Devlet Bahçeli Türk Milleti birdir,Bayrak tektir,Vatan namustur,Devlet Şereftir

 Mazisi Kahramanlıklarla Dolu Olan Büyük Türk Milleti,

Fazilet ve Fedakârlık Şaheseri Değerli Dava Arkadaşlarım,

Seymenlik Ruhunu Gururla Taşıyan Aziz Ankaralı Kardeşlerim,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Medyamızın Sayın Temsilcileri,

Allah’a çok şükür, bugün Ankara mahşeri bir kalabalıkla kükremektedir.

Bugün Ankara milli mücadele yıllarının ruhuyla dalgalanmaktadır.

Yüksek inanmışlık Anadolu Meydanı’ndadır.

Türk ve Türkiye aşkında erimiş, vatan sevgisiyle yanmış gönüller burada çelikten bir irade gibidir.

Bu coşkunuz, bu yürekli tavrınız, bu muhabbetiniz ve muhteşem bağlılığınız ülkemizin geleceğini aydınlatmaktadır.

Ankara sizler sayesinde milli dirilişin müjdesini vermektedir.

İşte bu kararlılığınız sayesinde diyorum ki, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi oyuna başvururlarsa başvursunlar;

Bu cennet vatan verilmeyecektir.

Bu aziz millet dağılmayacak, düşmeyecek, teslim olmayacaktır.

Teminat sizlersiniz.

Güç sizin elinizdedir.

Bu meydanı onurlandıran siz değerli kardeşlerime, aramızda bulunmasa da duasıyla bizlere destek veren Ankaralı kardeşlerime sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bu açık hava toplantımızın gerçekleşmesinde emeği geçen, Ankara İl Başkanlığımızı, ilçe başkanlarımızı, teşkilatlarımızın her kademesinde görev alan dava arkadaşlarımı kutluyorum.

Gelecek hafta yapılacak 1 Kasım Milletvekilliği Genel Seçimleri’nin ülkemizin birliğine, milletimizin geleceğine, insanımızın refahına en üst düzeyde katkılar sağlamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Her şeye rağmen seçimlerin barış, huzur, olgunluk, güvenli ve demokratik yarış içinde geçmesini ümit ediyor, siyasi partilere ve milletvekili adaylarımıza başarılar diliyorum.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Üzerimizde oynanan oyunlara,

Geleceğimizi karartmaya çalışanlara,

Aramıza sokulmak istenen fitnelere rağmen buradasınız, bu meydandasınız.

Sizlerle iftihar ediyor, hepinize şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye’nin ümitsiz olmadığını gösteriyorsunuz.

İhanet ve felaketlere direniyor, bozgunculara dik duruyorsunuz.

Ülkemiz zor durumdadır.

Geleceğimiz bıçak sırtındadır.

Huzurumuz darboğazda, iç barış ve kardeşlik ortamı buhrandadır.

Terörizm Türkiye’yi kana bulamış, adeta ölüme yatırmıştır.

Bölücülük mevki ve mevzi elde etmiştir.

Türkiye çıkmazdadır.

Türkiye sorun ve sıkıntı yumağıdır.

Ve her değerimiz, her mirasımız, her kutsalımız AKP saldırısına maruz kalmıştır.

AKP’nin soysuz politikaları yüzünden;

Milli güvenlik duvarlarımız yıkılmıştır.

Milli his ve hassasiyetlerimiz aşındırılmıştır.

Milli kimlik ve geleceğimiz rehin alınmıştır.

Tehlike büyüktür.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşanmıştır.

10 Ekim günü, Ankara’nın göbeğinde canlı bombalar patlamıştır.

Bu sıradan bir hadise değildir.

Canlı bombalar hükümetin acziyetinden, güvenlik ve istihbarat zafiyetinden azami ölçüde yararlanmışlardır.

Terör örgütleri AKP’nin kötürüm ve körlüğünü fırsat bilmişlerdir.

İntihar bombacıları Suriye’den Ankara’ya kadar rahatlıkla geliyor, başkentte

saldırılarını icra edebiliyorsa, ortada hükümetin ağır bir kusuru ve ihmali var demektir.

Gaziantep’te çarıkçılığa özenen, Şanlıurfa’da dama oynayan, Gazali ve Hegel’le rüyalarda buluşan Davutoğlu ne iş yapmaktadır?

Sarayda muhtarlarla düzenlediği toplantılarda yalan ve aldatma kompozisyonu yazan Erdoğan, daha ne kadar sorumluluktan kaçacaktır?

Paralel operasyonuyla dengesi bozulan emniyet, saraya özel hizmet sunan istihbarat teşkilatı neyle meşguldür?

