Ali Suâvî’nin “Türk” İsimli Makalesine Dair Bazı Notlar

Ali Suâvî, Ulûm Gazetesi’nin ilk sayısında (1869) neşrettiği “Türk” isimli makalesinde: “Avrupa’da res (race) meselesi var. Yani bir kavmin kabiliyet ve istidâdına hükmetmek için mensub olduğu şa’ba nazar etmek itikadı vardır.” der1 ve makaleyi kaleme alma sebebini şöyle açıklar:

Bu ehl-i nazardan bazı meşâhîr, Türkleri mesâî-i zihniyeden âri, yalnız bir kaba kahraman gibi mütâlaa ediyorlar. Bu mütâlaanın yanlış olduğunu göstermek isterim2.

Suâvî, Türklerin zihnî mesâîlerini Osmanlılardan önce ve Osmanlılarda olmak üzere iki başlıkta inceler. Osmanlı öncesi dönemi, “şimdilik” kaydını da düşerek Türklerin İslâmiyet’i kabullerinden sonra ortaya koydukları ilmî eserler ile tahdit eder.

Suâvî, Türklerin birinci dereceden ilmî eserler ortaya koyduklarını belirtir. Ona göre “terbiye-i hayvanât ve harf-ı enhar ve maden ve tarih ve kitabet gibi şeyleri” dünyaya Türkler yaymıştır. Muallim-i sânî lakabını kazanmış Farabîbir Türk’tür.Yunanlı Hipokrat’ın sadece tabib, Aristo’nun ise sadece filozof olmasına karşılık hem tabib hem de filozof olabilmeyi aynı anda başarabilmişİbn Sina da bir Türk’tür. İslâm medeniyetine ve ilmine hizmet eden Mâveraü’n-nehir’deki“ulûm-ı akliye ve nakliye ulemâsı” da Buhara’nın ve Semerkand’ın birer Türk memleketi olması hasebiyle Türk’tür.Suâvî, misâl olarak Maturudî ve Buharî’yi gösterir. İlme büyük hizmet eden Harezm ve Horasan âlimlerinin de Fars olmadıklarını, Gazalî, Tusî, Zemahşerî, Taftazanî, Cürcanî gibi âlimlerin Türk olduklarını ispat etmenin güç olduğunu ancak Türk hükümetlerinin idare ve teşviki altında yetiştiklerinin bir hakikât olduğunu ifade eder. İslâm dünyasında ilk medresenin de Türkler tarafından açıldığını hatırlatır3.

Suâvî, Osmanlıların ilme hizmetlerini ise astronomi, edebiyat, felsefe, matematik gibi alanlarda ele alır. Türklerin tercüme faaliyetleri, Osmanlı’da eğitimin ücretsiz olması, İslâm dünyasında medreselerde okutulan kitapların büyük çoğunluğu itibariyle Türkler tarafından kaleme alınmış olması gibi hususlara temas eder.Avrupalıların saatlerce uğraşıp tabakalarca kâğıt kullanmak suretiyle yaptıkları hesapları, Osmanlıların kolayca ve yarım sayfa kâğıtüzerinde yapacak derecede “ilm-i hesab”da ilerledikleri, felsefe bahsinde o sıralarda Avrupa’yı saran Hegel ve Schelling felsefelerinin Türkler tarafından beş-altı asır evvel düşünülmüş olduğu, edebiyat mevzuunda İngilizlerin asırlar içerisinde sadece Shakespeare’içıkarabilmelerine karşılık Türklerin her asırda nice Shakespeareler yetiştirdikleri gibi ilginç şeyler söyler4.

Suâvî, makalenin sonunda bazı neticeler çıkarmayı ihmâl etmez. Öncelikle, yazının da varlık sebebini teşkil eden “Türklerin zihnîmesâîye kabiliyetsiz oldukları” iddiasını reddeder ve verdiği izahattan yola çıkarak Türklerinmesâî-i zihniyelerinin inkâr edilemeyeceğini vurgular. İkinci olarak Türklerin cehalet içinde olmadıklarını beyan eder. Üçüncüsü, Avrupalı tarihçilerin Araplara isnad ettikleri ilim ve fennin Araplara değil ekseriyeti itibariyle Türklere ait olduğuna dikkat çeker5.

Fuat Köprülü, Ali Suâvî’ninbüyük bir âlim ve mütefekkir olmadığını, herhangi bir mütercim ve muktatıf olarak kaldığını, Avrupa’da bulunduğu zamanlar oryantalistlerin eserlerinden biraz istifade ettiğini ve bunları kaynak göstermeksizin kendi araştırmalarının neticeleri gibi takdim ettiğini belirtir. Nitekim Türk isimli makalesinde de L. Davids’in Türk Grameri kitabının eski Türk tarihi ve medeniyetine dair bahislerinden istifade etmiştir6. Ahmet Hamdi Tanpınar, Suâvî’ninDavids’in eserini aktarırken bazı değişiklikler yaptığını da örnekleri ile gösterir7.

