Diyanet \'Bakara-makara’ için sonunda konuştu
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 17 Aralık sonrası başlayan, zaman zaman Diyanet’i de içine çeken tartışmalarla ilgili sessizliğini bozdu. 

“Yaşanan süreçte din algısı büyük yara aldı” diyen Görmez, telefon dinlemelerine yansıyan “Bakara-makara” konuşmalarını “Din ve dince kutsal sayılan değerleri alaya almak, istihzaya almak insanın kendi tıynetini ortaya çıkarır” sözleriyle yorumladı. 

Cumhuriyet'ten Fırat Kozok'a konuşan Görmez, bu konuda alaycılık kadar, yapılan konuşmayı teşhir etmenin de “gayri ahlaki” olduğunu vurguladı. 

Görmez, Diyanet’in yaptığı açıklamalar ve hutbeleriyle “siyasete müdahil olduğu” eleştirilerini de “Dini tartışmalarla siyasi tartışmaların iç içe geçtiği zamanlarda, Diyanet ikisini bir birinden ayırarak din konusunda konuştuğu zaman, bunu ‘siyasete müdahale’ diye değerlendirmek doğru değildir” sözleriyle yanıtladı.
Son dönemde kendisinin ve Diyanet’in yaptığı çeşitli açıklamalarla zaman zaman eleştirilerin hedefi haline gelen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, gündemdeki konularla ilgili ilk kez Cumhuriyet’e konuştu.

‘Gündemin dini boyutuna müdahil olduk’

- Diyanet’in son dönemde siyasi tartışmaların içerisine katıldığı yönünde eleştiriler yapıldı. Bu eleştirileri nasıl yorumladınız?
Diyanet’in bir geleneği vardır; daima siyasetin dışında, siyasetin üstünde bir duruşla meselelere bakar. Doğrudan içinde Hazreti Peygamber’in tartışıldığı pek çok meselenin konuşulduğu bir süreci geride bıraktık. Diyanet, yalnızca kendi sınırları içinde kalarak, kendi ilgi alanlarıyla ilgili toplumu aydınlatma çabası içerisine girmiştir. Dolayısıyla eğer, dini tartışmalarla siyasi tartışmaların iç içe geçtiği zamanlarda ikisini bir birinden ayırarak din konusunda konuştuğu zaman, bunu “siyasete müdahale” ya da “siyasi tartışmaların içerisine giriyor” diye değerlendirmek doğru değildir.

- Bu eleştirilerde son 15 maddelik açıklamanız etkili oldu. O bildiriyi hangi refleksle hazırladınız?
O bildiriye bakarsanız, en büyük talep doğrudan halktan geldi. Çünkü, bu süreçte bir bilgi kirlenmesi, kavram kargaşası yaşanıyor... Her şeyin netleşmesi açısından gecikmiş de olsak, Diyanet, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun da görüşlerini alarak 15 maddelik bildiriyi yayınlamayı tarihi bir vazife olarak kabul etmiş ve onunla tarihe not düşmüştür.

- Bildirinin son maddesinde ayrıntılı bir çalışma yapıp kamuoyuna duyuracağınızı açıklamıştınız. Bu çalışma ne aşamada?
Bu süreçte çok önemli tartışmalar yaşandı “Peygamber’e iman etmeden Allah’a iman olur mu?”dan tutun, “Kainat imamlığı kavramı dinde var mıdır?”, “Bir din aliminin otoritesi ve bağlılık sınırları İslam’a göre nelerdir?”, “Kuran-ı Kerim’in sure ismi verilerek alay edilebilir mi?” gibi birçok konuda süreç içerisinde tartışmanın siyasi ve hukuki boyutlarından farklı olarak salt dini olarak tartışılan ve toplum tarafından da Diyanet’e sorulan her konuda Din İşleri Yüksek Kurulu, bütün delilleriyle birlikte bir çalışma yaptı ve bitirdi. Yakında bunu toplumla en güzel bir şekilde paylaşacağız.

