Devlet Bahçeli'nin konuşmasının tam metni ve VAATLERİ

İşte Ankara Arena Spor Salonu’nda binlerce partiliye hitap eden Bahçeli’nin konuşmasının TAM METNİ

         Aziz Türk Milleti,

Muhterem Vatandaşlarım,

Değerli Ülküdaşlarım,

Kıymetli Dava Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Medyamızın Sayın Temsilcileri,

Umutların dip yaptığı bir dönemde,

Hayallerin kuruduğu bir süreçte,

Zulüm ve eziyetlerin zirveye çıktığı bir zamanda,

Milli varlığımıza yönelik saldırı ve tahammülsüzlüğün yoğunlaştığı bir eşikte,

Sosyal risklerin, siyasal hezimetlerin, ekonomik afetlerin her insanımızın boğazına çöktüğü ve düğümlendiği bir buhran devrinde,

Milliyetçi Hareket Partisi cesaretiyle, ilkeli tutumuyla, çevik ve çabuk siyasi tavrıyla buradadır.

Milliyetçi Hareket Partisi toplumsal onarım iddiasıyla, huzurlu gelecek, milli, ahlaklı ve adaletli yönetim vaadiyle milletimizin huzurundadır.

Biz bu aziz vatanı ağırlıklarından kurtarmaya talibiz.

Biz bu güzel ülkeyi arsızın, kansızın, hırsızın, uğursuzun elinden kurtarmaya yeminliyiz.

Biz bu necip milleti sorunlarından arındırmaya, dertlerinden çekip çıkarmaya azimliyiz.

46 yıllık kutlu ve şerefli mücadelemizi hep bir adım öteye, hep daha iyisine taşımak için mücadele verdik, veriyoruz.

Amacımız, Türkiye’nin birliğini ve beraberliğini sağlam esaslara bağlayarak dünyada hak ettiği gelişmişlik ve kalkınmışlık seviyelerine çıkarmaktır.

Arayışımız Türk milletini çağa yön verecek, bölgesel ve küresel kompozisyonu derinden etkileyecek yüksek bir mevkie ulaştırmaktır.

Soygunda ustalaşmış AKP’nin aşırdığı 2023 vizyonumuzun temelinde bunlar yatmaktadır.

Bu vesileyle Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nu hınca hınç dolduran Türkiye sevdalısı yürekleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Herkesin merakla beklediği Seçim Beyannamemizi ana hatlarıyla açıklayacağımız bugünkü tarihi toplantımıza katılan her dava ve ülkü arkadaşıma şükranlarımı sunuyorum.

Ve hepinize hoş geldiniz şeref verdiniz diyorum.

 

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bizim dışımızdaki iddia sahibi tüm partiler eteğindeki taşı dökmüştür.

Hepsi birden birbirinden pek farkı olmayan, birbirini aratmayan söz ve vaatlerini ardı arkasına kamuoyuyla paylaşmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi siyasi taktik ve teferruatlı planlama gereğince beyannamesini en sona bırakmayı tercih etmiştir.

Bunu yaparken iki hususu önemle gözettik ve hesaba kattık.

İlk olarak, geçmiş yıllarda açıkladığımız hedef ve izleyeceğimiz politikalarımız özellikle siyasi kapkaççı AKP tarafından yüzsüzce çalınmıştır.

Çünkü bunların işi gücü yürütmektir.

Çünkü bunların uzmanlığı emek yağmacılığıdır.

Türkiye için söyleyecek sözü kalmamış AKP, devamlı surette bizi kopya etmenin hevesindedir.

AKP’nin nefesi çoktan tükenmiş, siyaseti iflas etmiştir.

İkinci olarak, beyannameler açıklama sırasına girmişken teklif, tespit ve gelecekle ilgili düşüncelerimizin karambole gitmemesine, arada kaynamamasına azami dikkat ettik.

Bu nedenle kimin neyi, nasıl ve hangi arka plana dayandırarak söyleyeceğini sabırla bekledik.

Acele etmedik, telaş yapmadık, pişmiş aşa su katmadık.

Daha önceki beyannamelerimizle, geçmişteki söz ve önerilerimizle tutarlılığı bozmadan çizgimizi muhafaza ettik.

Biz 46 yılın tecrübesiyle hareket ettik.

46 yılın özgüveniyle, uzman, donanımlı ve yetişmiş kadrolarımızın fedakarca çalışmalarıyla milletimiz için neler yapabileceğimizi, Türkiye’nin nasıl rahata ve refaha kavuşacağını geceli gündüzlü tartıştık, araştırdık ve hamd olsun sonuca bağladık.

Milliyetçi Hareket Partisi yalnızca yapacaklarının sözünü veren dürüst ve gerçekçi bir millet eseridir.

Sözümüz namus, ülkülerimiz varoluşumuzun ana çatısıdır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket hiçbir zaman ipe un sermemiş, suya yazı yazmamış, hayal ve umut tacirliği yapmamıştır.

Neysek oyuz, ne dediysek onun yanında, arkasında ve izindeyiz.

Biz, sözlerini unutan, geçmişini gömlek gibi değiştiren ilkesizlere hiç benzemedik.

Biz sabah söylediğini akşam olmadan yalanlayan, karakterini ve kabiliyetini alavere-dalavere üzerine bina eden ikiyüzlülerden hiç olmadık.

Geçmişimiz her şeyin canlı şahididir.

Vatan ve millete adanmış ülkücü ömürler tertemiz bir maziden, bedelini de peşinen ödeyerek bugünlere gelmiştir.

Sevdamız hep millet oldu.

Sevincimiz, üzüntümüz milletle bir oldu.

Kalbimiz, tıpkı bugünkü gibi, her zaman Türkiye için attı.

Türklüğün asırlara meydan okuyan kudret ve bereketinden kana kana içtik.

Türk milletinin mutlu ve huzurlu yarınlara bir gün mutlaka varacağını düşleyerek zorluklara direndik.

Geçmişteki kutlu mücadeleler önümüzü aydınlattı, çekilen çile, katlanılan zahmet, verilen şehitler bir yandan içimizi burkarken, diğer yandan şuurumuza şuur, sorumluluğumuza sorumluluk kattı.

Biliniz ki, Seçim Beyannamemizi 3 Mayıs’ta milletimizle paylaşıyor olmamızın kendi içinde anlamlı, tutarlı ve tarihi bir zemini vardır.

Bugün boşuna seçilmemiştir.

Tam 71 yıl önce, yani 3 Mayıs 1944’de Türk milliyetçileri geçtiğimiz yüzyıla adeta damga vurmuşlardır.

Türkçülüğün bayraktarı olan kahramanlar samimiyet, inanç, irfan ve fedakârlık imtihanından hiç ödün vermeden, hiçbir tavize yanaşmadan alınlarının akıyla çıkmışlardır.

1944 yılında, İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen utanç davası aslında Türk milliyetçiliğinde dönüm noktasıdır.

Türkçülüğün, Türk milletini sevmek ve yüceltmek olduğunu anlamayan dar ve taassup dolu kafalar onca şerefli ismi işkencelere tabi tutmuşlardı.

3 Mayıs’ın simgeleri, ne hazindir ki, vatan hainliğiyle suçlanmıştı.

Tahtakurusu, bit ve sivrisinekten geçilmeyen, tavanı basık, penceresi olmayan hücrelere atılmışlardı.

Bir insanın içinde ancak ayakta durabilecek kadar alanı bulunan, oturmanın, sağa-sola dönmenin mümkün olmadığı tabutluklarda inanmış Türk milliyetçileri eziyet görmüşlerdi.

Dönemin savcısı Kazım Alöç ve emir aldığı çevreler akıllara durgunluk veren yöntemlerle Türklüğün gururunu fikir ve duyguda özümsemiş milliyetçileri susturmak, sindirmekle uğraşmışlardır.

