Osmanlı Balkanlarları zorla mı Müslümanlaştırdı?

Röportaj: Osman Ateşli haber 7

TİKA'nın Balkanlardaki 5 ülkeyi kapsayan ziyareti sonrası TİKA Danışmanı, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tarih Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak ile Osmanlı'nın Balkan stratejisi ile ilgili konuştuk.

Osmanlı'nın Balkanlara yerleşme stratejindeki tarihi dönüm noktalarını aktaran Kızıltoprak, bölgenin Müslümanlaştırılması konusunda zorlama olup olmadığı ile ilgili sorumuza net cevap verdi.

İşte Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak'ın sorularımıza verdiği cevaplar:

Balkanlar'da Osmanlı yayılması nasıl başladı ve ana özellikleri nelerdir?

Orhan Bey zamanında başlayan  Balkan fetihleri Osmanlı kaynaklarında Rumeli  fütuhatı olarak adlandırılır. Rumeli'de yayılma siyaseti Osmanlı Devleti'nin kuruluş felsefesinin temel noktalarından biridir. Osmanlı Devleti cihanşumül bir devlet olarak  Balkanlar'da yerleşip gelişmeye önem verdi. Hatta Devlet-i Aliyye yani yüce devlet olarak kendini adlandıran Osmanlılar öncelikli olarak bir Balkan devleti  olarak doğdu ve gelişti. Osmanlılar, yeni fethedilen yerlerde kalıcı olmaya özen göstererek kısa değil uzun vadeli bir iskan siyaseti izledi.  Devletin ve tebaasının güvenliğini sağlamak amacıyla çok tutarlı bir yerleşim programı uyguladı. Bunun başlıca unsuru yeni yerleşim alanları kurmaktır. Bir başka unsuru da lüzum görülen aşiretleri sürgün kanunuyla Balkanlara yönlendirmektir.

- Bu nasıl oldu?

Bir uç beyliği olarak kurulan Osmanlılar'ın Rumeli'de sağladığı askeri başarılar Türkistan'dan akın akın Anadolu'ya gelen Türkmen aşiretler ve akıncı gaziler nezdinde itibar kazanmasına yol açtı.  Kazanılan  zaferler daha elverişli yaşam koşullarına sahip olmak ve ganimetlerden pay elde etmek anlamına geliyordu.  Bu faktörlerin etkisiyle Anadolu'nun her yerinden savaşçı gaziler Osmanlılar arasına katılıyordu.  Bu Osmanlı askeri saflarına muazzam bir savaşçı akını demekti.  İlk başta fethedilen toprakların cazibesine kapılanlar coğrafi açıdan elde edilen imkanlara sahip olmak gayesindeydiler. Balkanlar, tarım ve hayvancılık imkanları açısından nispeten zengindi. Fakat Yörükler denen göçebe topluluklar, padişahın emriyle nüfusu az yerlerde stratejik ulaşım hatlarını korumak üzere iskana tabi tutuldular. Balkanlar'da Osmanlı sınırları genişlerken, yeni gelen bu topluluklar hem yeni savaşlar ve toprak kazançları için ordunun ihtiyaç duyduğu insan kaynağına katkıda bulunuyordu hem de sınırları korumak için gerekli bir unsur oldular. Böylece, Yörükler Balkanlarda Osmanlı Devleti'nin gelişmesine katkı sağlayan önemli bir topluluk oldular. Onların katkısı  askeri ve idari açıdan olduğu kadar demografik açıdan da Osmanlı yönetimini tahkim ediyordu.

Balkanlar XIV. Yüzyıldan başlayarak Anadolu'dan göçeden Türklerle karşılaşmıştır. XVII. Yüzyıla kadar uzanan bu göçlerin çoğu Türkmen aşiretleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Söz konusu aşiretler yeni kurdukları yerleşim alanlarına Anadolu'da kullandıkları yer adlarını veya aşiret adlarını vermeye başladılar. Bunun yanında Osmanlı devlet adamları, akıncı ve gazilerin adları da sancak ve köy gibi yerleşim yerlerine verildi. Balkanlar'da bugün bile bazı şehir ve kasabaların  bu adlara rastlamak mümkündür.

