Şefkat Çetin:PKK'nın Çerçeve Yasası Türkiye'yi Bölecek

MHP Genel Bşk Yrd Şefkat Çetin yaptığı yazılı basın açıklmasında;

PKK İÇİN HAZIRLANAN ÇERÇEVE YASA TÜRKİYE’Yİ BÖLECEK BİR ADIMDIR

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın koordinatörlüğünü yaptığı çözüm süreci ile ilgili yasal düzenleme hazırlığını bitirdikleri yönündeki açıklama endişe vericidir. Irak ve Suriye’nin Kürdistan olarak adlandırılan bölgelerinde yaşanan gelişmelerle eş zamanlı bir şekilde AKP hükümetinin terör örgütü PKK’ya haklar tanıyacak bir yasa hazırlığına girişmesi, Türkiye’yi bölünme sürecine götürecek bir şuursuzluk örneğidir.

AKP hükümeti çözüm süreci adı altında terör örgütünü resmen muhatap almakla, ABD’nin Barzani’ye devlet kurması için Kuzey Irak’ı vermesine benzer bir şekilde güneydoğuyu PKK’ya teslim etmektedir. Oslo’da ortaya çıkan PKK ile AKP pazarlığı daha sonraları açıkça yapılır hale gelmiş ve nihayetinde üç AKP’li Bakan HDP’lilerle siyasi müzakereleri yürütmeye başlamıştır. Beşir Atalay’ın yaptığı son açıklamaya bakılırsa, çözüm süreci için çerçeve yasa hazırlığının tamamlandığı ve Meclis’e getirileceği anlaşılmaktadır.

Yasal düzenlemenin PKK’yı caniler çetesi olmaktan çıkararak bir siyasi parti ve bebek katili Apo’yu da siyasi lider haline getireceği unutulmamalıdır. Mehmetçiğin kanı damlayan silahlarını dahi bırakmamış terör örgütünü yasal çerçeveye oturtmanın, Türkiye’yi bölmeye çalışanlara bir bölgemizi teslim etmekten başka bir anlamı yoktur. PKK sadece Türk devletinin değil, aynı zamanda uluslararası hukukun da resmi muhatabı haline gelecek bir yasal dayanağa kavuşacak ve Türkiye’nin bölünmesi yolunda en önemli adım atılmış olacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bölücü çevrelerden oy devşirmeyi amaçlayan bu yasal düzenleme Türkiye’nin batısını Tayyip Erdoğan’ın, Güneydoğusunu ise teröristbaşının yönetmesi için hazırlanmış bir planın parçasıdır.

Neredeyse her hafta İmralı’da bebek katili Apo ile görüşen ve aldığı talimatları terör örgütüne ileten Sırrı Süreyya Önder’in Diyarbakır meydanında gelecek yıl Apo’nun hitap edeceğini söylemesine rağmen AKP hükümetinden herhangi bir tepki gelmemiştir. Anlaşılan Diyarbakır’da yapılan duyuru, bir yerlerde alınmış kararın ilanından ibarettir. Barzani’nin Kerkük ve Erbil’den sesi yükselirken, burada Apo’nun bir mahkûm gibi değil de Türkiye’nin bir bölgesinin yöneticisi gibi hareket etmesini sağlayan AKP hükümeti, Kürt devletinin kuruluşuna yaptığı büyük katkılarla tarihe geçmektedir.

Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimine devlet olma gücünü verecek olan petrol zenginliğinin Türkiye üzerinden pazarlanmasına destek veren AKP hükümeti, bir kere daha Kürt devletinin kurucuları arasına adını yazdırmayı hak etmektedir. Üstelik daha düne kadar Mavi Marmara ve “One Minute” gibi kurgularla İsrail düşmanlığı aldatmacası yaparak seçmen kitlesinin gözünü boyayan AKP döneminde Kürt petrolü İsrail’e satılmaktadır. Hem İsrail’le düşman gözüküp hem de ticaret yapabilmek için nasıl bir ticari ahlak ve zekâya sahip olmak gerektiği, Kürt petrolünü Ceyhan’a getirmekte ısrar eden AKP’liler sayesinde gayet iyi anlaşılmaktadır. Kürdistan’ın finansmanını da, siyasi desteğini de hangi devletlerin ve hangi siyasilerin sağladığı ayan beyan ortadadır.

Bağımsız Kürt devletini ilan edeceğini açıklayan Barzani’yi Türkmenlere hami yapacak kadar milli politikadan uzaklaşan AKP, Türkmen katliamına girişmiş IŞİD’e yönelik bir uyarı dahi yapmamıştır. Bölgede tam anlamıyla bir etnik temizlik yapılarak Türkmen nüfus ortadan kaldırılmakta ve ABD’nin 1991’de sınırlarını çizdiği Kürt devleti gerekli nüfus yoğunluğu sağlanarak Kerkük’e kadar genişletilmektedir. IŞİD sayesinde Şiiler’den arındırılan Kerkük’ü de sessizce teslim alan Barzani’nin “Kürt halkı için kendi geleceğini belirleme vakti geldi” sözlerinin uyandıracağı milli duyarlılığa sahip bir Türk devlet yetkilisi yok mudur?

