Ruhsar Demirel\'in Ülkücüleri gururlandıran konuşması

“Bugün kürsüye çıktı, 9 dakika konuştu; tüm Türkiye ağzı açık onu izledi. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve TBMM'de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi olan Ruhsar Demirel. Ruhsar Demirel, türbanlı vekiller vesilesiyle yaptığı konuşmanın ardından salonda uzun uzun alkışlandı."(Mehmet Özdoğan – Vatan Gazetesi)
 
İşte Meclis Tutanaklarından Ruhsar Demirel’in Meclis’e danga vuran konuşması:
 
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
 
Milliyetçi Hareket Partisi adına olağan bir gündür Meclis çatısı altında. Burası Türkiye'de yaşayan 75 milyonun problemlerinin konuşulup çözülmesi gereken bir alandır. Burada özgürlük adı altında bizim görüşümüzce bir mobbing yapılıyor. Bu inançlarına dayalı olarak giyimlerini tanzim eden hanımefendilerin hayatları bir mikroskoba konuldu. Kim ne yaptı, nasıl örttü, ne etti, bunlar kimseyi ilgilendirmez. Bir parça empati yapınız lütfen. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Burada hem sizlere hem televizyon başında bizi izleyenlere, özellikle erkeklere sesleniyorum: Empati yapınız. Hanımlarınız, kızlarınız var, nasıl giyindikleri kimi ilgilendirir? Kaldı ki bu bir inancın uzantısıysa hiç kimsenin haddi değildir ama burada özgürlük adı altında Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milleti temsil etme yeterliğine haiz olmuş 4 hanımefendiye mobbing yapılıyor ve onlar üzerinden bize. Korkarım ki bizlerin de kıyafetleri değerlendiriliyor. Nitekim geçtiğimiz yasama döneminde bir sayın bakanın bu konuda bir atfı var bir hanımefendiye. Dolayısıyla, bunları bütün kadın milletvekilleri, bütün kadın siyasetçiler, bütün Türk kadınları ve bütün dünyadaki kadınlar adına reddediyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak insanları kılığı kıyafeti üzerinden tanımlamayı affetmiyoruz çünkü biz 2008 yılında bir yasa teklifi verdik ve şu anda hükûmet eden parti o zaman da hükûmetteydi. Onlarla partimizin yetkilileri konuşup bir akit imzaladılar. 2008 yılında “Bu sorun -eğer sorunsa ki bizce hayatın olağan akışı içinde bir tablodur- çözülsün, YÖK'ün ilgili 17'nci maddesi de kaldırılsın. İnanç bir özgürlük, eğitim bir haksa kadınları bu haktan ve bu özgürlükten mahrum etmeyelim.” dediğimizde kalkmayan parmaklar, “411 parmak kaosa kalkıyor” diye yazanlar, bugün vicdanlarına bunun hesabını versinler. 2008'de bunu yapmadılar, 2010'da tekrar ettik, dedik ki: “Bizim böyle bir teklifimiz var.” Yine hiç kimse sesini çıkarmadı çünkü seçimler vardı, çünkü referandumlar vardı, çünkü başka şeyler vardı.
 
Özellikle beyefendilere seslenmek istiyorum: Biz hanımlar üzerinden siyaset yapmayınız lütfen. Biz üzerimizden değil, bizimle siyaset yapılmasını istiyoruz ve siyasetin tek yapıldığı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir. Bütün teşkilatlarımızdaki hanımefendiler bizim için saygıdeğerdir, hepsi kıymetlidir. Sizlerin ve bizlerin buraya gelmesine sebep olan, hepimiz için verilen o ortalama 80 bin oyun büyük emeğinin sahibi, başı açık ya da kapalı, bizim için hiç önemli değil, hanımefendilerdir. Kapıları çalan, her kapıdan içeriye giren, bizler için partilerimizin politikalarını anlatan ve bizleri buraya taşıyan onların omuzlarıdır. Buna saygı gösteriniz, buna hürmet ediniz ve özgürlük adı altında bu mobbing'den, bu şiddetten lütfen vazgeçiniz.
 
Bugün Türkiye'de konuşulması gereken başka sorunlar var, sorunumuz bu değil. Bizim sorunumuz, bakınız, Dünya Ekonomik Forumu açıklama yaptı. Türkiye 136 ülke içinde 127'nci sırada iş gücüne katılımda. Genel sıralamada 120'nciyiz. Bugün basına bakın, 91 bin tane çocuk anne var bu ülkede. Bizim ne giydiğimizi değil, onların ne yiyemedikleri, onların nerelerde çalışamadıkları, onların evlerine götüremedikleri ekmekleri, onların alamadıkları sağlık hizmetini konuşmamız gerekirken, bizler ki bu ülkenin çok ayrıcalıklı insanlarıyız, gelir düzeyimiz olarak, eğitim düzeyimiz olarak, yaşam standardımız olarak, bizim kılık kıyafetimiz bu ülkenin sorunu olamaz. Böyle bir hakkı kendimizde görmemeliyiz. Biz burada memleketin sorunlarını konuşmak için, bunlarla ilgili çözüm önerisi getirmek için toplanmışken kendimiz bir sorunun parçası oluyorsak oturup kendi durumumuzu biz değerlendirmeliyiz. Bunların hiçbiri hakkımız değildir. Bu millet bizi buraya sorunları çözelim, var olan sorunları konuşalım ve birbirimizle uzlaşalım diye yolluyor, kavga edelim diye değil. İnsanda akıl var, insanda dil var, insanda gönül var; konuşalım, akıl süzgecimizden geçirelim ve vicdanlarımızla buluşalım diye. Rabbim her şeye muktedir; eğer kavga etmemizi istese bize birer tane pençe vermeye hiçbir engeli yoktu, bu pençeleri bize verir, biz de burada kavga ederdik. Burası ne bir boks ringi ne bir güreş alanı. Bizler burada konuşmak için varız, bizler burada aklımız için varız. Ve kendimizin “kadın” diye tanımlanmasından da -cinsiyetimizle barışık olmakla beraber- memnun değiliz. Bizler de sizin gibi birer milletvekiliyiz. Burada sizler kadar aklımızla, sizler kadar zekâmızla ve vicdanımızla, memleket adına bir hizmet yapmak için bulunuyoruz partilerimizin siyasi duruşunu temsil etmek adına.
 
