Haldun Dormen: Adamı zorla muhalif yapıyorlar

Türk tiyatrosu baskı ve sansür tartışmalarının alevlendiği bir süreçten geçiyor. Kültür Bakanlığı’nın oynanacak oyunların metin, oyuncu ve figüran listesini ön elemeden geçirme talebi Devlet Tiyatroları’nın başını ağrıtırken; Şehir Tiyatroları Cibali Karakolu gibi yıllara meydan okuyan bir eserden çıkarılan fahişe rolünün akıbetiyle kaynıyor. Tiyatronun geçirdiği süreci konuşmak için, yaşamının 60 yılını sanata adamış, duayen isim Haldun Dormen’le buluştuk.


Sanata adanmış 60 yıllık bir hayat ve bitmeyen bir enerji. Haldun Dormen şu sıralar neler yapıyor?

Tam gaz çalışmaya devam ediyorum. Turnelerim var. İzmir’deki Sahne Tozu’nun sanat danışmanlığını devam ettiriyorum. Onun dışında yeni bir oyun yazıyorum. Vesairelerin Dönüşü ismi. Kültür Bakanlığı bir opera yapmamı istiyor. Aynı şekilde Şehir Tiyatroları’nın da talebi var.

SANSÜRÜN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIM

Sanata ve sanatçıya sansürün gün geçtikçe boyut artırdığı bir dönem geçiriyoruz? Bu sürece bakış açınız nasıl?

Sansürün her türlüsüne inatla karşıyım. Ancak bu dönemin devam edeceğine kesinlikle inanmıyorum.

Devlet Tiyatroları Müsteşar Yardımcısı Sefer Yılmaz’ın “Provalarda ne olup bitiyor” sorusuna yanıt aramak için prova aşamasındaki oyunların CD’ye çekilmesini istemesini nasıl değerlendirirsiniz?

Olacak iş değil! Böyle bir şeyi duymamış olmayı tercih ederdim. 90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu durumu korkunç şaşırtıcı buluyorum. Bugün ben sahneye 200 tane oyun koydum. Bir gün oluyor canım prova yapmak istemiyor. Sanatçının işi hesap kitapla ölçülür mü?


GİDİŞAT KARANLIK  AMA BÖYLE DEVAM ETMEZ

Bakanlık’ın aynı şekilde 2014-2015 repertuvarında, önce sahnelenecek oyunların metnini, sonra oyunlarda görevlendirilecek figüranların listesini istemesi size ne düşündürüyor? Sizce Türk tiyatrosunun gidişatı nasıl ilerliyor?

Evet, gidişat karanlık görünüyor ama bu böyle devam etmeyecek. Tiyatro bugüne kadar çok darbe yedi. Buna rağmen yine de bütün azametiyle  ortaya çıktı. Hiçbir şey yapılamaz. Bunlar boş şeyler.

ASSANIZ DA KESSENiZ DE TiYATRO YENiDEN FIŞKIRIR

Tiyatro her seferinde nasıl küllerinden yeniden doğuyor?

Çaresizce. Bir yaratı meselesi bu ve yaratıya mani olamazsınız. Assanız da yeniden, yeni şeyler fışkıracaktır.

Öyle diyorsunuz ama devlet tiyatrolarında argo kelimeleri bile oyun metinlerinden çıkartıyorlar artık…

Ama özel tiyatrolarda olan bir durum değil ki bu. Sadece devlet ve şehir tiyatrolarında geçerli.

Fark eder mi? Metinde argo olması gerekiyorsa ve kullanılmıyorsa ortaya nasıl bir oyun çıkar sizce?

Sahte bir oyun. Argo olması şart değil ancak dediğiniz gibi metinde argo kullanılmasına karar verilmişse olmak zorundadır. Bu konuda televizyonlar da beni çok rahatsız ediyor. En basit bir küfrü bile kullanamıyorlar. 

Suni bir şey çıkıyor ortaya. Tiyatroyu kendi yollarına sokmaya çalışıyorlar ancak bu imkansız. 

Giremez. Mesela televizyonda sigara yerine çiçekler sarkıyor insanların ağzından. Çok gülüyorum.


BUGÜNE DEK HİÇBiR YETKİLİYE TEKST VERMEDiM

Sizce tiyatronun geleceği de televizyon gibi zapturapt altına alınmak mı?

