Sinan Ogan:IŞİD BOP'un aracıdır

TÜRKSAM Başkanı ve bir milletvekili olarak, Ortadoğu’da gelinen şu noktada IŞİD hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Bölgedeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

IŞİD, BOP olarak adlandırılan eski T.C.Başbakanı ve şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da kendisini defalarca kez eşbakanı olarak duyurduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir aracıdır. Batılıların, bir bataklık yaratarak kendileri için tehdit olabileceğini düşündükleri unsurları bu bataklığa çekme çabası ve onları tamamen ve toptan yok etme projesidir.

 

Özellikle 11 Eylül terör saldırılarından sonra tüm dünyada, özellikle de Batı’da, radikal İslamcı korkusu pekişmiştir. Sonrasında başlayan Irak savaşı da “onlardan olmayanlara” karşı başlatılmış bir savaştır. Bu savaştan beklenilenin aksine Batı ders almış ve bu coğrafyayı daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Radikal İslamcıların motivasyonlarını öğrenmişlerdir. IŞİD de bu savaştan çıkarılan derslerin bir sonucudur. Bölgedeki mezhep farklılıkları kaşınmış ve bu yara büyütülerek ileride Batıların başına bela olabilecek, tüm dünyadaki radikal İslamcılar ve Cihadistler buraya çekilmiştir. Radikal İslamcı olarak bilinen ve geleceğin potansiyel teröristi olarak gördükleri gençlere geçici zaferler kazandırılıp dünyanın birçok yerinden radikal gençlerin bu örgüte katılımı için her türlü kolaylık gösterilmiştir. Amaç; burada yaratılan sahte “Cennette” bir yandan radikal İslamcıların eritilmesi, bir yandan da Suriye’deki iç savaşın derinleşmesi ve Esad’ın devrilmesidir. Dolayısıyla Radikal İslamcılar IŞİD aracılığı ile kendi silahlarıyla vurulmaktadır. Batı, elini kirletmeden savaşı kazanmak niyetindedir. Müslümanları birbirine kırdırarak sorunu toptan çözmek için akıllıca bir yol bulunmuştur.

 

IŞİD üyeleri ise İslam ve Cihad adına öldüğünü, şehit olduğunu ve cennette hurilere kavuşacaklarını zannediyorlar. Halbuki örgütü kuran Batılılar, onları kolayca geçiren Türkiye, geçişlerine göz yuman Rusya, finanse eden Suudiler ve Katar, istihbarat desteği sunan da İsrail'dir. Silahsızlandırılan Türkmenlerin ilk hedef olarak seçilmesi, peşmergenin başlangıçta el altından desteklemesi geçici zaferlerle IŞİD’i heveslendirmek için planlanmıştır. Bölge bu kadar karışırken İsrail’in sessizliğini korumasının da sebebi tam olarak budur. Bu projeyle Ruslar Çeçenlerden kurtulurken, Batılılar da kendi vatandaşları olan radikal İslamcılardan kurtulacaktır.

 

IŞID Örgütüne katılanlar hangi ülkelerden ve hangi toplumsal kesimlerden insanlardır?

 

Örgüte katılan militanlar belirli bir etnik kimliğe ve toplumsal sınıfa dahil değildir. Neredeyse her milletten ve her toplumsal katmandan kişilere rastlamak mümkündür. Örneğin batılı bir ülkedeki ünlü rock müziği sanatçısı da görürsünüz, elektrik mühendisi veya borsa uzmanı da görürsünüz, veya aynı militan grubu içerisinde varoşlarda iş bulamayan, bunalıma giren ve sıradan insanları da görmeniz mümkündür. Veya bir Anadolu kasabasında köy ahalisinin arkasında namaz kıldığı cami imamı da IŞİD saflarına katılabiliyor. Türkiye dışından bu örgüte katılanların, özellikle de Kafkasya ve Orta Asya’dan katılanların ciddi savaş tecrübesi vardır.

 

Örgüte farklı ülkelerden katılımlar konusunda çeşitli rakamlar ifade edilmektedir. IŞİD’e en fazla katılımın 3000 ile 3500 kişi arasında katılım ile Tunus başı çekmektedir. Tunus’u 2500-3000 kişilik katılım ile Suudi Arabistan izlemektedir.  Sonrasında Fas 1500, Ürdün 1500, Rusya Federasyonu 1000, Orta Asya ve Kafkasya 700, Lübnan 1000, Libya 600, Mısır 400, Pakistan 400, Cezayir 250, İsrail/Filistin 150, Yemen 125, Sudan 130, Somali 70, Kuveyt 80, Endonezya 60, Afganistan 50 izlemektedir. Avrupa’dan ise en fazla katılımcı 900 kişi ile Fransa’dan olmuştur. Fransa’dan sonra İngiltere 600, Almanya 500, Belçika 350, Sırbistan 350, Avusturalya 300, Hollanda 200, Hollanda 200, ABD 200, Arnavutluk 140, Kosova 140, Danimarka 130, İspanya 120, Kanada 120, İsveç 100, Bosna Hersek 60, Avusturya 60, Ukrayna 50, İtalya 50, Norveç 50, İrlanda 30, Finlandiya 30.

