Edebiyatta Mektup

 İnsanların birbirleriyle haberleşmek, duygu ve düşüncelerini paylaşmak için yararlandıkları mektup zaman içinde yazarının bir konu hakkındaki görüşlerini aktaran/tartışan bir edebî tür haline gelir. İlk örneklerine Antik dönemden itibaren rastlanan, Ortaçağ ve Rönesans yıllarında gelişimini sürdüren mektup, Avrupa’da 17. yüzyılda sosyal ve kültürel hayatın merkezi olarak görülen edebî salonlarda yaygınlaşır. 18. yüzyılda farklı bir içerik kazanır ve bir edebî tür olarak gelişimini 19. yüzyılda tamamlar.

Hatıratlar ve güncelere benzer özellikler taşıyan, deneme tarzında da yazılabilen mektuplar sanatçıların şahsiyetlerini, sanat anlayışlarını aydınlatan bilgiler içerirler. Edebiyat ve fikir adamlarının özel mektupları edebiyat tarihini ve sosyal tarihi aydınlatan önemli belgelerdir. Aşk mektubu, arkadaş mektubu, asker mektubu, mahbus mektubu, iş mektubu, tavsiye mektubu, ihbar mektubu, hayran mektubu, okur mektubu, tehdit mektubu, resmî mektup, davet mektubu, açık mektup, veda mektubu gibi farklı türleri olan mektuplar roman ve hikâyelerin kurgularında olayın akışını değiştiren, entrikayı açıklayan bir yardımcı unsur işlevini yüklenirler. Fransız trajedilerindeki “iç monolog”dan bilinç akışı tekniğine geçiş sürecinde iç monologların yerini alan bir anlatım tekniği görevini üstlenirler. Her mektup bir itiraf, kahramanın iç dünyasını yansıtan özel bir metindir âdeta. Kadın yazarlar tarafından ustalıkla kullanılan mektuplar edebiyat dünyasında kadının “itiraf ve itiraz dili” olarak özel bir önem taşırlar.

Batı edebiyatında mektup

İlk çağlardan itibaren politik, siyasî içerikleri ve özel mektup örnekleriyle en güçlü mektuplara Romalılar’da rastlanır. Cicero’nun sayıları oldukça fazla olan politik, toplumsal içerikli mektupları, Horatius’un toplumla ilgili görüşlerini yansıtan Mektuplar adlı eseri, Ovidius’un sürgünde yazdığı Karadeniz’den Mektuplar’ı edebî ve siyasal açıdan önem taşıyan Seneca’nın mektupları türün ilk gelişmiş örnekleri arasındadır. (Varinlioğlu, 1974: 392-393) Ortaçağda sıkça rastlanan Latince ve Fransızca yazılmış mektupların içerikleri daha çok siyasî ve tarihîdir.

İngiliz edebiyatında Thomas More’un (1478-1535) Londra Kulesi’ndeki tutsaklığı sırasında kızına bir kömür parçasıyla yazdığı mektup bir edebiyatçının kaleminden çıkan ilk özel mektup olarak anılır. 15. yüzyılda üç ailenin (Paston, Cely, Stoner) özel mektupları yazarlarının kültürlü kişilikleri, ayrıntılı gözlem ve değerlendirmeleriyle devrin meselelerine ışık tutan belgelerdir.

18. yüzyılda romantizmin etkilerinin hissedilmeye başlaması, sosyal, felsefî ve edebî yaşamda, sanatın tüm dallarında “ben”in ön plana çıkması mektup türünün gelişmesinde rol oynayan faktörlerdir. Yazarın “ben”ini kendi üslubuyla ifşa ettiği, iç dünyasını paylaştığı bir vesika olma özelliği ile mektup diğer türler arasından sıyrılarak ön plana çıkar.

Hiç eğitim görmeyen ve yoksul bir marangozun oğlu olan Samuel Richardson (1689-1761) İngiliz edebiyatının ünlü mektup yazarlarından birisidir. İngiliz edebiyatının ilk romanları üzerinde önemli bir etkisi olan Pamela (1740-1741) ve Clarissa Harlowe (1747-1748) adlı mektup biçiminde yazdığı romanları (Urgan 2013: 447-448) dünya edebiyatında da mektup-romanlar kategorisinde önemli bir yer tutmaktadır. Lady Montagu (1689-1762) Türkiye Mektupları (Turkish Letters) adlı eserinde 1716-1717 yıllarında İngiltere’deki dostlarına yazdığı mektuplarla Osmanlı hayatını ve İstanbul ile ilgili gözlemlerini anlatır. Batılı okura Türk yaşayışını tanıtan bu mektuplar Avrupa’da geniş yankı uyandırır. 19. yüzyılda William Wordsworth (1770-1850), Samuel Taylor Coleridge (1722-1834), Shelley (1792- 1822), John Keats (1795-1821), Robert Southey gibi romantik yazarlar da devrin sosyal yaşamını ve duygularını anlattıkları mektuplarıyla ünlenirler.

Charles Dickens’ın (1812-1870) mektupları yazarın hayal dünyasının zenginliğini gösterirken, Elizabeth Barret Browning (1806-1861) sağlığının bozuk olması nedeniyle dost ilişkilerini mektuplar aracılığıyla sürdürmektedir. Yazar ve tarihçi Thomas Carlyle (1795-1881) ile eşi Jane Welsh’in (1801-1886) mektupları ise aşk mektuplarının klasikleşmiş örneklerindendir.