Bununla birlikte, söz konusu göç eden Türkmen aşiretler, yerleştikleri coğrafyadaki dağlara, tepelere, yaylalara ve ırmaklara da Türkçe isimler vermektedir. Bölgeye Balkanlar adının verilmesi en temel Türkçe isimlendirmedir. Tahrir defterlerinde yer alan bilgiler, Anadolu'nun neresinden, hangi beyliklere mensup Türk oymak, boy ve aşiretlerinin Rumeli'ye göç ettiklerini gösterir. Bu isimlerin hemen hemen hepsi Oğuz boylarına ya da Anadolu'daki yer adlarına ait olup en çok Saruhanlı, Germiyanlı, Tatar ve Yörük adlarını almışlardır.

Naldöken, Tanrıdağı (Karagöz), Ofcabolu, Vize ve Kocacık yörükleri gibi yörük grupları Balkanlar'da zaman içinde iskan edilmişlerdir. Aynı zamanda sürgünlerin de Balkanlar'da bir iskan metodu olarak kullanıldığı görülmektedir.

Yapılan araştırmalara göre, Arnavutluk'taki 335 parça has ve tımar arazisinin yaklaşık üçte birinin ismi Anadolu'da gelen Türk kökenli sipahilere ait olduğu görülmüştür.

Osmanlı belgelerinde geçen  bazı yer adları Türkçe veya Türkçeleşmiş isimlendirmelerdir: Deliorman, Egriboz, Ağrıcan, Ahyolu (Ahiyolu, Ahioğlu), Akçehisar, Alacahisar, Alaeddinovası, Atina, Avlanya, Aydonyat, Aydos, Balkan, Bosna, Bozacık, Buca,  Çatalca, Çepine (Çepini), Çirmen, Devline, Dırama, Dimetoka, Dobruca, Dukakin, Edesa, Elbasan (İlbasan), Eskihisar (EskiZagra), Fener, Filibe, Foça, Gelibolu, Germiyan, Gümülcine, Hasköy, Hersek, Köstendil, İpek, İskenderiye, İslimye, Karadağ, Karapınar, Karınovası (Karinabad), Kavala, Kazanlık, Kırkkilise,  Kırklareli, Kocacık, Malkara, Mastar, Naldöken, Niğbolu, Ofçabolu, Saraybosna (Sarayovası), Semendire, Serez, Silistre, Şumnu, Tekirdag, Tırhala, Tırnova, Tikveş, Tuna, Tuzla, Ürgüp, Üsküp, Vize, Yanbolu, Yanya, Yenişehir.

\"\"

- Bölgenin demografik yapısı ve ekonomik yapısında Türklerin ne gibi rolü oldu?

Balkanlarda Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemi nüfus açısından sistematik olarak incelenirse buradaki Türk grupların varlığının bölgenin demografisine, siyasi idaresine ve ekonomik yapısına çok büyük bir katkıda bulunduğu görülür. Bu bağlamda, Türklerle birlikte yeni şehirler kurulmuş, ticaret, tarım ve zanaatlar gelişmiştir. Kemal Karpat Hoca'nın belirttiği gibi, Osmanlı Devleti'nin Ortadoğu'da ve Balkanlar'da hüküm sürmesiyle modern çağ öncesi esnaf kuruluşları veya loncalar ilk kez ekonomik faaliyetlerin idaresinde belli ölçüde bir rol almıştır. Başlangıçtan itibaren loncalara Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler serbestçe üye olabilmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalardan birisi de Zülküf Oruç beyin doktora tezidir. Bu çalışma yayınlanırsa iyi olur. Balkanlardaki Türk ve Müslüman varlığının kökenleri, tarihsel süreç ve bugünkü durumu bu araştırmayla daha iyi anlaşılıyor.

Bazı batılı tarihçiler ve sosyalbilimciler Balkanlar'daki Osmanlı fethini anlatırken çoğu zaman bir baskı zorlama ve esaret dönemini hikayeleştirirler. Bu konuda ne dersiniz?  

