Devlet Bahçeli:Davudoğlu projedir ama yanlış projedir

BAŞBAKAN çok ciddi kafa karışıklığı yaşıyor. Aslında kendisi çok zor durumda. Zira Erdoğan, Davutoğlu'nu baştan ayağa hakimiyeti altında tutuyor. Başbakan kendi şahsiyet ve siyaset prensiplerine göre hareket etmezse, çok çabuk söner, kısa sürede anlamını kaybeder. Bizi ilgilendiren pek tabii Başbakan ve Hükümeti'nin ne olacağı değil. Davutoğlu iradesini ipotek ettirdiği sürece özgül ağırlığını gösteremez. Bağımlı ve vesayet altında kaldığı sürece inandırıcı ve etkili olamaz.

 

BAŞBAKAN Davutoğlu, projedir, ama yanlış bir projedir. Erdoğan'la birlikte BOP'un Türkiye cuntası, emperyalizmin Türkiye şubesidir. Davutoğlu, çok yapay duruyor. Çok yapmacık konuşuyor. Ağzından çıkan birçok şeye inanmadığı, içinin sinmediği besbelli. Her halinde aşırı bir Erdoğan özentisi hissediliyor. Bu kendisi adına bir kayıp ve zaaftır. Çünkü kendine has bir tutum ve tavır geliştirememiş siyasetçilerin devamlılığı olamaz.

 

DAVUTOĞLU, Erdoğan olduğu ve izin verdiği müddetçe bir varlık ihtiva eder. Şunu çok net söylemeliyim ki, bir liderin meşru olması, halkın ona meşruluk atfetmesine bağlıdır. Henüz millet Davutoğlu'na meşruluk vermedi. 62. Hükümet sandıktan da çıkmadı, egemenliğin ve iradenin sahibi aziz milletimizden onay almadı. Bu nedenle Başbakan ve Hükümeti'nin bir ayağı aksamaktadır.

 

DAVUTOĞLU, kısa zaman içinde birçok pot kırdı. Mesela Konya'da, 'bu topraklarda bir daha kardeş kardeşi kırmayacak' diyerek tarihi bir hataya imza attı. Ayrıca dedi ki, 'ne olursa olsun, bu ülkede hiçbir başbakan, herhangi bir mahkeme önünde hesap vermek zorunda kalmayacak.' Bir insanın zihni bulanık, milli şuuru kapalı, dili ve kalbi mühürlü olunca işte böyle olur. Bu topraklarda kardeş kardeşi öldürdü de biz mi kaçırdık? Bu topraklarda kardeş kardeşe kıydı da biz mi görmedik? Başbakan ne diyor, ne söylemeye çalışıyor? Bu nasıl bir şaşkınlık ve şaşı bakıştır?

 

'DEVLET değil demokrasi istiyoruz' diyerek ihaneti yedirmeye çalışanların gönlü okşanıyor. Kafama takılıyor, demokrasi isteyenler, bugüne kadar hangi demokratik mekanizmalardan dışlandı? AKP'nin piyonu olarak Cumhurbaşkanı seçimine katılan HDP Eşbaşkanı demokratik ambargoyla mı karşılaştı? Vatandaşları ölüm tehdidiyle oy kullandıranlar, gözdağlarıyla parti binalarını kundaklayanlar neyin demokrasisinden bahsediyor? Bence bu güruh, demokrasiden önce insanlık öğrensin, özgürlükten önce vicdanlı olmayı denesin.

 

BAŞBAKAN büyük bir gafletin pençesindedir. Kimse Kürt kökenli kardeşlerimizi PKK'yla aynı karede gösterme densizliğine sürüklenmemelidir. Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin asil, onurlu ve eşit mensuplarıdır. Kardeş katilleri değil, kardeşlik düşmanları bugün Hükümet'in dizinin dibindedir. Davutoğlu cesareti varsa asıl katillere dönmeli ve gereğini yapmalıdır.

 

'PKK sınır dışına çıkıyor' derken, devlet bölgeden geri çekildi. Büyük bir zulmetle karşı karşıyayız. Akıl-sır almıyor, milli değerlerimizi ve milli varlığımızı imha etmek için fütursuzca mücadele veren AKP'ye Türk milleti ne zamana kadar destek verecektir? Recep Tayyip Erdoğan'a daha ne kadar tahammül edilecektir? Birkaç silahlı ile bir dağ başını tutan herkes Türk Devleti'ne ve Hükümeti'ne kök mü söktürecektir?