Böylesi rezil bir yönetim tarihimizin hiçbir döneminde vasat bulmamıştır.

Böylesi düşkün ve korkak bir iktidar ne duyulmuş, ne de görülmüştür.

Türkiye teröristlerin cirit attığı, bekamıza, beraberliğimize, birlik hukukumuza meydan okuduğu üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi haline gerilemiştir.

Suçlu, Başbakanlığı kağıt üstünde kalan Ahmet Davutoğlu’dur.

Suçlu 17-25 Aralık’tan yakayı kurtarmak için devlet hayatını tarumar eden, bu da yetmezmiş gibi teröristlere kol kanat geren Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Canlı bombaların kimliği bilinmektedir.

Katillerin listesi de tutulmuştur.

Davutoğlu’nun açıklamaları bu yöndedir.

Fakat birden hukuk devleti olduğumuzu hatırlayan Davutoğlu, teröristleri kollarcasına “Eylem yapmadan harekete geçemeyiz” diyerek Başbakanlığa layık olmadığını, üstlendiği yetkiyi kötüye kullandığını göstermiştir.

Canlı bombalar hedeflerini imha için etrafta gezerken, Başbakan sabırla eylem yapmalarını beklemektedir.

Böyle bir devlet idaresi nerede görülmüştür?

Düşmana buyur eden, ikramda bulunan bir hükümete dünyanın neresinde rastlanmıştır?

Teröriste gelince hukuk devleti, millete gelince hülle adaleti uygulayan bir Başbakan ve hükümetine nasıl güveneceğiz, nasıl inanacağız?

Madem hukuk devletiyiz, o zaman hırsızlar, rüşvetçiler, komisyoncular, yüzdeciler, kasacılar, kutucular, villacılar, arazi yağmacıları, haksız servet edinen soygun çeteleri niçin dışarıdadır?

Madem hukuk devletiyiz, o halde kanun kaçakları, altın kaçakçıları, kollarında yüzbinlerce liralık rüşvet saat takan ahlaksızlar, Kur’anla alay eden namertler ne hakla koruma altındadır?

Hukuk devleti idiysek, polisleri kovalayan, yandaşlık tasmasını reddetmiş hâkim ve savcılara zulmeden adalet katliamcıları nasıl özgürce dolaşmaktadır?

Davutoğlu sanal hukuk hatırlatmasıyla vakit geçirirken daha kaç insanımızın ölmesi, hangi saldırıların vuku bulması lazımdır?

Bunların hukuk diye bir meselesi yoktur.

Şu anda hakim olan Habur, Kandil, İmralı, Oslo hukukudur.

Anayasa’yı çiğneyen, yasalara başkaldıran, zulmü alkışlayan, zalimlere kul-köle olan AKP’yle Türk milletinin işi ve geleceği olamaz, olmamalıdır.

Çok şükür ümitler kurumadı. Yollar kapanmadı. Çareler tükenmedi. Özlemler sonlanmadı.

Göğsümüzü kabartacak bu ihtişamlı heyecandan görüyorum ki,

Şehitlere sahip çıkmak için,

Gazileri kucaklamak için,

AKP tuzaklarını teker teker bozmak için,

Ve hepsinden önemlisi yıkılmadım, ayaktayım demek için ülkenin geleceğini güvenceye alacak irade buradadır, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in varlığı her kirli kampanyanın parçalanmasına yetecektir.

Türk milliyetçileri varken, bombacılar, suikastçılar, saldırganlar kaçacak delik arayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi varken, batı planlarına uşaklık yapanlar rahat yüzü göremeyeceklerdir.

Kahraman Seymenler 1 Kasım’da verecekleri kararla,

Tıpkı Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi,

Tıpkı ilk Meclis’in açıldığı günlerdeki inançla, başkent Ankara’nın gurur ve mirasını Türkiye’nin hak ve hukukunu müdafaa edeceklerdir.

Şimdi sizlerden sorduğum sorulara yüksek sesle cevap bekliyor ve kararınızı duymak istiyorum:

√ 1 Kasım’da bayrağa, vatana, istikbale sahip çıkacak mısınız? (Evet)

√ 1 Kasım’da terör baronlarına, terörist himayecilerine, yıkım ve çözülme siyasetine kesin ve kesif bir darbe vuracak mısınız? (Evet)

√ 1 Kasım’da AKP’yi kenara ve kızağa çekip, MHP’yi seçecek misiniz? Ülkenin geleceğine tertemiz vicdanlarınızla oy verecek misiniz? (Evet)

Bu evetler 1 Kasım’da Türkiye’nin kurtuluş habercisidir.

