Erdoğan'ın cadı avının 17 Aralık'tan önce de Jandarma'ya uyguladığı ortaya çıktı.
Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluğunu ortaya çıkaran polisler cadı avı düzenlenerek önce görevlerinden alınıp başka yerlere sürülmüş, ardından da hiç bir dayanağı olmayan isnatlarla gözaltına alınarak tutuklanmıştı. Gözaltına alınan ve tutuklanan İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi eski müdürü Yakub Saygılı mahkeme ifadesinde, operasyon hazırlığında olan jandarmanın dönemin Başbakan'ı Erdoğan'ın yeğeni ve koruması olan Ali Erdoğan'ı dinlediği için Hakkari'ye sürüldüğünü söyledi.   
 
Grihat sitesinde yayınlanan habere göre Yakub Saygılı ‘Dokunulmazlık perdesi altına alınan Başbakanın bilgilerini paylaşması gerektiğini düşünüyorum’ifadelerini kullandı.
 
“ERDOĞAN’IN YEĞENİNE OPERASYON YAPAN JANDARMA HAKKARİ’YE SÜRÜLDÜ”
Saygılı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeğeni Ali Erdoğan’ın Jandarma tarafından yapılan bir operasyonda dinlendiğini, bunun üzerine Çapkın’ın Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dediğini belirtti. Saygılı, Ali Erdoğan’ı operasyon kapsamında dinleyen tüm Jandarma biriminin de görev yerlerinin değiştirildiğini, operasyonu yapan askerin ise akabinde Hakkari’ye atandığını belirtti. Saygılı, 7 Şubat MİT krizinden sonra Başbakan ile direk görüşen Çapkın’ın artık danışmanlarla görüşmek zorunda kaldığını belirtti. Saygılı, Başbakan ve MİT Müsteşarına soruşturma açılması gerektiğini ifade ederken, “Dokunulmazlık perdesi altına alınan Başbakanın bilgilerini paylaşması gerektiğini düşünüyorum” dedi. 
 
“JANDARMANIN BAŞBAKANIN YEĞENİNİ DİNLEMESİYLE İLGİLİ EMNİYET MÜDÜRLERİ DE ADETA SORGUYA ÇEKİLDİ”
İstanbul Jandarmanın yaptığı bir operasyonda Başbakanın yeğeni Ali Erdoğan’ın dinlendiği ortaya çıkmıştı. Bu dinlemeleri emniyet biriminin yapmadığını ispatlamak için il emniyet müdürü, adli kolluk sorumlularını ve bu birimlerden sorumlu emniyet müdürlerini çağırarak adeta sorguya çekmiş ve hesap sormuştur. Bu görüşmelerden birinde Emniyet Müdür Yardımcısı Hamza Tosun ile il emniyet müdürünün makamına çağrılmıştır. Bu görüşmede İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın “Yalçın Hoca” diye hitap ettiği Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dedi.

“JANDARMA HAKKARİYE SÜRÜLDÜ”
Bu operasyon neticesinde operasyonu yapan tüm jandarma birimleri başka birimlere atandı. Binbaşı rütbesinde olduğunu hatırladığım Jandarma KOM müdürü derhal Hakkari’ye atandı. Bu gibi örnekler kendini Başbakana yakın görmek isteyen tüm kamu bürokratlarının her dosyayı gizliliğine bakmaksızın zamanından önce Başbakana sunmak, bilgilendirmek ve talimatlarını almaya sevk etmekteydi. Bu gibi durumlarla ilk defa karşılaştık.
 