 

IŞİD örgütü saflarında 70 ülkeden yaklaşık 15 bin kişi bulunmaktadır. Ayrıca yaklaşık 10 bin ile 15 bin kişi arasında da IŞİD’in Irak ve Suriye’den devşirdiği militan bulunmaktadır. Son dönemde IŞİD’in ABD ve Batıyı hedef alması ile El Kaide’den IŞİD’e katılımların olması beklenebilir.

 

Özellikle Rusya’nın kendisine karşı savaşan bir kısım Çeçenlerin IŞİD’e katılmalarına dolaylı destek olması ve Çin’in Doğu Türkistan bölgesindeki Uygur Türklerine aşırı baskı uygulayarak onları adeta IŞİD’in kucağına itmesi bölgedeki en dikkat çeken gelişmelerdir. Ancak şu husus hiçbir zaman unutulmamalıdır: “Terör bumerang gibidir, eninde sonunda kimin elinden çıkmışsa dönüp onu vuracaktır.”

 

IŞİD konusunda TBMM’de yapmış olduğunuz uyarılarla Türkiye’nin dikkatini bu konuya çekmiştiniz. Sizce Türkiye şu anda bu sürecin neresinde?

 

Musul Başkonsolosluğu işgal edilmeden ve içinde bir bebeğin ve Konsolosumuzun da olduğu 45 kişinin IŞİD tarafından rehin alınmasından önce hükümeti uyarmaya çalışmıştım. Hükümet sizlerin de bildiği gibi inanmamış, sataşmış ve delil göstermemi istemişti. Nihayetinde kendi bildiklerinden şaşmadılar ve bu duruma kadar geldik. IŞİD sadece rehinelerimiz ve bölge için bir tehdit oluşturmuyor. Bunun küresel boyutuna defalarca dikkat çekmeye çalıştık. Bu defa da hükümet yayın yasaklarıyla konuyu gizleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlandı.

 

Dolayısıyla Türkiye bu süreçte tamamen edilgen kalmaktadır. Toprakları IŞİD’in geçişinde kullanıldı, militanları Türkiye’de tedavi ettirildi, Türkmenlere yapılıyor kılıfıyla destek verildi, topraklarımızda elini kolunu sallayarak gezen militanların dehşet saçmalarına ve militan toplama faaliyetlerine göz yumuldu. Tüm bunlar devam ederken, Türkiye’de de peşmergenin IŞİD’e karşı savaşarak Türkmenleri koruduğu yönünde bir algı operasyonu başlatıldı. Ankara, Türkmenleri kendi elleriyle yok olmaya veya Peşmerge'ye katılmaya terk etti/zorladı. Böylelikle, açılım ve PKK'nın Türk kamuoyu nezdinde aklanma girişimleri devam ettirildi.

 

Türkiye bunca zaman ucuza girişine izin verdiği kaçak mazotu kullanmış ve küçük oyunlarla oyalanmıştır. Neticeleri üzerinde yeterince düşünülmeden, BOP’un vaat ettiği Kürt devleti için çalışmalara destek olundu. ABD başkanı Obama’nın da NATO zirvesinden çıkan kararların da gösterdiği üzere, Türkiye’nin geç başlayan ve yetersiz kalan IŞİD’e karşı sınır önlemleri daha farklı bir boyut kazanacaktır. Batı, bu kez önceki Irak savaşının aksine bölgedeki Sünni ülkeleri ortak bir duruş kazandırmak ve belki de bu savaşa katmak niyetindedir.

 

Bölgedeki PKK ve PYD’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Almanya Peşmerge’ye silah desteği yapacağını açıkladı. Ayrıca basında Almanya’dan giden yaklaşık 5 bin tabancanın PKK’nın eline geçtiği bilgisi var. PKK IŞİD’e karşı savaşıyor ve PYD Yezidileri kurtarıyor, gibi bir algı yaratılmaya ve bu terörist gruplar Türkiye kamuoyunda aklanmaya çalışılıyor. Bu, Türkiye’deki açılım sürecinin de istediği bir politikadır ve Türkiye bu algı yönetiminin bizzat içindedir.  Türkiye kamuoyuna PKK ve PYD kabul ettirilmeye çalışılıyor. Hem de milliyetçilerin Türkmenlere olan hassasiyeti kullanılarak yapılıyor. Türkmenlerin silahsızlandırılarak peşmergeye mecbur bırakılması bu durumu özetlemektedir. Bugün Batının PKK ve PYD’ye vereceği silahları bu gruplar şimdilik IŞİD’e çevirmişlerdir. Peki, bu terörist gruplar bu silahları yarın sizce kime çevirirler?

 

ABD’nin operasyonları ve Türkiye’nin işbirliğine sıcak bakmaması konusundaki görüşleriniz nedir?