20. yüzyılda İngiliz edebiyatının ünlü mektup yazarı D. H. Lawrence’ın (1885-1930), Aldous Huxley tarafından derlenen ve 1932’de yayınlanan mektupları onun yaşam sevincini, öfkesini ve kişiliğini gösteren belgelerdir. George Bernard Shaw (1865-1950), Katherine Mansfield (1888-1923), James Joyce (1882-1941), Aldous Huxley (1894-1963) gibi yazarların mektupları da bu yüzyılın dikkat çeken örnekleridir. (Göktürk 1974: 513-516)

Fransız edebiyatında bir edebî tür olarak mektubun en önemli temsilcisi, kızına yazdığı, günlük meseleler ve hayatla ilgili gözlemlerinden bahsettiği mektuplarıyla Madame de Sévigné olur. 18. yüzyılın mektup ustaları Voltaire ve Diderot’dur. Samimî bir dil ile sosyal, felsefî, politik meseleleri dile getiren, dostları ile fikirlerini paylaşan bu yazarların mektubun bir edebî tür olarak gelişmesinde önemli katkıları vardır. Voltaire’in –sayıları yirmi bini aşan- mektupları 18. yüzyıl Fransa tarihini ve sosyal hayatını aydınlatan vesikalardır. Diderot’nun Sophie Volland’a yazdığı mektuplar onun çağdaşları ile ilişkilerini, karşılaştığı haksızlıkları, günlük olayları, özel hayatını ve zaaflarını anlatırken yüzyılın fikir akımlarını da ortaya koyan belgelerdir.

19. yüzyılda Merimée, Flaubert, Stendhal ve Proust mektuplarıyla Voltaire ve Diderot’yu izlerler. Ünlü eleştirmen Thibaudet, Flaubert’in mektuplarını yazarın eserlerinin arka planını aydınlatan vesikalar olarak değerlendirir. Marcel Proust’un kültürünün izlerini ve özel hayatının sırlarını taşıyan mektupları eserleriyle birlikte okunduğunda yazarın eserlerini aydınlatan bir kaynağa dönüşürler.

Rémy de Gourmont’un Lettres à Amazone’u ; Paul Claudel’in memleketini temsil etmek için gittiği yerlerden yazdığı gözlemlerini, duygularını dile getiren mektupları; André Gide ve Paul Valéry’nin mektupları 20. yüzyılın önemli mektup örnekleridir.

Alain-Fournier ile Jacques Rivière’in mektupları ise I. Dünya Savaşı öncesi fikir ve sanat hayatını anlatan kaynaklar olarak değerlendirilirler. II. Dünya Savaşı sonrasında Bernanos’un İngilizlere Mektuplar, Albert Camus’nün Bir Alman Dosta Mektuplar, Saint-Exupéry’nin Bir Tutsak’a Mektuplar, Cocteau’nun Amerikalılara Mektuplar gibi eserleri tüm insanlığa hitaben yazılmış “açık mektup” örnekleridir. (Tuncel 1974:210-214)

Alman edebiyatında Ortaçağda mektup önceleri din adamları arasındaki yazışmalarda kullanılır. Rahipler manastırlarda Allah’a bile mektup yazıp bağlılıklarını dile getirir, dileklerini bildirirler. Bu mektuplara mistik bir ruh hâkimdir. 16. yüzyılda mektuplar günlük hayatı anlatan, insanların duygularını ifade etmek için kullandıkları bir iletişim aracı haline gelir. 17. yüzyılda Fransız edebiyatının da etkisiyle mektuplarda doğallıktan gittikçe uzaklaşan bir üslup benimsenir.18. yüzyılda tutkuların, ihtirasların ve günlük hayatın meselelerinin dile getirildiği yazılar haline gelirler. Romantizmin de etkisiyle bakışlar dıştan içe çevrilir. Kendini incelemek ve içini dökmek ihtiyacı sanatlı mektupların yazılmasına neden olur.

Lessing, Edebiyat Mektupları’nı; Herder Hümanizm Mektupları’nı yazar. Schiller’in insanın estetik eğitimi üzerine yazdığı mektupları da ünlüdür. Alman edebiyatında Goethe, Schiller, Lessing, Hölderlin, Novalis, Nietzsche, Rilke, Zweig, Hesse, Kafka gibi yazarlar türün en önemli temsilcileridir. Caroline Schlegel ve Bettina von Arnim ise romantikler arasında mektuplarıyla tanınan kadın yazarlardır. (Özgü 1974: 290-301)

Rus edebiyatı mektup yönünden Avrupa edebiyatları kadar zengin değildir. Ancak romantik edebiyatın etkili isimlerinden Puşkin ve Lermontof’un yakın çevrelerine yazdıkları çoğu Fransızca olan mektuplar türün en tanınmış örnekleridir. 1861’de Avrupa dönüşü Yasnaya Polyana’ya yerleşen Tolstoy Rusya’nın çeşitli bölgelerinden kişilerle mektuplaşmaya başlar. Edebî, felsefî ve sosyal içerikleri ile bu mektuplar Tolstoy’un devriyle ilgili eleştirel bakış açısını yansıtan önemli belgelerdir. 19. yüzyılda Rus edebiyatında eleştiri alanında tanınan Belinski’nin çağdaşlarına yazdığı mektuplar eleştiri tarihi; Gorki’nin mektupları ise dönemi eleştiren içerikleriyle sosyal tarih açısından dikkate değer örnekleridir.

Amerikan edebiyatında mektup 18. yüzyılda önem kazanır. Gazetelerin de yaygınlaşmasıyla politik ve sosyal konuların tartışıldığı bir tür haline gelir. Zaman içinde bu mektuplar yerlerini yazarının duygu ve düşüncelerini dile getiren örneklere bırakırlar. Amerika’da siyaset hayatına yeni bakış açıları kazandırmaları nedeniyle ünlü devlet adamlarının mektuplarının yayınlanmasına özel bir önem verilmektedir.