 

 

Orhan Karataş: Yeni Başbakan Davutoğlu'nun restorasyon kelimesi bayağı konuşuldu. Siz Davutoğlu'nun kongre konuşması başta olmak üzere, başka platformlarda devamlı surette restorasyon vurgusunu nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli: Restorasyon kelime anlamı itibariyle yenileme demektir. Taze Başbakan telaşlı bir ruh haliyle sürekli restorasyondan bahsediyor. Gerçi bunu yeni de yapmıyor. Dışişleri Bakanlığı döneminde de bu kavramı epey kullandı.

Fakat beş yıllık bakanlığı döneminde her şeyi eline-yüzüne bulaştırdı. Şimdi Başbakan, restorasyon özlemi çekiyor, 9 maddelik ihya ve inşa sürecinden bahsediyor. Eğer Davutoğlu, restorasyon diyorsa, yani yenilenmeyi övüp buna umut bağlıyorsa, yeni Türkiye'yi yok sayıyordur.

Nitekim yeni başka, yenileme başka bir şeydir.

Başbakan çok ciddi kafa karışıklığı yaşıyor. Aslında kendisi çok zor durumda. Zira Erdoğan, Davutoğlu'nu baştan ayağa hakimiyeti altında tutuyor.

Davutoğlu, akademik ve entelektüel nitelikli kavramlarla Türkiye'yi yöneteceğini sanıyor. Yandaş ve havuz medyası yeni Başbakan'ı göklere çıkarıyor. Şöyle alim, böyle bilgili diye yandaşlar propaganda fırtınası estiriyor.

Elbette bilime ve bilim adamına saygı duyarım. Fakat Türk milleti allame istemiyor; sorunlarına reçete, dertlerine deva bekliyor.

Başbakan kendi şahsiyet ve siyaset prensiplerine göre hareket etmezse, çok çabuk söner, kısa sürede anlamını kaybeder.

Bizi ilgilendiren pek tabii Başbakan ve Hükümeti'nin ne olacağı değil.

Davutoğlu iradesini ipotek ettirdiği sürece özgül ağırlığını gösteremez. Bağımlı ve vesayet altında kaldığı sürece inandırıcı ve etkili olamaz.

Orhan Karataş: Başbakan Davutoğlu hiç umut vermiyor mu?

 

''BAŞBAKAN DAVUTOĞLU, PROJEDİR, AMA YANLIŞ BİR PROJEDİR''

Devlet Bahçeli: Niye ve nasıl versin? Erdoğan'ın siyasi çevresinde uydu gibi dönen bir Başbakan nasıl siyasi otorite kuracak?

Davutoğlu başkasının yazdığı senaryoda sadece baş aktörlük yapıyor.

Atanmış Başbakan olması, Erdoğan'ın siyasi çıkarlarına uygun adımla hizmet etmesi kendisi adına talihsizliktir.

Başbakan Davutoğlu, projedir, ama yanlış bir projedir.

Erdoğanla birlikte BOP'un Türkiye cuntası, emperyalizmin Türkiye şubesidir.

Orhan Karataş: Sayın Davutoğlu'nun Başbakan olduğu günden bugüne kadar yaptığı konuşmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

''DAVUTOĞLU, ERDOĞAN OLDUĞU VE İZİN VERDİĞİ MÜDDETÇE BİR VARLIK İHTİVA EDER''

Devlet Bahçeli: Afaki ve eften-püften konuşmalar olarak görüyorum. Çünkü Başbakan'ın sözleri kendisine ait değil. Hükümet Programı'nın çerçevesi bile Erdoğan tarafından belirlendi.

Davutoğlu çok yapay duruyor. Çok yapmacık konuşuyor. Ağzından çıkan birçok şeye inanmadığı, içinin sinmediği besbelli.

Her halinde aşırı bir Erdoğan özentisi hissediliyor. Bu kendisi adına bir kayıp ve zaaftır. Çünkü kendine has bir tutum ve tavır geliştirememiş siyasetçilerin devamlılığı olamaz.

Davutoğlu, Erdoğan olduğu ve izin verdiği müddetçe bir varlık ihtiva eder. Şunu çok net söylemeliyim ki, bir liderin meşru olması, halkın ona meşruluk atfetmesine bağlıdır.