Bu evetler Türk milletinin bağımsızlık ve var olma tercihidir.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Serok Ahmet, ustasından öğrendiği yalanlara bel bağlamıştır.

Saptırma konusunda uzmanlaşmıştır.

Davutoğlu’nun öğüttüğü iftira, savurduğu hayaldir.

Yalanla yaşayan, yalana yaslanan, yalancılığı kılavuz yapan, yalandan bir Başbakan

karşımızdadır.

Davutoğlu Şanlıurfa’da IŞİD’e nankör demektedir.

PKK’yı korkaklık ve hainlikle itham etmektedir.

Davutoğlu Ankara’daki bombadan sonra oylarının arttığını söyleyecek kadar da aklını ve ahlakını kaybetmiştir.

IŞİD’e nankör diyen Davutoğlu bu sözünü açıklığa kavuşturmak durumundadır.

İyilik bilmeyene nankör denildiği bilinen bir gerçektir.

Davutoğlu IŞİD’e hangi iyilikleri yapmış, hangi kıyakları geçmiştir de, bu terör örgütü nankörce davranmış, kadir kıymet bilmemiştir?

7 Ağustos 2014 tarihinde bir televizyon kanalında, IŞİD’in varlığını reaksiyon diye tanımlayan Davutoğlu’dur.

Yine bu tarihte, IŞİD’i meşrulaştıracak sözlere imza atıp; örgütün teşekkülünü Irak’ta dışlanmış Sünni Arap’ların öfke birikmesine bağlayan da yine bu Davutoğlu’dur.

IŞİD, Musul Başkonsolosluğumuzu basıp 46’sı vatandaşımız olan 49 kişiyi tutsak alırken, Süleyman Şah Türbesi tahliye edilirken Davutoğlu’nun aklına alçak, terörist, hain demek gelmemiştir.

Küresel çevrelerin terör imalatı olan IŞİD, vatan toprağı sayılan dış misyonumuzu ablukaya alıp Türk bayrağını indirirken Davutoğlu’ndan çıt çıkmamıştır.

Erdoğan ve Davutoğlu 30 Eylül 2014 tarihine kadar, IŞİD’e terörist diyememiş, bu vahşi çetenin tehditlerini devamlı alttan almışlardır.

Arkasından, Esad nasıl Esed olduysa, IŞİD de birden bire DEAŞ olarak tanımlanmıştır.

Davutoğlu şimdi IŞİD’e nankör demektedir.

Peşinden ağır sözleri bir bir saydırmaktadır.

Geçmişte AKP’nin IŞİD’le ne gibi bir bağlantısı olmuştur?

IŞİD militanlarını Türkiye’de ağırlayan, tedavi imkanı sağlayan, sınırlarımızdan giriş çıkışlarına göz yuman AKP değil midir?

AKP hükümeti hangi iyilikleri yapmıştır da IŞİD buna layık olamamıştır?

Serok Ahmet, selefi veya harici Ahmet şeklinde anılmak istemiyorsa, bu sorularımıza dosdoğru cevap vermekle mükelleftir.

Ankara saldırısını IŞİD, PKK ve Suriye istihbaratına yıkma çabası Erdoğan ve Davutoğlu’nu fazlasıyla cezbetmiştir.

Davutoğlu’nun kokteyl terör, Erdoğan’ın kolektif terör ifadeleri hepimizin, herkesin malumudur.

Hükümet mazrufla değil, zarfla ilgilenmektedir.

Bu cılız ve aciz zihniyet Ankara saldırısının maksat ve mesajlarını okumaktan, yorumlamaktan, gerekli tedbirleri almaktan oldukça uzaktır.

Asıl sorun, asıl çarpıklık, asıl vahim tablo da budur.

İhmaller serisi sonucunda, hangisi olursa olsun, terör örgütleri Ankara’ya taşınmıştır.

İhanetler zinciri canlı bombalara yeşil ışık yakmıştır.

Türkiye terör parantezine alınmış, terör boyunduruğuna girmiştir.

AKP, körle yatmış, şaşı kalkmıştır.

Ülkemiz böyle gidemeyecek, bu şekilde yönetilemeyecek, canilerin oyuncağı olamayacaktır.

Biliniz ki, teröre dur demek, ülkenin geleceğine hizmettir.

Teröristleri bu aziz vatandan temizlemek, denge ve düzeni sağlamak ülkenin geleceği için mecburiyettir.

Davutoğlu’nda bunu yapacak cesaret, dirayet ve hamiyet yoktur.

