Bir tereddütün yazarı Peyami Safa

SAMET ALTINTAŞ ZAMAN

Peyami Safa, vefatının üzerinden 52 sene geçse de romanlarındaki kahramanları ile konuşmaya devam ediyor. Ünlü yazarın hayatı, bir dönemin çalkantılarının da özeti gibidir. Beşir Ayvazoğlu, aynı zamanda velut bir şahsiyet olan Peyami Safa ile ilgili, “Tam tespit edilebildiği takdirde, bibliyografyasındaki kitap sayısının 500’e yaklaşacağını sanıyorum; bu, büyük ihtimalle henüz kırılamamış bir rekordur.” diyor.  

“Yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyaların bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile... Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan... Zavallı mürahik... Nüzhet bana yalan söyledi.” diye konuşuyor Peyami Safa, otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda. Türk edebiyatının bu nevi şahsına münhasır kalemini okuyanlar, onun romanlarındaki kafa ağrılarını, yalnızlığı, aşkı, isyanı ve güzel Türkçeyi duyarlar şüphesiz. “Ruhun çizgisi yoktur” diyen yazar, dil hususundaki gayretini ise şu cümle ile özetler: “Kalemi elime aldığım günden beri Türkçenin müdafaası için yazdığım satırları birbirine eklesem İstanbul-Ankara şimendifer hattından daha uzun olur.”

Peyami Safa, 1899’da İstanbul’da doğar. Babası Servet-i Fünûn şairlerinden İsmail Safa, Sivas sürgününde vefat ettiğinde 2 yaşındadır, Yetim-i Safa’dır. Yahya Kemal, yıllar sonra, “İsmail Safa’nın en büyük eseri Peyami Safa’dır.” diyecektir. Erken yaşta yakalandığı kemik hastalığı, babasızlığı kadar yaralar ruhunu. Yazmak, halini kelimelerle anlatmak onun nefes odası olur. İlk romanlarından Mahşer, Şimşek, Fatih-Harbiye ve Biz İnsanlar gibi romanlarında toplumun çıkmazlarını, Doğu-Batı sorunsalını işler.

Nazım’la önce dost sonra düşman

Nazım Hikmet, Cemil Meriç’in deyişiyle ‘bir ideolojinin kanatları altında yükselirken’ Peyami Safa, ona karşı ağır yazılar kaleme alır. Aslında iki dostturlar. Hatta Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu Nazım’a ithaf eder. Dünya görüşleri ve II. Dünya Savaşı’nın safları keskinleştirmesi nedeniyle yolları ayrılır. Yazar, para kazanmak için Server Bedi mahlasını kullanır. Bu saklanmayı şöyle anlatacaktır: “Eğer Server Bedi olmasaydı, Peyami Safa açlıktan ölürdü.”

CHP’nin Bursa milletvekili adayı

Peyami Safa, gazetelerde fıkralar da kaleme alıyordur. Özellikle dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nde Peyami Safa rüzgârı eser. Okuyucularla bugün dahi takdirle karşılanacak bir etkileşim içindedir. CHP’yi iktisadî politikaları dolayısıyla eleştiren yazılar kaleme alır. Millî Şef İsmet İnönü de 1950 seçimlerinde ünlü yazarı Bursa milletvekili adayı gösterir. Ancak Demokrat Parti’nin oy oranı nedeniyle Safa, milletvekili olamaz. Ünlü yazar, eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat’la başlayan, Cumhuriyet’le devam eden gelenek-modernite sorununu sıklıkla işler. Doğu-Batı sorunsalını iki tarafın da zaviyesinden ‘kendince’ anlatan Safa’nın görüşü şudur: “Batı, bizim sandığımız gibi belirli ve değişmez bir gerçek değil, sürekli bir oluş halinde ve eskiyen taraflarını sürekli tasfiye eden canlı bir dünyadır. Batı rüyasından uyanıp kendimize önce şu soruyu sormak zorundayız: Hangi Batı?”

Peyami Safa, çocukluğundan beri hastalıkların pençesi altındadır. Bu hal, ruhunda onulmaz izler bırakır. 1961 senesinde Erzurum’da yedek subay olarak vatanî görevini yapan oğlu Merve Safa’nın ani vefatı yazarı derinden sarsar. Safa, oğlunun ölümüne dayanamaz ve üç ay sonra 15 Haziran 1961’de, 62 yaşında gözlerini hayata yumar.