Tek kelime söylüyorum; tiyatroyu zapturapt altına alamazlar. 2 yıl olur, 3 yıl olur sonra yine fışkırır oyunlar. Biz 1955’ten beri ne devreler yaşadık. Ama hayatımda hiçbir yetkiliye tekst verdiğimi bilmem. Bizim dönemimizde ancak oynadıktan sonra birileri şikayet ederse, savcı teksti isteyebilirdi.

Ama içinden geçtiğimiz süreçte az önce bahsettiğimiz üzere, yetkililer sizleri oyunun ön bilgilerini vermeye mecbur tutuyor? Dormen Tiyatrosu bu döneme denk gelseydi ne yapacaktınız?

Ne yapacaktık? Küfrede küfrede verecektik metinleri.

SANAT BAŞIMIZIN BELASI, ONUNLA NE YAPACAĞIZ DİYORLAR

 

TÜSAK’la birlikte ne değişecek? İktidar bütün tiyatroların özelleştirilmesinde neyi amaçlıyor?

Sanatı özelleştirmedeki amaç bence yok etmek. ‘Başımızın belası, onunla ne yapacağız’ diye düşünüyorlar. Operayı, devlet tiyatrosunu yok ediyorlar. 

Ben çok utanıyorum. Anadolu’ya gittiğimde devlet tiyatrosunun oyunlarını izliyorum. İftihar ediyorum. 30’un üstünde devlet tiyatrosu var. Bu Muhsin Bey’in rüyasıydı ve gerçekleşmişti. Anadolu’nun her köşesinde tiyatro faaliyeti var. Ama şu anki durum üzüntü verici.

ZİHNİ GÖKTAY OYUNUNUN ZEDELENMESİNDEN KORKUYOR

Sansür kavgası Nedim Saban’la Zihni Göktay’ın atışmalarıyla boyut değiştirdi. Bir taraf sansür var derken; öteki taraf kabul etmiyor. Sizce yılların Cibali Karakolu’ndan ‘fahişe’ rolü neden çıkarıldı?

Bilmiyorum. Tabii ki sansür varsa karşıyım ama oyunları yönetmenler zamana uydurup çeşitli değişiklikler yapabilir. Ben de Lüküs Hayat’ı değiştirdim bu şekilde.

Sizce ortada bir sansür varsa Zihni Göktay neden kabullenmiyor ve oyununu sahiplenmiyor?

Oyununu sahiplendiği için sansürü kabul etmiyor. Oyunu severek oynuyor ve oyunun bir şekilde zedelenmesini istemiyor.

SANSÜRE iTiRAZ EDEN iŞSiZ KALACAK

Arkadan yetişen nesil adına sansür  varsa ses mi çıkarmak gerekir, yoksa yıllara meydan okuyan bir oyunu sahiplenmek adına sessiz kalmak mı?

Artık bunlar kişisel şeyler bilemiyorum. İtiraz etse de işi bırakmak zorunda kalacak. Bu işin sonu yok. O itiraz edecek, bu itiraz edecek. Kim oynayacak rolleri sonra?

Bahsettiğiniz şekilde olursa sansürü kabul etmek gerekir. Oysa siz  karşı olduğunuzu söylemiştiniz?

Benim açımdan söylemesi kolay. Şu an herhangi bir işin içinde değilim ki. 

İçinde olsaydınız?

Sansürü mantıklı bulmuyorsam kabul etmem. Fahişe rolü, sırf fahişe olduğu için sansürleniyorsa, bunu kabul etmem tabii ki.

Cibali Karakolu’nda ‘Hep hükümet mi soyacak, biraz da sen soy’ cümlesi, rahatsız olan bir izleyicinin Beyaz Masa’ya şikayeti üzerine kaldırıldı. Bu durumu da bir çeşit mahalle baskısı olarak değerlendirebilir miyiz?

Olabilir. Asıl o cümleyi çıkarttıkları  zaman baskıyı meşrulaştırırlar. Mesela ‘Lüküs Hayat’ta da buna benzer bir cümle vardı. Çıkartmaya çalıştılar ama çıkmadı. 

‘Eskiye göre daha sofistike tiyatro seyircisi var’ diye bir açıklamanız var. Tiyatro seyircisinin azlığı daima tartışma konusu oldu. Sizce genelleme yaparsak tiyatrolar salonları neden dolduramıyor?