Henüz millet Davutoğlu'na meşruluk vermedi. 62. Hükümet sandıktan da çıkmadı, egemenliğin ve iradenin sahibi aziz milletimizden onay almadı.

Bu nedenle Başbakan ve Hükümeti'nin bir ayağı aksamaktadır.

Ayrıca Davutoğlu kısa zaman içinde birçok pot kırdı. Mesela Konya'da, 'bu topraklarda bir daha kardeş kardeşi kırmayacak' diyerek tarihi bir hataya imza attı.

Ayrıca dedi ki, ne olursa olsun, bu ülkede hiçbir başbakan, herhangi bir mahkeme önünde hesap vermek zorunda kalmayacak.

Yani üstünlerin, güçlülerin, zalimlerin hukuku. Başbakan çalacak, soyacak, ihanet edecek; mahkeme önüne çıkmayacak, olacak şey mi? Erdoğan örneğine bakarak kimse hayale kapılmasın, suçlular, kanun kaçakları, rüşvetçiler millete değil, mahkemeye hesap verir.

Bir insanın zihni bulanık, milli şuuru kapalı, dili ve kalbi mühürlü olunca işte böyle olur.

Bu topraklarda kardeş kardeşi öldürdü de biz mi kaçırdık? Bu topraklarda kardeş kardeşe kıydı da biz mi görmedik? Başbakan ne diyor, ne söylemeye çalışıyor? Bu nasıl bir şaşkınlık ve şaşı bakıştır?

Bu topraklarda PKK'lılar yıllarca; Mehmetçikleri, polisleri, masum insanlarımızı hayasızca katletti. Davutoğlu, PKK'yı kardeş görüyorsa, PKK'lı teröristleri kardeşlikle taltif ediyorsa niyetini açık açık söylemelidir.

Başbakan büyük bir gafletin pençesindedir. Kardeş kardeşe ateş açmıyor, PKK terör örgütü Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini yıkmaya çalışıyor. Bu ülkenin harcı olan kardeşlik hukuku hainlerin ateşi altındadır. Kimse Kürt kökenli kardeşlerimizi PKK'yla aynı karede gösterme densizliğine sürüklenmemelidir.

Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin asil, onurlu ve eşit mensuplarıdır.

Kardeş katilleri değil, kardeşlik düşmanları bugün Hükümet'in dizinin dibindedir.

Davutoğlu cesareti varsa asıl katillere dönmeli ve gereğini yapmalıdır.

Davutoğlu PKK'lıları kardeş görüyorsa, kardeşliğin epistemolojik kaynaklarına inmeli, ontolojik tahlilini tez elden bir kez daha yapmalıdır.

Orhan Karataş: Yeni Hükümet'in çantasında birçok konu başlığı var.

 

Devlet Bahçeli:  Ama bunların hiçbirisi sahici ve milli değil.

Orhan Karataş: Efendim, Hükümet'in yeni anayasa, yeni Türkiye hedefi malum. Bir de çözüm süreciyle ilgili ısrarı fazlasıyla görülüyor. Siz buna ne diyorsunuz?

 

''SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİNDE, PKK, AKP'YE SİLAH ÇEKMİŞ VE REHİN ALMIŞTIR''

Devlet Bahçeli: Az önce ifade ettim, sözde çözüm süreci yeni Türkiye'nin açılan kilidi olarak formüle ediliyor. Aslında açılan kilit değil, milli varlığımızdır. Açılan kilit değil, huzur ve bekamızdır. Açılarak yırtılan Türkiye ve Türk milletinin bizatihi kendisidir.

 

7 Eylül günü gece geç saatlerde, Muş-Bulanık Erentepe Beldesi Çataklı Köyüne gelen PKK'lılar, köy halkını camide toplayarak propaganda yapmışlar ve köylülerin kendilerine destek vermelerini istemişlerdir.

Arkasından da köyden birisi kız olmak üzere yaşları 12 ila 15 arasında olan 10 çocuğu yanlarına alarak kalleşçe götürmüşlerdir.

6 Eylül'de kimliği meçhul üç bölücü şahıs, Ağrı-Taşlıçay Bayıraltı Köyü İlköğretim Okulu duvarında asılı bulunan Atatürk maskına ve sınıflara zarar vererek, bayrak direğinde bulunan Türk Bayrağını aşağı indirip parçalamışlardır.