- Neler saptadınız peki?
Bu, tekrar tartışmaya yön vermek ya da taraflara mesaj verme çalışması değil. Bu, süreçte meydana gelen bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için, doğrudan Diyanet’e yöneltilen sorulara yanıt vermek içindir. Bu arada Diyanet’e de bazı iftiralar atıldı. Onlara yanıtlar da olacak.

‘Muta nikahı gayri insani bir suçlamaydı’
- Mesela?
Diyanet’in Kuran kurslarında okuttuğu, Peygamberimizin hayatını anlatan bir kitap... Bu kitabın, Peygamber gelmeden önce, cahiliye dönemini anlatan bölümünde, evlenme çeşitlerinden söz edilirken geçen Muta nikahı, cımbızla, bir satırın fotoğrafı çekilerek, sosyal medya ortamında “Diyanet İşleri Başkanlığı Muta nikahını meşrulaştırıyor”diye, gayri insani ve ahlaki bir suçlamayla yayıldı. Böyle bir iftirayı atabilmek için hiçbir ahlak kuralını tanımamak gerekiyor.

‘Süreçte din algası büyük yara aldı’

- Yaşanan son tartışmaların en önemli etkisi sizce ne oldu?
Bu süreçte din algısı büyük yaralar aldı. Bilhassa gençlikteki din algısı büyük yaralar aldı ve din bu tartışmalardan zararlı çıktı. Neden? Çünkü 30-40 yıldır toplumun hayır ve hasenatıyla, zekatlarıyla bir varlık oluşturan bir yapı, doğrudan gündelik politikanın ve uluslararası siyasetin bir parçası olarak bir mücadele başlatıyor. Halbuki, toplum yardım yaparken, onu zihninde salt dini, ahlaki, eğitim, ilim çalışmaları yapan bir hareket olarak görüyor. Bu açıdan kandırıldığını hissediyor. En çok hayal kırıklıkları bu noktada yaşandı. Sonra, dindar kimlikleriyle öne çıkan insanların birbirlerine attıkları iftiralardan dolayı genç kuşakta din algısı büyük bir yara aldı diyebilirim.

Bakara-makara tepkisi: İnsanın tıynetini ortaya koyar

- Diyanet’in aynı hassasiyeti örneğin “Bakara-Makara” tartışmalarında da göstermesi gerektiği yönünde eleştiriler de yapıldı..
Bir defa din ve dince kutsal sayılan değerleri alaya almak, istihzaya almak insanın kendi tıynetini ortaya çıkarır ve sadece Diyanet İşleri Başkanı olarak değil, inanan bir mümin olarak bunu doğru bulmak asla mümkün olmaz. Ancak, tabii bilhassa bu süreçte insanlar bu gibi hususları birbirlerine silah olarak kullandılar. Yani, keşke amaç Kuran’a olan saygıyı öne çıkarmak olsaydı. Yani, böyle bir konuşmayı yapmak, hele hele toplumu din üzerinden aldattığı itirafını yapmak ne kadar gayri ahlaki ise ve ne kadar günah ise, aslında bu tür günahları, yani iki kişi arasında geçen bu tür günahları teşhir etmek ve kamusallaştırmak da o derece gayri ahlaki.

- Bütün telefon dinlemeleri için...
Hepsi için öyledir. Yani, İslam dini kamu hukukuna tecavüz olmadığı müddetçe, kötülük ve günahın teşhirini kabul etmez. Ben ilkeyi koyarım. Şu anda zaten dinlemelerden nefret ettim doğrusu. Bütün kamunun zarar göreceği, devletin ve milletin topyekün zarar göreceği birşey ise ayrı... Kaldı ki bunu da herhangi bir insan ya da topluluk kendisine bir güç devşirmek için kullanmamalı. Ben hiçbir dinlemenin ahlaki kaygılarla yapıldığını söyleyemiyorum.

