İzmir Urla\'daki villalar ne olacak?

Cüneyt Özdemir'in bugünkü yazısı:

Hatırlar mısınız, 1995 yılının şubat ayında Kuşadası’nda ortaya çıkan bir çiftlik zamanın Başbakanı Çiller’in kabûsu olmuştu. Bu haber ilk ortaya çıktığında Çillerler çiftliğin kendilerine değil, çocuklarının dadısı (aynı zamanda kâhyaları) Suna Pelister’e ait olduğunu açıklamışlardı. Bir süre unutulan konu, Tansu Çiller’in 11 Temmuz 1997’de çiftlik için yeni imar kararı aldırtmasıyla tekrar alevlenmişti. Kuşadası Belediye Encümeni’nin Çillerler’in istediği imar değişikliğini gerçekleştirmesiyle, Pelister Çiftliği’ne sekiz ayrı konut yapma imkânı doğmuştu. Tarım arazisi olarak satın alınan çiftlik birleştirilerek 8 parçaya bölünmüştü. Daha sonraki yıllarda 11 milyar lira bedelle Özer ve Tansu Çiller tarafından satın alınmış ve bu arada çiftlik arazisi üzerine de çeşitli binalar yapılmıştı. Ancak binalar tapuya işlenmediği gibi cins tashihi de yapılmadığı anlaşılınca Kuşadası Belediyesi, ‘kaçak yapılaşma’ gerekçesiyle inşaatların bir bölümünü mühürlemişti. Yapılan incelemede, suni gölün bulunduğu yerin dev bir havuza dönüştürüldüğü, çevresine kamelya, ortasına fıskiyelik ve ışık düzeneği için çelik konstrüksiyon çekildiği, bekçi odalarının yenilendiği, ikişer odalı iki yeni bina inşa edildiği, kaçak otopark ve helikopter pisti yapıldığı, güneybatı kısmındaki tepeye ise kaçak su deposu kurulduğu tespit edilmişti.

Dönemin gazetecileri için inanılmaz önemli bir haberdi.

Nitekim bugün Başbakan Erdoğan’ın ‘zavallı köşe yazarı’ olarak nitelediği Sedat Ergin o dönem bu konuya da Hürriyet gazetesinde değinmiş ve olayın peşini bırakmamıştı. 16 Ekim 1997 tarihinde köşesinde durumun çelişkilerine dikkat çekiyor ve Tansu Çiller’in eşinin yalanlarını yazıyordu. İsterseniz biraz kulak verelim.

‘Özer Çiller, Kuşadası çiftliği olayının basına yansımasından sonra 27 Ekim 1995 tarihinde şu açıklamayı yapmıştı: “Suna Pelister, ailemizin bir parçasıdır. Emeklidir, ama mali durumu o kadar da bozuk değildir. Kuşadası’nda bu arsayı alıp, üzerine bu bağevini yaptırmak istediğinde, tabii ki yanında yer aldık ve maddi destekte bulunduk. Kaldı ki, onun böyle bir mülke sahip olması bizi çok sevindirdi. Evin sahibi Suna Pelister’dir. Başkaca açıklamaya gerek var mı?’’

“Başkaca açıklamaya gerek var mı?” diyen Özer Çiller, önceki gece (25 Ekim 1997) Kanal-7’deki mülakatında, 27 Ekim 1995 tarihli açıklamasında ‘doğru söylemediğini’ şu sözlerle itiraf ediyor: “Kuşadası’nda bir dostumun komşu arazisini satın almak istedik. Çiftliğin bizim olduğu anlaşılırsa, gene paparazziler evin içinde olacak. En iyisi Suna Pelister alsın, biz ona para verelim dedik. Böylece Pelister’i borçlandırdık. Daha sonra oraya gidip geldiğimiz ortaya çıkınca, basın bizi takibe aldı.’’

Durup dururken sabık Başbakan Tansu Çiller’in İzmir’deki çiftliğini hatırlamamın nedeni İzmir’in Şirince kasabasında Matematik köyüne bir bina yaptığı için 2 yıl hapis cezası için cezaevine giren Sevan Nişanyan olsaydı keşke!

Bildiğiniz gibi İzmir’de kazmayı vurduğunuz yerden tarih fışkırıyor. Bu yüzden nerede ise bölgenin bütün ilçeleri koruma altında 1. derece sit alanı, 2. derece sit alanı ve 3. derece sit alanı gibi çeşitli ölçüler var. Bunlar uluslararası standartlara göre belirlenmiş kent ve çevrecilik kurallarının diş geçiremediği farz edilen koruma yasaları. İşte Sevan Nişanyan da bu yasaya muhalefet ettiği için (en azında teoride) cezaevine gönderildi.

Cezaevine teslim olmadan önce Sevan Nişanyan suçunu şöyle anlatıyordu: “Ceza konusu görünürdeki bir konu bundan beş yıl kadar önce kendime ait arazide yapmış olduğum 60 metrekare tek katlı, köyün bir hayli dışında yığma taştan yaptığım bir oda bağ evidir. Buna bir değil iki mühür koydular. Doğal olarak her makul insan gibi bu haksız mühürleri hiçe saydım. Bunun sonucu olarak bir değil ikişerden iki hapis cezası aldım.”

Gördüğünüz gibi İzmir’de usül dışı ev yapmaya kalkan yanıyor!

Son olarak Sözcü gazetesi geçen gün Başbakan Erdoğan’ın adı karıştığı Urla’da imara kapalı 1. derece sit alanındaki villaları gündeme getirdi. İnternet sitelerinde Başbakan’ın kızının, oğlunun, arkadaşlarının telefon dinlemeleri uçuşuyor. Bu internet sitelerinin birini kapatsanız hemen bir başkası açılıp yayına geçiyor. Twitter hesaplarının birini kapatıyorsunuz diğeri açılıyor.

İnterneti tamamen kapatmadığınız taktirde anlaşılan o ki bu ses kayıtlarının engellenmesi mümkün değil. Tansu Çiller örneğinde görüldüğü üzere siyasetçilerin ‘bir çiftlikçik canım’ deyip geçmeleri de mümkün gözükmüyor. Zira bir siyasetçi için böylesine küçük görülebilecek kimi konular yıllar boyu sırtlarından çıkaramayacakları bir lekeye ve yüke dönüşebiliyor.

İzmir’in Şirincesindeki matematik köyüne bir oda yaptırdığı için 2 yıl hapiste kalacak olan Sevan Nişanyan’a, İzmir’in Urla’sında 1. derece sit alanındaki bu villalar için mantıklı bir cevap vermeniz gerekiyor.

Sevan Nişanyan cezaevinde, Tansu Çiller biraz da bu çiftlik meselesi yüzünden tarihin bir köşesinde, Sedat Ergin ise hala Hürriyet’te köşe yazıyor.

Aradan yıllar geçse bile böyle işlerin peşini ‘zavallı köşe yazarları’ bırakmıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.