Asla Yenilmeyeceksin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Derin Doğum Hikayesi

Recep Şükrü Apuhan’ın “ ASLA YENİLMEYECEKSİN- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Derin Doğum Hikayesi” adlı eseri, geçen hafta yayınlandı. Eser, Osmanlı’nın 93 Savaşı, Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’yi içine alan son 45 yılını anlatıyor.

Yazarın,  “Tek bir gününü bile unutmaya hakkımız yok.” dediği o 45 yıl, büyük insan ve toprak kayıplarıyla ve yaşattığı çileler bakımından tarihte eşi olmayan göçlerle dolu. 93 Savaşı sırasında, Balkanlar’da 300 bin Müslüman görülmemiş bir vahşetle katledildi. 1 milyon Müslüman da perişan kafileler halinde göç yollarına döküldü. Savaşın sonunda Avrupa topraklarında elde kalan yalnızca Rumeli, yani Selanik, Kosova ve Manastır Vilayetleri idi. Sonrasında Doğu’da Ermeni çeteleri, Rumeli’de Sırp, Rum ve Bulgar çeteleri, Avrupa ve Rusya’nın elinde birer muşta olarak Osmanlı’nın gittikçe sararan yüzüne yıllarca indi durdu ve o yüzü paramparça etti. Osmanlı, 1911’de Libya’yı işgal eden İtalya ile uğraşırken 1912’de Balkan İttifakı saldırıya geçti, Rumeli de elden gitti. Savaş sırasında Balkanlar’ da 400 bin Müslüman yine vahşetle öldürüldü, 450 bin Müslüman Anadolu’ya göç etti. 93 Savaşı’nda olduğu gibi asırların birikimi nice ecdat yadigârı, nice mal mülk korkunç bir talana uğradı.

Balkan Savaşı gazilerinin yaraları kapanmadan 1914’ de 1. Dünya Savaşı başladı. Suriye ve Irak cephelerinde Arap isyancılarla İngilizlerin ateşi arasında kalan Osmanlı kuvvetleri, Kafkas cephesinde de Ermeni isyancılarla Rusların ateşi arasında kaldı. Trabzon- Erzincan hattını içine alan Rus işgali sırasında 1,5 milyon Müslüman batıya doğru aktı. Bunların 700 bini yollarda veya ulaşabildikleri yerlerde açlık ve hastalık yüzünden öldü. Savaştan az önce ve savaş sırasında 500 bin Müslüman da Ermeni çeteleri tarafından katledildi. Savaş boyunca 710 bin asker şehit oldu, 303 bini ağır olmak üzere 763 bin asker yaralandı, 202 bin asker esir düştü. Savaş bittiğinde bazı ailelerde hiç erkek kalmamıştı. On binlerce sahipsiz çocuk ortada dolaşıyordu. Halk ot yiyordu ve Anadolu baştanbaşa hastaydı. 1919’ da Türkler artık Anadolu’ ya çekilmişti. Fakat anlaşılıyordu ki hesaplar tutarsa orada tamamen yok edileceklerdi. İngiliz, Fransız ve İtalyan işgali başladı. Fransa Ermeni çetelerini Çukurova’ya yığdı. Ayrıca Kıbrıs’ ta yalnızca Türklere saldırmak üzere eğitilmiş Ermeni Lejyonu da bölgeye getirildi. Hep birlikte Türklerin üzerine çullandılar. Anadolu’ nun batısı için buldukları katliam aleti de Yunanlılar oldu. Yunanlılar, yerli Rumların da yardımıyla Batı Anadolu’ da 3 milyon insanın yaşadığı 100 bin kilometrekare toprağı işgal etti. Trakya da Yunan işgaline uğradı. Yunan zulmünden kaçıp yollara düşen 1,2 milyon Müslümanın 400 bini sefalet yüzünden hayatını kaybetti. Sözü yine Mudurnulu Koca Ayşe aldı. O, sekiz oğlunu 1. Dünya Savaşı’nda kaybetmişti. Dokuzuncu oğlu Mustafa da Sakarya’da şehit oldu. Mustafa yalnız Koca Ayşe’nin değil, bütün bir milletin kanının son damlasıydı.

Recep Şükrü Apuhan, yukarda özetlenen bu 45 yılın yeni nesillerce yeterince bilinmemesinin Türkiye’nin önünde büyük bir tuzak olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor:” Çünkü bu eksiklik Türkiye üzerindeki sorumluluk duygularını tehlikeli bir şekilde ve giderek daha çok örselemektedir. Öte yanda karanlık bir propaganda, yeni nesilleri, Türklerin her tarihi olayın haksız tarafı olduğuna inandırarak onları düşmanlıklar karşısında savunmasız bırakmaya çalışırken hafızalardaki boşluklardan alabildiğine faydalanıyor. Yok edilmenin eşiğinden döndüğü halde başına gelenleri unutan bir toplum, milli kimliğini hedef alan yalan ve iftiralarla baş edemez, kendisinden şüphe duyar, şaşırır, sersemler ve kendisini bir defa daha yok etmeye çalışan hilelerin emrine girer. Son yıllarda, Ermeni soykırımı iddiaları gibi uluslararası niteliği olan her sorunda toplumun geri adım atmaya hazır hale gelmiş olması çok ürkütücüdür. Gençler arasında gittikçe yayılan “Dağdan gelmişiz, bağdakini kovmuşuz.” türü yorumlar, karanlık propagandaların neler yapabileceğini gösteriyor. Türkiye, ancak Osmanlı’nın son 45 yılını bilebildiği ölçüde güçlüdür. Türkleri önce Anadolu’ da bir sığıntı haline getirmek, sonra onları orada yok etmek isteyen dünkü oyunların çağdaş uyarlamalarını bozabilmek için hızla bilinçlenmeliyiz. Millet olmaktan vazgeçip uluslararası bir şirket olmayı kabullenmekle de düşmanlarımızın elinden kurtulamayacağımızı bilmeliyiz.”

Asla Yenilmeyeceksin,  milli kimliğimize yönelmiş saldırılara karşı; gençleri, çevresini ve bütün kesimleriyle toplumu daha bilgili, daha bilinçli kılmaya çalışan herkes için çok elverişli ve çok önemli bir kaynak. Apuhan’ın ifadesiyle, aynı zamanda eşsiz bir kahramanlık destanı olan o 45 yılın içinde dolaşıp döndükten sonra Türkiye’yi nemli gözlerle defalarca öpüp koklayacak ve artık onu kuşatmaya kalkacak dikenli telleri ellerinizle parçalayacaksınız.

                                         Recep Şükrü Apuhan. Asla Yenilmeyeceksin. Himalaya Yayınları. İst. 2014.

                                          368 sayfa.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.