Erdoğan da bunu başaracak niyetten, mizaçtan ve sicilden iz ve eser kalmamıştır.

Türkiye’nin önüne kim geçerse, Türk milletinin ufkunu kim perdelerse Milliyetçi Hareket’in kahır ve azmiyle tanışacaklardır.

Terörü; amasız, şartsız, fakatsız, bahanesiz bitirecek, kökünü kurutacak yegane kudret Milliyetçi Hareket’tir.

Biz müzakere etmeyiz, mücadeleyi gittiği yere kadar sürdürürüz.

Biz teröristlerden insaf beklemez, merhamet dilenmez; kiralık katillere hak ettiği ders ve cezayı korkusuzca veririz.

Çünkü biz Türkiye’nin yılmaz bekçileri Milliyetçi Hareketiz.

Çünkü biz kutlu davamızda haklı çıkan, hak yolunda hakikate sancaktarlık yapan şehadet ve yiğitlik markasıyız.

Mevzu Türklük ve Türk milletiyse, gözümüzü ne daldan ne de budaktan sakınırız.

Varlığımız tartışılıyor, güzel ülkemin güzel insanları teröre karşı korumasız bırakılıyorsa her mücadeleyi tereddütsüz yaparız.

Dün yedi düvele meydan okuduk, Çanakkale’yi savunduk.

Dün emperyalizme başkaldırdık, büyük taarruzda buluştuk.

Dün esarete dik durduk, bağımsızlığın şafağında doğduk.

Dün isyan ve istilalara hayır dedik, Cumhuriyet’i kurduk.

Yine yaparız, yine başarırız.

İkazen söylüyorum; kimse şansını zorlamasın, Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir odağa, hiçbir yabancı hevese, hiçbir haine, hiçbir teslimiyetçi piyona bırakmayız.

Sonu nereye varırsa varsın, bedeli ne kadar ağır olursa olsun; Ne Mutlu Türküm Diyene sözüyle geleceğe yürümekten yorulmayız.

Türk milleti birdir, bayrak tektir, vatan namustur, devlet şereftir, Türkçe dünyaya bakışımızın şanıdır.

Bu heyecan bizde var, bu irade bizde var, bu vatanperverlik, milletseverlik

yüreklerimizde var.

Bugün de teröre, teröriste, bölücüye, bölünmeye, dağılmaya, ufalanmaya, zorbalara, küresel planlara, saray ve soygun soytarılarına, ak trol sürüsüne hayır diyor, geleceğe yürüyor, geleceği kucaklıyoruz.

Davutoğlu bunları bilsin, Erdoğan bunları duysun.

Duysunlar ki, ayaklarını denk alsınlar. Hadlerinin, hudutlarının farkına varsınlar.

Bu vatan açık artırmadan kazanılmış ikinci el toprak parçası değildir.

Bu ülke ikram, bağış, lütuf, bonus, eşantiyon da değildir.

Aksini düşünen varsa Yezid’in yol arkadaşı, satılmış ve vicdan devri yapmış Kandil havarileri, manda hasreti çeken soysuzların avukatı, düşman postallarının bakıcısıdır.

Türk vatanının her karışı şehitlerin aziz hatıralarıyla perçinlenmiştir.

Türk ülkesinin her taşı yakut, her köşesi cennetten bir köşk, her insanı ortak geçmişin anısı ve bereketidir.

Biz bu berekete toz kondurmayız.

Biz bu muazzez anıya leke sürdürmeyiz.

Davutoğlu’na bu söylediklerimin masal gibi geldiğini biliyorum.

Zira o, kimlik ve kişilik muammasıyla çırpınmakta, çırpındıkça da batmaktadır.

Ne diyordu Davutoğlu, Ankara patlamasından sonra oyumuz arttı, diyordu.

Be hey gafil, be hey densiz, be hey yüreksiz, insanlarımız ölüyor, sen hala oy hesabı yapıyorsun.

Mehmetçikler, polisler şehit ediliyor; sivil ve masum vatandaşlarımızın canı alınıyor, sen oy çetelesi tutuyorsun.

Hiç mi vicdanın sızlamaz, hiç mi yüreğin yanmaz, hiç mi Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazsın?

Bu nasıl bir sözdür? Bu nasıl bir beyan ve düşüncedir?

Bombalar patlıyor ve bu AKP’ye yarıyorsa, o zaman azmettiren bellidir.

Katliamlar yapılıyor, insanlarımız tabuta sokuluyor ve bu AKP’nin oyunu yükseltiyorsa, canilere hedef çizen, saldırı emri veren de uzaklarda aranmamalıdır.