Bu şekilde iddiada bulunanlar çoğunlukla ulusçu, komünist ve Hıristiyan tarih anlayışına sahip kişilerdir. Üzülerek söylemek gerekirse önyargılarını gizleyemeyenlerdir. Balkanların komünist, sosyalist ve Marksistleri de çoğu zaman gizli kalan ulusçuluklarını dışa vurarak  bu kategoriye girerler. Bu tür tarihçilerin değişmeyen temaları: kitlesel katliamlar, sürgünler ve zorla din değiştirme vakalarıdır.

Gerçekten de bu tür vakalar yoktur. Kanıtlanamayan iddialar zorlama yorumlar ve uydurma olaylara dayanır. Osmanlıların Balkanlara yerleşmesi tümüyle Ortodoksların desteğiyle olmuştur. Stavrianos'un da belirttiği gibi, Balkanlara yerleşen Osmanlılar yerli halka karşı  ne kitlesel kıyım ve sürgün ne de zorla Müslümanlaştırma uygulamaları yapmıştır. Osmanlılar Katoliklerle kanlı-bıçaklı olan Ortodokslarla stratejik işbirliği yaparak Balkanlara yayılmıştır. Katoliklerin tahakkümünden kurtulan Ortodoks Balkan halkları Osmanlıların yeni şehirler kurmasına veya mevcut şehirlerde yeni yerleşimler kurmasına karşı olmamış aksine artan ticaret ve güven ortamından memnun olmuştur.

İstanbul Fatih tarafından fethedildiğinde gördüğü yıkım kesinlikle 1204 yılında Katolik Latinlerin 4. Haçlı seferi esnasındaki yıkım ve yağma ile mukayese edilemez.

Osmanlı ile Balkan halklarının ittifakında bir başka nokta da  çözülmekte olan Bizans'ın açtığı anarşik iktidar boşluğudur. Halil İnalcık'ın tespitlerine göre, Osmanlı Devleti Balkanlar'da fethettikleri ülkelerin gayrı-müslim ahalisine adil davranmış ve Katolik baskıya karşı kendi korumasına almıştır. Zımmi hukuk çerçevesinde  cizye ödemeleri koşuluyla Müslüman tebaadan ayrı tutulmayan gayri-müslimler,  Osmanlı ile huzur ve emniyet içinde oldular. Osmanlı'nın hoşgörü politikası, Müslim ve gayrı-müslim bütün tebaayı koruması esas alması, Osmanlı egemenliğinin hızla yayılmasının en önemli sebebidir. Bu siyasetin referansı İslam'ın en temel kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir.  Kur'an ifadesiyle Te'lifu'l-kulüb,  yani kalblere hükmetmek prensibi Osmanlı kaynaklarında isti‘malet politikası olarak ifade edilmiştir.

Balkan Hristiyanlarının İslam dinine girmeleri nasıl söz konusu oldu?

\"\"Balkan halklarının İslam'a girmesini etkileyen bir faktör çeşitli tarikatlarca devletin her yanında temsil edilen İslami sufi hareketleridir. Hıristiyan manastır düzenini andıran biçimde organize olmuş dervişler Balkan halklarının çok yabancısı olmadığı bir yapıdaydı. Bu dervişler yaygın bir biçimde seferberlik halinde Osmanlı ordusuna eşlik ederdi ve yeni fethedilen topraklarda sultan tarafından serbest hareket edebilme hakkı tanınırdı.

Tarikatlar fıkhi anlamda kendilerini sünni olarak ifade etmelerine rağmen, mistik yorumlarıyla pratikte daha geniş bir alandaydılar.  İslami mistisizme olan bağlılıkları ve hoşgörülü tutumlarıyla yerli ve göçmen halkla daha samimi bağ kurmaları mümkün oldu. Tarikatların eklektik, esnek ve pragmatik yaklaşımları  sayesinde zamanla geniş kitleler nezdinde sempati kazandılar. Toplandıkları dergahlar  bazı fakihlerce İslam dışı ritüellerin ve pratiklerin de yaygın olduğu yerlerdi. Bazı tarikatlar azizlere hürmet, kutsal türbeler gibi popüler Hıristiyan inançlarını hakim görüşlerinin içine dahil ettiler.

