İstanbul’un kara kutusu Yedikule Zindanları

Yedikule, Bizans imparatorlarının savaş sonrası bir zafer alayıyla birlikte ülkeye girdikleri noktaydı. Ayrıca İstanbul’a misafir gelen krallar ve yabancı sarayların mensupları da burada güzel bir şekilde misafir edilebiliyordu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden beş yıl sonra Bizanslıların inşa ettiği hali hazırda bulunan dört burca üç yeni burç daha eklemek suretiyle burada yedi kuleli bir hisar yaptırmıştı. Hisarın bulunduğu semt de daha sonra Yedikule adıyla anılır oldu.

Fetihten sonra burası adeta bir esir kampına dönüşmüş ve ele geçirilen esirlerin bir kısmı burada idam edilmişti. Kuşatma sırasında Sultan Fatih’e karşı muhalif bir duruş sergileyen ve gizlice Rumlarla haberleştiği ileri sürülen vezir Çandarlı Halil Paşa ve oğulları fetihten sadece dokuz gün sonra Yedikule zindanlarının ilk kurbanları arasındaydı. Trabzon Rum İmparatorluğu’nun son hükümdarı David Komnenos ve oğulları da burada bir müddet tutulmuş ve 1463 yılında idam edilmişti. Ünlü İtalyan edebiyatçı Edmondo de Amicis, 1874 yılında geldiği İstanbul’da bu meşhur zindanla ilgili “Bastille Fransa için, Londra Kulesi İngiltere için neyse, Yedikule de Türkler için odur” diyerek hisarın önemine değinmişti.

TÜNELLİ BİR ÖLÜM KUYUSU VARDI

Yedikule Hisarı’nın güney kısmında ‘Kanlı Kuyu’ adında derin bir kuyu bulunmaktaydı. Yer altından açılan bir tünel vasıtasıyla deniz suyuyla dolan kuyu, kesilen başların buraya atılmasıyla şöhret kazanmıştı. Çandarlı’dan sonra zindandaki Kanlı Kuyu’dan nasibini alan diğer iki vezir de Fatih Sultan Mehmet ile ters düşen veziriazam Mahmut Paşa ile III. Murat devrinde saray entrikalarına karışan İbrahim Paşa’ydı. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan beraberinde getirdiği Abbasi Halifesi Mütevekkilin de burada tutulduğu ileri sürülmektedir.

Meşhur Tarihçi Peçevî, Kırım Hanı Mehmet Giray’ın Yedikule zindanlarında hapis yattığını hatta birkaç adamıyla birlikte buradan kaçma girişiminde bulunduğunu yazar.

Yedikule zindanlarının en tanınmış kurbanı kuşkusuz Genç Osman’dır. Sadrazam Davut Paşa’nın emriyle genç sultan burada boğdurulmuştu. Ancak kaderin bir cilvesi olsa gerek Davut Paşa da yıllar sonra yine burada kafası kesilerek idam edilmişti. Bu acımasız zindanların kurbanları arasında; Venedik asilzadesi Stephanus Alberti, Girit fatihi Deli Hüseyin Paşa, Fransız Konsolosu Jean de la Haye, Sarayın baş mimarı Kasım Ağa, Rus elçileri Kont Tolstoy ve Aleksi Oberskov, Halıcızade Mehmet Paşa, burada eceliyle ölen nadir tutuklulardan Eflak Prensi Constantin Brancoveanu ve daha birçok ismi sayabiliriz. Yedikule zindanlarının son tutuklusu ise 1798’de Fransız elçisi Ruffin’di.

Bu meşhur hisar bir dönem Osmanlı hazinelerinin korunduğu mekan olarak da kullanılmıştı. 16’ncı yüzyılın sonlarına doğru saray doktoru olarak görev yapan Dominico, burada 250 askerin hazineyi koruduğunu ancak daha sonra bu hazinenin Topkapı Sarayı’na taşındığını ifade etmiştir. Yedikule’nin bir hapishane olarak kullanılmasına 1831’de son verildikten sonra saraya ait aslanlar buraya nakledilmiş ardından baruthane olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Hisar, 1895 yılında Müzeler Umum Müdürlüğü’ne bağlanmış ve bir süre kazı çalışmaları yapılmıştır. Zamanla hisar içine kurulan mahalleden geriye sadece Fatih döneminde yapılan caminin minaresi ve bir çeşme kalırken, Gayr-ı müslim tutuklular için yapıldığı düşünülen Şapel’den ise iz kalmamıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.