Önümüzdeki yıllar Türkiye’den bahsederken Biden Öncesi ve Biden Sonrası gibi terimler kullanılabilir. Neden mi? Her devrin süper gücü, planları olgunlaşınca, ikna etmek ve riskleri minimize etmek için uygulama sahasını ziyaret ederler. Biz bunun örneğini yakın tarihimizde yaşamıştık. Arnold Toynbee, 20.yy’ın muhteşem tarihçisi. Anzaklar’dan Çanakkale’ye asker getirmek için, İngilizlerin kurduğu propaganda heyetinin başıydı. 1923’te Lozan görüşmeleri tıkanınca, İngilizler tarafından arabulucu olarak Türkiye’ye gönderilmiş, halife İstanbul’da olduğu halde, Halife Abdulmecid’i ziyaret etmemiş, hiçbir engelle karşılaşmadan Ankara’ya geçmiş, yeni devletin lider kadrosuyla görüşmüş ve Anadolu’ya geçerek  önemli sivil toplum liderleriyle bir araya gelmişti. Buraya kadar normal, sorun yok ama, giderken verdiği demeç akıllarda soru işaret bırakmıştır. “Ben Lozan’dan sonraki (Yeni) Türkiye’nin durumuyla ilgili görüşmeler yaptım. Türkiye, yeni hudutları netleştikten sonra, kurulacak olan komşu devletlerde siyasi kavgalar çıkınca, bu ülkelere tecavüz etmeyeceğine dair en yetkili kişiler tarafından bana söz verildi. Bu teminatın samimi olduğuna inanıyorum. Çünkü Türk milletinin savaştan kurtulmak ve gelişmek istediğini gördüm.”  Sonrası malum, halifelik kaldırıldı, inkılaplar ardı ardına gelmeye başladı. Akıllara olumsuz bir şeyler gelmesin. Her devlet yeni devrimler yaparken değişik teorisyenlerden, sosyologlardan fikir alabilir ama, A.Toynbee’yi biz davet etmedik, İngilizler göndermişti.  ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’nin gelişi de bana zamanlama olarak manidar geldi. Görüştüğü isimler de bir o kadar manidar. J.Biden’in ince mesajlarından bir demet sunayım. Devletin başkenti Ankara’da değil, İstanbul’da görüşmeler yapıyor. Genelde Kürt kökenli simalarla aynı masada oturuyor, samimi pozlar veriyor. Akademisyenlerin ihanetle suçlanmasını eleştiriyor. Görüştüklerinin gizli kalmasını istiyor. Ayrıca ABD, Rusya, İran ve İngiltere’nin Suriye meselesinde aynı safta olduğuna dair açıklamalar yapılırken, Türkiye’nin Suriye meselesinde Katar dışında yalnız kalması, terörist dediğimiz PYD’nin Cenevre’ye muhatap olarak çağrılması, Can Dündar ve Tahir Elçi’nin çocuklarına tavsiyesi, Türkiye’de demokrasinin zedelendiğini, artık iyi bir müttefik olmadığını söylemesi, gazetecilerin tutuklanmasının, internetin kısıtlanmasının sıkıntı doğurabileceğinden bahsetmesi, Biden’in eşi de ne tesadüf ki, imam hatip lisesi olacağı tartışmalarına sahne olan Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi’ni ziyaret etmesi, bölgedeki en ılımlı ve örnek Sünni İslam çizgisindeki Türkiye’nin selefiliğe doğru hızla kaymasından oluşan rahatsızlığa mesajdır. İran’a amborgonun kaldırılması, artık bölgede müttefiğin Şiiler olacağına ve Şii koridorun Suriye’den Yemen’e kadar genişletileceğine delildir. Bu da demektir ki, Suud ve Katar’da radikal değişikliklerin olacak, Suriye’de yeni  Kürdistan kurulacak, Türkiye de radikal siyasi değişikliklere gebe olacak. 
Unutmayın! J. Biden’i de biz davet etmedik, ABD gönderdi… Benim derdim Biden’in gelip gelmemesi değil, gittikten sonra neler olacağına dair yaşanacak sürprizler. 
12 Eylül’den bir gün önce, dernek, parti vb kuruluşlara torpille kayıt yaptıranlar, 12 Eylül sabahı sildirmek için yarış yapıyorlardı. Hatta evlerinde okudukları şahsi kitap ve dergileri, duvarlarında tek lider ve idolüm diye astıkları resimleri, bir paçavra gibi sobalara atıyorlardı. Çünkü melek bildiğini bir anda şeytanlaştırmak bizim kültürümüzde yabancı olmadığımız şeyler. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.