Benjamin Franklin (1706-1790) mektup şeklinde kaleme aldığı yazılarında politik meselelere değinir. Amerikan düşünürü Waldo Emerson’un yazışmaları da yine mektup edebiyatının önemli örnekleri arasındadır. Bir diğer mektup ustası şiir ve öyküleriyle tanıdığımız Edgar Allan Poe’dur. Poe, şiirlerinin üçüncü baskısına “Letter to M. B.” hitabıyla yazdığı mektup şeklinde önsözde hayal gücünün mantıkla denetlenmesine karşı çıkar. Roman üzerindeki görüşlerine ve sanatına ışık tutan mektuplarıyla Henry James, çevresindeki dostlarını ve genç yazarları destekleyen mektuplarıyla Ezra Pound 20. yüzyılın belli başlı mektup ustaları arasındadır.

Avrupa edebiyatlarında değişen sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak bir edebî tür ve anlatım tekniği olarak birbirinden farklı biçimlerde gelişen mektuplar İslâm edebiyatlarında “süslü nesir” örnekleri olarak yer alırlar. İmam Rabbanî, Gazalî, Mevlâna gibi büyük mütefekkirler için mektup bir iletişim vasıtası, duygu ve düşünceleri ileten bir araç olmanın yanı sıra bir eğitim ve terbiye aracıdır.

Türk edebiyatında mektup

II. Mahmud devrinde ilk posta teşkilâtının kurulmasına kadar mektup edebî ve sosyal hayatımızda yaygın değildir. Posta sisteminin gelişmesi ile Abdülmecid devrinde mektuplaşmalar artar, Abdülaziz’in saltanatının ilk yıllarında mektubun pul usulü ile devlet mükellefiyet ve taahhüdü altına girmesiyle yaygınlaşır. (Akün 1972: II)

Türk edebiyatında mektup türü, “belirli kurallara uyularak mektup yazma işi, mektup yazma üslubu, sözü belagate uygun söyleme sanatı” anlamında kullanılan ( Gültekin 2015: 244) “inşa” adı altında anılan düzyazının içinde ele alınır. Münşî adı verilen düzyazı yazan kişilerin yazıları, özel veya resmî mektuplar da içinde olmak üzere “münşeat” adı verilen kitaplarda toplanır. Türk edebiyatı tarihi edebiyatçıların özel mektupları bakımından Batı edebiyatları kadar zengin değildir. Tür, 19. yüzyıldan önce devrin şartları ve edebiyatçılarımız arasında pek rağbet görmemesi nedeniyle zayıf kalır. (Akün 1972: 1-21) Asıl gelişmesi 19. yüzyılın ikinci yarısında olur. Tanzimat’tan sonra sadece bir haberleşme aracı olmaktan çıkan mektup, özel mektuplar, resmî mektuplar, “tartışma ve eleştiri içerikli mektuplar,” “mektup-gezi yazıları” gibi örneklerle gelişir ve romanlarda/öykülerde anlatım tekniği olarak kullanılır.

19. yüzyıl öncesinde Türk edebiyatında mektup

19. yüzyıl öncesinde (Tanzimat öncesinde) mektuplar arıza, kaime, şukka, nâme, uhuvvetnâme, muhabbetnâme, tezkire, varak-pâre, kâğıt gibi değişik isimler altında anılırlar. Yazana, yazılan kişiye ve bu kişinin taşıdığı kimliğe göre bu isimler değişir. Arîza ve şukka daha alt kademedeki bir kimseden daha üst kademeye yazılan mektuplara; uhuvvetnâme, muhabbetnâme kardeşlik ve sevgi duyguları ile bağlı kişilerin birbirlerine yazdıkları mektuplara verilen isimlerdir. Varak-pâre, alçakgönüllülük ifadesi taşır. Kâğıt çok geniş mânâda halk arasında mektup anlamına gelmektedir. Nâme ise aşk mektuplarına denir. Mektupların ortak özelliği, diğer türlerde de olduğu gibi, gelenek ve kurallara bağlılık ve ortak üslup özellikleridir. Mektuba ince nüanslarla birbirlerinden ayrılan bu isimlerin verilmesi devrin ve Türk kültürünün ayrıntıya verdiği önemi göstermesi bakımından önemlidir.

Mektuplar konularına göre gruplara ayrılırlar: arz-ı hal, tebriknâme, tehniyenâme, taziyenâme, cevapnâme, teşekkür, takriz, davetnâme, niyaznâtne, tezkire, müzekkere vb. Bunlardan tehniyenâme ve tebriknâmeler, türlü vesilelerle kutlama; taziyenâme, başsağlığı dileme mektuplarıdır. Takrizler birinin kitabını övmek için yazılan kısa mektuplardır. Mektuplar, tanınmış bir kişiden yine tanınmış bir başka kişiye gönderiliyorsa belli bir kalıba uyularak yazılır. Araştırmacı Orhan Şaik Gökyay, bu devre ait üzerinde fazla durulmamış mektup türleri arasında yer alan asker ve halk mektuplarına dikkati çekerken özellikle bunların tanınmış yazarların mektuplarına benzemediğini, kişilerin bu mektupları tüm içtenlikleri, samimî duyguları ile kaleme aldıklarını belirtir. (Gökyay 1974: 17-23)

Tanzimat öncesinde manzum mektupların sayıları hayli fazladır. Bağdatlı Ruhî’nin zamanının bütün şairlerini ve yaptıkları işleri sıralayan ve onların hâlini hatırını soran tam bir mektup geleneği ile yazılmış 41 beyitlik kasidesi önemli bir örnektir. Tanzimat öncesine ait bu mektup örnekleri bize devirle ilgili toplum hayatı, sosyal meseleler, insan ilişkileri hakkında bilgi veren örneklerdir. Devrin geleneksel, kalıplaşmış üslubunu taşıyan bu mektuplar içeriklerinin yanı sıra üslup ve kültür tarihi açısından da önem taşıyan metinlerdir.

