoğan'a Giden Yol" başlığıyla kitaba giriş yapan Türk, Erdoğan portresine geçmeden önce 4 bölüm halinde Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan'a uzun uzadıya yer veriyor. " R.Tayyip Erdoğan'ı Anlamak" bölümünde ise Menderes-Demirel-Özal'la benzerlikleri ve farklarına bakarark Erdoğan kültünün  nasıl inşa edildiği, Erdoğan'ın siyasal hırsı ve arzusu enerjisini nerelerden aldığı,  Milliyetçiliğe-muhafazakârlığa-İslâmcılığa bakışı ve hizmet kavramıyla  millî irade fetişizmi ve kutuplaşma siyasetini asabî-erkek-Kasımpaşalı yüzüyle birlikte derinlemesine ele alıyor.



Kaynak: Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.