5 Eylül günü, bölücü teröristler, Bingöl-Genç Gerçekli Köyü mülkî sınırları içerisinde bir vatandaşımızı adice öldürmüşlerdir.

22 Ağustos günü Bitlis Tatvan'da, emekli gemi kaptanı olan değerli ülküdaşımız Tillo Uçak, evinin önünde PKK tarafından şehit edilmiştir.

PKK terör örgütü, 21 Temmuz'dan beri, biri Teğmen, beşi asker, ikisi de polis olmak üzere yedi evladımızı hunharca şehit etmiştir.

PKK, yine vatandaşlarımızı kaçırıyor. Yine askeri birliklere taciz ateşi açıyor. Yine santral ve şantiye basıyor, gasp yapıyor, şiddet kusuyor.

PKK halen yol kesiyor, yakıyor, yıkıyor, vergi adı altında haraç alıyor, kimlik kontrolü yapıyor, dağa çocuk kaçırıyor, hainlikte sınır ve eşik tanımıyor.

 

Fakat AKP suspus, TSK ise siperden başını uzatamıyor.

Polisler şehirlerde kendi güvenliğini sağlamaktan aciz. Vali ve kaymakam deseniz onlar hepten kayıp.

Terör durmuyor, bölücülük alan hâkimiyetini hem derinleştiriyor, hem genişletiyor.

Diyarbakır Lice'de PKK militanı Mahsum Korkmaz'ın heykeli dikiliyor, Türk bayrağı indiriliyor, Atatürk büstleri saldırıya uğruyor.

Bölücüler her türlü alçaklığı sergiliyor.

Peki çözüm bu mudur, barış böyle mi olacaktır?

 

Teslimiyet, taviz ve boyun eğme ne zamandan beri çözüm olarak sunuluyor?

Çözüm süreci PKK'yı azdırmış, silahlandırmış ve diriltmiştir. Bunu afaki söylemiyorum, yaşananlara ve şahit olduklarımıza bakarak ifade ediyorum.

AKP Hükümeti, geçen yılın ilk aylarından itibaren analar ağlamayacak, şehit haberleri gelmeyecek dedi, yalan çıktı.

PKK silahları bırakacak dedi, sınır dışına çıkacak diye attı tuttu, yalan çıktı.

Ülkenin her yanında 63 sözde akili dolaştırdılar, PKK'nın propagandasını yaptırdılar, terör bitecek dediler, aslı astarı çıkmadı.

Suriye'yi dahi köy köy izlediklerini söyleyen dönemin Dışişleri Bakanı, bugünün Başbakanı PKK'nın eylem ve saldırılarını kulak ardı yaptı.

 

Süreç ihaneti her gün bir değerimizi öğüttü. Sürdürülen rezil müzakereler Türk devletinin prestij ve itibarını, Türk milletin hak ve hukukunu sabote etti.

Çözümün gerçekte ne olduğunu, neye hizmet ettiğini ne AKP, ne de Erdoğan asla açıklayamadı.

PKK dayatarak yasa çıkarttı, İmralı canisi buyurdu Hükümet 'tamam' dedi. Yeni Türkiye denilen korkuluk İmralı ve Kandil hattında kurgulandı, Erdoğan'a ısmarlandı. Bu hazin bir durum, kahredici bir sonuç değil midir?

Kesin olan bir şey varsa o da şudur: AKP, Türk milletini kandırmış, aldatmış ve güvenini suiistimal etmiştir.

Sözde çözüm sürecinde, PKK, AKP'ye silah çekmiş ve rehin almıştır.

Dünya lideri Erdoğan, PKK karşısında sessizliğe gömülmüş, bölücülüğün kirvesi olmaya neredeyse talip olmuştur.

 

Ağrı'da Hava Şehitleri Anıtı'na ve Kazım Karabekir ismine dahi katlanamayanlarla AKP dostluk çemberinde buluşmuştur.

'Çözüm zarar görür' diyerek Türk devletinin eli-kolu bağlanmış, güvenlik güçlerimizin önüne geçilmiştir.

'Süreç yara alır' diyerek, Türkiye'nin bekası feda edilmiş, ihanete özgürlük ve demokrasi boyası sürülmüştür.

Maalesef ki, süreç PKK'yı kudurtmuş, bölücülüğü serbest bırakmıştır.

 

Bu içler acısı bir durum değil midir? Bu bir hüsran değil midir? Bu bir bozgun hali değil midir?