Sanıyorlardı ki, milliyetçiliğin sembol isimleri geri adım atacaklardı.

Umuyorlardı ki, milliyetçiliğin toplumsallaşması önlenecek, ırkçılık suçlamasıyla beli doğrulamayacaktı.

Sovyetler Birliği’ne zeytin dalı uzatma kurnazlığıyla hareket edenler Turancılığı baskı ve kuşatma altına almayı kendilerine amaç tayin etmişlerdi.

Zalimler, kindarlar, adalete kast edenler aynen bugünkü gibi Türk milliyetçiliğiyle hesaplaşıyorlardı.

Fakat dün başaramadılar, bugün de yapmayacaklardır.

Türk milliyetçiliğinin haklı davasını dün engelleyemediler, bugün de emellerine muvaffak olamayacaklardır.

3 Mayıs’ın emanetleri bizimledir.

71 yıl önce, milliyetçiliğin varlık mücadelesini korkmadan veren, ülkülerini çekinmeden savunan ve şu anda hayatta olmayan büyüklerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

İsmini sayamadığım, saymaya da vaktimizin yetmeyeceği nice büyüklerimizin hizmetleri Türk tarihine altın harflerle kazınmıştır.

Dört yüz çadırlık Türkmen obasında üç kıtanın haritasını çizmiştik.

Cihat ve gazayla fütuhatımızın zafer duasını yapmış, Mehteranımızın gür sesini aleme işittirmiş, Üç Hilali kürenin başına tuğ diye dikmiştik.

Coğrafyaları, ülkeleri, milletleri, kültürleri, dinleri, mezhepleri Ötüken ilkeleriyle, Söğüt ruhuyla, Oğuz nesliyle, Türk milletiyle tanıştırmıştık.

Fakat zaferlerimiz kalıcı olmadı, olamadı.

Türk milleti ve Türk milliyetçiliği geçmişte yaşanılan travmalardan, muhatap kalınan acılardan ve ihanetlerden ders çıkarmıştır.

Aziz milletimiz, son yurduna, şehit kanıyla çizilmiş sınırlarına, asli unsurun ocağına gözleri ve hatıraları arkada kalarak dönmüştür.

Şunu kesinlikle söylüyor ve idrak hastalığına yakalanan milli seciye yoksunlarına bildiriyorum:

Bu tarihten sonra büyük Türk milleti için dönülecek başka toprak parçası, gidilecek başka göç güzergâhı ve verilecek başka vatan köşesi asla, ama asla kalmamıştır.

Burasının adı Türkiye Cumhuriyeti, milletinin adı ise büyük Türk milletidir.

Ya bu vatanda yaşayacağız, ya da bu vatan uğruna seve seve can vereceğiz.

Ya bu topraklar ve üzerinde yaşayan millet bir ve kardeşçe kalacaktır, ya da Türk milletinin kayıplarına yeni halkalar eklenecektir.

Göbek bağımızın kesildiği yer daima son nefesimizi vereceğimiz yer olacaktır ve bu hakikati ne Recep Tayyip Erdoğan, ne Davutoğlu, ne İmralı canisi, ne bölücü mihraklar, ne de küresel işbirlikçileri değiştiremeyecektir.

 

Aziz Milletim,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Milliyetçilik kirli niyetlerin, hain taleplerin, küresel projelere tutunanların ve hasmane zihniyetlerin diline dün yakışmadı, bugün de yakışmayacaktır.

Milliyetçilik her şeyden önce mensubiyet bilincine erişmiş, Türk milleti sevgisinde erimiş yüce gönüllerin ahlaki, vicdani ve manevi mükâfatıdır.

Bayrağın indirilmesine seyirci kalan, vatan topraklarını bırakıp kaçan bir adam olsa olsa milliyet fukarası, millilik yoksunudur.

Milleti 36’ya ayıran birisi milliyetçiliğin olsa olsa düşmanıdır.

Dava arkadaşlarıma faşist, kafatasçı, Fatiha bilmeyenler diyerek aşağılayan bir adamın değil milli olmasından bahsetmek, insani değerleri bile tartışmalıdır.

“Türklükle karşıma gelmeyin” diyen birisine itibar etmek, istismarına kanmak söz konusu değildir.

“Milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum” sözlerini kurşun gibi ağzından çıkaran, PKK’yla masa kurup oturan, sonra u dönüşü yaparak bunu inkar eden kim olursa olsun nankördür, riyakardır.

Bu itibarla Erdoğan her şey olabilir, her makama ulaşabilir; ancak şu fani dünyada olmayacağı, layık görülemeyeceği bir tek şey varsa o da milliyetçiliktir.

Diyarbakır’a gidince Kobani’yi selamlayan, Osmaniye’de Oğuz töresine atıf yapan, Konya’da Mevlana’yı hatırlayan, İstanbul’da Eyyüp El Ensari diyen, Kastamonu’da Şeyh Şaban-ı Veli’yi diline dolayan, bazen serok, bazen çamur, kimi zaman Ahmet Sani, çoğu zaman fotokopi Başbakan olan Davutoğlu’na da milliyetçilik on gömlek bol gelecektir.

Sayın Davutoğlu senin cibilliyetin, cüssen, cüretin ve müktesebatın milliyetçilikle ilgili konuşmaya elvermeyecek, bu iş senin boyunu fersah fersah aşacaktır.

Davutoğlu Erdoğan mukallidi olmuş çıkmıştır.

Bartın’da şahsıma hitaben diyor ki, “Orhun Anıtları’ndan bahseder, ama Orhun Anıtlarının yolunu kim yapar? Onlar konuşur, onlar milliyetçilikten bahseder ama Murat Hüdavendigar’ın türbesini Kosova’da kim yapar?”

Davutoğlu diyor ki, biz konuşuyor, onlar yapıyormuş.

Doğrudur, hakkı vardır: Biz hırsızlığın kötülüğünü konuşuyoruz, onlar yapıyorlar.

Biz rezillikleri konuşuyoruz, onlar tatbik ediyorlar.

Biz ihaneti konuşuyoruz, onlar rekor kırıyorlar.

Biz teröre teslimiyeti konuşuyoruz, onlar uyguluyorlar.

Biz rüşveti, hukuksuzluğu, kanunsuzluğu, asayişsizliği konuşuyoruz, onlar en ince ayrıntısına kadar icra ediyorlar.

Biz şu anda konuşurken bile, emin olun onlar yapacağını yapmakta, götüreceğini götürmektedir.

Sayın Davutoğlu, şayet Orhun Anıtları’nın yolunu yaptırmak seni ve saraydaki efendini milliyetçi yapıyorsa, Van Akdamar Adası’nda Ermeni Kilise’sini baştan ayağa imar etmek acaba sizi ne yapacaktır?

Yol yapmak sizin milliyetçi olmanıza yetiyorsa, Yahudi Cesaret Madalyası almak, Papa heykelleri altında imza atmak, papaz elbisesi giyip poz vermek size hangi sıfat ve unvanı kazandıracaktır?

Yol yapmakla milliyetçi oluyor idiyseniz, 1 trilyon 370 milyar liraya kaçak ve karanlık saray diktiğinizde bu millet size ne diyecek, nasıl seslenecektir?

Davutoğlu, Türkiye semalarında milli savaş uçağının uçmasını milliyetçilik olarak görmektedir.

İnşallah bu hedef MHP’nin iktidarında gerçekleşecektir.

Fakat tüyü bitmemiş yetimlerin nafakasından keserek 410 trilyon liraya uçan saray almak, helikopterleri sıra sıra dizmek, adeta lüks otomobil galerisi açmak, söyle bize Davutoğlu, sizi ne yapacaktır?

Erdoğan ve Davutoğlu’nun sandık görülünce ayarı kaçmıştır.

Birden bire milliyetçilik maskesini takmışlardır.

Bunlar yeri gelmiş başörtüsünü kafalarına geçirmişler, yeri gelmiş İmam Hatip Liseleri’nin bahçesine saklanmışlardır.