Mesneviler içinde mevzu icabı, 15. yüzyıl şairlerinden Germiyanlı Şeyhî’nin meşhur Husrev ü Şirin’inde Ferhad’ın ölümü üzerine Husrev’in Şirin’e; Meryem’in vefatından dolayı Şirin’in Husrev’e taziye mektupları gibi (Tansel 1964: 77-80) manzum mektuplar yer alır. Mesnevilerde manzum mektuplara yer verme geleneği 15. yüzyıldan sonra da devam eder. Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk’ta olayın kahramanlarına sevgilerini dile getiren mektuplar yazdırır. Keçecizâde İzzet Molla’nın Mihnet-Keşan’ında Türkçe ve Farsça mektuplar bulunur. Bu eserlerde mektup, vakanın anlatılmasında yardımcı unsur görevi yapmaktadır. Tanzimat öncesinde yer yer toplumsal eleştiri nitelikli mektup örneklerine rastlanılmakla beraber mektup, edebî tür olma özelliğini Tanzimat sonrasında kazanır.

Edebiyatımızda mektup türünün ilk örnekleri münşeat mecmualarında görülür. (Gültekin 2015: 98-242) Kâtiplere, ihtiyaç duyanlara yol gösterme gibi pratik bir amaçla hazırlandıklarından makam sahibi kişilere hitaben yazılan tezkere, arz-ı hal ve istida gibi resmî içerikli mektuplardan oluşurlar. Yazarlarının şahsî görüşlerini yansıtan örnekler bakımından zengin değildir ve konu çeşitliliği yoktur. (Akün 1972: III)

Tarih bakımından önemi olmakla birlikte dil ve üslûp açısından bir özellik göstermeyen Mektübât’i Şeyh Aziz Hüdaî, Mektûbât’i Sezâi, Mektûbât’i Niyâzi’i Mısrî gibi eserler sadece mektuplardan oluştuğu için “mektûbât” adı altında toplanırlar. Günümüze kadar ulaşan münşeâtlar arasında büyük edebiyatçılara ait olanların sayısı pek fazla değildir. Nergisî, Kâni gibi asıl ünlerini inşa sahasında yapmış olanların dışında münşeât mecmualarının çoğu edebiyat tarihinde tanınmayan kimselere aittir.

16. yüzyılda Fuzulî’nin evkaftan kendisine bağlanan maaşın bir türlü verilmemesi üzerine Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi’ye yazdığı Şikâyetnâme devrin resmî dairelerinin çalışma tarzını eleştiren, Fuzulî’nin mizah gücünü ortaya koyan bir “mektup-eleştiri” örneğidir.

Batı edebiyatında en belirgin özelliği “uzaktaki bir kimse ile sohbet etmek amacıyla ve konuşur gibi yazılmak” olan mektup, Tanzimat öncesindeki örneklerde yazarlarının çeşitli dil hünerlerini gösterme arzuları nedeniyle bu özelliğinden uzaklaşır. İçerdikleri dil oyunları ile modern edebiyattaki bazı yönelişlerin tarihlerinin ne kadar eskiye dayandığını gösteren bu örnekler üslup araştırmaları açısından önem taşırlar. Ancak bu yıllarda yazarın iç dünyasını aksettiren, görüş ve düşüncelerini yansıtan bir mektup geleneği gelişemez. (Akün 1972: II-VI)

19. yüzyılda bir edebî tür olarak mektup

Türk edebiyatında bir edebî tür olarak mektup 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Batı edebiyatlarının özellikle de Fransız edebiyatının tanınması, yeni kavramlarla karşılaşma ve toplumda yaşanan değişikliklere paralel olarak gelişir. Devrin önemli şahsiyetlerinin İstanbul’dan uzaklaştırılması, çeşitli tartışma ve eleştirilerin mektuplar aracılığıyla sürdürülmesi türün gelişmesinde rol oynayan etkenlerden birisidir. Akif Paşa’nın resmî bir dil ile yazdığı mektuplarının yer aldığı Münşeât-ı Elhac Akif Efendi (1846) ve sürgün yıllarını anlattığı Muharrerât-ı Hususiye-i Akif Paşa (1885) mektup edebiyatının ilk örneklerindendir. Eski münşeat zihniyetinin yerini sade bir mektup tarzına bırakması ilk olarak Şinasi’nin annesine yazdığı mektupta (1851) görülür.

Mektuplar ve edebiyat tartışmaları

19. yüzyılda mektuplar edebiyat tartışmaları ve eleştirel içerikleri ile dikkati çekerler. Muallim Naci ile Şeyh Vasfi arasında Osmanlı şiirinin durumunu ele alan mektupları (12 mektup) içeren Şöyle Böyle (1886); Muallim Naci ile Beşir Fuad’ın birbirlerine yazdıkları, Beşir Fuad’ın Victor Hugo monografisini ele alan mektuplardan oluşan İntikad (1887), Beşir Fuad ile Fazlı Necip’in mektuplaşmalarını içeren Mektubât (1305), Muallim Naci ile Ahmet Midhat Efendi’nin yazışmalarından oluşan Muhâberât ve Muhâverât (1895/1311) gibi eserler edebiyat tartışmalarını konu alan belli başlı mektup örnekleridir.

