Yakın siyasi tarihi inceleyenlerin ve milli nizam geleneğini bilenlerin üzerinde mutabık kalacakları bir konu var ki, o da rahmetli Necmettin Erbakan’ın sadece parti genel başkanı olmadığıdır.

Necmettin Erbakan parti genel başkanı olmakla birlikte bir akımın öncüsü ve mütefekkiridir.

Dini konularda bilgisi olanlar yine takdir edecektir ki Erbakan bu yönüyle aynı zamanda kendisine inananların aydınlatıcısı, mürşididir.

AKP ve cemaatler arasında zuhur eden kavgalara ışık tutması bakımından bu değerlendirme çok önemlidir.

AKP’nin gerilim siyaseti bizzat Tayyip Erdoğan üzerinden şekillenir. Ve bu çekişmelerin merkezinde yer alan Tayyip Erdoğan siyasi ikbali uğruna mürşidini terk eden bir siyasetçi olarak göze çarpar.

Var olmasını sağlayan kapıdan çıkarken yıllarca üzerinde taşıdığı Milli Nizam gömleğini dahi eşikte bırakan bir siyasetçinin diğer cemaatlere karşı takınacağı hiçbir tavır şaşkınlığa sebebiyet vermemeli.

Bugün AKP ile Fethullahçıların kavgasına odaklanan kesimler, AKP ile İslami grup ve cemaatler arasında yaşananları bir ilk olarak değerlendirmekte.

Bu yanlış bir bakış açısı.

AKP, daha ilk yıllarında siyasi destek göremediği ve halk arasında Süleymancılar olarak bilinen cemaati de hedef haline getirmişti.

Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu ve Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizongun’un yaşadıkları ibret vesikasıdır. AKP’yi eleştirerek DP’de siyaset yapmayı uygun gören Ahmet Arif Denizongun’un ağabeyi AKP’ye davet edilerek milletvekili yapıldı. AKP, kardeşi ile arası açık olan Mehmet Beyazıt Denizongun üzerinden Süleymancıları ikiye bölmeyi hedefliyordu.

Bu atak, Süleymancılar başarıya ulaştığını kabul etmese de cemaatte birliğin bozulmasına yönelik sinsice bir girişimdi.

Fakat bu adımla yetinilmedi. Mürşidine bağlı kalan cemaat mensuplarının yıldırılması ve AKP milletvekili olan Mehmet Beyazıt Denizongun’un Süleymancılar nezdinde kudretli hale getirilmesi gerekliydi.

Bunu başarabilmek, Süleymancıların Mehmet Beyazıt Denizongun’dan himmet dilemesini sağlamak için Süleymancıların en hassas olduğu noktadan cephe açıldı.

Kuran kursları.

Beyoğlu’nda tarihi sıbyan mektebinde faaliyet gösteren kuran kursu hakkında yıkım emri verildi. Bu yakın siyasi tarihte eşi benzeri görülmemiş bir durumdu. Sağ partilerin iktidarda olduğu hiçbir dönemde böyle bir olay vuku bulmamıştı.

Cemaat olayı yargıya taşıdı ve yürütmeyi durdurma kararı aldı. Fakat AKP yine kendine yakışanı yaptı. Mahkeme kararına rağmen kuran kursunu yıktı. Bu yıkım sadece yasal boyutuyla değil ahlaki ve dini tarafıyla da tarihe kara bir leke olarak geçti.

Irak’ta Amerikan askerlerinin kirli postalları ile camilere girerek Kuran-ı Kerimleri ayaklar altına almasına benzer sahneler yaşandı.

Büyük ustanın kati emrini yerine getiren büyükşehir yıkım ekibi, Süleymancıların kursu boşaltmasına dahi müsaade etmedi. Kuran-ı Kerimler dozerlerin kirli paletleri altında kaldı.

Daha sonra cemaat para toplayarak başka bir arsa satın aldı. Bu arsaya yine kendi birikimleriyle yeni bir kuran kursu yapsalar da, AKP’nin kirli propagandasından yine de kurtulamadılar. Kendi imkanları ile yaptıkları bu kurs da güya AKP’nin himmetiymiş gibi dile getirildi.

Verilen mesaj netti. Mevcudiyetiniz AKP iktidarının insafına bağlıdır.

Din, iman, İslam, Kuran!

Tüm bu ulvi değerler AKP siyasetinde ikinci planda kalır. Toplum bölünmeye çalışıldığı gibi cemaatler de bölünmeye çalışılır. “Akp’ye oy vermeyen kafirdir.” diyebilen din kılıklı meczuplar bu kirli siyasetin mahsulüdür.

Süleymancılar, Fethullahçılar kadar örgütlü ve güçlü olmadıkları için bu kavga kamuoyunu fazla ilgilendirmedi.

AKP sadece Süleymancılara musallat olmadı.

Eşbaşkanı bizzat Tayyip Erdoğan olan Medeniyetler İttifakı Projesi’ne muhalefet eden İsmail Ağa Cemaati de bu hışımdan nasibine düşeni aldı.

400 yıl önce İmam-ı Rabbani’nin bertaraf ettiği bu proje AKP tarafından tekrar hayata geçirilmeye çalışılıyordu.

Peygamber efendimize kafir diyen Hristiyan alemi ile ilmi noktada bir ittifak yapılması mümkün müydü?

Bizzat Mahmut Efendi’nin oluruyla bu projeye karşı dik bir duruş geliştiren Cübbeli Ahmet’in başına gelmeyen kalmadı.

Kasetler, şantajlar, tehditler ve yetersiz kalınan yerlerde elbette Çarşamba’yı da bölebilme gayretleri.