İFADE İŞLEMİNDEN BAZI SATIR BAŞLARI

-“ABİ DENİLEN KİŞİ YASİN EL KADI’DIR”
-“EL KADI İLE GÖRÜŞEN MİT MÜSTEŞARI VE BAŞBAKAN’A SORUŞTURMA AÇILMASI GEREKİR”
-“EMNİYET MÜDÜRÜ VE VALİ BAŞBAKAN’A BİLGİ VERİYORDU”
-“DARBE DEĞİL YOLSUZLUKLARIN ORTAYA ÇIKMAYACAĞINA GÜVENENLER HAZIRLIKSIZ YAKALANDI”
 
Saygılı’nın mahkemedeki ifadesi şöyle;
 
“Operasyonlar başlamadan başlamadan 8 ay önce MİT tarafından suç örgütleri ile ilgili bir raporun Başbakanlığa verildiğini, bizim takip ettiğimiz hatta takip etmediğimiz kişiler hakkında bu raporda bilgiler olduğunu öğrendik. Ya bizim verilerimizi kullanmışlar veya kopyalamışlar ya da bizim soruşturmalara paralel bir şekilde soruşturma yürüterek hedef şahısların dinlendiğini Rıza Sarraf ve diğer bakanların dinlemelerinin TİB kayıtları ile yapıldığı sabit ise bu kayıtların celbini talep ediyoruz. Silahlı Kuvvetlerden GES Komutanlığı’ndan MİT’e devredilen teknoloji ile MİT’in TİB’den hariç dinleme kabiliyetine sahip olduğu hususu yayınlandı. Bu sistemin denetlenmesi için TBMM’de komisyon kurulmasına karar verildi. Ancak bu faaliyete geçmedi. Bu birim denetim dışı kalmıştır yaptığı dinlemelerin tespitini talep ediyorum. Ülkemiz üzerinde bir kısım devletlerin elektronik cihazlar ile dinleme yaptığı hususu medyada yer almış Türkiye’nin Almanya tarafından dinlendiği hatta birlikte hareket ettiği konusunda ciddi iddialar mevcuttur. Hükümet üyeleri bu hususta herhangi bir açıklama yapmamıştır.
 
“POLİSİN KRİPTOLU TELEFON DİNLEYECEK SİSTEMİ YOK
Başbakanlık tarafından yapılan açıklamada kriptolu telefonların dinlendiği söylendi. Emniyette kriptolu telefonları dinleyecek bir sistem mevcut değildir. Ülkemizin dinlenmesi vahamet arz etmektedir. Yabancı istihbaratlara karşı savunmasız bırakılmıştır.”Saygılı görevden alındıktan sonra Mali Şube ekibinin bilgisayarlarının yasalara aykırı bir şekilde incelendiğini anlattı. Yasa gereği, bilgisayarların incelenmesinin kendilerinin nezaretinde yapılması gerektiğini ifade etti. Bilgisayarda ele geçirildiği iddia edilen taslakta “dönemin Başbakanı” ifadesinin bulunduğu bilgilerinin bu yüzden sağlıklı olmadığını belirten Saygılı, şunları söyledi:“Ben savcıya bu iddiayı ilk olarak Başbakan miting alanında bu hususu dile getirdiğini sordum. Gizlilik ihlali yok mu dedim. Bu incelemeyi Siber Suçların yürüttüğünü, emniyet müdürüne bunun söylenmiş olabileceğini onun da Başbakana iletmiş olabileceğini söyleyerek ‘bunda ne var’ dedi. Oysa ben aynı suçlama ile karşılaştım. Aslında bu adli kolluk olarak C.Savcısının sorumluluğunda olan kişilerin iktidara bilgi taşıdığı anlamına gelir. Bu miting alanında söylenen sözleri haber yapan gazeteciler hakkında Başbakana dayandığından soruşturma yapılamamaktadır.Bu ve benzeri durumlar soruşturmanın objektif kriterlerle yürütülmediğini kişiler hedef gösterilerek bu konunun ispatlanmaya çalışılmasının bir göstergesidir.
 
