Balkan Savaşları ve Rumeli Türkleri’nin kıyımı

Ekim 1912’de başlayan Balkan Savaşları ve 1 milyon Rumeli Türkü’nün ölüm ve sürgünle yok olması Türk milletinin tabusudur. Başımıza gelen bu felaket, bugünlerde yaşadığımız kargaşa ve iç siyaset hesaplaşmalarına ışık tutabilecek nitelikte olmasına rağmen sessizce geçiştirilmektedir.

102 yıl önce bu hafta Balkan Savaşı patlak vermişti. Savaşın sonunda Osmanlı Devleti Edirne’nin batısındaki bütün Balkan topraklarını kaybetmişti. Bu savaşın neden başladığına dair onlarca sebep sayılabilir ama işin uzmanları her şey reform ile başladı diyor. Çünkü Berlin Antlaşması’nda tıpkı Doğu Anadolu için olduğu gibi “Rumeli eyaletlerinde reform yapılacaktır” deniliyordu. Dolayısıyla ülkenin varlığı ve bütünlüğünü savunan her Türk vatandaşı reform sözcüğünü duyunca şöyle bir duraklayıveriyor. Çünkü reform dış müdahaleleri ve ayrılıkçı hareketleri çağrıştırıyor. Rumeli’de de böyle olmuş, reformların yetersiz olduğu gerekçesiyle başlayan ayaklanmalar dalga dalga her yere yayılmıştı.

O ZAMAN DA REFORM İSTEMEYEN YOKTU

Osmanlı’nın son yüzyılında moda kelime reformdu. Rumeli’deki Osmanlı toplumunun hemen her kesimi reform istiyordu ama özellikle ayrılıkçı “milletlerin” her birinin reform isteği farklıydı. Her şey reform sözcüğünün Berlin Antlaşması’nda telaffuz edilmesi ile başladı. Türkler daha fazla hürriyet ve eşitlik istiyordu. Türk olmayanlar ise reformları Osmanlı devletinden ayrılmanın bir aracı olarak kullanmak için istiyorlardı.

REFORMCULARIN İSTEKLERİNİN TAKİPÇİSİ KONSOLOSLARDI

Rumeli’de reform sürecini Batı ülkeleri ve Balkan devletleri çok yakından takip ediyorlardı ama istedikleri, reformların başarıya ulaşması değildi. Her ülkenin Balkanlar’da farklı emelleri vardı. Yunanistan Megali İdea peşindeydi ve Makedonya’nın tamamına sahip olmak istiyordu. Sırbistan, bütün Slavlar’ı bir bayrak altında toplayıp Yugoslavya’yı kurma peşindeydi. Bulgarlar, daha büyük topraklar istiyordu. Fransa, İngiltere ve Rusya ise Makedonya meselesini bahane ederek bölgede etkili olma peşindeydi.

MAKEDONYA ÜÇE BÖLÜNDÜ

Makedonya, bütün Balkan ülkelerinin istediği topraklardı. Bir araya gelmelerini ve Osmanlı’ya savaş açmalarını engelleyen de buranın paylaşılamaması idi. Nihayet Rusya’nın hakemliği sayesinde bu pürüz de çözüldü. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan gizli bir anlaşma yaparak Makedonya’yı aralarında paylaştı. Bu ülkeler, Karadağ hükümetine de İşkodra’yı verme sözü verince Osmanlı’ya karşı dörtlü Balkan ittifakı tamamlandı.

BEYİN KANAMASI GEÇİREN BİR HSATA: OSMANLI

Balkan devletleri aralarındaki kronik anlaşmazlıkları çözüp birleşirken İstanbul’da iç politik çekişmeler hükümeti adeta kör etmişti. Prof. Dr. Enver Ziya Karal bu durumu Osmanlı Tarihi’nde şöyle açıklıyor: “Balkan ittifakının hazırlıkları sırasında Osmanlı Devleti’nin davranışı, beyin kanaması geçiren bir hastanın hareketlerini andırmaktaydı.” Hükümet, Balkanlar’da aleyhine gelişen olaylardan o kadar habersizdi ki, 29 Temmuz günü, yani Balkan Savaşı’nın başlamasından iki ay önce ihtiyaç yok diye 100 bin askerini terhis etmişti.