Yeri gelmiş batıcı, yeri gelmiş doğucu olmuşlardır.

Ara sıra liberal, bazen komünist, sık sık AB’ci, ABD’ci, Putin’ci, Barzani yandaşı, İmralı havarisi ve her zaman da vicdanlarda bölücülükten hüküm giymişlerdir.

Bunların ne idüğü belirsizdir.

Bunların öğüttükleri yalan, ürettikleri fitnedir.

Davutoğlu Kastamonu’da “Şehitlerimizin her birine sahip çıktık” demiştir.

“Süleyman Şah Türbesi’ne biz sahip çıktık” ifadesini kullanmıştır.

Davutoğlu’na hatırlatıyorum, şehide kelle ve birkaç Mehmetçik demek sahip çıkmaksa, evet sizin elinize kimse su dökemeyecektir.

Süleyman Şah Türbesi’ni nakliye kamyonlarına yükleyip korkakça terk etmek sahip çıkmaksa, maşallah Davutoğlu’nun hakkı ödenemeyecektir.

Aklınca bize milliyetçilik öğretmeye kalkışan Davutoğlu, düne kadar milliyetçilikle hesaplaşma vakti geldi diyen çelişki abidesidir.

Davutoğlu’nun ne dediği, neyi savunduğu, nerede durduğu, kim olduğu muammadır.

Davutoğlu’na sesleniyorum, saraydakine de duyurmasını özellikle tavsiye ediyorum:

Adam olmayandan milliyetçi olmaz.

HDP-PKK’yla sahnede itişip atışan, kuytularda el ele, gönül gönüle 7 Haziran sonrası koalisyon planları yapandan milliyetçi olmaz.

Beyannamesinde Türk ifadesini tek bir yerde dahi kullanmayan, 2023 sözleşmesini PKK’yla, küresel cinayet şebekesiyle ve haçlı organizasyonuyla yapandan milliyetçi olmaz.

Türküm diyemeyenden milliyetçi olmaz.

Vatan satandan, bayrak hasımlarıyla, şehit katilleriyle yediği içtiği ayrı gitmeyenden milliyetçi olmaz, olamaz.

Dahası, Müslüman katillerini sırtlayıp Ortadoğu’ya taşıyan, Çanakkale’de şehitlerimizin kanını dökenlerin mezarlarında saygıyla eğilenden değil milliyetçi, bostan korkuluğu bile olamaz.

Davutoğlu seçim meydanlarında mazlum milletlere 3,5 milyar dolar aktarmakla övünmektedir.

Kimdir bu mazlum milletler?

Mazlum Anadolu’nun dağında, ovasında, yaylasında, bağında, bahçesinde, bostanındadır.

Mazlum esnaftır, emeklidir, işçidir, memurdur, duldur, öksüzdür, çiftçidir.

Başka coğrafyalarda mazlum aramak, onlara küresel projeler kapsamında para saçmak utanmazlık ve savurganlıktır.

Davutoğlu kimin parasını kime vermektedir?

Başbakan Suriyeli sığınmacılara 5,5 milyar dolar harcamaktan da keyif almaktadır.

Batman’da işçilerin kadro talebine nankörlük diyenler, atanamayan öğretmenin çilesini hafife alanlar, aç ve yoksul milyonları makarna ve bulgurla avutanlar bir kalemde milletin 9 milyar dolarını çarçur etmekten gurur duymaktadır.

Bu ne ahlaksızlıktır? Bu ne vefasızlıktır?

Erdoğan ve Davutoğlu milletin kesesinden kimlere ağalık taslamaktadır?

Başkalarına gelince veren el, milletimize gelince kısan ve çok gören el olan Davutoğlu ve AKP’nin sonu artık gelmiştir.

Yol vardır huzura açılır.

Yol vardır hüsrana aralanır.

Yol vardır güvenlik ve esenliğe ulaşır.

Yol vardır melanete ve karanlığa varır.

Bizim yolumuz güzel ve nurludur.

Bizim yolumuz esenlik ve kardeşliktir.

Bizim yolumuz birlik ve dirlikten geçecektir.

Bizim yolumuz Türkiye’nin dirilişi, Türk milletinin ayağa kalkışına sabitlenmiştir.

Bu yüzden AKP’ye oy vermiş kardeşim gel Bizimle Yürü.

CHP’ye ve diğerlerine oy veren vatandaşım buyur Bizimle Yürü.

Kararsız duran, henüz tercihini yapmamış kardeşim biliyorum, kaygılısın. Korkuların var. Elin AKP’ye gitmiyor, diğerlerine varmıyor.

O halde gel bu defa saflarımıza katıl, Türkiye için, gelecek için, güvenlik ve refah için Bizimle yürü.

Yolunu sapıtmışlara karşı Bizimle Yürü Türkiye.

Yolsuzluğa, yoldan çıkmışlara karşı Bizimle Yürü Türkiye.

Ne Mutlu Türküm Diyene sözüne sahip çıkmak için Bizimle Yürü Türkiye.

Teröristlere karşı, bölünmeye karşı, ekonomik kaos ve yıkıma karşı, anaforcu AKP’ye, alkışlayan CHP’ye, anarşist HDP’ye, acı yaşatan PKK’ya karşı Bizimle Yürü Türkiye.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Aziz Vatandaşlarım,

Takdir edersiniz ki, ülkemiz olağanüstü ve elverişsiz şartların tesirindedir.

Hız ve ivme kazanan her neviden sorunlar hayatın her kesimine çamurlu sel gibi yayılmaktadır.

Din ve mukaddesatımız hurafeden geçinen, kandan ve kutuplaşmadan nemalanan hayâsız bir zümrenin tasallutundadır.

Cumhuriyet döneminin en kötü, en başarısız, en işbirlikçi, en inkârcı kadroları hıyanet ve hamakat kirine bulaşarak Türkiye’nin kuyusunu kazmaktadır.

Türk milleti AKP komplosu, AKP kumpası, AKP zorbalığı altındadır.

Sömürgeci emellere payandalık yapanlar, küresel oyunlara destek çıkanlar, bedenleri nereye ait görünürse görünsün, dilleri neyi söylerse söylesin, aslen ve esasen milli, yerli ve de bu topraklara ait değillerdir.

Bu sarih gerçeği görmek için uyanık bir şuur, dikkatli bir göz, paslanmamış bir basiret, makul ölçüde bir samimiyet yeterlidir.

Türkiye’nin pek çok meselesi çözüm beklerken AKP kayıplara karışmış, fikren, zikren ve ahlaken firar etmiştir.

Türkiye’nin geleceğini doğrudan doğruya etkileyecek 7 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimleri’ne yalnızca 35 gün kalmıştır.

Maalesef şu günkü ülke tablosunda; az önce kısmen özetlediğim hayret, hüsran ve ibret verici gelişmeler birbiri ardına vasat bulmaktadır.

Türkiye günden güne irtifa ve zemin kaybetmektedir.

Toplumsal huzurumuz erimekte, milli birlik ve ahlaki ölçülerimiz zaaf geçirmektedir.

Siyasi ve ekonomik manzara yüksek gerilime mahkûmdur.

Ülkemizin deyim yerindeyse çivisi çıkmış, yörüngesi kaymış, dengesi bozulmuştur.

Ahlak ve vicdan sahibi herkes bugünkü enkaz yığınını kabul ve tasdik edecektir.

Uzun uğraşlarla, bedeli kanla ödenerek ve acı verici mücadelelerle tarihteki yerini alan Türkiye Cumhuriyeti, şu küstahlığa bakınız ki, kerameti kendinden menkul bir şahıs tarafından ‘bekleme odasına’ alınmıştır.

Mazisi 92 yılı bulan devlet sistemi yine bu şımarık tarafından lağvedilmek istenmektedir.