“ABİ DENİLEN KİŞİ YASİN EL KADI’DIR”
C.Savcısı sorgu sırasında ‘abi yurt dışından geliyorlar’ cümlesinden bahsederek kolluğun kendi aralarında ‘abi’ diye birinden bahsedilerek bazı konuşmaların geçtiğinden bahsetti. Soruşturma dosyasındaki tüm tapeler incelendiğinde görülecektir ki ‘Abi’ denilen kişi Yasin El Kadı isimli şahıstır. Onun için kullanılır. Kolluk arasında da Yasin El Kadı ‘Abi’ kodlaması yapılarak konuşmalar gerçekleşmiştir. Burada başka bir art niyet aramak doğru değildir. Yasin El Kadı hakkında tahdit işlemi olmadığı beyan edilmiştir. Oysa Kadı hakkında Bakanlar Kurulu kararı ile tahdit işlemi alınmış ve Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Yasin El Kadı’nın avukatları mahkeme kararı olmadığından itiraz etmişlerdir. Ancak bu itiraz da reddedilmiştir. Bakanlar Kurulu tarafından tahdit işlemine rağmen işlem yapılmayan ilgililer hakkında şikayetçiyim.”Saygılı, Yasin El Kadı’nın ülkeye girişine yasağına ilişkin Resmi Gazete kayıtlarının dosyaya celbi isteyerek şöyle devam etti: “Eğer tahdit işlemi yoksa neden sahte pasaportla yurda sokulmuş ve Başbakanlık Koruma Dairesi tarafından korunmuştur. Resmi Gazete kayıtlarının alınarak dosyaya delil olarak konulmasını talep ediyorum. Bakanlar Kurulu tarafından kaldırılan kararın da dosya içerisine celbini talep ediyoruz. Diğer bir iddia Yasin El Kadı, Başbakan ve MİT Müsteşarının buluşmalarına ilişkin kayıtların alınmasıdır. C.Savcısının talebi üzerine bu görüntüleri celp ettik. Gerekirse C.Savcısı bu konuda dinlenebilir. İdari yazışma Narkotik Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yazılmış, bunun sebebi ise KOM Dairesinin çalışma yönteminin 97.maddesinde belirtilen maskeleme olarak adlandırılan durumdur. Bu nedenle usulsüzlük yoktur. Maskeleme eğitimlerinde bunun sebebi olarak nüfuzlu kişiler hakkında gizlilik kararı kalkıncaya kadar yazının kaynağının öğrenilmesine ilişkin kuraldır.
 
Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü kayıtlarının tarafıma sorulması burada çalışırken Asliye Hukuk Mahkemesindeki bir belgenin sorulması gibidir. Yazının gerçek olduğu Emniyet Polis Kriminal tarafından tespit edilmiştir. Bu nedenle sahtecilik suçu tarafıma yöneltilemez.
 
“SUÇ VE SUÇLU KORUNMUŞTUR”
Görüntülerin Cumhuriyet Gazetesinde çıkması ve haber yapılmasında Yasin El Kadı’ya araç tahsisi koruma tahsisi gibi beş ayrı suçtan bahsedildiği halde yapılan incelemede görüntülerin hangi birim tarafından talep edildiği hususu üzerinde durulmuş, belirtilen suçlar göz önünde bulundurulmamış, ilgililer suç ve suçluyu korumuştur. Bu konuda EGM Müdürü ve Teftiş Kurulu Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundum. Cevap olarak dilekçenin reddi kararı gelmiştir. Açılan idari soruşturma neticesinde de ben dahil yedi personel ihraç edildik. Bu bize yapılabilecek en ağır cezadır.
 
“EL KADI İLE GÖRÜŞEN MİT MÜSTEŞARI VE BAŞBAKAN’A SORUŞTURMA AÇILMASI GEREKİR”
Tutanakta ismi bulunan Mali soruşturmada işlem yapan Ercan Taş ihraç edilirken İsa Karayiğit hiçbir ceza almamıştır. Emsalleri meslekten ihraç edilirken gizli tanıklığa itildiğini düşünüyorum. Savcı beyden öğrendiğim kadarıyla gizli tanık olan İsa Karayiğit’in kendisi hakkında başlatılan idari soruşturmanın başlangıcında Haziran ayında ifade verdiğini öğreniyorum. Bu sebeple gizli tanığın samimiyetinden bahsedilemeyeceğini belirtmek isterim. Böyle bir idari soruşturma sonucunda savcılık talimatı uyarınca işlem yapılan bizler meslekten ihraç ediliyorsak Yasin El Kadı ile görüşen Başbakan ve MİT Müsteşarı hakkında soruşturma açılması gerektiğini belirtirim.
 