Osmanlı Devleti'nin askeri alanda gösterdiği yayılma başarısına paralel olarak, tarikat örgütlenmeleri de sivil alanda yayılarak Balkan Hıristiyanları nezdinde Türklerin sempati kazanmasına hatta ihtidalarında önemli roller oynadı. Yeniçeri Ocağı'nda Bektaşiliğin benimsenmesiyle birlikte, askeri yapıya bağlı noktalarla tarikat faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölgeler arasında kuvvetli bir irtibat olduğu söylenebilir.

Balkanlardaki yerel unsurların ihtidaları sürecinde tımarlı sipahilerin de ayrı bir yeri vardır. Bunda Osmanlı toprak sitemi ve askeri yapı arasındaki ilişki etkilidir. Tımar sahibi Hıristiyan sipahiler zamanla Müslümanlaştı. Bu durumun bir açıklaması daha az vergi ödemek ise diğeri de Türklerin Müslüman olarak yönetim başarısına ortak olma amacıdır. XV. yüzyılın sonuna ulaşıldığında Avrupa'daki toprak sahibi sipahilerin bütün üyeleri Müslüman inancını taşıyordu.

Balkan fetihlerinin başlamasından itibaren yerel askeri birlikler Osmanlı ordusunun yardımcı kuvvetleri olarak savaşlara katıldı. Hemen her etnik kökenden gelen yerel Hıristiyan askerler, orduda yer almaktan memnundular. Zira bu durum onlara bazı avantajlar sağlıyordu. Askerlik köylü hayatının sınırlarından ve zımmi  statüden gelen vergilere muhatap olmamak anlamına geliyordu. Zaman içinde bu birimlerdeki Hıristiyan unsurlar Müslüman oldu.

Diğer taraftan Osmanlı yönetimi tarafından XIV. ve XV. yüzyıllarda Anadolu'dan Balkanlara sürgün yoluyla gelen Yörük aşiretleri Ortodoks Hıristiyanların Müslümanlaşmasında bir başka etken oldular.

Balkanların İslamlaşmasında zorlama olmuş mudur?

Balkanlarda İslamlaşma konusunu kısaca özetleyecek olursak, ilk olarak bir takım insani güdülerden söz edebiliriz: mülkiyeti ve sosyal pozisyonu korumak ve vergi avantajları sağlamak gibi. İkinci olarak tarikatların esnek yaklaşımları ve sosyo-kültürel faaliyetlerinin hüsnü kabul görmesidir. Üçüncü olarak, Müslüman hakimiyeti olan bir orduda görev yapmak, askeri ve idari alanda üst makamlarda bulunmak gibi  sebepler sayılabilir. Bu bakımdan Müslümanlaşma teşvik edicidir ama asla zorlamacı değildir. Osmanlıların Balkan Hıristiyanlarını zorla Müslümanlaştırdığına dair hiçbir delil yoktur.

Soru Topluca İslam'a geçme hareketi oldu mu?

Ferdler, aileler ve bazen köyler halinde Ortodoks Hristiyanların  İslam'a girmesi Balkanlar'da hemen her yerde rastlanan bir durumdu. Kitle halinde İslam'a giren üç bölge vardır. Bunlar: Bosna, Arnavutluk ve Bulgaristan. Bosna ve Arnavutluk örneklerinde ihtida hareketleri tartışmasız bir biçimde halkların kendi arzusu ve talebiyle olmuştur. Bulgaristan'da ise durum biraz daha farklıdır. Bu topraklar gerek İstanbul'a yakın olması gerekse yüzyıllar boyunca Ortodoksluk ve Katoliklik arasındaki egemenlik mücadelesine maruz kalması sebebiyle farklı bir konumdaydı.  Balkanlarda dinin politik bir alet olarak kullanılmasına dair uzunca süredir devam eden bir gelenek mevcuttu. Bu yüzden Bulgaristan'daki kaotik durumu ortadan kaldırmak ve eski çekişmeleri sınırlamak amacı öne çıkarak İslamlaşma güçle birlikte teşvik edildi. Bu zorla İslamlaştırma iddiasının çoğunlukla sahipleri Komünist, Marksist ve milliyetçi tarihçilerdir. Bunlar objektif delillere dayanmak yerine önyargılı ve kanıtsız zorlama yaklaşımlar ileri sürerler.