Erdoğan 30 Nisan günü, Bilkent Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyumda inanılması kolay olmayan sözlere imza atmıştır.

Ve 10 Ağustos 2014 tarihinde Cumhurbaşkanlığı’nın çöktüğünü iddia etmiştir.

Biz zannediyorduk ki, Türk milleti bu tarihte Cumhurbaşkanı seçmiştir.

Fakat bu şahsa göre Cumhurbaşkanı seçilmemiş, çökertilmiştir.

Madem Cumhurbaşkanlığı çöktüyse, Erdoğan bu makamda niçin oturmaktadır?

Çöken bir makamı kullanarak AKP’ye siyasi destek içerikli açılış ve temel atma törenlerine ne hakla, hangi yetkiyle katılabilmektedir?

Cumhurbaşkanlığını rejim muhafızlığı olarak lanse eden Erdoğan, başkanlık makyajlı hangi rezil rejimi Türkiye için ve tek başına planlamaktadır?

10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı çöktü demek, bir defa aziz milletimizin verdiği ruhsat ve göreve ihanettir.

Bakınız, merhum Başbuğumuz Türkeş Bey, 23 Şubat 1945 tarihinde, 3 Mayıs olayları kapsamında mahkemede yaptığı savunmada, vatan ve millet hainlerini aynen şöyle tanımlamıştır:

“Şüphesiz şahsi menfaati uğruna vatanın ve milletin yüksek menfaatlerini çiğneyen ve düşmanlarla el birliği eden kimselere vatan haini denir.”

Cumhurbaşkanlığının çöktüğünü söyleyen Erdoğan, bir yıl bile dolmadan, şahsi menfaatleri uğruna vatanın ve milletin yüksek menfaatlerini çiğnemiş, Türkiye düşmanlarıyla işbirliği yapmıştır.

O zaman çöken Cumhurbaşkanlığı değil, Erdoğan’dır.

Çürüyen Cumhuriyet’in mirası Cumhurbaşkanlığı değil, Erdoğan’ın bizatihi kendisidir.

Ve Erdoğan vatana ihanet suçunu çoktan işlemiş, sicilinde beyaz nokta kalmamıştır.

Erdoğan ülkenin ve milletin geleceğini düşünen herkesin, yeni anayasa ve başkanlık sistemini desteklemesini istemektedir.

Ankara Otobüs ve Minibüsçü Esnafı buluşmasında ise şu çirkin benzetmeleri pervasızca yapabilmiştir:

“Artık bu arabayla devam edemeyiz. Motoru tekleyen kaportası dökülen bu arabayla yolumuza devam edemeyiz. Araba 'beni değiştir' diye bağırıyor. Onun için 7 Haziran seçimleri Türkiye için en yakın akaryakıt istasyonu vaziyeti görecek.”

Türkiye Cumhuriyeti dört lastik üzerinde ilerleyen bir araba değildir.

Türkiye Cumhuriyeti aziz şehitlerimizin kanı üzerinde vücut bulmuş, Milli Mücadele kahramanlarının emekleriyle kazanılmış ve ilelebet payidar kalacak fazilet harikasıdır.

Eksiği vardır, reforma ihtiyaç duymaktadır, ama asla modası geçmiş bir vitrin süsü, hurdaya ayrılacak külüstür bir araç değildir.

Erdoğan kaportası dökük, şanzımanı kırık araba arıyorsa yıllardır içinde seyahat ettiği kanlı ve vahşi küresel tasarım ve işbirlikçiliğe başını çevirmelidir.

Emperyalizme kule nöbetçiliği, küresel operasyonlara ileri karakolluk yapan müstevli kalıntıları, Türkiye’nin hükmü şahsiyetini, milletimizin tüm tarihsel miras ve emanetlerini açıktan hedef almışlardır.

Tahakküm arzuları, sınırsız yetki arayışları, tek adamlık hevesleri demokrasiyi kösteklemiş, milli iradeyi köreltmiştir.

Çok ciddi, çok çetin, çok bilinmeyenli bir bunalım döngüsü kapımızdadır.

AKP hükümeti ve Erdoğan’ın kişisel kariyer hırsı Türkiye’yi temellerinden sarsmakla meşguldür.

Milletin tercih ve teveccühünü yanlış yorumlayan, tersten okuyan AKP; milli varlığımızı yaralamakla ve yarmakla uğraşmaktadır.

Cumhurbaşkanlığının yanında, her görevi kendisine hak gören, her şeye karışan, her gün fitne ve dedikodu yayan Erdoğan Türkiye’yi adım adım yıkıma götürmektedir.

Başbakan Davutoğlu ise yok hükmündedir.

Ve taşıdığı siyasi sorumluluğun tamamen hilafına hareket eden aciz, silik ve müflis bir görüntüdedir.

Erdoğan devletin işleyişini felç etmiş, hukukun üstünlüğünü mahvetmiştir.

Defalarca Anayasa suçu işlemiş, sayısız kereler görevini kötüye kullanmış ve savsaklamıştır.

Erdoğan artık geri dönülemez bir yola girmiştir.

Bu yolun sonunda ya bölünmüş, parçalanmış, paylaşılmış korku devletini kurarak seçilmiş tiran olacak, ya da hukukun devreye girmesiyle vatana ihanetten Yüce Divanı boylayacaktır.

Bize göre başka bir seçenek, başka bir alternatif kalmamıştır.

Erdoğan boş konuşmakta, milletimizin saf ve temiz duygularını siyasi hesaplarına alet etmektedir.

30 Mart 2015 Pazartesi günü, üç AB ülkesini kapsayan ziyaretinin ikinci durağı olan Slovakya’nın başkentinde, kendisini karşılamaya gelen gurbetçi kardeşlerimize, dünyanın gözü önünde başkanlık sistemini övmüştür.

Türkiye’nin onca meselesi dururken şuur noksanlığını ispatlayan Erdoğan ne yazık ki, şunları söylemiştir:

“Şu anda bize giydiğimiz gömlek dar geliyor. Bu vücut artık bu gömleğe tahammül edemiyor. Bize bundan sonra yakışacak gömlek yeni bir idari yapılanmadır, bu da başkanlık sistemidir.”

Erdoğan’ın gömlek değiştirme konusundaki maharet ve becerisi dillere destandır.

Tavsiyemiz gömleği dar geliyorsa ya diyet yapmalı ya da kaderine razı olmalıdır.

Biz Erdoğan’ın nasıl bir gömlek düşlediğini biliyoruz.

Biz Erdoğan’ın elinin altında bulunan gömleğin arka yüzünde ABD, ön yüzünde AB, iki yanında PKK ve İmralı canisinin yazılı olduğunun da farkındayız.

Türkiye’nin değiştirecek gömleği yoktur.

Çünkü üzerimizdeki gömlekte şehitlerimizin çıkmayacak kan izi vardır.

Erdoğan bu sistemle yolumuza devam edemeyiz demektedir.

Buna göre sistem arıza vermekte, teklemekte, patinaj yapmaktadır.

Hızlı karar alma ve hızlı uygulamaya imkan verecek sistem isteyen Erdoğan, 12 yıl boyunca yavaş mı kalmıştır?

Parlamenter sistemde neyi istemiştir de yapamamış, neleri hedeflemiştir de başaramamıştır?

Geçmişte İstanbul’da AKP’nin seçim bildirgesini okudum diyen, beş saat sonra Slovenya’da okumadım diyen Erdoğan’ın gönlü hasta, manevi sıhhati bozuk, dili yalan, niyeti parçalıdır.

Kuveyt’ten dönerken, terör örgütüyle aynı masada oturmak devletin çöktüğü anlamına gelir sözleri Erdoğan’a aittir.

Bugüne kadar Oslo’dan İmralı’ya kadar nerede oturuyordunuz?

İmralı’da masa değil de sedir mi vardı?

Kandil’de masa değil de minder mi bulunuyordu?

