Ümit Özdağ'dan kültürel iktidar eleştirisi

GAZETE2023  ÜMİT öZDAĞ'IN BASIN AÇIKLAMASI ŞÖYLE;

Değerli basın mensupları,

AKP Genel Başkanı Erdoğan, malum bir vakfın açılışında yaptığı konuşmada siyasi iktidardayız ancak sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var, sosyal ve kültürel iktidar kuramadık diyerek şikayet etmekte, AKP’nin sosyal ve kültürel iktidarının kurulmasını bir gelecek hedefi olarak ortaya koymaktadır. 

Eğer iktidardaki bir siyasetçi, sosyal ve kültürel iktidar oluşturma hedefi peşinde koşmaya başlamış ise o ülkede demokratik hayatın bütün unsurları sona ermiş, sıra toplumdaki farklılıkların yok edilmesine gelmiş demektir. Erdoğan 80 milyon insanın kendisi ve partisi gibi düşünmesi gerektiğini bir hedef olarak koyarak, Türkiye’yi nereye sürüklemek istediğini de ortaya koymuştur. Erdoğan’a göre kendisi gibi düşünmeyen gayri milli insanlar medyada sinemaya bilim teknolojiden hukuka kadar her yerde etkiliymiş. Ve ellerinde bu kadar imkan varken pek çok yeri boş bırakmaları, doldurmamaları affedilir bir şey değilmiş. Erdoğan’a göre bunu akıl ve vicdan kabul edemezmiş. Böylece Erdoğan, AKP’li olmayan herkesin gayri milli olduğuna da karar veriyor.

Değerli basın mensupları, 

Bu düşünce demokratik bir toplum ve sistemi Erdoğan’ın hazmetmediğinin en açık ifadelerinden birisidir. Toplumdaki bütün farklıları tasfiye ederek, herkesi bir kişi ve bir parti gibi düşünmeye sevk etmek için geçmişte Stalin ve Hitler, bugün de Kim Jong Un çalışmaktadırlar. Erdoğan’ın kafasındaki toplumsal modelin de bu totaliter modellere çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. 

Değerli basın mensupları,

AKP Genel Başkanı Erdoğan bilmelidir ki, kendisi ve partisi siyasal iktidarda olsa ve ne kadar arzulasa da dahi sosyal ve kültürel iktidar kurması mümkün değildir. Bir partinin kültürel iktidarı değil, ancak kültür alanında zorlayıcı olmadan yön gösterici olması, öncelikle toplumun kendi dışındaki bütün unsurlarını da meşru kabul etmesine bağlıdır. Meşru kabul etmeyi kültürel alanda toplumu ilerletecek, zorlayıcı olmayan, toplumun tamamını kucaklayan, bir yön gösterici, toplumu ileri, daha demokratik, zengin bir topluma doğru ilerlemeyi temsil eden duruş ile tamamlaması gerekmektedir. Oysa Erdoğan bu noktadan çok uzaktır. 

Değerli basın mensupları, 

Erdoğan’ın esas derdi milli kültürümüzün, evrensel kültürü de zenginleştirecek şekilde gelişmesini sağlamak için gereken çalışmaların önünü açmak olmalıydı. Oysa Erdoğan, kültürü partileştirmeyi hedef olarak koymuştur. Ancak bunu yapamayacaktır. Çünkü bunu gerçekleştirebilecek bir duruşu temsil etmemektedir. 

Sebahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısı iken, “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum” diyen Prof. Dr. Bülent Arı’yı YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine atayan zihniyetin temsilcisi bir siyasetçi kültürel iktidar kuramaz.

Yanmayan kefen satan, İslam’ın ilk emri, “Oku”yu reddederek, okumamakla övünen, “Kıyamet gününde alimlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır, alimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır gelir” buyuran Hz. Peygamberimizin Hadis-i Şerifini inkar edecek kadar gerçekten kopmuş, kendisine hoca adını veren komik bir adam ile Ortadoğu ve İslam’ın sorunlarını görüşen siyasetçi kültürel iktidar kuramaz.

TUBİTAK bünyesindeki Ulusal Akademik Ağ Bilgi Merkezi Enstitüsü’ne Ankara Hayvanat Bahçesi’nde müdürlük Mustafa Sencer’i müdür yardımcısı olarak atayan ve bunu savunan bir siyasetin temsilcisi kültürel iktidar kuramaz. 