Özellikle Rodop ve Trakya bölgelerinde dikkate değer bir İslamlaşma olmuştur. Ortodoks Bulgarlar buralarda kitleler halinde Müslüman oldu. Bir resmi görüş olarak paylaşılan iddialara göre, XVI. yüzyıl ortalarında Rodop dağlarında yaşayan Bulgarlar zorla Müslümanlaştı. Peki bu nasıl oldu? İddiaya göre, Rodoplular Venedik'le savaşmak üzere sefere giden bir Osmanlı ordusu tarafından şiddet yoluyla İslam'a girdi. Böylece Bulgarca konuşan Müslüman ahali Pomaklar ortaya çıktı. Ancak bu konudaki iddialar hakkında yapılan son araştırmalar söz konusu iddiaları çürütmektedir. Rodop'daki kitlesel İslamlaşmaya dair bütün iddialar objektif delillerden yoksun ve şüphelidir. Hiçbir orijinal belge ya da delile dayanmayan iddialar, tümüyle XIX. yüzyılda üretilmiş sahte belgeleri kaynak olarak göstermektedir. Huphick'e göre, Rodop Pomaklarının İslam dinini  kabul etmeleri, Balkanlarda Osmanlı Devleti'nin zorlayıcı askeri kuvvetiyle değil genel faktörlerin etkisiyle açıklamak mümkündür. Yine Rodoplular aniden değil tedricen ihtida etmiştir.

Arnavutluk ve Bosna'ya gelince, Osmanlı fethinin ilk yıllarında devlet otoritesine mesafeli ve hatta bir karşı pozisyon alsalar da vassal olarak orduda yer aldılar. Zamanla Osmanlı fetihleri genişleyip askeri ve siyasi otorite kurulunca Bosna ve Arnavuluk'taki vassal statüleri de sipahiliğe dönüştü.  Özellikle Arnavutlar arasındaki güçlü kabile bağları sayesinde, kişiler liderlerinin ardından kitlesel olarak Müslüman oldu. Böylece yeni sistem içinde eskiden sahip oldukları pozisyonlarını koruyup genişlettiler. Dağlık bölgelerde yaşayan Arnavutlar kendilerine bıkkınlık veren Katolik ve Ortodoksluk çatışmasından Osmanlı Devleti ile işbirliği sayesinde bir ölçüde uzaklaştılar.

1463 yılında Bosna Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildi. Bundan sonra, Boşnak toprak sahibi aristokratları tedrici olarak İslam dinini kabul etti. Boşnakların topluca Müslümanlaşması ile fetih öncesinde sahip oldukları Bogomil inancı arasında bir yakınlık olduğu iddia edilir. Ancak şunu da ilave etmek gerekir ki, Bosna'nın İslamlaşması yaklaşık 150 yıl sürmüştür.

Bosnakların Müslümanlaşmasını biraz açacak olursak...

\"\"Bosnalılar büyük ölçüde en yaygın biçimde Balkanlarda İslam'a geçen bir topluluktur. Bosnalıların yaşadıkları kentler, kasabalar, köyler kısa sürede Türk ve İslam kültürüyle bütünleşti. Boşnakların yaşadığı kentler askeri açıdan Osmanlı Devleti'nin  stratejik mevkilerine dönüştü. Kültürel açıdan şehirlerin silüeti İslam medeniyetinin nadide manzaralarından biri oldu. Öyle ki, Bosna kentleri İslam toplumunun maddi medeniyetinin adeta silinmeyen mühürleri olan camiler, medreseler, kervansaraylar, tekkeler, çeşmeler, hamamlar ile süslendi. Osmanlı öncesi  Saraybosna ve Mostar küçük birer köyden ibaretken, daha XVI. yüzyılda buralar önemli bir  ekonomik, sosyal ve kültürel merkez oldu.