Ben sorulan sorulara tüm açıklığı ile cevap verirken yasama dokunulmazlığı perdesi altında ifadesi alınamayan Başbakanın bilgilerini paylaşarak konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.
İl Emniyet Müdürleri her ne kadar adli kolluk sorumlusu olmasa da özellikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından siyasi açıdan önemli olabilecek her dosyada başlamadan değil ise operasyona dönüşmeden adli kolluğun kendisini bilgilendirmesi istenir. Bu emniyet işleyişi açısından sürpriz bir konu değildir.
 
“EMNİYET MÜDÜRÜ VE VALİ BAŞBAKAN’A BİLGİ VERİYORDU”
2010 da İstanbul’a geldiğimde Mali Şube’de Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım. Kısa zamanda işleyişin diğer şehirlerden farklı olduğunu gördüm. Emniyet müdürüne ilettiğimiz operasyon içeriğinin ve şüpheli olan şahıslarla ilgili kapsamlı bir bilgi notunu emniyet müdürü ve bazen il Valisi tarafından Başbakana iletildiğini gördüm. Bu usule dikkat etmemiz gerektiği konusunda İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın tarafından defalarca ikaz edildik. Buradaki kastı Mali Şube, Organize, TEM ve İstihbarat Şube Müdürlüğü kapsamındadır. Bu birimlerin hepsi iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kapasitesine sahiptir. Bu konular benim ile birlikte o dönem görev yapan ilgili şube müdürüne sorulabilir.
 
“BAŞBAKAN İLE GÖRÜŞEN ÇAPKIN, 7 ŞUBAT MİT KRİZİNDEN SONRA DANIŞMANLARLA GÖRÜŞEBİLDİ”
Kamuoyunda MİT krizi olarak bilinen 7 Şubat 2012 tarihinden sonra Başbakanın İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’a tavır aldığına şahit oldum. Daha önceleri emniyet müdürü Başbakana cep telefonundan doğrudan ulaşabilirken, artık neredeyse danışmanlarla görüşmek zorunda kalmıştır. İstanbul Emniyet Müdürü ve Valisi için bu konu düşülebilecek en kötü durumdur. Çünkü Başbakan haftanın 2-3 günü İstanbul’a geliyor. İl Emniyet Müdürü ve İl Valisi kendisini her gelişinde havalimanında karşılıyordu. Bu güven zedelenmesi havalimanı görüşmelerine de yansıdı. Başbakan adeta kamu görevlilerine yüz vermemek ve gerektiği kadar itibar etmemek suretiyle o kişileri kendisinin peşinde koşturur durumda tutuyordu.
 
“JANDARMANIN BAŞBAKANIN YEĞENİNİ DİNLEMESİYLE İLGİLİ EMNİYET MÜDÜRLERİ DE ADETA SORGUYA ÇEKİLDİ”
Hatta o dönemde İstanbul Jandarmanın yaptığı bir operasyonda Başbakanın yeğeni Ali Erdoğan’ın dinlendiği ortaya çıkmıştı. Bu dinlemeleri emniyet biriminin yapmadığını ispatlamak için il emniyet müdürü, adli kolluk sorumlularını ve bu birimlerden sorumlu emniyet müdürlerini çağırarak adeta sorguya çekmiş ve hesap sormuştur.Bu görüşmelerden birinde Emniyet Müdür Yardımcısı Hamza Tosun ile il emniyet müdürünün makamına çağrılmıştır. Bu görüşmede İL Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın “Yalçın Hoca” diye hitap ettiği Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dedi.
 