“Keşke Yunan Ordusu kazansaydı da hilafet kalsaydı” diyebilecek kadar İstiklal Harbimizin, dolayısıyla İstiklal Harbimizin neticesinde kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milleti’nin düşmanı olan Kadir Mısırlıoğlu’nu tarihçi diye cumhurbaşkanlığı masasına davet eden siyasetçi kültürel iktidar kuramaz.

Birinci Dünya Savaşı’nın ve Çanakkale Muharebelerinin 100. Yıl münasebetiyle düzenlediği yemekli toplantıya Prof. Dr. İlber Ortaylı’yı değil de Mustafa Armağan’ı davet eden bir siyasetçi kültürel iktidar kuramaz. 

Değerli basın mensupları, 

AKP Genel Başkanı Erdoğan ve partisinin bu durumda yapacağı ancak kültürel soykırım olabilir. İşte içinden geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın milletvekillerinin tam da böyle bir yasaya imza attıklarını görüyoruz. Anadolu tarım kültürünün binlerce yıldan bu yana en vazgeçilmez parçalarından birisi olan Zeytin ağaçlarının çıkarılan bir yasa ile yok edilmesi tehlikesi ile karşı karşıyayız. Dünyada 900 milyon zeytin ağacı var. Bunların 170 milyonu Türkiye’de, yani dünyadaki zeytin ağaçlarının % 20’si. Erdoğan bu yasayı çıkarttırırsa bunların 100 milyonu kesilme tehdidi ile karşı karşıya kalacak. Böylece Türkiye zeytin ve zeytinyağı ithal eden ülke durumuna düşmenin ötesinde zeytin kültürünü yok edecek. Hangi siyasetçi binlerce yıllık bir kültürü vandalca yok edip, sonra kültürel iktidar kurmaktan bahsedebilir.

Değerli basın mensupları, 

Binali Yıldırım, “Kimse zeytin ağaçlarının hamisi kesilmesin” demiş. Siz 100 milyon zeytin ağacının celladı olmayın, bizde hamisi olmayız. Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet ne diyor: “Ormanlarımdan bir dal kesenin başın keserim.” Siz ise milyonlarca ağacın yok edilmesinin önünü açan bir yasa çıkarıyorsunuz. Neymiş, kesilen alanın iki katı büyüklükte bir alana zeytin ağacı dikelecekmiş. Eğer elinizde 2 kat büyük bir alan var ise neden sözde sanayi tesisini oraya yapmıyorsunuz da 100 yaşını aşan zeytin ağaçlarını kesiyorsunuz?

Değerli basın mensupları, 

Binali Yıldırım’ın sözüne mi güveneceğiz? Daha birkaç hafta önce Kirli Referandum’dan önce Binali Yıldırım, “Evet” çıkarsa şehit gelmeyecek demedi mi? Oysa 7 seneden bu yana askerlerimiz helikopterlere Engel Tanıma Sistemi takılmasını istemelerine rağmen kendinize birçok uçak aldınız, ancak helikopterlere Engel Tanıma Sistemi almadınız. Şenoba’da düşen helikopterin sorumlusu Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’dır.

Değerli basın mensupları,

Türk zeytin kültürünün yok edilmesi girişiminin sanayi tesisleri ile ilgisi yok. Bunu biliyoruz. Söz konusu olan acaba yurtdışında gelen bir talep midir? Şimdi TUSAİD, MUSİAD başkanlarından TOBB başkanından, sanayi ve ticaret odasını başkanlarından ABD’de CEO’ların Paris Anlaşmasından çekilen Trump’a gösterdiği tepkiyi şimdi Zeytin yasasına göstermelerini beklemenin zamanıdır. 

Değerli basın mensupları, 

AKP Genel Başkanı aynı konuşmasında “Ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış müfredatlar daha yeni değişiyor” derken hangi husumetin kim tarafından ve ne şekilde bu müfredata konulduğunu ve kendisini neyin rahatsız ettiğini de açıklamak zorundadır. Sayın Genel Başkan, Anadolu’nun fethinde millilik unsurunun öne çıkması mı sizi rahatsız etmekte midir? Çıfıt çarşısına benzetip yapboz tahtasına çevirdiğiniz eğitim sisteminde size rağmen çocukların hala Atatürk demesi mi sizi rahatsız etmektedir? 