AKP, kanlı döngünün bir numaralı sorumlusudur.

AKP, terörizmin, her neviden terör örgütlerinin gizli rehber ve lideridir.

Dünyanın neresinde, bu kadar can gitmişken, bu kadar ana ağlamışken, bu kadar felaket yaşanmışken, bir hükümet partisinin oyu artmıştır?

AKP’ye oy veren değerli kardeşlerimi saf ve akılsız görmek kimin ne haddinedir?

Davutoğlu’nun sözlerine AKP’li kardeşlerim tepki göstermeyecekler midir?

PKK saldırsın, AKP oy kazansın.

DHKP-C vursun, IŞİD bombalasın, AKP parlasın.

Böylesi bir çürümüşlük, böylesi bir yenilgi, böylesi bir ilkellik nasıl olacak, nasıl dikiş tutacaktır?

AKP yönetimi; uğursuz, bereketsiz, arsız ve yalancıdır.

Adına açılım, çözüm derler, terör örgütü PKK’yla masaya otururlar.

Adına barış derler, kundaktaki bebeklerin karnını kurşunla dolduran bir katille sistematik görüşme yaparlar.

Adına milli birlik derler, Oslo’da, İngiliz bir büyükelçinin arabuluculuğunda, teröristlerle birlikte Türkiye’ye idam hükmü yazarlar.

Adına milletin adamı derler, gâvurun adamı olduğunu gizlerler.

Adına ileri demokrasi derler, diktatörlüğü kurmak için faaliyete geçerler.

Adına komplo derler, rüşvet ve yolsuzluğu saklarlar.

Adına özgürlük derler, basını sustururlar, ekranları karartırlar, gençleri durdururlar, demokratik hak arayışlarını budarlar.

Adına sıfır sorun derler, dünya alemi düşman ederler. Türkiye’yi yalnızlığa iterler.

Adına tabuları yıkmak derler, tarihte Ermeni’ye, Ege’de Yunan’a, Kıbrıs’ta Rumlara teslim olup özür dilerler.

Bunların neresini düzeltelim?

Bunların nesini maruz görelim, neresini makul bulalım?

12 yıl bir ve beraber olduklarıyla 17-25 Aralık’tan sonra düşman oldular, kandırıldık, aldatıldık, yanlış bilgilendirildik dediler; her kepazeliği paralel safsatasına yüklediler.

Türk askerine yapmadık eziyeti bırakmadılar.

Silivri’ye umutları hapsettiler.

İnsan onuruyla oynadılar.

Darbe niyetlisi diye Türk ordusunun ne kadar şerefli komutanı varsa içeri attılar, omurgasını çökerttiler, sonra pardon sözleriyle kumpasa sığındılar.

Yine aldatıldık deyip geçiştirdiler.

Genelkurmay Başkanlarını terör örgütü kurmakla suçladılar, kozmik odalara girmek için suikast tezleri ürettiler; bir süre sonra yanlış oldu, kandırıldık, ne yapalım dediler.

Esadla tatile çıktılar, kumda oynadılar, güneşte yandılar.

Kardeşim, dostum övgüsüyle Esad’ın gözünü boyadılar.

Can ciğer kuzu sarması olup beraber yürüdüler, beraber güldüler; sabah kahvaltısını Şam’da akşam yemeğini İstanbul’da yediler.

Bir müddet sonra da aldatıldık, meğer Esed katilmiş, hesap verecek dediler.

Avrupa Birliği’ne girdik giriyoruz derken, anında çark edip müzakereler durursa dursun sözleriyle rest çektiler.

BOP’a eşbaşkan olduk diye sevindiler, arkasından BOP’a alternatif olarak Suriye, Ürdün ve Lübnan’la Levant Ortak Pazarı kuracaktık sızlanmasıyla dönüş yaptılar.

Mısır’da İhvancı oldular, Esma’ya ağladılar.

Gazze’de Hamascı oldular, İsrail’le atıştılar.

Irak’ta Barzanici oldular, Bağdat’la ters düştüler.

Bunlar gerçek münafıkları bile hayrete düşürüp şeytana adeta günahı öğrettiler; doğuda Kürtçü, batıda milli; Brüksel’de batıcı Moskova’da Şangaycı, İtalya’da Papacı, İspanya’da medeniyetler ittifakçısı kesildiler.

Ama bir türlü Türk olmadılar, Türklüğü Anayasa’dan çıkarmak için plan yaptılar, ömürlerinde Türküm, doğruyum diyemediler.

Diyene de düşmanlık yaptılar, Türklükle karşımıza gelmeyin dediler, Andımıza iliştiler, Türklüğün izlerini silmek için olmadık rezilliklere imza attılar.