“JANDARMA HAKKARİYE ATANDI”
Bu operasyon neticesinde operasyonu yapan tüm jandarma birimleri başka birimlere atandı. Binbaşı rütbesinde olduğunu hatırladığım Jandarma KOM müdürü derhal Hakkari’ye atandı. Bu gibi örnekler kendini Başbakana yakın görmek isteyen tüm kamu bürokratlarının her dosyayı gizliliğine bakmaksızın zamanından önce Başbakana sunmak, bilgilendirmek ve talimatlarını almaya sevk etmekteydi. Bu gibi durumlarla ilk defa karşılaştık.
 
“EMNİYET MÜDÜRÜ VE VALİYE BİLGİ VERİLSE OPERASYONLAR YÜRÜMEYECEKTİ”
Kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen operasyonların başlangıçlarında hiçbir siyasi kişilik yoktur. Özellikle 17 Aralık’ta soruşturmanın 5 ayında suç gruplarıyla irtibatta bulunmuştur. Bu sebeple İl Emniyet Müdürü ve Valisine bilgi verilmesi durumunda bu operasyonların yürüme durumu da söz konusu olmayacaktı. Çünkü bu bilgiler Başbakana aktarılacak ve operasyon sürmeyecekti. Soruşturma savcısı soruşturmaya devam etmek istese bile isteksiz bir kolluk ile karşı karşıya kalacaktı. Tüm delilere ulaşmadan soruşturma kapanacak ve yine herkes ‘ne cüret ile buna çalıştınız’ diye görevden alınacaktı. Ve yine herkes bu atamaları rutin olarak tanıyacaktı. Bir süre sonra Başbakanı memnun edecek konular ile ilgilenme ve geri kalanlar ile ilgilenmeme veya görmezden gelme durumuna itilmeye başlandık. Başbakanın konuşma metinlerinden kendisine mesaj çıkaran kamu bürokratlarından sadece onu mutlu edecek faaliyetler yürütmesi veya operasyonlara sıcak bakmasından ister istemez benim başında bulunduğum Mali Şube Müdürlüğü de etkilenmekteydi.
 
“17 ARALIK DOSYASINI DEŞİFRE ETMEYE ÇALIŞTILAR”
Bu süreçte bu operasyonların yürütme ile olabilecek etkilerini C.Savcısı ile tartıştık. Kendisi adli amirlerden başka hiç kimseye bilgi verilmemesi talimatını verdi. Süreç ilerlerken kamunun bütün olanaklarını kullanan suç grupları ve dolayısıyla bağlantılı politikacılar tarafından TİB, KOM, Daire Başkanlığı, MİT ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezdinde şüphelendikleri bu operasyonları deşifre girişimde bulundular.
 
Bunlara en iyi örnek dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in İl Emniyet Müdürlüğü makamına gelerek dosya şüphelisi olan Rıza Sarraf’ı övmesi ve emniyet müdürümüzü Rıza Sarraf’ın etkinliklerine katılmasını teşvik etmesidir. Bu görüşmeden hemen sonra İl Emniyet Müdürünün tarafımı araması ile Rıza Sarraf’ı sorması ve arkasından Rıza Sarraf ile ilgili bu sabah bir ihbar gelmiş, bu adamla ilgili zaman zaman asılsız ihbar gelirmiş, bu konularda duyarlı olunması gerektiğini Muammer Güler’in kendisine söylediği tabiri tarafıma iletmiştir. Bu tabirler kendi talimatları değil Muammer Güler’in aslında il emniyet müdürü üzerinden bana verdiği talimattır.
 