Kültürel dönüşümden sizin ne anladığınızı bizler çok iyi biliyoruz. Kültürel dönüşümden siz ancak kentsel dönüşümü yani inşaatı anlarsınız. Ecdada madem bu kadar ilgilisiniz şunu bir açıklayın önce. 2002’de şüpheli bir yangınla kül olan Ortaköy’deki boğaza sıfır tarihi Gaziosmanpaşa Ortaokulu’nun yerine şimdi kimin oteli dikilmektedir? Belli ki şefaat yerine inşaat diliyorsunuz yine. Madem ecdadı önemsiyorsunuz ecdadın dünya kültür mirasına hediyesi olan İznik Çinilerinin en kıymetlilerinin yer aldığı Topkapı Sarayı’nda o çinileri oyup içine yangın alarmı düğmesini nasıl ve hangi vicdanla yerleşmesine izin veriyorsunuz.

Değerli basın mensupları,

Söz kültürel hakimiyetten açıldı madem devam edelim. Erdoğan, Club, Kafe benim dilim değil diyor. Doğru, peki İstanbul’da Fatih’te Historia AVM kimin? Ankara’da Next Level AVM kimin? Ankara’da Armada, Panora, Podyum, Anteres, Gordion AVM kimin? Bunlardan bazılarının açılışlarını hangi partinin genel başkanı yaptı? Atatürk isimlerini stadyumlardan çıkartıp yerine yabancı isimlerin verilmesini kim sağladı. Şimdi Erdoğan Türkçe’nin katledilmesinden rahatsız olduğunu söylüyor. Hangi siyasetçi Türkçe’nin istilasına ve katledilmesine seyirci kalıp, sonra kültürel iktidardan bahsedebilir. 14 sene de sağlanan Batı kültürel hakimiyetinin tüketim kalıpları dahil güçlendirilmesi, pekiştirilmesinden ibaret olmuştur. Bu durumda Erdoğan’ın kültürel hakimiyet kuracağız demesi, kendisi gibi düşünmeyenleri ve farklı düşünceleri tasfiye etme girişimin ötesinde bir girişim olmayacaktır. Erdoğan, Türkiye’nin beşeri iklimini bozmaya devam etmektedir.

Değerli basın mensupları, 

Erdoğan’ın sosyal iktidarımızı tesis etmeliyiz yaklaşımı kültürel iktidar iddiası kadar anti demokratiktir. Erdoğan, açık bir şekilde Türk toplumunun tamamının yaşamını tanımlamayı ve kendisinin arzu ettiği şekilde yaşamalarını arzu ettiğini ifade etmektedir. Bu yaşam tarzı dayatmasından başka bir şey değildir. Özetle, Saray’ın baskıların sadece bu politik baskılar ile kalmayacağı anlaşılıyor. Bu açıklama hayat tarzımızı size de dayatacağız açıklamasıdır. Sosyal ve kültürel yaşamınızı biz düzenleyeceğiz açıklamasıdır. Bu Erdoğan’ın bir kültür savaşı başlatacağını açıklamasıdır.

Sayın Erdoğan AKP iktidarındaki 14 yılda ülkede kültürel bir çölleşme yaratma dışında hiçbir başarınız yok. Ülkeyi bir kültürsüzlük mezarlığına çevirdiniz. Arap mimarisinde kuleler dikmek dışında kültürden anladığınız nedir? Siz istediğiniz kadar devletin tüm imkanlarını TÜRGEV’e, ENSAR’a aktarın, müfredatın belirlenmesinden öğretmenlerin eğitimine, sosyal kültürel etkinliklerin organize edilmesine kadar tüm kültür ve eğitim sistemini bu şahsi vakıflarınıza devredin, başaramazsınız, başaramayacaksınız! Bu halkın sosyal ve kültürel mayası öyle sağlam mayalanmıştır ki, kendisine dışarıdan baskıyla dayatılan hiçbir şeyi bünyesine kabul etmez, sizin bu çabalarınızı da bu asil Türk milleti boşa çıkaracaktır. 

Ülkede kültürel ve sosyal gelişmeyi sağlamaktan çok kendi siyasi ve iktisadi ikbalini korumak için hayal ettiği kurşun asker neslini yetiştirmeye çalışmak demek toplumsal alanda halkı tek tipleştirmeyi amaçlayan toplumsal barışı bozacak, farklı kimlik, inanç ve siyasal düşüncede olanları yok sayacak açık bir tahakküm rejimi kurmaya çalışmak demektir ve tarih bize hep göstermiştir ki, başarılı olamayacaktır. 