Onun gibi yazarlar, her okunuşta tıkanmış düşüncenin kanalını yeniden açar

\"\"Ayfer Tunç: Ölümünün 52. yıldönümü vesilesiyle kitaplığımdaki Peyami Safa kitaplarını çıkartıp bir göz attım. En sonuncusunu 1984’te satın almışım. Sayfa kenarları aldığım notlarla dolu. Gençliğimin bu düşünce ve okuma ile dolu hali beni umutlandırdı, orta yaşlılığım da gençliğime layık olmalı, daha çok, daha derinleşerek okumalıyım diye düşündüm. Bir şey daha düşündüm. En son aşağı yukarı on yıl önce okuduğum Peyami Safa’ları tekrar okumalıyım. Çünkü Peyami Safa gibi yazarlar, her okunuşta tıkanmış bir düşüncenin kanalını yeniden açarlar. Peyami Safa’nın romanlarının her biri zihnimde derin izler bırakmıştır. Ama gençlik romantizmiyle olsa gerek, Bir Tereddüdün Romanı’nı ayrı bir yere koydum o zamanlar. Bugünden baktığımda Biz İnsanlar’ın ve özellikle Yalnızız’ın hayatı ve var olmayı önemseyen okurlar için değerli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Didaktizmden kaçtığı eserlerinde gerçek romancıdır

\"\"Baki Asiltürk: Peyami Safa’dan okuduğum ilk roman, “Cingöz Recai” serisinden Esrarlı Köşk idi. Ortaokul ikideydim sanırım. Sonra Kaybolan Adam’ı ve Cingöz Kafeste’yi okudum. Tabii o zaman bunları yazanın Peyami Safa olduğunu bilmiyordum. Kendi imzasıyla kaleme aldığı romanların tamamına yakınını okudum. Ne yalan söyleyeyim, Peyami Safa’yı temsil etme noktasında genel kabul gören Fatih-Harbiye, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Sözde Kızlar, Yalnızız gibi romanlarına pek ısınamadım. Bu romanları “tez”ini fazlaca belli eden, didaktizme kayan, yaratıcılıktan uzak romanlar olarak algılamışımdır. Bundan kurtulduğu yerlerde görünür gerçek romancı. Merak eden okurlara, Peyami Safa’dan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Biz İnsanlar ve Bir Tereddüdün Romanı’nı önerebilirim. Doğrusu, romancı olarak gerçek Peyami Safa’nın da bu üç romanda kendini gösterdiğine inanırım.

Onu hesaba katmadan Türk edebiyat ve düşünce tarihi yazılmaz

Beşir Ayvazoğlu: Peyami Safa’nın, üslupçu bir yazar ve her romanında yeni \"\"bir teknik deneyen bir romancı olarak edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Bakış açısı ve merkez yansıtıcı gibi bazı roman tekniklerinde ilk defa büyük başarıyla uygulamış ve psikolojik tahlillerde yüksek bir seviyeyi yakalamıştır. Türkçeyi en güzel kullanan yazarlardan biri olduğu su götürmez. Peyami Safa’yı hesaba katmadan Türk edebiyatı ve Türk düşünce tarihi yazılamaz. Peyami Safa kadar çok yazmış bir yazarın Avrupa ülkelerinden birinde yahut Amerika’da maddî problem yaşaması düşünülemez. Tam tespit edilebildiği takdirde, Peyami Safa bibliyografyasındaki kitap sayısının beş yüze yaklaşacağını sanıyorum; bu, büyük ihtimalle henüz kırılamamış bir rekordur. 1960’tan sonra bir süre işsiz kalmış, basının büyük bir kesimi üzerine gelirken, genç dostlarının Milli Birlik Komitesi’nin ağır baskılarına rağmen çıkardığı gazete ve dergilerde tutunmaya çalışmıştır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu romanları, Büyük Avrupa Anketi, Türk İnkılabına Bakışlar ve Doğu-Batı Sentezi isimli fikri eserleri, ayrıca fıkralarından seçmeleri ihtiva eden sekiz kitaplık Objektif serisi mutlaka okunmalıdır. Bu eserler okunarak Peyami Safa’nın edebi kimliği, fikir adamlığı ve gazeteciliği hakkında sarih fikir edinmek mümkündür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.