Muallim Naci’nin Mektuplarım (1886) adlı kitabı bizzat kendisi tarafından derlenen ve yayımlanan bir mektup derlemesi olması bakımından önem taşır. Bu mektupların içeriğine dikkati çeken Ahmet Hamdi Tanpınar Mektuplarım’ın bazı parçalarında yazarın şehir hayatını ön plana çıkardığına, Şehzadebaşı kahveleri için yazdığı bölümlerin “ilk şehir kronikleri” olarak nitelenebileceğini belirtir. Bu denemelerle Ahmet Rasim’e öncülük ettiği tezini savunur. (Tanpınar 2006: 544 )

Ahmet Midhat’ın Corneille’in Le Cid adlı trajedisini özetleyerek tercüme etmesinden sonra Sait Bey ile aralarında başlayan tartışma da mektuplar aracılığıyla devam eder. Bu mektuplar Sait Beyefendi Hazretlerine Cevap (1898) adlı kitapta toplanmıştır. Ahmet Midhat Efendi’nin ironik bir üslupla yazdığı mektuplar “tercüme edebiyatı tarihi” açısından önemlidir. Hall’ül-Ukad (1892),  Schopenhauer’in Hikmet-i Cedidesi (1304), Ahbar-ı Âsara Ta’mim-i Enzâr (1307) isimli eserlerinde de Ahmet Midhat Efendi zevk ve merakla okunmaları için mektup türünden yararlanır. Ali Canip Yöntem’in “sade lisan” ve Türkçülük meselelerini dile getiren mektupları da Millî Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım (1918) adlı eserde yer almaktadır.

Bu örneklerde edebî tartışmalar, mektuplar aracılığıyla sürdürülür. Dikkati uyanık tutarak okuyucunun ilgisini çeken bu yönteme günümüze kadar yazarların eleştirel bakış açılarını yansıtmakta sıklıkla başvurdukları görülür. Edebiyatçı mektupları yazarlarının iç dünyalarını aydınlatmalarının yanı sıra edebiyat tarihini zenginleştiren ve metin çözümlemelerini yönlendiren önemli kaynaklardır.

Mektuplar: Edebî, sosyal, siyasî gözlemler ve izlenimler         

Yazarlar edebiyat, siyaset, toplumsal meseleler hakkındaki görüşlerini, eleştirilerini, sanat anlayışlarını, hayatla ilgili gözlemlerini, seyahat izlenimlerini dile getirirken mektup türünden yararlanırlar. Bu tercihte türün samimî bir ifade aracı olarak değerlendirilmesi ve olayların akışını an be an izleme olanağı tanıma özelliğinin payı vardır kuşkusuz.

Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid edebiyat tarihimizde en çok mektup kaleme almış yazarlarımızdır. Ömer Faruk Akün bu iki yazarın bu kadar çok sayıda mektup yazmış olmasını diğer edebiyatçılarımızdan çok farklı olan hayat tecrübelerine ve uzun gurbet hayatları sürmüş olmalarına bağlar.

Edebî, siyasî, felsefî, mizahî mektupların yanı sıra tâziyet, tebrik ve rica, iş mektupları, resmî mektuplar da yazan Namık Kemal’in mektup yazmaktan özel bir zevk duyduğu oğlu Ali Ekrem tarafından ifade edilir. Türk edebiyatında mektup türünün gelişmesinde, kalıplaşmış yapısından uzaklaşarak samimi bir ifade vasıtası haline gelmesinde Namık Kemal’in önemli bir katkısı vardır. 1867’de kaleme aldığı ve gazetede neşrettiği İstanbul’daki sosyal hayatı anlatan “Ramazan Mektubu” ile mektubu yazılan kişinin okuyacağı bir yazı olmaktan çıkarır, geniş bir okur kitlesine hitap eden bir metin hâline getirir (Akün 1972:V-VI). Namık Kemal’in Fevziye Abdullah Tansel tarafından yayınlanan mektuplarının önemli bir kısmı dönemin edebî hayatının tartışıldığı bir kaynak, fikir ve siyaset tarihi alanında yapılacak araştırmalar için değerli vesikalardır.

Abdülhak Hâmid’in Namık Kemal, Recaizâde Mahmut Ekrem, Sami Paşazade Sezai gibi yazarlara yazdığı mektuplar edebî açıdan önem taşıyan ve şairin eserlerini, duygu dünyasını, sanat anlayışını aydınlatan kaynaklardır. Bulunduğu farklı coğrafyalardaki izlenimlerini ve hayat tecrübelerini Namık Kemal’den farklı olarak daha ağır bir dil ve süslü ifade ile dile getiren Hâmid’in mektupları kültür ve edebiyat tarihimiz açısından önemli belgelerdir.

Servet-i Fünun döneminde yazarların özel mektupları dergi ve mecmuaların sütunlarında kalır. Tevfik Fikret’in, Halid Ziya’nın mektupları (Tercüme Dergisi 1964: 457-464) edebî görüşlerini ihtiva eden, edebî içerikli birer kaynak özelliği taşımaktadırlar. Servet-i Fünunculardan Süleyman Nazif’in mektuplarının bir kısmı yayınlanmıştır. (Gür 1997: 199-232) Zeynep Kerman tarafından yayınlanan (Kerman 1986-1993: 263-288) oğluna öğüt verdiği 1906-1926 yılları arasında yazdığı aile mektuplarında Süleyman Nazif’in edebiyat zevki, yolculuk sıkıntıları, imlâ konusu, vatan duygusu ve babası Sait Paşa’nın kitaplarını Müze-i Hümayun’a hediye ettiğine dair bilgiler yer alır. (Enginün 2006: 145)

Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun 1910-1911 Avrupa seyahati süresince aldığı notlarla birinci ve ikinci eşlerine yazdığı mektuplarda (Özgül:1996) Avrupa’ya, Avrupa sanat hayatına dair ayrıntılı bir gözlem ve kendi biyografisini tamamlayan bilgiler yer almaktadır.