Barzani’ye devlet kurma cüretini veren Kerkük petrolünün karşılığında oluk oluk Türkmen kanı akarken, AKP hükümetinin Ceyhan limanından İsrail’e gidecek varil başına 1 dolar kazanç için politika belirliyor olması utanç vericidir. Barzani’nin petrolüne bekçilik yapan AKP hükümeti, Türk’ün hayat hakkını korumak için milletimizin kendisine verdiği vazifeyi yerine getirmediği için tarih önünde hesap vermekten kurtulamayacaktır.

Musul’daki konsolosluk personelimizle birlikte 80 vatandaşımızın terör örgütü IŞİD’in elinde esir tutulmasının üzerinden iki hafta geçmesine rağmen netice almaya yönelik herhangi bir girişim yapılamaması aynı zihniyetin eseridir. Sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanan ve bölgedeki Türk varlığını doğrudan tehdit eden gelişmeler karşısında çözüm üretemeyen AKP hükümeti acziyet içerisindedir.

Konsolosluk görevlilerimizin Ankara’dan giden talimatla teslim oluşundan başlayarak cevapsız pek çok soruyla dolu bu hadise, terör örgütleriyle pazarlığa alışmış AKP hükümetinin yine bir pazarlık içerisinde olduğu ihtimalini akıllara getirmektedir. Türkiye’yi bir devlet yerine adeta şirket gibi yöneten AKP’ye göre IŞİD’in elindeki Türkler rehin midir, esir midir? PKK ile yürüttüğü pazarlıklarda verdiği tavizlerine şahit olduğumuz AKP hükümetinin niyeti, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi kamuoyunda olumsuz bir hava oluşmaması için rehineleri unutturmaya çalışmak, fırsatını bulduğunda ise bir kahramanlık hikâyesiyle seçimleri etkilemektir.

Çok sayıda etnik grubun ve mezhebin kanlı boğazlaşmasına şahit olduğumuz Kuzey Irak’ta bütün namluların çevrildiği tek grup Türkmenler’dir. Yıllarca Saddam’ın ve Esad’ın zulmü altında inleyen Türkmenler, şimdi ise her iki ülkede de şii-sunni kapışmasının yanı sıra ABD desteğiyle bölgede güç sahibi olan Barzani’nin, Suriye’de PYD’nin ve son olarak IŞİD’in tehditleri altındadır. Suriye’nin ve Irak’ın mazlumları Türkmenler Türkiye’nin gözü önünde katledilerek yerlerinden yurtlarından çıkarılmaktadır. AKP hükümeti ve dışişleri tarafından defalarca misafir edilmiş Barzani’nin, Salih Müslim’in ve hatta IŞİD yöneticilerinin baskılarına maruz kalan Türkmenlerin, yanı başlarında Türkiye gibi bir devlet varken sığınacak yerden mahrum olmaları çok acıdır.

Sınırlarımızın hemen ötesinde iki ateş arasında can veren Türkmen olunca Türkiye’de kamuoyunda gerekli hassasiyetin uyandırılmaması ise ayrıca düşündürücüdür. Patagonya’ya kadar her yer için yardım çağrısı yapanlar söz konusu Türkmenler olunca neden sessiz kalmaktadır? Türkmen’in dökülen kanı kan, canı can değil midir? MHP’nin Türkmen kardeşlerimiz için yaptığı çağrıyı duymazdan gelerek desteklemeyen çevreler, nasıl olur da insanlıktan ve Müslümanlıktan bahsetmeye devam edebilirler! Ezilen, hakkı yenen, yurdundan olan ve katledilen Türkmen olduğunda sessiz kalmanın adı ırkçılık değil de nedir?

Yardım eli arayan Türkmen olduğunda Türkiye’de kamuoyunun milli hassasiyetlerinin uyandırılması endişesiyle sus talimatı vermenin, oradaki insanlık suçuna ortak olmaktan ve katillerle suç ortaklığı yapmaktan bir farkı yoktur. Can pazarına düşmüş Türkmen kardeşinin sesini duymayanların dört parmakla işaret ettikleri Mısır ve Gazze sevdaları insanlıktan nasibini almamış marazi bir sevgidir.

Milliyetçi Hareket Partisi petrol gelirinden çok daha önce bölgedeki Türkmen kardeşlerimizin varlığını ve can güvenliğini önemsemektedir. Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye üzerinden satılacak petrol sayesinde kalkındırılacak Kürt devleti vasıtasıyla bozulmamalı, milyonlarca masum Müslüman’ın kanının dökülmesine müsaade edilmemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.