Kaynaklar üzerinde tahrif, arzu edilmeyen bir davranıştır ancak Suâvî’nin orijinalliği şahsî kanaatimize göre bu tahrif hâdisenin arkasında yatmaktadır. Suâvî, belki büyük bir âlim ve mütefekkir değildi ancak Türk makalesinin altında yatan kaygılar ilmî plânda olmasa bile temsil ettiği zihnî arka plân itibariyle Onu ilk ve orijinal kılmaktadır. Evvelâ Suâvî açık bir surette Türkler konusunda korumacı bir tavra sahiptir. Gayesi ve kaygısı Türklerin zihnî kabiliyetlerden mahrum oldukları yolundaki iddialara cevap vermektir. İkincisi, Türkler ve Türk tarihi hakkındakikavrayışı muâsırlarının üzerindedir. Bilhassa Balkan Savaşları’ndan sonraki safhası Türkçülüğün altın çağı gibi telâkki edilen II. Meşrutiyet döneminin, resmî tarih yazıcılığı bile bu bağlamda Suâvî’nin uzağındadır. Hatta günümüzde dahi bu vadide Suâvî’dengeri olan şahıslara bolca tesadüf etmek mümkündür. Türk’ü özet olarak  “fi-l-aslMâveraü’n-nehir’de Çin şimaline doğru sakin olan evlâd-ı Yafes’dendir. Türk ve Tatar zaten bir familyadan olduğu muhakkaktır” şeklinde tarif eden Suâvî, Türklerin büyük bir millet olduğunu, anavatanlarından çıkarak İran, Anadolu, Rumeli ve Mısır gibi bölgeleri fethederek buralarda birçok hanedanlar teşkil ettiklerini, Macarlar ve Osmanlıların Uygurlar’dangeldiğini yazar8. Üçüncüsü, Türk dünyası hakkında da bir fikre sahiptir. Yaşadığı dönemdeki Türk dünyasını 1. Osmanlılar, 2. Özbekler, 3. Türkistan, İran ve Afganistan’da yaşayan Türkmenler, 4. Sibir Tatarları, 5. Kırgızlar, 6. Yakut ve Çuvaşlar olmak üzere altı gruba tasnif eder9. Dördüncüsü, Osmanlılar ile Türklük arasında kesin bir münasebet kurar. Osmanlıların Bizans’ı ve Roma’yı unutturarak Anadolu’ya Türkiye ismini verdiklerini ve bu ismi bütün Avrupa’ya tasdik ettirdiklerini ifade eder10. Beşincisi, Suâvî belki de ilk defa olmak üzere İslâm medeniyetinde Türklerin hissesini keşfetmeye ve Arap diye bilinen pek çok İslâm âliminin aslında Türk olduğunu göstermeye çalışır. Ali Suâvî bu açıdan Bursalı Mehmed Tahir’in öncüsü sayılabilir. Ali Suâvî’nin, AhmedVefik ve Süleyman Paşalar gibi sonraki nesiller üzerinde etkili olduğunu yazan Köprülü,  Şemseddin Sami ve Veled Çelebi’yi AhmedVefik Paşa’nın, NecibÂsım’ı Süleyman Paşa’nın ve Bursalı Tahir Bey’i de Ali Suâvî’nin takipçisi addeder11. Nitekim Tahir Bey’in “Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri” isimli eserinin mukaddimesinde Ali Suâvî’nin etkilerini açık bir surette görmek mümkündür12.

Bütün bu hususlar Suâvî’nin ilk Türkçülerden biri sayılmasını beraberinde getirmiştir. Ancak Suâvî’nin Türkçülüğü biraz tartışmalıdır. Şerif Mardin, İslâmcılığının daha ağır bastığı kanaatindedir13. Hilmi Ziya Ülken iseSuâvî’ninOsmanlıcılığa karşı fikri bir tepki olarak Türkçülük yaptığını ve Osmanlılık şuuru yerine Türklük şuuru uyandırmaya çalıştığını düşünür14. Şüphesiz Ali Suâvî’yi doğru bir şekilde değerlendirebilmek için “Türk” ve “Hive” gibi eserlerini tek başına ele almak yeterli değildir. Bu konuda en makûltavra sahip olan Köprülü, Suâvî’nin Türklerin eski bir medeniyete sahip olduklarını ve İslâm ilimlerinin gelişmesine yardım ettiklerini ileri sürmek suretiyle en azından millî şuura yabancı olmadığını gösterdiğini ifade eder15.

 


 

1- Ali Suâvî, “Türk”, Ulûm Gazetesi, 1286, s. 1.

2- Suâvî, a.g.m., s. 1.

3- Suâvî, a.g.m., s. 3-6.

4- Suâvî, a.g.m., s 7-14.

5- Suâvî, a.g.m., s 16.

6- Fuad Köprülü, “Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri”, Edebiyat Araştırmaları, Ankara 1999, s. 312-313.

7- Ahmet Hamdi Tanpınar, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 2003, s. 245.

8- Suâvî, a.g.m., s. 1-2, 15.

9- Suâvî, a.g.m., s. 2-3.

10- Suâvî, a.g.m., s. 15.

11- Fuad Köprülü, a.g.e., s. 313.

12- Bursalı Mehmed Tahir, Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri, Dersaadet 1314, s. 3-6.

13- Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İstanbul 2002, s. 412.

14- Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 2001, s. 78,80.

15- Köprülü, a.g.e., s. 312.

MEHMET KAAN ÇELEN

http://www.turkyorum.com/ali-suavinin-turkisimli-makalesine-dair-bazi-notlar/#more-3366

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.