 

Hava operasyonlarıyla IŞİD’i bitirmek mümkün gözükmüyor. Bu IŞİD’e zarar verebilir ama İslam dünyasının gözünde davasını aklamasına, Batı’ya – “Müslüman olmayanlara” karşı tepki toplamalarına ve özellikle de El Kaide gibi şimdilik karşısında gibi gözüken örgütlerden IŞİD’e katılımları arttırabilir. Dolayısıyla tarih boyunca gördüğümüz üzere terörle mücadelesinde yine yanlış bir yöntem kullanılmaktadır ve maalesef bu radikal cihatçılar terörünü yine bitiremeyecektir.

 

Obama’nın, ABD vatandaşlarının hayatlarının önemli olduğu gerekçesiyle müdahil olmaması karşısında diğer devletlerin tutumları önemlidir. Türkiye’nin 45 vatandaşı hala IŞİD’in elindedir.

 

IŞİD’in büyümesine göz yumuldu. Radikal cihatçı unsurların Irak’a yönelmesine izin verildi. Ruslar da, Almanya da, ABD ve İngiltere de kapılarını açtı ve Türkiye üzerinden geçerek IŞİD’e katılmalarına bir anlamda göz yumuldu. Buraya neredeyse tüm dünyadan cihatçı radikallerin akın edilmesi sağlandı. Bu hareketlilik maalesef Türkiye üzerinden gerçekleştirildi.

 

Türkiye kesinlikle bu operasyonların ön saflarında yer alamaz. Hem rehinelerin hayatını tehlikeye sokar ve hem de Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerini tetiklemiş olur. Kaldı ki, Türkmenlere karşı da artık IŞİD neredeyse önemli bütün coğrafyaları işgal etmiştir. Türkiye daha geri planda faaliyetler sürdürmelidir. Örneğin terör örgütüne katılımları engellemeli, geçişleri kısıtlamalıdır. Ama en önemlisi de iktidara yakın çevrelerin IŞİD petrolünü pazarlamasını engellemelidir.

 

Söz konusu gelişmeler neticesinde Türkiye’nin durumunu ve yakın gelecekteki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bu sadece sınır güvenliği olarak değil, iç güvenlik olarak da ele almak gerekir. Belki de IŞİD’in en çok uyuyan hücresi Türkiye’dedir. Bu nedenle her an bu hücrelerin harekete geçirilmesi tehlikesi ve tehdidi mevcuttur. Bu, sadece rehin olan 45 vatandaşımızın değil, tüm vatandaşlarımızın hayati tehlikede olduğu demektir.

 

Türkiye, zamanında tedbirini alıp önlemlerini alsaydı, rehine olayına izin vermeseydi, şimdi IŞİD karşısında eli daha güçlü olabilirdi. Çünkü şu anda rehinelerimiz canlı kalkan olarak kullanılıyor. Her geçen dakika rehinelerin aleyhine işliyor. IŞİD’in lider kadrosu sürekli değişiyor. Bunları yakından takip etmek, iletişim ya da anlaşma kurabilmek güçleşiyor. Şuan Türkiye hem muhatap bulmakta zorlanıyor hem de rehinelerin güvenliğinden emin olamıyor. Bu ise bölgedeki güçlerden biri olarak Türkiye’nin dış politikadaki hatalarının sonucudur.

 

Çok kritik bir döneme girildi. IŞİD artık hava harekatıyla bitirilemeyecek kadar güçlendi ve bölgede bir rol sahibi edildi. Türkiye’nin dahil edilmesi gerekecektir. Bu da ancak diplomatların kullanılması - Allah korusun IŞİD’e diplomatlarımızı katlettirmeleri – yoluyla Türk kamuoyu harekete geçirilerek yapılabilir. Bu da çok ince bir politika gerektirir. Dolayısıyla diplomatlarımızın acilen ve ivedilikle IŞİD’in elinden kurtarılması gerekir.

 

Güvenlik konularıyla yakından uzaktan ilgisi olan herkes bilir ki, öncelikli kural personelinizi ve vatandaşınızın herhangi bir terörist örgüt eline düşmesine müsaade etmemelisiniz. Bunu başaramadığınız takdirde ilk 6 saat, 12 saat, 24 saat ve 48 saat çok hayati derecede kritiktir. Bu süre zarfında kurtarma operasyonu yapmanız gerekir. Rehinelerimizin IŞİD’in elindeki süresi 3 ayı geçti. Ve hala bu konuda bir şeyler yapılmamıştır.

 

Aslında Türkiye başlangıçta IŞİD içerisinde özellikle de üst düzey kadrolar ile diyalog kurabileceği zemin ve kişiler vardı. Ancak IŞİD üst yönetimi çok akışkan bir yapıdadır. Lider kadrosunda değişiklikler olmaktadır. Türkiye’nin eskiden diyalogda olduğu kesimlerin önemli bir kısmı artık söz sahibi konumda değildir. IŞİD içerisinde farklı güç odakları belirmiştir ve bu kesimler Türkiye’ye sıcak bakmamaktadır. Dolayısıyla da rehinelerimiz konusunda durum iç açıcı değildir.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1179-turksam-baskani-mhp-igdir-milletvekili-dr-sinan-ogan-ile-isid-hakkinda-roportaj
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.