Dolmabahçe’de İmralı canisinin mesajlarını sevinç içinde okurken nereye kuruluyordunuz?

Türk devletini PKK’nın muhatabı yapan Erdoğan kaçamayacak, günahlarını affettiremeyecektir.

Sürekli çark eden, her eleştiriyi kendisine darbe olarak gören Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamında manen ve fiilen düşmüştür.

Türkiye ehil ve liyakat sahibi olmayan bir adamın, nefsine esir düşmüş, demokrasiyi yozlaştırmış bir despotun elinde avucundadır.

Büyü bozulmuş, Türkiye geriye sarmaya başlamıştır.

7 Haziran’da Türk milleti başkan seçmeyecek, başkanlık sistemini oylamayacak, Erdoğan’a yeni koltuk imal etmeyecektir.

7 Haziran’da Türk milleti kaderi ve sorunları için tercih yapacak, ihanet lobisiyle, kriz ve lekeli kadrolarla yolunu ayıracaktır.

7 Haziran için AKP’nin tek sözde projesi başkanlık sistemidir.

Başka söylediği hiçbir şey yoktur.

Buna karşılık Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin asıl ve acıklı gündemini esas alan; sağlam, tutarlı, herkese umut vaat eden, herkesi kucaklayan parlak ve doyurucu beyannamesini hazırlamıştır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Beyannamemizi özet halinde açıklamadan evvel şunları söylemek isterim ki;

13 yıldır tek başına iktidar olan AKP, milletten aldığı desteği adalet, huzur ve refah için kullanmak yerine gerilim, cepheleşme ve çatışma ekseninde heba etmiştir.

Milli iradeyi yolsuzluk, adaletsizlik ve bölücülük için kılıf yapmıştır.

Bugünkü Türkiye tablosu, tam bir yıkım ve hezimet tablosudur.

Türk ekonomisinin çok ciddi yapısal sorunları bulunmaktadır.

Tasarruflar dibe vurmuş, borçlar tavan yapmıştır.

Yatırımlar azalmış, büyüme daralmıştır.

İmalat sanayinin milli gelir içindeki payı gerilemiş, sanayi üretimi ve ihracatı dışa bağımlı hale gelmiştir. 

Sanayimiz, üreticimiz zor durumdadır.

Ülkemizde büyük bir mânevî buhran yaşanmaktadır.

Toplumsal şiddet tırmanmış, asayişsizlik artmıştır.

İntiharlar, hırsızlık, gasp, kasten adam öldürme, çocuk istismarı ve kadına şiddet suçları katlanmıştır.

Boşanmalar artmakta, yuvalar dağılmaktadır.

Alkol tüketimi ve uyuşturucu bağımlılığı 11 yaşına kadar inmiştir.

AKP döneminde yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ayyuka çıkmıştır.

Yolsuzluğu ve kanunsuzluğu kendilerine bir nevi hak ve imtiyaz olarak gören sakat bir anlayış oluşmuştur.

Ülkemizde hırsızlar, kaçakçılar, rüşvetçiler, kasacılar, kutucular, havuzcular, vurguncular cirit atmaktadır.

AKP ile iç içe olan ihale lobileri, rant lobileri, faiz lobileri milletin kaynaklarını hamutuyla götürmüştür.

Milli ve manevi değerlerimiz tahrip edilmiştir.

Eğitimin milliliği kaybolmuştur.

Adaletsizlik zirve yapmıştır.

Terör azmış, bölücülük cesaret bulmuştur.

Türkiye uluslararası camiada itibarsızlaşmıştır.

Bölücülük, hiç olmadığı kadar ivme ve güç kazanmıştır.

Ardı arkası gelmeyen tavizlerle bölücülük sorunu derinleşmiştir.

Sözde demokratik söylemlerle kılıflandırılan bölücü talepler kabul ve karşılık görmüştür.

Bölücü terörle yürütülen müzakere süreci, ne PKK’nın dağdan inmesine ve silah bırakmasına; ne de birlikte yaşama iradesinin güçlenmesine yol açmıştır.

Sadece taviz ve teslimiyet döngüsünde ilerleyen bir hükümet icraatı ile birliğimiz zedelenmiş ve Türkiye zayıflatılmıştır.

Yol kesme, yakma, yıkma, adam kaçırma, bombalama ve katliamlar sürmektedir.

PKK terörü Türkiye’nin bekasını, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini, huzur ve refahını tehdit etmeye devam etmektedir.

 AKP’nin açılım ve sözde çözüm politikası iflas etmiştir. MHP’nin haklılığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Türkiye AKP’ye daha fazla tahammül edemeyecektir.

Türk milleti bu musibete daha fazla dayanamayacaktır.

Artık 13 yıllık kayıp, yenilgi ve israf dolu yıllara son vermek, yanlışa dur demek lazımdır.

7 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi bunun için eşsiz bir fırsattır.

Parti olarak, “Toplumsal Onarım ve Huzurlu Gelecek” adıyla hazırladığımız beyanname ile milletimizin hizmetindeyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’yi küresel güç ve lider ülke yapma yolunda kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle kamuoyunun karşısına çıkmaktadır.

Kısa vadeli hedefimiz; tek başına iktidar olmaktır.

Milletimiz yetki verdiği taktirde, 2015-2019 yıllarını kapsayan birinci iktidar dönemi sonuna kadar tahrip edilen Türkiye’nin onarılmasını, çözülen milletin bütünleştirilmesini, demokrasinin güçlendirilmesini sağlayacağız.

Bu dönemde Türkiye’nin küresel güç olması yolunda ihtiyacı olan çağdaş normlarda bir devlet ve toplum düzeninin gerektirdiği kurum ve kuralları tesis edeceğiz.

AKP’nin anti-demokratik, vesayetçi, kayırmacı, hukuk tanımaz, kişi güvenliğini ihlal edici, özgürlükleri kısıtlayıcı bozuk düzenine son vereceğiz.

Hükümetin devletin kurumları, milli ve manevi değerlerimiz ile vatandaşlarımız üzerinde oluşturduğu her türlü tahribatı onaracağız.

Her bakımdan toparlanmanın sağlanacağı bu dönemde; terörü tamamen bitirerek toplumsal huzur ve güveni temin edeceğiz.

İşsizlik ve yoksulluk sorununu önemli ölçüde hafifleterek vatandaşlarımızın refah düzeyini yükselteceğiz.

Ağırlıklı olarak 2016-2019 yıllarını kapsayacak olan birinci iktidar döneminde; yıllık ortalama yüzde 5,2 büyüme ve 700 bin yeni istihdam sağlayacağız.

Dönemin sonunda GSYH 1,1 trilyon dolara, kişi başına milli gelir 13,3 bin dolara, ihracat 239 milyar dolara erişecektir.

Ve istihdam yaklaşık 29,1 milyon kişiye ulaşacaktır. 

2014 yılında yüzde 45,5 olan işgücüne katılım oranını inşallah yüzde 47,8’e çıkaracağız.

Orta vadeli hedefimiz 2019-2023 yıllarını kapsayan ikinci iktidar dönemi sonunda, Türkiye’nin bölgesel güç haline gelmesi, siyasi ve sosyal sorunları aşarak küresel ölçekte söz sahibi olmasıdır.

2019-2023 yıllarını kapsayan MHP iktidarı Türkiye’nin bölgesel güç ve küresel aktör olma, 2023 yılı vizyonunu yakalama dönemi olacaktır.

Bu kapsamda MHP iktidarında kaynaklar harekete geçirilerek, ileri teknoloji kullanan, yüksek katma değer ve istihdam yaratan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip bir üretim yapısı tesis edilecektir. 

2015 yılında başlayan “Onarım, Bütünleşme ve Atılım” döneminden sonra, mevcut kaynak, imkân ve kabiliyetleri stratejik bir vizyonla harekete geçireceğiz.