PKK, vatanımızın belli bir kesiminde kontrol bende diyor, Erdoğan ve Davutoğlu ise yeni Türkiye siparişini nasıl hayata geçiririz onun derdiyle uğraşıyor.

DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, PKK'nın en güçlü dönemini yaşadığını savunuyor, isterse savaşa yöneleceğini söylüyor, ama Erdoğan çözümden taviz vermeyiz diyerek kurumuş ve beton dökülmüş vicdanını teskin ediyor.

Eski yıkım bakanı, yeni AKP sözcüsü Beşir Atalay; "süreçte tıkanma yok" diyor, "İmralı'yla diyalog kararlılıkla sürdürülüyor, sapma yok" diyerek Türk milletinin şah damarına basıyor. Gerçekten böyle bir şahsiyetin siyasette söz sahibi olması ayıptır, rezilliktir.

İmralı canisinin müzakere şartlarının iyileştirilmesi, sekretarya verilmesi, çetesiyle direkt görüşmesi, kimlik ve statü dayatması, medya ile buluşması, farklı heyetlerin adaya gidişi talep ediliyor, AKP etap etap bunları karşılamak için düğmeye basıyor.

 

Kandil'le doğrudan görüşülüyor, buna karşılık kamuoyu alıştırılıyor, ısındırılıyor.

PKK silahlı militanlarını diri tutarken, güvenlik güçlerimiz moral ve motivasyonsuzluk yaşıyor. Elbette AKP Hükümeti kasırga gibi Türkiye'nin ufkunu, vatanın taptaze havasını, milletin heyecan ve ülkülerini kapatıyor.

Bölücü Demokratik Toplum Kongresi, ey rakip isimli terör marşıyla, "Demokratik Ulusu ve Özgür Yaşamı İnşa Ediyoruz" iddiası altında 7. Olağan Kongresi'ni yapıyor, AKP ise buna çanak tutuyor.

 

'Devlet değil demokrasi istiyoruz' diyerek ihaneti yedirmeye çalışanların gönlü okşanıyor.

Kafama takılıyor, demokrasi isteyenler, bugüne kadar hangi demokratik mekanizmalardan dışlandı? AKP'nin piyonu olarak Cumhurbaşkanı Seçimi'ne katılan HDP Eşbaşkanı demokratik ambargoyla mı karşılaştı?

Vatandaşları ölüm tehdidiyle oy kullandıranlar, gözdağlarıyla parti binalarını kundaklayanlar neyin demokrasisinden bahsediyor?

Bence bu güruh, demokrasiden önce insanlık öğrensin, özgürlükten önce vicdanlı olmayı denesin.

Hainden demokrat, haram yiyenden iktidar, katilden özgürlük savaşçısı olduğu müddetçe bu milletin başı beladan kurtulmaz.

 

Canibaşı bu melanet kongreye mektup gönderip; Kürdistan, özyönetim, demokratik ulus, öz güç, özgür toplum zırvalarını tekrarlıyor, bazı bölücüler özerklikten bahsediyor.

 

Bu ihanet kongresinin sonucunda; YPG ve HPG terörünün uluslararası mekanizmalar tarafından halk savunma gücü olarak tanınması ve PKK'nın terör örgütleri listesinden çıkartılması dillendiriliyor.

Türk devleti sürekli tehdit yiyor, sürekli azar ve hakaret görüyor. Bu yeni bir fetret dönemidir. Olanlar devlet olmanın inkarı, milletin hiçe sayılmasıdır.

PKK silah bırakacak derken, devlet silah bırakma noktasına geldi.

 PKK sınır dışına çıkıyor derken, devlet bölgeden geri çekildi. Büyük bir zulmetle karşı karşıyayız.

Akıl sır almıyor, milli değerlerimizi ve milli varlığımızı imha etmek için fütursuzca mücadele veren AKP'ye Türk milleti ne zamana kadar destek verecektir?

Recep Tayyip Erdoğan'a daha ne kadar tahammül edilecektir?

Birkaç silahlı ile bir dağ başını tutan herkes Türk devletine ve Hükümeti'ne kök mü söktürecektir?

Biz böyle bir mantıkla bu coğrafyada nasıl yaşayacağız? Bilen varsa beri gelsin.

Bana kalırsa, AKP baş aşağı sallanan bir gerçekliktir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.