Genelleme yaparsak alternatif tiyatroları da saymak lazım. Onlar tıklım tıklım dolduruyor.

Ama alternatif tiyatrolar ana akımın 1 gecede ulaştığı seyirci sayısına ancak 1 haftada ulaşabilir.

Öyle ama seyirci azalsın ya da azalmasın, alternatif projeler sayesinde Türk tiyatrosunun kan kazandığı ortada. Yepyeni yazarlar, oyuncular, yönetmenler çıkıyor. Devlet tiyatrosunun silkelenmesi lazım. Şehir Tiyatrosu Erhan Yazıcıoğlu’yla bunu başardı zaten. 


İNSANI ZORLA MUHALİF YAPIYORLAR

Daha önce Gezi olaylarına ve Barış Atay’a verdiğiniz destekle öne çıkmıştınız. Kendinizi muhalif kimlikli bir sanatçı olarak tanımlar mısınız?

Aslında ben hiç muhalif bir insan değilim. Çok daha uyumlu bir insan olmaya çalışıyorum. Ama bunlara karşı muhalif olmamanın imkanı yok. Zorla insanı muhalif yapıyorlar. Mesela benim Gezi olaylarında ne işim vardı? Ama mecburen gidiyorsun.

BAŞBAKAN ‘HAKLISINIZ’ DESEYDİ, GEZİ ÇÖZÜLÜRDÜ

Neden mecburen?

Çünkü saçmalıyorlar. Orada Başbakan kalkıp iki laf etseydi. Kusura bakmayın, haklısınız deseydi hiç sorun olmayacaktı?

GAZ SIKAN HÜKÜMETE MUHALİF OLUNUR

Peki sizin için bardağı taşıran damla neydi?

Ben ilk günden beri protestoların içinde oldum. Mesele tabii ki sadece ağaç kesilme olayı değil. Ama adım adım oraya gitti. Gençlerin istedikleri birtakım şeyler vardı. Hayır diyorlar. Olmaz diyorlar ama bir sebep göstermiyorlar. Gaz sıkıyorlar. Bu durumda normal bir insanın muhalif olmaması mümkün değil.

Şu anki hükümetin sanatçıları sevmediğini düşünüyor musunuz?

Öyle bir şey söyleyemem ama bazı tavır ve tarza sahip sanatçıları sevmedikleri ortada. 

Yani kendilerine karşı olan sanatçıları?

Evet.

ÇOK KONUŞURSANIZ KOMPLE SUSTURURLAR

Duayen bir sanatçı olarak böyle bir süreçte üzerinize düşeni yeterince yaptığınıza inanıyor musunuz? Yoksa kendinizi eleştirdiğiniz, vicdan muhasebenizi yaptığınız oldu mu?

Ben elimden geldiği kadarını yaptım. Halk TV’de çıktım. Orada da konuştum. Gezi’ye de gittim. Ama ben hiçbir şeyi abartmayı sevmiyorum. Çünkü abartınca tamamen susturuyorlar, hiç konuşamıyorsunuz. Oysa ben yine oyunlarımı sahneye koydum. Bütün işlerimi yaptım. Devamlı konuşmaktan iyidir. Bazıları o kadar abartıyor ki iş gerçekliğini kaybediyor. Anlatabiliyor muyum?

Abartıyorlar diye adlandırdığınız kesim çok kızmış olamaz mı? Belki de kendilerini çaresiz hissettikleri için bu kadar tepki verdiler?

Çok kızmak yerine ‘Nasıl düzeltiriz’ diye düşünmeleri lazım gelirdi.

Peki, nasıl düzeltirler?

Umudu yitirmeyerek. Çünkü umudu yitirince bitiyor her şey. Nasıl yapabilirim, hangi yöntemleri kullanabilirim diye düşünmeleri lazım.

BOYUN EĞMEYEN HİÇ İŞ YAPAMAZ

Genco Erkal’ın birçok tiyatrocunun sansüre sesini çıkarmadığı yönünde bir açıklaması var. Tiyatro tek tek avlanmayı içine sindirmiş bir topluluk olabilir mi?

Aslında onlar benim az önce söylediklerimi yapıyorlar. Aradan geçip kendi projelerini ortaya koyuyorlar. Öteki türlü ne yapabilirler ki? Tiyatroyu kapatmak zorunda kalacaklar. 