II. Meşrutiyet’ten sonra (1908) yazılan edebî mektup sayısı, Tanzimat dönemine oranla daha azdır. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’in mektupları ancak Cumhuriyet döneminde yayınlanabilir. Ömer Seyfettin’in dilin sadeleşmesi, hikâyelerinin yayınlanması ve meseleleri ile ilgili düşüncelerini içeren mektuplarının birkaçı Ali Canip tarafından hazırlanan Ömer Seyfettin adlı kitapta yer almaktadır. (akt. Demiray 1974: 90). Fevziye Abdullah Tansel tarafından hazırlanan Ziya Gökalp Külliyatı II: Limni ve Malta Mektupları (1965) Ziya Gökalp’in Malta’dan, Limni’den ailesine yazdığı mektupları derleyen ve inceleyen bir eserdir. Gökalp’in izlenimlerini aktaran kısa ve eğitici mektuplar felsefî, sosyal, edebî içerikleriyle dikkati çeker.

Sohbet ve hatıra yazarı olarak tanınan Ahmet Rasim pek çok gazete ve dergide yazdığı yazılarını kitap halinde toplar. Bu yazılarda İstanbul hayatını kendine özgü bir üslup ve ayrıntılı bir gözlemle okurlarıyla paylaşır. Deneme örneği olarak da değerlendirilebilecek bu yazılarda yer yer mektup türünden yararlanması onun “şehir mektupçusu” olarak da anılmasına neden olur. Şehir Mektupları (1912) İstanbul’un çeşitli semtlerini, dil ve kültür özelliklerini tasvir eden zengin içerikli mektupları ihtiva eder. (Enginün 2006: 145-155)

Yazarların gezi izlenimlerini okuyucularına aktardıkları örnekler arasında Ahmet Rasim’in I. Dünya Savaşı sırasında (1916-1917) Romanya’ya gazeteci olarak gittiği dönemin izlenimlerini mektup-günlük arası bir sunuş ve kendine özgü ironik bir üslupla anlattığı Romanya Mektupları (Yakın 1988: 23-24) Falih Rıfkı Atay’ın Londra Konferansı izlenimlerini topladığı Londra Konferansı Mektupları sayılabilir. Yahya Kemal Mektuplar Makaleler adlı kitaptaki mektuplarında Endülüs seyahatini, İspanya hatıralarını (1929-1930) (Beyatlı 1990: 7-23) Roma izlenimlerini ve şiirle ilgili görüşlerini anlatır.

Cahit Sıtkı Tarancı Diyarbakır’dan, Paris’ten ve askerlik yıllarında Burhaniye ve Ilıca’dan arkadaşı Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların yer aldığı Ziya’ya Mektuplar’da (1957) duygularını, şiir anlayışını, devrin şairleri ile ilgili izlenimlerini dile getirir. Kitap, Cumhuriyet döneminde mektup edebiyatı kapsamında yayınlanan en tanınmış örneklerden birisidir.

Yaşar Nabi’nin hazırladığı Dost Mektuplar (Nayır 1972) Reşat Nuri’den Abdülhak Şinasi Hisar’a, Sabahattin Ali ve İlhan Tarus’a, Sabri Esat ve Orhan Veli’ye zengin bir edebiyatçı grubunun mektuplarını ihtiva eder.

Atatürk’ün Özel Mektupları (Borak 1970) Kurtuluş savaşı sırasında, öncesi ve sonrasında bazı devlet adamlarının yazdığı mektuplardan oluşur. Siyasî içeriği ve tarihî tanıklıkları itibariyle önem taşıyan bu mektupların dil devrimi öncesinde yazıldıkları için dilleri ağırdır, sonradan sadeleştirilir. (Demiray 1974: 92)

Türkiye’de anarşinin başladığı, Marksist düşüncenin üniversite gençliği arasında yaygın olduğu günlerde yayınlanan Peyami Safa’nın Kızıl Çocuğa Mektuplar (Safa 1971) adlı eseri mektup türünün kullanıldığı ilginç bir örnektir. Üç mektuptan oluşan bu eserde Peyami Safa alaycı bir ifade ve konuşma üslubu ile gençlere nasihat verir, Marksizm ile ilgili bazı görüşleri tartışır, eleştirir. Eserde mektup bir eğitim vasıtası olarak kullanılmaktadır. (Kefeli 2002:28)

Nazım Hikmet’in Kemal Tahir’e gönderdiği mektuplar Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar adıyla yayınlanır (Ran 2016). Mektuplar şairin hapishane yıllarında duygu ve düşüncelerini dostlarıyla paylaştığı; tarih, edebiyat, sanat, felsefe, ekonomi ve sosyoloji alanlarındaki düşüncelerini aktaran belgelerdir. Memet Fuat, Nazım Hikmet’in kendisine yazdığı mektupları Nazım Hikmet ile Piraye (1978) adlı kitapta toplar. Bu mektuplar, Nazım Hikmet’in iç dünyasını ve hayatından bir kesiti dile getiren orijinal belgelerdir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Antalyalı Genç Kıza Mektup” (Tanpınar 2007: 315-321) adıyla bilinen mektubu, yazıldığı kişiye gönderilip gönderilmediği bilinmeyen edebiyat tarihimizin ünlü mektup örneklerinden birisidir. Yazarının şiir anlayışının ipuçlarını veren bir kaynak, bir manifesto özelliği taşır. Tanpınar’ın Zeynep Kerman tarafından derlenen mektupları (Tanpınar 2007) şair, romancı, hikâyeci, denemeci ve edebiyat eleştirmeni kimliği ile tanıdığımız Tanpınar’ın hayatını, sanat anlayışını ve eserlerini aydınlatan vesikalardır.

Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir) mektupları (Erhat 1976), Behçet Necatigil’in özel mektupları (Necatigil 2000) mektup edebiyatımızın önemli örnekleridir. Cemal Süreya’nın On Üç Günün Mektupları (Süreya 1990) adlı eserinde yer alan mektuplar yazarın eşi Zühal Hanım’ın geçirdiği bir ameliyat sırasında eşinden ayrı kaldığı on üç gün süresince yaşadıklarını, hissettiklerini, eşine duyduğu sevgiyi anlatan ve yazarın duygulu ve vefakâr kişiliğini ortaya koyan, mektup-günce özelliği taşıyan özel bir örnektir. Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire (Behramoğlu, Özel 1995) İsmet Özel’in Ataol Behramoğlu ile mektuplaşmaları gençlik anıları, sanat anlayışları ve birbirleriyle ilgili değerlendirmeleri içerir.