Türk milletini ağızlarına alamadılar, önce 36’ya ayırıp sonra birde toplamaya çalıştılar; Türkiyeliliğe kıvrıldılar, Türk kimliğine çamur attılar.

Bazen Potamyalı, bazen Gürcü, bazen yiğido, bazen serok, bazen uzun adam, bazen dombıracı; çok zaman kökeni ve kimliği karmakarışık şahsiyet olmaktan kurtulamadılar.

PKK’yla çözüm süreci başlattılar.

Hatırlayınız, çözülme dedik, şehitleri istismar etmeyin dediler.

Çöküş dedik, terörü bitiriyoruz, siz de biteceksiniz dediler.

Terör bu şekilde nihayete ermez, PKK silah bırakmaz, sınır dışına çıkmaz dedik, işinize bakın, korkuyu korkutuyoruz dediler.

63 akılsızı devreye soktular, malum yazarlardan gazetecilere; bazı akademisyenlerden sinema artistlerine, şöhretli mankenlerden şarkıcılara kadar Dolmabahçe’de önüne gelene çözülmeyi pazarladılar.

Her türlü mekanizmayı kullanarak PKK’ya teslimiyetin alt yapısını hazırladılar, ihanetin dirilmesini sağladılar, Öcalan canavarından barış güvercini çıkarmayı umut ettiler.

Oslo’da anlaşmıştık, PKK bozdu dediler.

Dolmabahçe’de İmralı canisinin 10 maddesine evet dediler, tepkiler yoğunlaşınca inkara saptılar, tanımıyoruz, devlet çöker dediler.

Anadile evet dediler, sonra çark ettiler.

İyi şeyler olacak dediler, Güroymağı Norşin yaptılar.

Umutluyuz, güzel gelişmeler olacak dediler, teröristlere karşılama törenleri düzenlediler.

Yetmedi, çözümde uzlaşmıştık, ihanet etti dediler.

PKK’nın kandırdığını, HDP’nin süreci baltaladığını uydurdular.

Valilere operasyon yapmayın talimatı verdiler.

Polislere durun, askerlere kıpırdamayın emrini ilettiler.

Sonra sıkışınca, şehit haberleri gelince biz böyle demedik, devlet geri adım atmaz sözleriyle kendilerini korumaya aldılar.

HDP’yle kuytu yerlerde buluşup Türkiye’nin kuyusunu kazdılar, sandık görününce Kandil’in ipi boyunlarında sözleriyle sataştılar.

Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ve AKP yöneticilerinin riyakarlıkları, yalanları, aldatıldık hikayeleri saymakla bitmez, anlatmakla tükenmez.

Kabataş’ta başörtülü bacıma saldırdılar derken katiyen utanmadılar, kurdukları düzenek ve kurguların altında kaldılar.

Şimdi de, biz gidersek beyaz Toroslar gezer diyorlar.

Dün biz gidersek maaşlar ödenmez diyenler, şimdi milleti Torosla korkutmaya çalışmakta, gizli bir örgütlenmenin şifrelerini vermektedir.

Toroslar gezmiyor ama, çeteler her yere konuşlanıyor.

Toroslar gezmiyor ama, Doğu ve Güneydoğu’ndan devlet geri çekiliyor.

90’lara dönülmeyecek diyen Davutoğlu farkında mıdır, Türkiye 1919 şartlarına çoktan girmiştir.

Sayın Davutoğlu, Torosu bırak, devri iktidarınızda doğudan batıya çığ gibi artan toz ticaretine ve trafiğine bak.

Torosu bırak, haram limanlarından demir alan rüşvet ve zillet gemiciklerine, kasalarından silah çıkan tırlara kafayı tak.

HDP eşbaşkanı devlete katil derken, Davutoğlu’nun beyaz Toros hatırlatması tıpkısının aynısıyla devleti faili meçhul cinayetlerin azmettiricisi olarak göstermektir.

Bu bir PKK üslubu, PKK ağzıdır.

Terörü azdıran, bölücülüğü havaya kaldıran AKP yönetiminin içine PKK kaçmıştır.

PKK terör örgütü değildir diyen Kandil vizeli milletvekilleri, gazeteci ve yarım aydınlar AKP’nin kanatları altındadır.

Biz AKP eşittir PKK derken boşuna söylemedik, boş yere iddiada bulunmadık.

Torosu bilmeyiz, bu millet dolmuşa binmeyecek, dolduruşa asla gelmeyecektir.

Bunun için 1 Kasım en önemli dönüm noktasıdır.