Saraybosna küçük bir köyken hızla İtalya-Dubrovnik-İstanbul hattında faaliyet gösteren  tüccarların konaklama yeri olarak önemli bir ticari merkez haline geldi. Osmanlı Padişahları da kentin gelişmesini bizzat kontrol ettiler. Hatta zaman zaman burada konaklayarak kentin adına saray isminin eklenmesine yol açtılar. Padişahların konakladıkları bir şehir olarak Bosna ismi Saraybosna olarak anılmaya başladı. Katolik Dubrovnikliler ve Yahudi tüccarlar da kentin sakinleriydi. Onların dışında XVI. Osmanlı kayıtlarında şehrin nüfusu tamamen müslümandır.  Şehrin idaresi Boşnak beylerinin kontrolünde idi. Osmanlı Valileri Saraybosna'nın bu iç düzenine karışmayıp Travnik'te otururlardı.

Sarı Saltuk gibi büyüklerin Balkanlar için önemi nedir?

Türkler İslam'ı kabul ettikten yaklaşık bir asır sonra Anadolu'da yerleşmeye başladı. Yaylak ve kışlak şeklinde sürdürdükleri yaşam tarzı Anadolu'da  şehirlerde yeni bir hayat kurmalarıyla değişmeye başladı. Bu dönüşüm esnasında bozkırda alışık olunan yaşam tarzı, kültürü ve inanç unsurları birden kopmadı. İslam öncesi şamanistlerin doğaüstü güçlere sahip oldukları algısı Anadolu'da devam etti. Baba İshak, Barak Baba, Sarı Saltuk ve diğer Türkmen babaları İslamlaşan Türkmen aşiretleri üzerinde geleneksel şamanların bir şekilde rolünü aldı. Bu durum İslamlaşan kitleler üzerinde eski ve yeni inanışları arasında bir ikilem yaşamadan yaşam tarzlarını ve tedricen değiştirmelerine olanak verdi. Bu yaklaşım Anadolu'nun islamlaşmasına katkı sağlamış olacak ki söz konusu erenler, dedeler ve babalar Balkanların da İslam'a dönüşümü için harekete geçmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin genişleme  siyasetine paralel olarak  Balkanlarda da Sarı Saltuk ve Gülbaba gibi tarikat liderleri halkın gönlünü kazanmaya çalışmışlardır.

Battalnâme, Saltuknâme, Dânişmendnâme gibi dinî içerikli destanlar, genellikle Hıristiyanlığa karşı verilen mücadelelerin anlatıldığı eserler olarak bu değişimi en güzel şekilde ifade ederler.  Din değiştirme motifinin sıkça yer aldığı destanlarda Hıristiyanlıktan Müslümanlığa doğru geçiş anlatılır. Battalnâme'de ve Saltuknâme'de kahramana rüya yoluyla yardımcı olan Hz. Ali, Hızır, Pîrler, Kırklar gibi büyüklere rastlanır. Bunlara izafe edilen olaylar insanlara hep yol gösterici, cesaret verici ve İslam inancını yaşamanın mutluluğa ulaştırıcı yönlerini hatırlatır.

XIV. yüzyılda, Osmanlı fetihlerinden sonra Balkanlarda Türk-İslam kültürü dönemi başlamıştır. Bu kültürün yayılmasında dervişlerin önemli rolleri vardır. Sarı Saltuk Baba gibi önderler çok etkili olmuştur. O yüzden Balkanlarda bugün yaklaşık 10 noktada Sarı Saltuk Baba'nın makamı, mezarı, dergahı vb. Nişaneleri vardır. Aslında Türklerin Balkanlara göçü Osmanlı öncesine dayanır. Anadolu'dan Moğol istilasından kaçarak Balkanlara gelen Selçuklu Türkleri vardır. Bunların önemli bir kısmı ahilerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Ahi ve dervişlerden müteşekkil grubun kısa bir zamanda İslamiyet'e önemli hizmetler yapması çok şaşırtıcıdır. Onların faaliyeti gönüllerin kazanılmasına yöneliktir. Fakihlerce muteber olmayan hatta zaman zaman zındıklıkla suçlanan bu faaliyetler öncü nitelik taşır. Dervişlerin ve ahilerin öncü çalışmaları olmadan Osmanlı yayılması bu kadar hızlı olamazdı. Yine tarikatların Balkanlardaki faaliyetleri kuşatıcı ve esnek olmasaydı, Türk ve İslam varlığı bu kadar kalıcı olmazdı.

 

Kaynak: Haber7

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.