Cübbeli kadın satıcılığı suçlaması ile cezaevine atıldı.

Cübbeli’nin kamuoyu nezdinde itibarı zedelenmeye çalışılırken İsmail Ağa Cemaati’nin önde gelen isimlerinin çocuklarına ihaleler verildi. Yandaş isimler belirlenerek devlet kurumlarında önemli mevkilere getirildi. İhale alan efendi çocukları, işi taşeron firmalara paslarken arada milyonlarca liralık kirli parayı cepkenlerine indirdi.

Diğer yandan önemli mevkilere getirilen isimler de alttan alta Cübbeli’nin televizyon programlarını ve duruşunu eleştirdi.

Cübbeli Ahmet bu iftiraların hedefinde iken cemaatin içindeki AKP yandaşları telefonlardan ve internetten cemaatin seçimlerde AKP’yi desteklediğini yaydılar. Necip Fazıl’ın “Baba katili ile oğul bir safta.” mısraları bir kez daha zuhur ediyordu.

Mürşide bağlılığı iman ölçüsü sayan bir takım müritler mürşidinden aldığı vazifeyi ifaya çalışan Cübbeli’ye zulmedilirken AKP tarafında saf tutarak bir şekilde mürşitlerine de bayrak açıyorlardı.

Hakikat şudur ki, AKP iktidarının açtığı büyük yara izlerinden biri de cemaatlerin sırtında kalacak.

Neticesinde Çarşamba cemaati de bertaraf edildi. Birliği, dirliği zedelendi ve amaca ulaşıldı.

Bu cemaatlerin bölünmesini sadece sandıklarda kullandıkları oy ile değerlendirmek büyük bir yanılgıya sebebiyet verir.

Asıl mesele cemaatlerin Türkiye’de hakikati seslendirmesinin engellenmesidir.

Mesele…

• Benim rahmetim gazabımdan üstündür diyen bir başbakanın,

• Sen bizim ikinci peygamberimizsin diyen bir il başbakanının,

• Peygamber Mekke’yi fethettiğinde kibre kapıldı. Biz kapılmadık diyen bir içişleri bakanının,

• Makara BAKARA diye surelerle alay eden bir devlet bakanının,

• Erdoğan’a sürtünmek ibadettir diyen bir milletvekilinin,

• Koluna 700 bin liralık saat takan bir bakanın,

ve benzeri nicelerinin Müslümanlar tarafından eleştirilmesinin engellenmesi ve Müslümanların kör, sağır ve dilsiz bırakılarak bizzat Müslümanlar tarafından bu devr-i istibdadın desteklenebilmesidir.

Malum; son ve büyük kavga Fethullahçılar ile patlak verdi.

AKP, Süleymancılara saldırdığında, Kuran-ı Kerimler dozerlerin altında kaldığında ne Fethullahçıların ne de diğer cemaatlerin çıtları çıkmadı. Aynı saldırı Cübbeli üzerinden Çarşamba’ya yöneltildiğinde de durum farklı değildi.

Kendi cemaatini İslam toplumunun öncüsü olarak gören cemaat mensupları, AKP’nin yıpratma ve bölme faaliyetlerinin de etkisiyle mümin kardeşine karşı yapılan bu çirkin saldırılara kayıtsız kaldılar.

Oysa mezhep imamımız İmam-ı Azam’ın, İslam devletinde dönen dolaplara karşı geldiği için cezaevinde can verdiği gerçeği düşünce ve tavır noktasında bize ilham vermesi gereken bir kısas olsa gerek.

AKP’nin siyasi tarihini inceleyenler görecektir ki, bu siyasi serüven mürşide ihanet ile başlar. Bu yüzden AKPliler’in herhangi bir cemaati yok etmesinin vicdani sorumluluğunu taşımaları düşünülemez.

Alimler ve kelam ehli kıymetini yitirip meydan bu gözü dönmüş güruhun kontrolüne kaldığında ise AKP’ye oy veren zevatın, dün Cübbeli’ye, bugün Fethullah Gülen’e, yarın olası bir durumda diğer tüm cemaat önderlerine gözünü budaktan esirgemeden küfür edeceğini söylemek yanlış olmasa gerek.

Bu çıkmaz yollarda cemaatlerin ayak izleri yok mu?

Elbette var.

Fakat bugün üzerinde durup düşünmemiz gereken konu farklı.

AKP’nin yıktığı bir devleti yeniden kuracak kudrete sahip olabiliriz. Yalnız o kudreti meydana getiren dini ve milli değerler yok edildiğinde ne yapacağız?

Bu topraklarda İslami cemaatlerin hiçbir dönem böylesine zulüm görmediğini söylemek ise hakikati dillendirmek noktasında bir mecburiyet.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hasan 2 yıl önce

akp şimdi anlamıştır niye oy kaybediyoruz diye ama artık geç neyazıkkı

Misafir Avatar
güneş 6 ay önce @hasan

sadece siz müslümansınız. mezhepciliğinde cemaatciliğinde...........

Beğenmedim! (0)
Avatar
Adem... 10 ay önce

cumhurbaşkanı bir zamanlar medeniyetler arası diyalog ya da esas ismiyle dinler arası diyalog başkanıyken nasıl oldu da bu gün kendisine darbe yapar oldu bu diyalogcu grup yada çete yani fetö...manidar ve anlaşılması güç bi durum...

Avatar
Aytaç 9 ay önce

Doğruların er yada geç ortaya çıkacağı bir zamanda vardır,İktidara biat etmeyen ehli sünnet cemaatleri ne gözdaglari verildiği aşikardır.Maalesef iktidar ve Feto karanlık ilişkileri birçok suçsiz kesimin canını yakacak gibi.