Başarılı olamayacaktır çünkü AKP Genel Başkanı’nın daha önce de sosyal alanı dizayn etme çabalarının yine toplumun bizzat kendisi tarafından berhava edildiğini gördük. AKP Genel Başkanı’nın taşıdığı şapkalardan birisi olan kadın doğum uzmanlığıyla yaptığı 3 çocuk açıklaması, kadının fıtratının erkekle aynı olamayacağı açıklamalarına ilaveten kendisinin açtığı bu yolda yapılan yasal düzenleme tekliflerinde tecavüz edilen çocuğun tecavüzcüsüyle evlendirilmesi, ünlü ilahiyatçıların 6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebilir fetvaları gibi sosyal alana tahakküm etme çabalarına bu halk gereken cevapları vermiştir; ama görünen o ki, AKP Genel Başkanının toplumsal alanı kafasındaki tek tip düzene göre tasarımlama arzusunun sonu gelmeyecektir. Buradan tekrar ediyorum, Sayın AKP Genel Başkanı bu arzunuz, bu çabanız nafiledir, boşuna uğraşmayın.

Değerli basın mensupları,

Türkiye’nin savaş değil barışa, gerilime değil, yumuşamaya, çatışmaya değil, kucaklaşmaya ihtiyacı vardır. Ancak Erdoğan 14 seneden bu yana her gün Türk toplumunu gererek, bölerek, ayrıştırarak yönetmeye çalışmıştır. Ancak artık son durağa geldik. Buraya kadar. Bundan sonra uçuruma birlikte sürükleniriz.

Değerli basın mensupları,

Üzerinde durmak istediğim bir husus da Erdoğan’ın çöken Suriye politikasıdır. Erdoğan, son açıklamasında Suriye’deki gelişmelerin gözlemcisi haline geldiğimizi açıklamak zorunda kalmıştır. “PYD bize saldırırsa cevap veririz” açıklaması sadece kamuoyu önünde ucuz kahramanlıktır. Önemli olan Erdoğan’ın artık Suriye’deki gelişmelerin etkileyemediğini, sadece durum seyredeceğini açıklamış olmasıdır. “Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyerek yola çıkanların geldiği nokta işte budur. 

Sayın Erdoğan’ın acil olarak cevaplamanız gereken bir soru var. Rakka operasyonu sırasında Amerikan Hava Kuvvetleri İncirlik üssünü kullanarak PKK/PYD’ye yardım edip edemeyecekler mi? Eğer buna izin verilecek ise Türkiye, PKK/PYD’ye dolaylı olarak yardım sağlıyor olmayacak mıdır? 

Değerli basın mensupları,

Binali Yıldırım, dün konuşmasında Almanya ile Türkiye arasındaki gerginliğin yapay olduğunu söylemiş. Demek ki, Kirli Referandum öncesinde Almanya ile kayıkçı kavgası yaptınız. Demek ki bizim söylediğimiz doğru imiş. Ancak bir hususu sorayım. İncirlik’i kullanan Alman savaş uçakları Türkiye’ye PKK ve PYD konusunda istihbarat vermeye başladılar mı? Başlamadılar mı? Çünkü Alman meclisinde bir tartışmada aşırı solcu bir milletvekili “Neden PKK/PYD’nin yerini Türklere bildiriyorsunuz” diye sorunca Savunma Komisyonu üyesi bir milletvekili “Türklere sadece IŞİD’in yerini bildiriyoruz” cevabını verdi. Binali Yıldırım, Almanya’nın FETÖ üyesi asker kılıklılara sığınma hakkı vermesini önemsiz bir nokta olarak mı görüyor?

Değerli basın mensupları,

Söz FETÖ’den açılmış iken vatandaşlıktan çıkarılmaya da kısaca değinmek gerekiyor. Vatandaşlıktan çıkarmayı yanlış ve etkisiz bir adım buluyorum. Aslında Türkiye’yi terör ile mücadelede zora sokabilecek bir adım olarak ülkemize karşı kullanılabilir. Ancak bu işi de hiç olmaz ise doğru yapın. Listede dördüncü sırada adı yer alan Haydar Kırkan. Haydar Kırkan’ın ilk kod adı Ebu Başir El Turki. 2007’de hakkında tutuklama kararı çıkmış. 2008’de mahkemeye gitmiş ifade vermiş. El Kaide ile ilişkisi yok diyerek serbest bırakılmış. Sonra Afganistan’a gitmiş. 2011 sonrasında Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmiş. Yeni kod adı Ebu Kuteybe el Turki. 2016 Ağustosunda IŞİD’den arananlar listesine alınmış. 17 Ekim 2016’da İblid’de Amerikalılar tarafından öldürülmüş. Siz şimdi vatandaşlıktan çıkarıyorsunuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.