Söyleyiniz bana;

√ 1 Kasım’da Türk milletinin kim olduğunu gösterecek misiniz? (Evet)

√ 1 Kasım’da AKP’yi iktidar koltuğundan indirecek misiniz? (Evet)

√ Türkiye’ye sahip çıkıp, ülkenin geleceğine oy verecek misiniz? (Evet)

Değerli Vatandaşlarım,

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Bu evetlerden ödleri patlayan AKP yönetimi, devamlı partimize saldırmaktadır.

Bizim hayırcı olduğumuz dillendirilmekte, itibar ve imaj suikastları peş peşe düzenlenmektedir.

Koalisyon kurmaktan kaçtığımız, sorumluluk almaktan çekindiğimiz hezeyan korosu tarafından ileri sürülmektedir.

İhanete, adaletsizliğe, vurguna, rüşvete, yozlaşmaya, kutuplaşmaya, kavgaya, yoksulluğa hayır dememiz AKP ile CHP’yi ürkütmüştür.

Havuzcuların devlet bankalarından, yani milletin kesesinden, Erdoğan şahitliği ve girişimiyle kredi alarak 3.havalimanı inşaatına başlamalarına hayır dediğimiz için hedefteyiz.

400 milletvekili almak için Türkiye’yi istikrarsızlığa ve karanlığa mahkum edenler bizim duruşumuzdan rahatsızlardır.

7 Haziran ile 1 Kasım arasında 4 ay 23 günlük bir süre vardır.

Bu süre zarfında Türkiye’de bir hükümet kurulamamasının vebali Erdoğan ve Davutoğlu’nun sırtındadır.

Sayın Bülent Arınç, bir televizyon programında AKP’nin koalisyon kurmaktan kaçtığını ve buna yanaşmadığını ilk ağızdan itiraf etmiştir.

Davutoğlu’nun bize yaptığı iki ziyarette de herhangi bir koalisyon teklifi tarafımıza iletilmemiştir.

Bu şer cephesinin, bu fesat yatağının aklında 8 Haziran’dan itibaren seçim vardır ve bu kapsamda şartların olgunlaşması beklenmiştir.

Erdoğan ve Davutoğlu kaybettikleri tek başına iktidarı tekrar kazanabilir miyiz hesabıyla 7 Haziran’da sandığa yansıyan milli iradeyi müştereken kundaklamışlardır.

Erdoğan’ın; Davutoğlu’na, CHP’yle görüşmeden önce intihar edecek hali yok uyarısı, bizimle toplantıya gelmeden evvel, şahsımı kast ederek muhatabım değil örtülü mesajı koalisyon sürecini tıkamıştır.

Hükümet kurulamamasının günahı bunların üzerindedir.

Biz, 4 milli ilkemiz kabul edildiği takdirde, değil elimizi, gövdemizi taşın altına koymaya her zaman hazırız dedik. Fakat bizi hiç duymadılar.

Anayasa’nın ilk dört maddesini koruyalım dedik.

Çözüm sürecini tamamen bitirelim dedik.

17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk sürecinin üzerine gidelim, ucu kime dokunursa dokunsun hırsızları adalete teslim edelim dedik.

Cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilsin, parlamenter sistemi koruyalım dedik.

Bunların hepsine hayır dediler.

Ve gerçek hayırcının kim olduğunu gösterdiler.

Hâlbuki CHP her şeye evet demiş, her ilkesini ikinci plana itmiştir.

Kılıçdaroğlu yüzde 60’lık bloktan bahsederken, birden bire AKP’nin dizinin dibine çökmüş, bir tek yalvarmadığı kalmıştı.

AKP ile CHP 32 gün görüştüler, beş oturumda 35 saat toplantı yaptılar. Ne oldu, koalisyon kurabildiler mi?

AKP’nin başından itibaren koalisyon kurmaya niyeti yoktu.

Davutoğlu, verilmiş bir görevi, çizilmiş sınır ve süre içinde ifa etmeye memur edilmişti.

17 Ağustos’ta bizimle görüşmeden 4 gün önce erken seçim tek ihtimal diyen Davutoğlu’dur.

Rabbimiz ve milletimiz tekrar seçim istiyor diyen de Davutoğlu’dur.

Davutoğlu bize yalnızca AKP azınlık hükümeti, erken seçim kararı, seçim hükümeti teklifiyle gelmiş; doğal olarak bizden olumsuz cevap almıştır.

Kaldı ki bunlara hiç kimsenin onay verdiği görülmemiştir.