KOÇANA BOMBASI DA OSMANLI'YI UYANDIRMADI

Koçana, Üsküp’te küçük bir kaza merkeziydi. 1 Ağustos 1912 günü pazar yerinde bir bomba patladı. 11 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Hükümet sebep olanları yakalamak isteyince direnişle karşılaştı ve olaylar büyüdü. Bu olay, bütün Balkan devletlerine iyi bir bahane oldu. Ölenler arasında Müslümanlar’ın da olmasına rağmen Koçana’da katliam yapıldı diye yaygaraya başladılar. Osmanlı aleyhine atılan savaş naraları bütün Balkanlar’da yankılandı.

VE SAVAŞ BAŞLADI...

Bulgarlar’ın savaşa hazırlandığına dair istihbarata rağmen Osmanlı hükümeti uyanmadı. 8 Ekim günü Karadağ savaş ilan edince artık çok geçti. Çünkü 10 gün içinde diğer müttefik üyeleri de resmen savaş ilan etti. İttihatçılar ve İtilafçılar arasındaki politik savaş, ordunun bu politik çekişmenin içine çekilmesi ve ordu komutasının ruhi zaafı nedeniyle Osmanlı orduları hezimete uğradı. Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlediler. Balkan toprakları tamamen kaybedildi.

EVLAD-I FATİHAN'IN TRAJİK DÖNÜŞÜ

Balkan Savaşı’nın esas kaybedeni ise kuruluş döneminden itibaren Osmanlı’nın Balkanlar’a yerleştirdiği Evlad-ı Fatihan denen Türkler’di. Savaş sırasında Sırp, Bulgar, Arnavut, Yunan ve Ermeni çetelerinin silahsız Türkler’e (o zamanlar Türk ve Müslüman aynı anlama geliyordu) karşı katliamları inanılmaz bir insanlık dramına dönüştü. Çünkü bu çeteler aslında sözde “gönüllü” birlikler altında yine Balkan devletleri tarafından oluşturulmuştu. Amaçları Türkler’i baskı, şiddet, işkence ve katliamlar yoluyla Anadolu’ya dönmeye zorlamaktı.

KURALI OLMAYANA SAVAŞIN MÜLTECİLERİ

Balkan devletleri hesabına Türk köylerini yakan, yağmalayan, katleden çeteler amaçlarına çok büyük oranda ulaştı. Rumeli’de yaşam hakkı tanınmayan 420 bin civarında Türk, akın akın İstanbul’a geldi. Türkler’e yapılan mezalim belgeleriyle ortaya konuldu. Uluslararası Carnegie Komisyonu katliamı belgeleriyle rapor etti. İstanbul Cemiyeti de Müslümanlar’a yapılan katliamları belgeleyerek Fransızca yayınladı. Ancak o dönemde Batı kamuoyu bu belgeleri hiç umursamadı. “Hıristiyanlar, Müslümanlar’dan kurtuluyor” dediler ve unuttular. Daha üzücü olanı bu kıyımlar ve katliamlar ülkemizde de tabu oldu ve hâlâ konuşulmuyor.

KATLİAMLARA HIRİSTİYANLAR DA İSYAN ETTİ

Bilal Şimşir’in yayınladığı belgelerden anlaşıldığına göre Türkler’e yapılan vahşetin boyutları birçok Batılı muhabiri rahatsız etmişti. Berliner Tagblatt gazetesi muhabiri şu satırları yazmıştı: “Balkanlar’da maalesef huzur sağlanamayacaktır. Katliamlar devam etmektedir ve ölen Türkler’in sayısı 240 bine yükselmiştir. Rakamı mübalağa etmiyorum. Bir Bulgar çobanı veya koyun hırsızı bir Sırp öldürülünce müdahale eden Avrupa, şimdi bir defa olsun müdahale etmeyecek mi?”

RUMELİ TÜRKLERİ'NİN HAZİN SONU

Prof. Justin McCarthy’nin Ölüm ve Sürgün adlı eserinde verdiği bilgilere göre Balkan Savaşı’nda katliamlar sonucu ölen Müslüman sayısı 632 bin 408 kişi idi. Göç edenlerle birlikte Balkanlar’daki Müslüman Türk varlığı Balkan Savaşları sırasında bir milyondan fazla azalmıştı.

MEHMET AKİF ERSPOY'UN “HAKKIN SESLERİ” ŞİİRİ

İlahi altı yüz bin Müslüman birden boğazlandı
Yanan can, yırtılan ismet, akan seller bütün kandı!
Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!
Ne bikes hanümanlar işte, yangın verdiler, yandı!
Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı!

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK- BUGÜN GAZETESİ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.