Abdülhak Şinasi Hisar, Ziya Osman Saba, Niyazi Berkes, Yaşar Nabi, Oktay Rifat, Behçet Necatigil gibi edebiyat dünyamızın değerli şahsiyetlerinin 1928-1990 yılları arasında Cevdet Kudret’e yazdıkları mektupları (160 mektup) bir araya getiren Cevdet Kudret’e Mektuplar (Kudret-İnci 1995) sanatçının kişiliğini aydınlatırken edebiyat dünyasının meselelerine de ışık tutar.

1910-1938 yılları arasında yazılmış edebiyatçı mektuplarının yer aldığı İki Gözüm, Aziz kardeşim, Efendim – İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Edebiyatçı Mektupları (Esen :1995 ) başlıklı kitap mektup yazarlarının iç dünyalarını, duygu ve düşüncelerini farklı açılardan okumaya olanak tanıyan bir derlemedir.

Güzin Dino – Abidin Dino Mektupları (2004) Leylim Leylim – Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar (Arif 2013), Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan Yalnız Seni Arıyorum (Nahit Hanım’a Mektuplar) (Kanık 2014), Sabahattin Ali’nin ailesine yazdığı mektupların yer aldığı Canım Aliye, Ruhum Filiz (Ali 2016) gibi örnekler ve her geçen gün gün ışığına çıkarılan yeni edebiyatçı mektupları sanatçıların iç dünyalarının derinliklerine inerek onları daha iyi tanımamızı sağlayan, sanat anlayışlarıyla ilgili önemli ipuçları veren verimli kaynaklardır.

Anlatım tekniği olarak mektuplar ve mektup-romanlar

Roman ve hikâyelerde bir anlatım tekniği olarak yararlanılan mektuplar gizli kalmış duyguları/olayları ifşa eden bir vasıta; kişinin kendi kendisiyle hesaplaştığı bir “iç ben” yolculuğu olarak bilinçaltına en yakın mesafede konumlanan mahrem metinlerdir. Okurda özel bir merak uyandıran mektuplar bir itiraf (mahremiyeti ifşa) aracı olarak bilinçaltından gelen uyarılarla beslenip şekillenerek okurla buluşurlar. Mektuba yakın bir çizgiye yerleşen günlükler de “yazıya geçirildikleri andan itibaren bir başkası tarafından okunmaları muhtemel hale gelen, yazılmış ancak gönderilmemiş mektuplar” olarak değerlendirildiğinde mektup ve günlük birbirini tamamlar bir özellik kazanır. Roman/hikâyelerde bilgilendirmek, kişinin iç dünyasını, bilinçaltını yansıtmak, çoksesliliği sağlayarak bir fikri tartışmak, hatta polemiğe girmek veya eleştiri amacıyla kullanılan bu iki tekniğin en belirgin ortak özelliği bir “itiraf dili” olmalarıdır.

Edebiyat tarihinde mektup-romanlar tek sesten çok sesliliğe yönelerek basitten karmaşığa doğru gelişir. Tek kişinin yazdığı mektuplar üzerine kurulan mektup-romanlar “tek sesli”; farklı kişilerin farklı üsluplarla yazdığı mektuplardan oluşanlar mektup-romanlar “çoksesli” olarak adlandırılırlar (Kefeli 2002: 34-36). Bu örneklerde romancı susar, kahramanları mektuplar aracılığıyla konuşur. Artık anlatıcı ve yazar olmayan romancının elinde bir “mektup oyunu” vardır. Onları istediği gibi sıralar, yerlerini değiştirir. Bulduğu mektupları oldukları gibi yayınladığını söylerken ise yazar sadece bir çevirmendir. Okur, bir “mahrem metin” olarak nitelenen mektuplar aracılığıyla kahramanların iç dünyalarına ulaşır. Postmodern örneklerde yazar bu “mektup oyunu”ndan kahramanlarının duygu dünyalarındaki belirsizliği, karmaşık durumu okura aktarmak amacıyla yararlanır.

Tanzimat’tan sonraki yıllarda Türk edebiyatında roman ve hikâyelerde bir anlatım tekniği olarak mektubun kullanılmasında Batı edebiyatının önemli bir etkisi olur. İlk örneğini Ahmet Midhat Efendi’nin Felsefe-i Zenan (1870) adlı eserinde gördüğümüz bu teknik Emine Semiye Hanım’ın kadınları eğitmek, hayata hazırlamak amacıyla kaleme aldığı Bîkes (1897); Nigâr Hanım’ın Safahat-ı Kalb (1898-1899), Fatma Aliye Hanım’ın Levayih-i Hayat (1899) adlı eserlerinde görülür.

Fatma Âliye Hanım ’ın Levayih-i Hayat (1899) adlı romanı ile Balzac’ın bir mektup-roman olan İki Yeni Gelinin Hatıraları adlı eseri arasındaki paralellik dikkat çekicidir. (Kefeli 1998: 309-315) Kadın kahramanların hayal kırıklıklarını, ümitsizliklerini mektuplar aracılığıyla birbirleriyle paylaştıkları bu romanda -Felsefe- Zenan’da da mektuplar aracılığıyla sağlanan- “polyscopic” bir yaklaşım hâkimdir. Bu yaklaşımla kadının “bastırılmış” duyguları/sorunları farklı kadınların bakış açılarından işlenir. Kadının iç sesini yansıtan, âdeta kadına özgü bir “tiraf dili” olarak kullanılan mektuplar roman kahramanlarının hislerini, duygu ve düşüncelerindeki gelişmeyi/evrimi izleyen, tahlil eden belgelerdir.