17 Aralık operasyonu savcılık tarafından icra edildi. Burada iktidarın emniyet müdürüne gösterdiği ilk tepki senin bundan nasıl haberin olmaz şeklinde olduğudur. Aslında bunun anlamı kendilerine bu operasyonun çok önceden neden ulaşmadığıdır.
Siyasi kişilerden Binali Yıldırım’ın danışmanı Ömer Serttaş’ın telefonlarının takip edilip edilmediğine ilişkin TİB nezdinde girişimlerde bulunduğu ve sonuç aldığı 656 sayılı dosyaya yansımıştır. Bu tip faaliyetler neticesinde yürütmenin yargı tarafından yürütülen operasyonları deşifre etme girişimleri tespit edilmiş yine de emin olamayan siyasi kişiler tarafından İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğüne talimat verilerek adli kolluk birimlerini fiziki takip yapmaları sağlanmıştır.
Görevden alınmama netice veren 17 Aralık operasyonu savcılık tarafından icra edildi. Burada iktidarın emniyet müdürüne gösterdiği ilk tepki senin bundan nasıl haberin olmaz şeklinde olduğudur. Aslında bunun anlamı kendilerine bu operasyonun çok önceden neden ulaşmadığıdır.Başbakan ve Bakanlardan özellikle büyükşehirle ilgili her dosyadan haberi olduğu güveni olduğundan şüphelilerin dinleme izleme faaliyetlerinde arkalarında siyasi destek olduğunu hissetmelerinden dolayı beklenenden daha çok delil elde edilmiştir. Bu yapılan operasyon adli bir operasyondur. Dinleme işleminin tamamını manipüle ederek bilgisayarların VİPlenmesini suç olarak göstererek kripto programların kullanılmasını bir şeyleri gizlemek anlamını yükleyerek elde edilmiş delileri aslında hukuka aykırı imajı verilerek bu dosyaya adli dosya değil bir casusluk dosyası tanımı yapılmaktadır.
 
“DARBE DEĞİL YOLSUZLUKLARIN ORTAYA ÇIKMAYACAĞINA GÜVENENLER HAZIRLIKSIZ YAKALANDI”
“Yukarıda anlattığım şekilde bu dosyanın casusluk ve darbe ile ilgisi olmayıp yaptıkları yolsuzlukların aslında hiç ortaya çıkmayacağına güvenen kişilerin hazırlıksız yakalanmaları sebebiyle daha 18 Aralık’ta darbe teşhisi koymaları neticesinde bu teşhis ile Başbakanın söylediğini doğrulama görevini üstlenen bütün kamu gücünü kullananlar tarafından Başbakanı haklı çıkarmak için hedef gösterilen kişiler üzerinden bu suç tasnifinde bulunulmaktadır. Tarafıma TCK 312.Maddesi uyarınca suçlama yöneltilmiş, dosyada var ise cebir ve şiddet içeren eylemlerin tarafıma açıklanmasını ve TCK 328.maddesinde belirtilen devletin gizli belgelerini ne şekilde ele geçirdiğim hususun da tarafıma açıklanmasını talep ediyorum. Manevi cebirin hangi versiyonu tarafıma yöneltilmiştir. Bilmek istiyorum.”
 
“HSYK MÜFETTİŞLERİ POLİS ŞEFİ HAKKINDA SORUŞTURMA YÜRÜTEMEZ”
Duruşmada söz alan Saygılı’nın avukatı Bekir Yavuz Tapar ise Saygılı’ya HSYK Müfettişlerinin savcı Muammer Akkaş hakkında hazırladığı raporun sorulmasının kanuna aykırı olduğunu ifade etti. Avukat Tapar, şunları söyledi:“Müvekkilime emniyette ve savcılıktaki ifadesinde HSYK Müfettişinin raporunda bahsedilmektedir. İnceleyemediğimiz soruşturma raporundan bahsedilmektedir. İlgili rapor HSYK’nın ilgili dairesine dahi henüz gelmemiştir. Soruşturma makamı bu raporu hangi yetki ile temin etmiştir ve kim hangi yetki ile bu raporu dosyaya sunmuştur. Bu HSYK Yönetmeliğinin 14. Maddesine aykırıdır. HSYK Müfettişleri savcı ve hakimler hakkında soruşturma yapabilir polis şefleri hakkında değil. Ayrıca, bu raporun gizli kalması hususu ve henüz inceleme işlemine bile ilgili dairece başlanmadan soruşturma makamına verilmesi “görevi suiistimal ve kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi ve yayılması” suçunun işlendiğinin örneğidir. Bu anlamda hem gizli kalması gereken bilgileri yetkisi olmadığı halde dosyaya ekleyen savcı hem de soruşturma makamında bu raporu sunan müfettiş ve tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.