Vatandaşlık bilincinin güçlendirilmesi; tarih ve inanç temelinde kaynağını bulan ortak değerler ekseninde bütünleşilmesi MHP’nin tek başına iktidarında geçecek olan sekiz yıllık dönemin sonunda gerçekleştirilmiş olacaktır.

Yıllık ortalama yüzde 6,6 büyüme ve 1 milyon 25 bin yeni istihdamın sağlanacağı bu dönemin sonunda GSYH 1,7 trilyon dolara çıkacaktır.

Kişi başına gelir 20 bin dolara, ihracat 400 milyar dolara yükselecektir.

İstihdam sayısı da 33,2 milyon kişiye ulaşacaktır.

Uzun vadeli stratejimiz ise 2053 yılında Türkiye’nin “Küresel Güç ve Lider Ülke” olmasını sağlamaktır.

Siyasi faaliyetlerimizin temeline demokrasinin güçlendirilmesini, hukukun üstünlüğünün sağlanmasını ve her alanda adaletin hakim kılınmasını oturtuyoruz. 

Partimiz Anayasa’nın, genel sınırlama hükümlerinden daha çok, genel koruma hükümlerine yer vermesini, özgürlükleri esas almasını ve bir “Toplum Sözleşmesi” niteliğinde olmasını gerekli görmektedir.

Anayasa değişikliği veya yeni bir anayasa yapılması kapsamında hiçbir şekilde tartıştırmayacağımız hususlar şunlardır:

Farklı etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü tanınarak çok parçalı millet yapısı oluşturulmasına,

Kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif haklara dönüştürülmesine,

Türkçe dışındaki dillere ve farklı kültürlere statü kazandırılarak yapay azınlık yaratılmasına,

Vatandaşlarımızın birbirleriyle ve milletin devletle çatıştırılmasına zemin hazırlanmasına,

Milli kimlik tanımının değiştirilerek Türkiyelilik kavramının esas alınmasına,

Vatandaşlık bağının Türk milleti kavramı yerine ikame edilmeye çalışılmasına,

Türkçe dışındaki başka dillerde ana dil eğitim yapılmasına,

Türkiye’nin idari yapısının değiştirilerek yerel yönetimlerin mahalli parlamento olarak çalışacağı özerk bölgeler sisteminin hayata geçirilmesine tamamen karşıyız ve karşı duruyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter milli devlet yapısını esas alan parlamenter sistemi, demokratik siyasi sistemin sürdürülebilmesi bakımından gerekli görüyoruz.

Ve Türk milletine en uygun yönetim şekli olarak değerlendiriyoruz.

Anayasa ihtiyacını toplumsal gereklilikler yerine devleti ve milleti parçalanmaya götürecek bir sistem değişikliğine endeksleyen siyasi yaklaşımı açıktan reddediyoruz.

Terörün bitirilmesi için devletin güvenlik güçleriyle meşru zeminlerde ve tüm ülke sathında etkili bir mücadele vermeye son derece kararlıyız.

Güvenlik güçlerimizi kışla ve karakollara hapseden uygulamalara mutlaka son vereceğiz.

Herkes bilsin ki, terörün ve bölücülüğün kökünü kurutacağız.

Terörle pazarlıklar derhal bitirilecek, ihanet süreci bıçak gibi kesilecek, ihanete ortak olanlar adalete sevk edilecektir.

Adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak değerlendiriyoruz.

Bu nedenle yargı, insanların tereddütsüz güvenebileceği, adalet duygusunun zihinlerde ve kalplerde yer ettiği bir yapıda olacaktır.

 Yargıyı mevcut tartışmalardan çıkartarak etkin, erişilebilir, hızlı ve adil kararlar vereceği bir yapıya büründürecek ve süratle adalete güveni artıracağız.

Kadınlarımıza, çocuklarımıza, engellilerimize ve yaşlılarımıza yönelik şiddet olaylarında dava zamanaşımı kaldırılacak, harç ve benzeri mahkeme masrafları alınmayacaktır.

Yolsuzlukların önlenmesinde etkinliği sağlamak amacıyla denetim sistemi, yapısal ve işlevsel olarak yeniden düzenlenecektir.

“17-25 Aralık zanlıları” başta olmak üzere tüm yolsuzlukların üzerine titizlikle gidilecek, devlet malına el uzatanlardan, kul hakkı yiyenlerden, rüşvetçilerden, soygunculardan ve hortumculardan hesap sorulacaktır.

Yolsuzluk yoluyla elde edildiği hukuki olarak tespit edilen her türlü varlığa el konulması ve suçluların bu varlıktan mahrum bırakılması amacıyla, yolsuzluktan suçlu görülen kişilerin servetlerinin nerede ve kimin adına kayıtlı olursa olsun, zaman aşımı gözetilmeksizin el konulması hukuken sağlanacaktır.

Yolsuzlukları önlemek, yolsuzluklarla mücadelede etkin ve kalıcı politikalar üretmek ve ilgili kuruluşlar arasında eşgüdüm sağlamak üzere, özerk bir “Yolsuzlukla Mücadele Kurulu” oluşturulacaktır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Partimizin ekonomi politikaları iki ana eksenden oluşmaktadır.

Birincisi milletimizin karşı karşıya olduğu borçluluk, geçim sıkıntısı ve fakirliğe çare olacak acil önlemlerden oluşan “Rahatlatıcı politikalar”’dır.

İkincisi ise bununla eş zamanlı olarak Türkiye’yi geleceğe taşıyacak “Kalkınma politikaları”dır. 

Bu politikalarla ekonomide “onarım ve atılım” gerçekleştirilecektir.

Bu amaçla ülkemizin kendi imkân ve şartları ile doğal ve beşeri kaynaklarını dikkate alan “Üreten Ekonomi Programı” uygulamaya konulacaktır.

Program, ileri teknoloji kullanan, yenilikçiliği, verimliliği ve istihdamı gözeten, gelirin adil bölüşümünü esas alan, rekabet gücü yüksek üretim ekonomisini tesis etmeyi, aynı zamanda sosyal dokuyu güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Ekonomi politikalarının merkezine insanı koyan; eşitlik, ahlak ve adalet ilkelerini gözeten bir yönetim anlayışıyla halkın refahının artırılması temel hedefimiz olacaktır.

Uygulayacağımız Üreten Ekonomi Programıyla ulaşmak istediğimiz hedefler şunlardır:

       Sürdürülebilir ve yüksek bir büyüme ortamını tesis etmek,

√       Ekonominin dış kaynak bağımlılığını azaltarak şoklara karşı dayanıklı hale getirmek ve kırılganlığını azaltmak,

√       Fiyat istikrarını sağlamak,

√       Büyümeden taviz vermeden cari açığı kontrol altına almak,

√       Maliye politikasını makro politikaları destekleyici şekilde yürütmek,

√       İstihdamı teşvik edici bir işgücü piyasası kurmak,

√       Ar-Ge payını artırmak, bilgiyi ticarileştirmek, yenilikçiliği ve girişimciliği kurumsallaştırmak,  dünyada Türk markalı ve patentli ürünleri yaygınlaştırmak,

√       Ekonomide kaynakları üretken alanlara yönlendirmek,

√       Firmaların ve hane halkının borç yükünü azaltarak sürdürülebilir hale getirmektir.

AKP’nin yanlış ekonomi politikaları nedeniyle, önceki üç yılda olduğu gibi 2015 yılında da çok düşük gerçekleşeceği tahmin edilen büyüme, MHP iktidarında oluşacak güven ve istikrar ikliminde alınmaya başlanacak yapısal tedbirlerle, 2016 yılından itibaren kademeli olarak artmaya başlayacaktır.

Sanayi yatırımlarına ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak yatırım bankacılığı desteklenecektir.

Bankacılık kesimini reel sektöre sürekli olarak mali destek verebilir hale getirecek tedbirler alınacaktır.