Bizi alçakça hayırcılıkla suçlayan AKP’si ve CHP’si önce haysiyet testinden geçmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi hayırcı değil, hayır ve hasenat sahibi bir millet eseridir.

Bizim hayır dediklerimizde de hayır vardır ve her şey de ortadadır.

Herkes müsterih olsun, 1 Kasım’dan sonra Türkiye hükümetsiz bırakılmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi eğer tek başına hükümet kuracak bir çoğunluğa ulaşamazsa, dört ilkesi çerçevesinde, HDP dışında her partiyle iktidar olmaya, iktidar kurmaya şimdiden hazırdır.

Oylarımızın düştüğünü ahlaksızca söyleyenler,

AKP beslemesi, troll takviyeli içimizden devşirilen dönek ve devşirmeler,

Algı operasyonlarıyla Türklüğü HDP’nin gerisinde bırakmak için mücadele verenler 1 Kasım akşamı rezil rüsva olacaklardır.

Korkuları, kaygıları, telaşları bu yüzdendir.

MHP, anket engellerini, spekülasyon tertiplerini aşarak geliyor.

MHP, iftiraları kırarak, tuzakları bozarak geliyor.

MHP, siyasi operasyonları, AKP-CHP-HDP kuşatmasını yararak geliyor.

1 Kasım’da Milliyetçi Hareket Partisi iktidara geliyor.

İşte bunun kanıtı bu meydandadır.

Şu sorularımın cevabını sizlerin sesinden duymak istiyorum:

√ Bayrağa sahip çıkacak irade nerede? (Burada)

√ Türkiye’ye sahip çıkacak inanmışlık nerede? (Burada)

√ Milli onura sahip çıkacak sadakat nerede? (Burada)

√ Geleceğimize sahip olacak asalet nerede? (Burada)

Hepinizi kutluyorum.

Sizden aldığım güçle ve inançla artık diyorum ki, aziz milletimiz:

Yoksulluğu bir kader olarak kabul etmeyecektir.

Bölücülüğü meşru ve normal görmeyecektir.

İstismara ve işbirlikçiliğe izin vermeyecektir.

Yolsuzluğu kabullenip sineye çekmeyecektir.

Çatışma ve kavganın vebaline ortak olmayacaktır.

Milli değerler etrafında kenetlenecek, bölünmeyeceğimizi dosta ve düşmana gösterecektir.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin dimdik ayakta kalmış son burcudur.

Milliyetçi Hareket, Türk milletini küresel sarmaldan çekip çıkaracak son kudretidir.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin birlik, refah, huzur ve kalkınma yolunda son umududur.

Milliyetçi Hareket Partisi, asla teslim olmayacak, sonuna kadar mücadele edecek ve mutlaka başaracaktır.

Tarihi bir mesajı huzurunuzda tekrarlamak istiyorum ki;

Küresel uzantılar, ihanet şebekeleri nerelere demir atmış olurlarsa olsunlar, geldikleri gibi gideceklerdir.

Kimler ve hangi mihraklar, hangi oyunları tertip ederlerse etsinler, hangi ihanetlerin içine girerlerse girsinler bir kez daha ilan ediyorum ki;

Türkiye Cumhuriyeti tektir ve üniter bir devlettir.

Türk milleti ayrılık kabul etmeyen bir bütündür.

Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Milli birlik ve bütünlüğümüzün temelleri tek devlet, tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.

Önümüzdeki hafta 92. Yıldönümünü kutlayacağımız Türkiye Cumhuriyeti, ebedi vatanında milli varlığını ve birliğini mutlaka koruyacaktır.

Güncellediğimiz ve büyük bir kabul gören Seçim Beyannamemizle 1 Kasım’a hazırız.

Dava Arkadaşlarımız vatanın her köşesinde Beyannamemizde yer etmiş, diğer partilerin gıptayla örnek aldığı hedef ve politikalarımızı anlatmakta, muazzam bir ilgi ve teveccüh görmektedirler.

Huzurlu ve güvenli bir gelecek için her şey tamamdır.

Gelecek MHP’dir, MHP gelecek demektir.

Gelecek de MHP’nin iktidarıyla gelecektir.

1 Kasım ise MHP’nin gelecek mührü, gelecek beyannamesi olacaktır.

Hepinize güveniyor, hepinize inanıyorum.

Sefer bizden, zafer Allah’tan diyorum.

Sözlerime son verirken sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Allah dirliğimizi bozmasın, bizi vatansız bırakmasın, bizi ataşe düşürmesin, gördüğümüzden geri koymasın.

Sağ olun, var olun.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun

Hepiniz Allah’a emanet olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alperen alp 1 yıl önce

Allahina kurban