İslamofobi bugünlerde dünyada oldukça fazla konuşulan bir konu, özellikle Avrupa için ciddi bir mesele olma durumunu koruyor. Batı dünyası İslamofobi etkisiyle bir takım sıkıntılarını çözmeye hatta kendi iç ayrılıklarını birliğe tevdi etme fonksiyonunu, genelde bu din merkezli kavrama özelde ise Türkofobi’ye yüklemiş görünüyor. İslamofobi ile Türkofobi aynı korkuları çağrıştırması bakımından tarihi olarak Batı dünyası için fütuhat korkusundan başka bir manaya gelmiyor. Bugün ise bu korkular hatırlatılarak Avrupa, Türkleri ve Türkofobi kavramını kendi birliğini tekrar tesis edecek ortak düşman olarak kullanıyor.

Fetih ve fütuhat; gerek dini otorite gerekse yeryüzü otoritesini belirlemek anlamında siyasi hesaplaşmanın yansıması ve korkusudur. Yani hem dini hem de siyasi fonksiyonu olan ve bunu bugün modern millet mefhumuyla kendi iç dinamiklerine taşıyabilmiş olan Türk’lerin yarattığı bu korku ve hezeyanların kaynağında İslam dünyasının yegâne fütuhat unsuru olarak anılması büyük oranda etkili oluyor.

DAEŞ ve Suriye meselesinin yarattığı Arabiafobi hariç tutulacak olursa; Batı tarihi İslamofobi'ye hiç de yabancı değil. Çünkü Arabiafobi fetihten ve siyasi savaşlardan ziyade yalnızca ilkel, bedevi ve toplumsal yapıyı bozan bir geri kalmışlık patolojisinden başkasını ifade etmiyor. Türkler ise fütuhat tarihi, milli ve manevi misyonu ile Batı için İslamofobi‘nin tam merkez unsuru olma görevini üstleniyor.

Böylelikle Avrupa'da var olan İslamofobi giderek Türkofobi'ye doğru evriliyor. İşin tarihsel yanı da zaten bu noktada ortaya çıkıyor; Türk ile İslam kavramlarının Batı dünyası için ne denli aynileştiğini ortaya koyuyor.

Desiderius Erasmus, bizim öğrenci değişim programlarında ismini kullandığımız sözde hümanist aydın, 16. yüzyılda benzeri bir Türkofobi korkusu ortaya atarak, Vatikan ve Kilise otoritesini bir bir yıkan Lutherian anlayışa karşı, Batı bloğunu tek bir otorite etrafında toplayabilmek amacıyla Türkofobi ile ortak düşman algısı yaratmaya çalışmıştır.

Martin Luther ise Vatikan otoritesini yıkmak ve protestanlığın seküler desteğini artırmak için ortak düşman olarak Türkofobi'yi merkezine almıştır. Anglosakson gelenek perçinlenmeye çalışılmıştır.

Carl Schimitt bir Alman hukukçu ve filozof olarak milli mutabakat yaratmanın iki yolundan bahseder. Birincisi iç düşman yaratarak kitleleri birleştirmek,
ikincisi ise dış düşman yaratarak milli mutabakatın oluşmasıdır. Batı dünyası için dış düşman yaratmak tarihi hafızanın yarattığı travmanın üzerine Türkofobi’yi oturtmaktan geçiyor. İslamofobi ile Türkofobi’nin aynı anlamda kullanılması ise bugün yine din ve medeniyet çatışmasında İslam dini ve kavramını modern milli devlete dönüştürerek fütuhat ruhunu toplumsal oalrak diri tutan yegâne milletin Türkler olmasında yatıyor.

Bugün ise Türkler’in böylesi bir fütuhat gücü olmamasına rağmen niçin korku unsuru olarak kullanıldığı meselesi verdiğimiz örneklerde kendini gösteriyor. Tıpkı Luther ve Erasmus’un yaptığı gibi bugün iç ayrılıklar karşısında politik bir birleştirici olarak kullanılan Türkofobi adeta tutkal vazifesi görüyor.

Avrupa küreselleşme ve neoliberal politikanın çökmesi ile büyük bir buhranın arifesinde bulunuyor. Ortadoğu’da inşa edilmek istenen yapı askeri ve mali olarak büyük bir zararla sonuçlandı. Küreselleşme hem politik olarak hem de askeri olarak yarattığı travmalarla kitlelerde büyük tepkilere yol açtı. Ulus devletlerin parçalanması hedeflenirken aksine bu tepkiler milliyetçilik ve modernizmi dünyada kuvvetlendiriyor. Popülizmin hâkim olduğu milliyetçi ulusçu liderler güç kazanırken, klasik liberaller siyasi olarak dünyada güç kaybediyor. İngiltere Brexit referandumuyla Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldı, bu durum Batı dünyasının monoblok ve homojen olmadığını gösterdi. Amerika’da Trump zaferi ile yükselen gelenekçi popülist dalga da küreselleşmeye büyük darbe vurdu. Avrupa Birliği özellikle ciddi siyasi ve ekonomik sıkıntıların içerisinde bulunuyor. Bu durum işte tüm bu iç ayrılıkları giderecek sanal dış düşman yaratma kaygısı ortaya çıkarıyor. İşte bunun adı İslamofobi içerisinde Türkofobi ile özel bir anlam kazanıyor. Türkler, Batı için birbirine kenetlenme unsuru olacak sanal bir dış düşman vazifesi görüyor. Ancak bu durumun Batı’da siyasi birlik noktasında yeterli olmayacağını yakında göreceğimizi umuyorum.

Sonuç itibariyle…

Avrupa bu ve benzeri korkularla dağılma sürecine girerken yani küreselleşme krizi kapıdayken, genelde İslamofobi özelde ise Türkofobi ile kaybolan otoriteyi perçinlemek; Carl Schimitt'in de ifade ettiği gibi milli mutabakat yaratma gayesi ile sanal dış/harici düşman oluşturmak durumunda kalmıştır. Bunun da adı Türk'tür; yalnız bir farkla artık gerçek düşman değil sanal-suni düşman olarak, yani karşılarında güçlü ve fütuhat maksadı olan değil; güçsüz ama fütuhat ruhu paçalarından akan bir Türk.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.