Kredi Garanti Fonu yeniden yapılandırılarak kaynakları artırılacak, Kredi Garanti Fonu ve risk sermayesi sistemi etkin hale getirilerek KOBİ’lerin teminat sorunu çözülecektir.

Yatırım yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulacaktır.

Yüksek teknolojili, yüksek katma değer ve istihdam sağlayan yatırım projelerine yüzde 100’e kadar yatırım indirimi verilecektir.

Sanayinin kullandığı girdilerin fiyatlarını yükselten fon ve benzeri kesintiler gibi maliyet dışı unsurlar kaldırılacaktır.

Üretim ve ticareti olumsuz etkileyen harç ve damga vergisi gibi işlem vergileri azaltılacaktır.

İstihdam üzerindeki vergi ve diğer yükümlülükler hafifletilecektir.

Makine teçhizat alımları için kredi kullanımında Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi alınmayacaktır.

Vergi politikalarında rekabet gücünü azaltan istisna, muafiyet ve indirimler azaltılacaktır.

Vergi mükelleflerinin üretim ve ticaretine ilişkin belgelendirdikleri harcamaların gider konusu yapılması sağlanacaktır.

Vadeli satışlarda KDV erteleme sistemi getirilecektir.

Vergisini düzenli ödeyen mükellefler ödüllendirilecektir.

Yük ve yolcu taşımacılığında demir yolu ve deniz taşımacılığının payı artırılacaktır.

Denizyolu-karayolu ve denizyolu-demiryolu kombine taşımacılığını geliştirecek projelere öncelik verilecektir.

“Çanakkale boğaz geçişi” projesi gerçekleştirilecektir.

Transit yük taşımacılığı açısından uygun olan limanların kapasitesi artırılacaktır.

Sanayi odaklarının liman ve ana hat demiryolu bağlantıları gerçekleştirilecektir.

Esnaf ve sanatkârımız güçlendirilerek faaliyetlerine dinamizm kazandırılacaktır.

Meslek standartları geliştirilecek, esnafımıza ihtisas kimliği kazandırılacak ve mensubiyet bilinci oluşturulacaktır.

Esnaf ve sanatkârımızın uygun krediye ve dış pazara erişimi kolaylaştırılacak, krediye erişimini engelleyen teminat sorunu ortadan kaldırılacaktır.

Ürettikleri malların dış pazarlarda tanıtılması ve fuarlara katılmaları için özel teşvik sistemleri geliştirilecektir.

AVM yasası, esnafın haklarını koruyacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

Her kesimin rahatlıkla ulaşabileceği yerlerde AHİKENT merkezleri açılacak, bireylerin becerileri doğrultusunda iş edinmelerine ve kendi işlerini gerçekleştirmelerine imkân verecek destek sağlanacaktır.

Yeni işyeri açan esnafımıza beş yıl süreyle vergi ve prim avantajı sağlanacaktır.

Esnafımızın gelirinin vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulanacaktır.

Şoför esnafımızın yenilemek için alacağı ticari araçtan vergi alınmayacaktır.

Ve bu kategorideki kardeşlerimize yıpranma payı hakkı verilecektir.

Yük ve yolcu taşımacılığı yapan esnafımıza vergisiz akaryakıt imkanı sunulacaktır.

Esnaf ve sanatkârımızın geçmiş hizmetlerine borçlanma hakkı tanınacaktır.

Esnaf ve sanatkârlarımızın hastalık ve ayakta tedavi süresinde geçici iş göremezlik ödeneği alabilmeleri konusunda düzenleme yapılacaktır.

Ve en önemlisi emekli aylıklarından sosyal güvenlik destek primi kesilmeyecektir.

Tarım sektörü rekabet gücü yüksek bir yapıya kavuşturulacaktır.

Tarımda modern işletmeciliğe dönüşüm sağlanacaktır.

Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı önlenecektir.

Genetiği bozulmamış ürünlerin korunması ve geliştirilmesine önem verilecektir.

Gıda güvenliği ve güvenilirliği çağdaş normlara ulaştırılacaktır.

Mazot, gübre ve yem üzerindeki vergiler kaldırılacak ve çiftçimizin canını yakan mazot, herkes duysun ki, 1 Lira 75 Kuruş olacaktır.

 

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Toplumun tüm kesimlerine insana yaraşır iş fırsatlarının sunulduğu, işgücünün niteliğinin yükseltilip etkin kullanıldığı, iş sağlığı ve güvenliği şartlarının iyileştirildiği bir işgücü piyasası oluşturacağız.

Önemle altını çiziyorum, asgari ücret net 1400 liraya çıkaracağız.

Asgari ücretlilere, büyük şehirlerde her ay 100 lira şehir içi ulaşım desteği vereceğiz.

Evi olmayan muhtaç ailelere 250 lira kira yardımı yapacağız.

Böylece asgari ücret açlık sınırının üzerine çıkarılacak,  büyükşehirlerde başını sokacak bir göz evi olmayan asgari ücretlinin 1750 lira alabilmesi mümkün olacaktır.

Asgari ücretten vergi almayacağız, ücretlilerin asgari ücret kadar gelirini vergi dışı bırakacağız.

Yıllık ortalama 700 bin kişiye iş imkanı oluşturacağız.

Yardıma ihtiyaç duyan ailelerin en az bir ferdine iş imkânı, iş sağlanana kadar 700 lira “Aile Desteği” vereceğiz.

Taşeron işçilerin sorunlarını çözüme kavuşturacağız, köleliği andıran işçi çalıştırma düzenine son vereceğiz.

Kamuda çalışan taşeron işçileri kadroya geçireceğiz.

Emeklilerimize Mart ve Eylül aylarında 1400’er lira olmak üzere yılda iki asgari ücret tutarında “Emekli Destek Ödeneği” hakkı tanıyacağız.

Böylece çiftçi, esnaf, işçi, memur ile Cumhurbaşkanı ve milletvekili emeklisi aynı tutarda ödenek alacaktır.

Emeklilerimizin banka promosyonu alabilmelerinin önünü açacağız.

Esnafımızın emekli aylığından kesilen sosyal güvenlik destek primini kaldıracağız.

Aile hekimliği sisteminin güçlendirilmesiyle birlikte sağlık hizmetinde alınan ek ücret ve katılım payı uygulamasına son vereceğiz. 

Emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyecek, emekli aylığı zammını tüketim kalıplarına göre özel bir endeksle belirleyeceğiz.

Emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği gidereceğiz, emekli aylığı hesabındaki refah payını çoğaltacağız. 

Emeklilikte yaşa ve prim gün sayısına takılanların mağduriyetini mutlaka gidereceğiz. 

Kadın istihdamını yaygınlaştıracağız.

Kadınlara sigortalılık öncesi doğumlar için doğum borçlanma hakkı getireceğiz.

Çalışmayan ev hanımlarına mesleki beceri kazandırarak aile bütçesine ve ülke ekonomisine katkıda bulunmalarına destek olacağız.

Aile birliğinin korunması amacıyla çalışan eşlerin aynı il içinde görev yapmalarını tesis edeceğiz.

Girişimci kadınlara yüzde ellisi hibe olmak üzere finans desteği vereceğiz.

Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılıkla kararlı şekilde mücadele edeceğiz.

Şiddete maruz kalan kadınlara adli yardım desteği sağlayacağız, bu çerçevedeki davaları zaman aşımından ve mahkeme harç ve masraflarından muaf tutacağız.

Tüm vatandaşlarımızı kapsayan bir “aile avukatlığı” sistemi oluşturacak, hukuki koruma sigorta sistemini genelleştireceğiz.

Her öğrenciye öğrenim süresince başarılı olmak kaydıyla 10 bin liraya kadar yükseköğrenim kuponu vermekle birlikte, işe girince faizsiz olarak dört yılda tahsil edeceğiz.

Evlenecek ihtiyaç sahibi gençlerimize kamu bankaları aracılığıyla 10 bin lira tutarında, 2 yıl vadeli ve faizsiz evlilik kredisi alabilme imkânı getireceğiz.