Dediğiniz gibi düşünürsek fahişe rolünün olmadığı bir Cibali Karakolu oynamak daha zor değil mi?

Amma zor sorular soruyorsun sen de! Ben alışkın değilim böyle sorulara.

HER ROLÜ OYNAMANIN YOLUNU BULMALILAR

Görüşlerinizi öğrenmek istiyorum sadece. 

Ama öteki türlü de hiçbir şey oynamayacaksınız. Oynadığın oyunda en azından bir ümit var. Fahişeyi kullanmazsın ama kullanacak yollar bulmaya çalışırsınız. Bunu hiç yapmazsanız ne olacak. Pat diye kapattılar tiyatronuzu, her şey bitti. Ne olacak?

DAHA BETERİNİ GÖRMEDİM AMA YAKININI GÖRDÜM

İktidarın sanat üzerinde bu kadar baskı kurduğu başka bir dönem oldu mu? Bundan daha kötüsünü gördünüz mü?

Daha beterini görmedim ama buna yakınını gördüm.

Hangi dönemdi o?

Menderes devri diyebilirim. Bu yüzden benim hiçbir zaman ümitsizliğim olmadı. Bir sürü kötü devirler geçirdik.

SİYASETÇİLER MEHMET ALİ’Yİ HEDEF GÖSTERDİ
 
Mehmet Ali Alabora’yla ailece görüştüğünüzü biliyoruz. Türkiye’ye dönecek mi?

Dönecek. Ama o kadar çok ölüm tehdidi aldı ki tam bir Vur Abalı’ya durumu oldu.

Aldığı tehditleri bireysel olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Hayır  ama bazı önemli devlet adamları tarafından hedef gösterilince o görüşü benimseyen sıradan kişiler tarafından tehdit almaya başladı. 

Bizzat ismi geçirildi çünkü. Bu kadar cahil cühelanın içinde sokaktan geçen adam ‘Ben vatan millet uğruna bu adamı öldürürüm’ diyebilir

SEÇİCİ KURUL SEVMEDİĞİ TİYATROYA ÖDENEK VERMİYOR

Ödenek konusuna gelecek olursak... Kültür Bakanlığı Ali Poyrazoğlu gibi duayen tiyatrocuların ödeneğini kesme yolunda ilerlerken daha genç tiyatrolara teşvik amaçlı ödenek vermeyi tercih ediyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Bence çok yanlış bir tutum. Çünkü sırf para almak için birkaç kişi bir araya gelip tiyatro kurmaya çalışıyorlar. Bir sene sonra ödeneği alıp, sahneyi kapatıyorlar. Bence üç yıldan evvel, kendini kanıtlamamış bir tiyatroya ödenek verilmesi yanlış. Öbürleri bir iş yapıyorlar, onlara para vermek lazım. 

Sizce devlet ödenek vereceği kurumları belirlerken gerçekten tiyatronun eski ya da yeniliğine mi bakıyor, yoksa tiyatro sahiplerinin siyasi duruş ve profillerine mi?

Seçici kurulun bazı kaprisleri de dahil olmak üzere her türlü şey orada geçerli. Örneğin, kurul üyesi o tiyatro sahibini şahsi olarak sevmiyorsa ‘Benim oyunumu oynamamıştı bunlar’ diyor ve vermiyor ödeneği. Bu var olan bir şey. Şahsi meselesini de katıyor işin içine. İsim vermeyeyim ama bu kanıtlanmış bir durum. Ben bundan çok rahatsızdım. Bu yüzden Dormen Tiyatrosu kapandı diye mutluyum.


GEZİ’DEKİ TAVRIM YÜZÜNDEN ÖDENEK ALAMAZDIM

Dormen Tiyatrosu kapanmasaydı ödenek alır mıydı?

Almazdım herhalde. Özellikle Gezi olaylarına karıştıktan sonra ödenek alacağımı sanmıyorum.

Tiyatronun devletten ödenek alması gerçekten gerekli bir durum mu? Bu sistem Batı’da nasıl işliyor?

Aslında sistemin devlet ödeneğinden çok sponsora çevrilmesi gerekiyor. Sponsor olursa müzikal bile yapılır. Benim bildiğim birçok müzikal sponsor sıkıntısından dolayı yapılamıyor.

Röportaj: Dilara TAHMAZ/ Fotoğraflar: Ozan AKGÜN - BUGÜN GAZETESİ
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.