- Size yönelik eleştirilerden biri de şuydu; “Birçok konuda açıklama yapan Diyanet, neden çocuklar, gençler meydanlarda öldürülürken ya da ölen çocukların anneleri meydanlarda yuhalatılırken sessiz kaldı...”
Peki, ya Diyanet İşleri Başkanı bu süreçlerde ölen çocukların annelerini, babalarını bizzat telefonla arayarak teselli etmişse? Hatta, bizzat ziyaret etmişse? Bunu da medyatik bir şova dönüştürmemek için de bunu salt insani bir kaygıyla yapmışsa ne diyecekler bu eleştiriyi yöneltenler?

- Öyle mi yaptınız?
Tabii.. Bütün çocukları... Maalesef insanlar değerlendirmelerini sadece doğru bilgi ve hakikat üzerinden yapmıyorlar. Bir algıya dayalı ve taraf olarak yapıyorlar. Bunu illa medyaya duyurmak mı lazım? Bu doğru değil. Onun için ben bu süreçte bazı arkadaşların yazdıkları her satırın, onların sırtında bir vebal olarak kalacağını düşünüyorum. Ama, hakkımı helal ediyorum. Bizde kin gütmek yok.

‘Suçun şahsiliği unutulmamalı’

- Gelinen noktaya ne diyorsunuz? Görevden almalar, yargı süreçleri yaşanıyor ve yaşanacak...
Bunlar artık hukuk çerçevesinde belirlenecek şeyler. Doğrudan Diyanet’in alanına girmez. Sadece bunu yaparken, gerçekten yanlışlığı yapan kimse, onun tespit edilmesidir. “Suçun şahsiliği” ilkesi yalnızca bir hukuk ilkesi değil, aynı zamanda İslam’ın da ahlaki bir ilkesidir.
Seçimden önce hazırlanan son hutbenin de sosyal medya tartışmalarına atıfta bulunduğu ve siyasi mesajlar içerdiği eleştirilerini nasıl yorumlarsınız?
Seçimlerden önceki 5 hafta boyunca 5 hutbeye gelen eleştirilerin hiçbiri haklı değildi. Birinci hutbe, bir kardeşlik hutbesidir. “Kardeş olun” denilmişti. Sosyal medyada “Hırsızlarla kardeş mi olalım” diye bir kampanya başladı. İkinci hutbe, “affedicilik” üzerineydi. Bir provokatör camimize kadar geldi, hatip inerken ayağa kalktı “Siz camiye Emevi hutbelerini soktunuz. Hırsızları niye affedelim” dedi. Sonraki hutbe “din samimiyettir” hutbesiydi. Bu sefer de “siz bizi samimiyetsizlikle mi suçluyorsunuz” diye bir kampanya başladı. Seçimden önceki hutbe, tamamen evrensel, Türkiye’yi değil, içinde yaşadığımız çağı ve dünyayı değerlendiren Hazreti Peygamber’e ait bir hadisin yorumundan ibarettir ve bu metin 1998’de yazılmıştır. Ankara İlahiyat Fakültesi’nde de okunmuştur. O zaman sosyal medya da yoktu. Kitle iletişim araçlarından kastedilen sosyal medya değil, iletişim devrimiydi. Ama ne oldu? “Diyanet Twitter yasağını savundu” diye haberler verildi.

- Aynı hutbede “geminin altını delmeye çalışanlar”dan söz ediliyordu...
Peygamberimiz orada bütün dünyayı bir gemiye, insanları da bu gemide yol alan yolculara benzetiyor. Bu gemiyi kimsenin delmeye hakkı yoktur dediğimizde, siyasi olarak şartlanmış bir zihin “Diyanet belli bir partiyi gemi olarak kabul etti” diyorsa, bu o algının sahibinin sorunudur. Biz hutbelerimizi değerlendirirken şartlanmış zihinlerin algılarını da hesaba katmak zorunda değiliz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mustafa kaykaç 3 yıl önce

ayetle dalga geçmek gayri ahlaki değildir,ayetle dalga geçen sözde müslümanı teşhir etmek gayri ahlaki hiç değildir.ben bile yarım aklımla,yarım din bilgimle söylediklerinizin doğru olmadığını biliyorum.boşu-boşuna o soyadını almamışsınız,haketmişsiniz!