Servet-i Fünun döneminde, siyasî koşullar nedeniyle toplumsal meselelerden uzaklaşan, iç dünyalarına ve doğaya yönelen; “sanat için sanat” prensibini benimseyen edebiyatçılar mektuptan kendi “ben”lerini en iyi ifade eden bir vasıta olarak yararlanırlar. Romantik unsurların ağırlıklı olduğu, ayrıntılı tasvir ve tahlillerle aşk, evlilik ve ihanet temalarını işleyen eserlerde –Bafralı Yanko, Safveti Ziya Faik Ali, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Halid Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf vd. yazarların eserlerinde psikolojik içeriği destekleyen bir tekniktir artık mektuplar. (Kefeli 2002: 103-131)

Cumhuriyet döneminde mektup-romanlar Halide Edib Adıvar, Şükûfe Nihal, Halide Nusret Zorlutuna, Güzide Sabri; yakın dönemde ise İnci Aral, Ayşe Kilimci, Ayfer Tunç, Leyla Erbil gibi kadın yazarların kaleminde olgunlaşır.

Halide Edib’in Handan (1912) adlı romanı edebiyatımızdaki en gelişmiş mektup-romanlarından birisidir. Romanda farklı kişiler tarafından yazılan mektupların her biri Handan’ı farklı bir yönüyle tanıtır. Handan’ın yazdığı ama göndermediği mektuplar ise onun kendini tahlil ettiği, iç dünyasını yansıtan metinlerdir. (Kefeli 2002: 69-77)

Reşat Nuri’nin Bir Kadın Düşmanı’nda (1927) olaylar mektuplarla sergilenir ve roman kahramanlarının gerçek yüzleri mektuplar aracılığıyla gösterilir. (Kefeli 2002: 77-81) Yakup Kadri, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner, Oğuz Atay gibi yazarlar anlatım tekniği olarak mektuptan gerçeğin farklı boyutlarını ortaya koyan, insanların görünmeyen yüzünü /iç dünyalarını aydınlatan bir araç ve bir sosyal eleştiri aracı olarak yararlanırlar.

Leyla Erbil Mektup Aşkları’nda (1989) Türkiye’de 1970 sonrasında gençler arasındaki siyasî çatışmaları ele alır. Üniversiteli yedi gencin aşklarını anlatan, aşkı ve hayatı, toplumsal meseleleri sorgulayan mektuplarından oluşur. Mektuplar gençlerin ilişkilerini, iç dünyalarını aydınlatan bir vasıta aynı zamanda özeleştiri aracıdır. Farklı teknik özellikleri ile dikkati çeken eser, kronolojik olarak bakıldığında, Handan’dan sonra edebiyatımızdaki başarılı mektup romanlardandır.

Oya Baydar Kedi Mektupları’nda (1993) 1980’de askeri darbe sonrasında ülkelerinden kaçıp Avrupa ülkelerine sığınan kişilerin Berlin Duvarı’nın yıkılışına, sosyalist sistemin çöküşüne şahit olmaları, umutlarını, hayallerini, inançlarını kaybetmelerini işler. Ülkelerinden uzakta kendilerini yalnız, kimliksiz hisseden bu insanların hüzünleri, kendileri ile hesaplaşmaları ve hayatı sorgulamaları “kedi bakış açısı”ndan kedilerin birbirlerine gönderdikleri “koku mektupları” ile anlatılır. Siyasî bir içeriğe sahip olan bu mektuplarda yazar “kedi bakış açısı”ndan yararlanarak bu hesaplaşmaya mesafeli ve tarafsız bir duruş sergiler. Akıl dışında farklı bir kaynaktan yararlanmayı (sezgisel yaklaşım) ifade eden “koku mektupları” ise özgün ve  nesnel bir öz değerlendirme arayışının işareti olarak görülebilir.

Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken, “Ne Evet Ne Hayır,” “Bir Mektup,” “Babama Mektup” adlı öykülerinde mektup ustaca kullanılmış bir tekniktir. Kahramanlarının iç dünyalarına yönelen, yalnızlıklarını, yabancılaşmalarını “mektupla dilekçe, itirafla itiraz arasında salınan bir ton”la ifade eder. (Parla 2015:189) Eserlerinde farklı anlatım tekniklerini deneyen Ayfer Tunç, Suzan Defter (2003) adlı öyküsünde günlükten yararlanır. Max Frisch ve Freud okumalarının izlerini taşıyan Suzan Defter, iki yalnız insanın kendi kendisiyle hesaplaşmasıdır. Mektup türüyle oluşturulmuş eserleri “metin içinde metin” olarak değerlendiren Murat Gülsoy (Gülsoy 2012: 187) Gölgeler ve Hayaller Şehrinde (2014) adlı romanıyla 2000’li yıllarda ilginç bir mektup-roman örneği verir.

Mektuplar, dünya edebiyatında ve Türk edebiyatında insanın iç dünyasına ışık tutan, yaşan(a)mamışları, söylen(e)memişleri ifade eden, hayatı ve hayatın içindeki insanı, onların iç yolculuklarını anlatan belgeler; sanatı ve sanatçıların iç dünyalarını aydınlatacak ipuçlarını içeren kaynaklardır. Edebiyat dünyasında öykülerle, romanla sık sık yolu kesişen, deneme, gezi yazısı, eleştiri gibi türlerle etkileşim halinde yolculuğuna devam eden mektup, insanın hayallerini, itiraf ve itirazlarını özgürce yansıtan özel bir tür ve özel bir tekniktir.

T24
Anahtar Kelimeler:
EdebiyattaMektup
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.