Milliyetçi Hareket Partisi 2008 yılında bu teklifi yaptığında “hayır” diyenler, 2010 yılında teklifini tekrarladığında duymazdan gelenler bugün eğer “özgürlük” diyorsa, birazcık vicdanlarına baksınlar, neyin özgürlüğü? Zaten modern zamanların en büyük sorunu şu: Önce bir sorun yarat, sonra da “Çözüyorum” de. “Küreselleşme” dedikleri de böyle bir şey zaten. “Kimlik siyaseti” denilen budur. Bizi farklılıklarımızla barizleştirmek yerine ortaklıklarımızla çoğaltacak akla ihtiyacımız var. Farklılıklarımızın altını çizmek hiçbirimize bir şey getirmiyor. Kaç türüz, kaç cinsiz, kaç etnisiteyiz, kaç mezhebiz? Biz ortaklıklarımız üzerinden birlikte büyümeyi isteyen bir siyasi partiyiz. Milliyetçi Hareket Partisi, toplumdaki bu tansiyonun düşmesi adına, başta Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey olmak üzere, her zaman çağrı yapmıştır, bu konuda da yaptı. "Hanımefendiler istedikleri gibi girebilirler; bu, inançlarının bir uzantısıdır." dedi. İnsanları inançları üzerinden yargılayamayız. İnsanları inanç tercihleri yüzünden bir kriterin içine sokamayız. Onlarla fotoğraf çektirip Twitter'da paylaşıp "Başörtülü Genel Kurulda bulunuyoruz." deyip reklam yapacak bir durum da yok. Ben onu da görmüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu hanımefendilerin hayatını laboratuvarmış gibi, mikroskopa koymuş inceler gibi, akvaryumdaki balık gibi… Bunlar yanlıştır arkadaşlar, yapmayınız. Birçoğunuz Twitter'dan bu tür resimler paylaşıyorsunuz. Bunlar yakışıksız şeyler. Bu hanımefendilerin eşleri yerine koyun kendinizi, bu hanımefendilerin oğulları, erkek kardeşleri yerine koyun. Bunların hayatı özel hayat.
 
Mahremiyet bizim toplumumuzdaki en önemli değerdir. Mahremlerimize girmeyiniz. Bir kadın ne örtecek? Bir kadın kaç çocuk doğuracak? Bu doğuracağı çocuğu sezaryenle mi yapsın? Ayran mı içsin? Bular, bizim özel hayatımız. Bunlar, bizim mahremimiz. Mahremimize girmenizden -erkek arkadaşlara söylüyorum- rahatsızız. Sizin bu yüksek perdeden, dikte edici konuşmalarınızdan rahatsızız. Biz ne yapacağımızı bilecek durumdayız ki, vatandaş bizi seçti ve buraya yolladı. Sizlerden hiçbir farkımız yok. Anayasa'nın “Eşitlik” ilkesine hatırlatmak istiyoruz sizlere. Bizim mahrem alanımızdan çıkınız çünkü bu, bizim olduğu kadar ailelerimizin de mahremi. Biz sizlerin ne yiyip ne içtiğini konuşuyor muyuz? Ne giydiğinizi, ne taktığınızı konuşuyor muyuz? Ve bunları konuşmayı da doğru bulmuyoruz. Siyaset bu değildir. Siyaset, evet, bir tercihler manzumesidir ama bu tercihler millet adına, vatan adına, memleket adına yapılacak tercihlerden ibarettir. Mahremimizden çıkınız. Herkes inancının getirdiği özgürlüklerini kullansın. İnanç bir özgürlüktür. İnsanların özgürlük hanesini genişletmek devletin sorumluluğudur.
 
Türkiye'de bugün bu tür konuların sorun diye anlaşılma sebebi devletin fazla görünür olmasıdır. Devlet dediğimiz şeyin görünmez bir el olarak bizi kollaması gerekir ama devlet, bugün hayatımızın çok içinde, Türkiye'deki yüksek tansiyonun sebebi de bu olsa gerek.
 
Geriye dönük baktığımızda, evet, eğitim sistemimizde de bu var, bize hep yapmamamız gerekenler öğretildi. Trafikte kırmızıda geçme.” Bu söylendi, onun içindir insanların sarıda geçmeye çalışması. Ama biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şunun öğretilmesini istiyoruz: “Yeşilde geçilir, geçilecek.” Olumlu olan, özgürlükleri genişleten, haklarımızı bize öğreten her şeye biz varız.
 
Milliyetçi Hareket Partisi için bugün yaşanan da olağan bir süreçtir.
 
Hac farizasını yerine getirenlere Allah kabul etsin, Allah gitmek isteyen hepimize de nasip etsin ama inanç üzerinden bir siyaseti, kadın kimliği üzerinden ayrıştırmayı ve cinsiyet üzerinden yapılan “mobing”i grubum adına reddediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP, AK PARTİ, CHP ve BDP sıralarından alkışlar)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.