Osmanlı'da 'Kahve Molası'

İlk kez 15’inci yüzyılda Etiyopya’da keşfedilen, kokusu ve tadıyla büyülü bir içecek olarak tüm dünyaya yayılan kahve, yolculuk ettiği hemen her ülkeye bir kültür öğesi olarak yerleşti. Osmanlı sarayına 16’ncı yüzyılda gelen kahveyi zamanla halk da tüketmeye başladı. 18’nci yüzyılda Kütahya’da çini ve fincan üreticiliği en parlak dönemini yaşıyordu. Osmanlı'nın günlük yaşamına yayılan kahve kültürü, çinicileri bu ritüele has ürünler vermeye itti ve birbirinden güzel fincanlar Kütahya’daki çini ustalarının ellerinden çıkıp evlere, kahvehanelere dağıldı. Pera Müzesi’nin Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonundan seçilen 105 parçalık sergi, müzede ziyaretçileri karşılıyor. Bunun yanında, Zeynep Ögel ve Ulya Soley tarafından hazırlanan ve sergiyle aynı adı taşıyan “Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni” adlı kitap da satışa sunuldu. Soley seçki ve kitabı anlattı.
 

Parçalar hangi dönemleri içeriyor? 

18'den 20’nci yüzyıla kadar olan dönemi yansıtıyor. Kahvenin Osmanlı’ya gelmesi 16’ncı yüzyıl aslında ama Kütahya atölyelerinin en parlak dönemi, özellikle kulpsuz kahve fincanı üretimi anlamında 18’inci yüzyıla denk geliyor. Hatta Kütahya’da bu iş çok önemsendiği ve orada 300 üzerinde fincancı olduğu için onlarla bir anlaşma imzalanıyor. Sadece fincancılara özel bir toplu sözleşme yapılıyor ve bu Osmanlı’daki ilk toplu sözleşme aynı zamanda. 
 

Seçkideki eserler sarayda kullanılan eşyalar mı yoksa direkt halkın kullandığı eşyalar mı bunlar?

Osmanlı'da önemli üç çini üretim merkezi var. Bunlar İznik, Kütahya ve Çanakkale. İznik’tekiler saray sanatını, kültürünü ve estetiğini yansıtır. Kütahya halka daha yakın ve  biraz daha kaba tekniğin kullanıldığı, İznik çinileri kadar zarif olmayan teknikleri barındırır. Seçkideki eserler de halkın bire bir kullandığı, Kütahya’daki atölyelerde üretilmiş çinilerinden.
 

Bizde oturma kültürünün de etkisiyle kahve hep ritüel gibi ve kahve kültürünü kaybetmiş değiliz. Bu açıdan sergi ve kitaba ilgi nasıl? 

Konu ilgi çekiyor. Çünkü kahve hâlâ kültürümüzün önemli bir parçası; sabah kahvesi, yemek sonrası içilen kahve hayatımızda büyük yer tutuyor. Bu tema insanlar için de keyifli oldu ve dikkat çekiyor.
 

ESKİNİN SOSYAL MEDYASI
 

Kitapta kahvehaneleri “Osmanlının sosyal medyası” olarak nitelendirmişsiniz; bu benzetmeyi açabilir misiniz?

O dönemde kahvehaneler, camilerden sonra sosyalleşilebilen, bir araya gelinebilen ikinci mekân olarak hayatımıza giriyor. Cami, kahvehane ve çarşı-pazar gibi bir üçken söz konusu. Kahvehanelerde politika, gündem, gündelik olaylar tartışılıp değerlendiriliyordu, şimdiy o misyonu sosyal medya devraldı. Yani o dönemin sosyal medyası kahvehanelerdi diyebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.