İslam’ın % 99’u iman, ahiret, ibadet ve ahlak; % 1’i ise siyasetle ilgilidir. Siyaset, bir binanın ancak çatısı olabilir. Binanın önce temeli, sütunları ve duvarları; daha sonra ise yağmur, kar veya sıcaktan korunmak için çatı yapılır.
İslam’ın zaferini sürekli siyasette arayanlar, önce dönüp kendilerini, sonra beraber yürüdükleri Müslüman toplumun yaşantısını Kur’an ve Sünnet’e göre bir test etsinler, acaba bu binaya önce çatı mı lazım, yoksa temel mi?
İslam’ın hedefinde öncelik devlet kurma değil, Allah’ın razı olduğu hayatı yaşama olmuştur. Müslümanlar İslam’ı gerçek manada yaşayınca, kısa sürede çok güçlü devletlere sahip olmuştur.
Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in ilk çıkış noktası şuurlu, eğitimli, dünyayı bilen genç Müslüman nesiller yetiştirmekti. Daha sonra karanlık eller İhvan’ın kafasına girdi, parti kurdurup siyasetle faaliyet yapmaya başlattı. Artık tek ideal önce iktidara gelmek, sonra toplumu düzeltmekti. Yani önce binanın çatısını kurup, daha sonra temelini atmak istediler. Bu kısırdöngü model, bütün İslam dünyasına yayıldı. İslam ülkelerindeki Müslümanlar güçlendikçe özgüveni arttı, özgüven şımarıklığa ve uluslararası gerçekleri görmemelerine sebep oldu. Beklemedikleri anda tırpanlanmak kaderleri oldu. Müslüman toplumlar, düştükleri vahim durumun suçunu kendilerinde değil, rejimlerde aradı. Bütün stratejisini kendini düzeltme yerine, idareyi ele geçirip önce rejimi düzeltmeye göre ayarladı. İdareyi ele geçirince de kendisine daha önce yapılan fenalığın on katını yapmaya başladılar. Müslüman’ın vazifesi, şartlar ne olursa olsun, İslam’ı en güzel şekilde temsil etmektir. Kendisine yapılan haksızlıklar, bir başkasına haksızlık yapmasına ruhsat olamaz. Hz.Osman döneminde atanan valiler ve sonrasında Emeviler, kendinden olmayanlara öyle zulümler yaptılar ki, toplum tarafından kin ve nefretin oluşmasına sebep oldular.Emevi ordularının müthiş fetihlere imza atması, ezilen Müslümanları hiç memnun etmemişti. Abbasiler ezilen halkların desteğini alarak, Emeviler’e karşı başlattıkları mücadeleyi kazandılar. Ama onların yaptığı zulmün on katını, Emevi idarecileri ve taraftarlarına yaptılar. Bütün Emevi sultanlarının kabirlerini açıp, kemiklerini çıkarıp yaktılar. İslam’ın tasvip etmediği, gayr-i insani tohumlar, başka zulümleri netice verdi. Çünkü Emeviler, İslam’ın içini boşaltmış, dini adeta bir ailenin partisi haline getirmişlerdi. İslami duyguları zedelenmiş, öfke ve nefretle hareket eden toplumu durduracak alternatif başka bir güç kalmamıştı. İstiklal Mahkemeleri de kurulurken Milli Mücadele’ye engel olanları yargılamak için kurulmuştu. Zamanla çizgisinden kaymış, inkılapları kabul ettirmek için, mazlum mağdur halk üzerinde parti mahkemesine dönmüştü. İnönü döneminde hükümet, İstiklal Mahkemeleri ruhuyla hareket etmiş, toplumun fikir, inanç ve hisleri hiç hesaba katılmamıştı. Baskıcı politikalar, dindar vatandaşların, devlete ve rejime karşı nefret ve öfke beslemesine sebep olmuş, din istismar edilmeye müsait hale gelmişti.
Tek parti devrinin dindarlar üzerindeki bıraktığı travma öyle ağır olmuştur ki, aradan iki nesil geçmesine rağmen hala dindarlar üzerindeki istismar, o devir üzerinden yürüyor. Ama Menderes döneminde Ezanın orijinal haliyle okunmasına ağlayan Müslüman toplumun, aynı Menderes döneminde 6-7 Eylül olaylarında, gayri Müslimlerin mallarını yağmalamasını kimse konuşmaz. Son yıllarda, istikrar ve toplumun her kesimini kuşatıcı politikalar, yerini ayrıştırıcı ve kontrolsüz politikalara bıraktı. Son günlerde ülkemizde siyasi ve sosyal gerginlik hızla yükseliyor. Tansiyon düşürülmektense daha da arttırıcı sözler sarf ediliyor. Eğer aklı-ı selimle hareket edilmezse, fikirlere tahammül olmazsa, “benim gibi düşünen cennetlik, düşünmeyen cehennemlik” politikasına son verilmezse, bugüne kadar dindarım diyenlerin elde ettikleri bütün demokratik haklar, korkarım eskiyi mumla aratır günlerin gelmesine sebep olacak.
Etrafımız ateş çemberi. Toplum ise barut fıçısı gibi. Haritalar artık savaş meydanlarında değil, masa başlarında çiziliyor. Birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var. Öfkemiz, doğruları görmeye mani oluyor. Böyle devam ederse, Allah korusun, Haçlı ve Moğol işgallerini, 27 Mayıs ve 12 Eylül gibi darbeleri geride bırakacak olan fitne ateşinde yanarız.
Biz aklımızı kullanıp, kardeşliğimizi oluşturmazsak, kimse bizim için zahmet etmez. Akıl, işte bugünler için lazım.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Akkoca 11 ay önce

düşüncelerinizi beğeniyorum muhataplarına yazmanı istiyorum