Çocuklarımızın hayat kalitesini iyileştirecek, geleceklerini teminat altına alacağız.

Sosyal refahı artıracak destekleyici düzenlemeler yapacağız.

Yoksul kardeşlerimizin üretici konuma getirilmesi esas olacak, sosyal dayanışma güçlendirilecek, hiç kimse aç ve açıkta bırakılmayacaktır.

Demokrasinin güvencesi orta sınıfı canlandıracağız.

Vatandaşımızın aldığı sosyal yardım ve destekler aynen devam ettirilecektir.

Sosyal hizmet ve yardımlarda hak arama imkânı getirilecektir.

Muhtaç ailelere aylık temel ihtiyaçlarını karşılayacakları harcama kartı “HİLALKART” imkânı sunulacaktır.

Kamu arazilerini yoksul vatandaşlarımıza tahsis edeceğiz.

Yetim ve öksüz evlatlarımıza aylık 100 lira bağlayacağız.

Çocuk parası adı altında yapılan “Şartlı Eğitim Yardımı” ve “Şartlı Sağlık Yardımı”nı en az 50 lira olacak şekilde artıracağız.

Yoksullara yönelik, bireysel veya toplu konut yatırımlarında her türlü belediye harç ve vergileri sıfırlayacağız.

Evi olmayan muhtaç ailelere sosyal konut, konut sağlanamadığı durumda ise 250 lira kira yardımı yapacağız.

Aylık 200 kilovatsaatin altında elektrik tüketen ailelere yüzde 75 indirim uygulayacağız.

Vatandaşlarımızdan elektrik kayıp-kaçak bedeli alınmayacak, sayaç okuma ve benzeri tüketime bağlı olmayan giderler yansıtılmayacaktır.

Vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin payının azaltılması suretiyle vergide adalet sağlanacak, dar gelirlilerin vergi yükü hafifletilecektir.

Alacakların vasfı ne olursa olsun icra ve haciz uygulamaları hiç kimsenin gelirini asgari ücretin altına düşürecek şekilde uygulanamayacaktır.

Vatandaşlarımız, tüketici kredisi ve kredi kartlarından kaynaklı borç ve yüksek faiz sarmalının neden olduğu yoksulluk tuzağından kurtarılacaktır.

Yaşlılarımızın bilgi ve deneyimleri topluma sunulacaktır.

65 yaş aylığı 300 liraya yükseltilecektir.

Hiçbir yaşlımız aç, açıkta ve muhtaç durumda bırakılmayacaktır.

Belli nüfusun üzerindeki yerlerde “Yaşlı Bakım Evleri” yapılmasını hedefliyoruz. 

Engelli kardeşlerimize işe yerleştirmede öncelik tanıyacak, kamudaki 24 bin engelli kotasının tamamına atama yapacağız.

Bu kardeşlerimizin tıbbî ve mesleki rehabilitasyon imkânlarını yükselteceğiz. 

Engelli ve engelli yakını aylığını 400 liraya; ağır engelli aylığını 600 liraya çıkaracağız.

Gazilerin, şehit ailelerinin ve malûllerin öncelikli olarak işe yerleştirilmelerini, üretime katkıda bulunmalarını ve topluma kazandırılmalarını amaçlıyoruz.

Gazilerimize 3600 günde emekli olabilme hakkını vereceğiz. 

Ordu ve polis vazife malullerinin özlük haklarını iyileştireceğiz, gaziler arasındaki eşitsizliği gidereceğiz.

Malul sayılmayan gazilerimizin mağduriyetlerini giderecek düzenleme yapacağız.

Şeref aylığı 1400 liraya yükseltilecek ve geliri olsun olmasın muharip gazilerimizin hepsine aynı tutarda ödeyeceğiz.

Ayrıca kamu personel rejimini, liyakati esas alan ve performansı değerlendiren anlayışla yeniden düzenleyeceğiz.

Kamuda çalışan taşeron işçiler, 4/C’liler,  vekil, sözleşmeli ve geçici statüde çalışanları kadroya alacağız.

Geçici ve mevsimlik işçilerin mağduriyeti giderilecek, kamu işçilerine naklen atanabilme imkanı verilecektir.

Kamuda eşit değerde iş yapan eşit ücret alacak, ücret adaleti sağlanacaktır.

Kamuda çalışan şube müdürlerinin ek göstergesi 3000 olacak, müdürler, müdür yardımcıları, şef, memur ve yardımcı hizmetlilerin mali ve sosyal hakları ile ilgili kayıplar giderilecektir.

Dikkatinizi çekiyorum, kamu çalışanlarına yapılan tüm ek ödemeleri emekli aylıklarına ve hizmetin tamamını kıdem aylıklarına yansıtacağız.

Kamu çalışanlarına disiplin affı getirecek, bir derece hakkından yararlanmamış memurlarımıza bir derece vereceğiz.

Emekli ikramiyesinde yıl sınırını tümüyle kaldıracağız.

İmam ve müezzini olmayan cami kalmayacak, vekil imam ve müezzinlere kadro verilecektir.

Cemevi gerçeği, siyasi kaygılardan uzak, Cami-Cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edilecek, inanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan Cemevlerine devlet yardımı yapılacaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılacaktır.

Öğretmen ihtiyacı olan hiçbir okul bırakmayacağız.

Derslik ihtiyacı tamamlanacak, atanmayı bekleyen öğretmenlerin tamamı kademeli olarak sınıflarına kavuşacaktır.

Öğretmenlerin 3600 ek göstergeden yararlanmalarını hedefliyoruz.

Öğretmenlerin, ek ders ücretleri ile eğitim ve öğretim tazminatlarını yükselteceğiz, eğitime hazırlık ödeneğini artırarak eğitim kurumlarında çalışan tüm personele de ödeyeceğiz.

Eğitime katkı amacıyla her çocuk için ailesi tarafından yapılacak katkının yüzde ellisine kadar oranda devletin katkıda bulunmasıyla bir “Eğitim Destek Hesabı” kuracağız.

Bu hesapta biriken miktarın özellikle yükseköğretim aşamasında kullanılmasını öngören güçlü bir destek mekanizması geliştireceğiz.

Diğer yandan Sağlık Bakanlığı bünyesinde istihdam kargaşasını sona erdireceğiz, aynı işi yapan sağlık çalışanlarını aynı mali ve sosyal haklarla buluşturacağız.

Sağlık çalışanlarına yıpranma payı hakkı vermenin yanında, ek ödemeleri emekliliklerine yansıtacağız.

İnfaz koruma memurlarının yıpranma payı hakkını yeniden vereceğiz, mübaşir, zabıt katibi ve diğer adalet çalışanlarının özlük haklarını iyileştireceğiz.

Emniyet çalışanlarımızın çalışma şartlarını ve özlük haklarını iyileştirerek, bu kapsamda polislerin ek göstergesini 3600’e yükselteceğiz.

Astsubayların intibaklarını yapacak, haklarını verecek, uzman jandarma ve uzman erbaşların tüm mağduriyetlerini ortadan kaldıracağız.

 

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Hizmet yönünden yerel yönetimin federasyon ve benzeri bölgesel yönetimlere dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz.

Büyükşehir sınırını mülki sınır yapan düzenlemeyi kaldıracağız.

Kapatılan belde belediyeleri, özel idare ve köyleri yeniden kuracağız.

İl genel meclisi üyeleriyle birlikte büyükşehir belediye meclisi üyelerini sosyal güvenceye kavuşturacak, aldıkları huzur hakkını iyileştireceğiz.

Köy kalkınma planları yapacağız, merkez köyler oluşturacağız, köy sosyal yaşam ünitelerini geliştireceğiz.

Tarım-sanayi entegrasyonunun sağlandığı kırsal cazibe birimleri olan “Tarım Kentleri” kuracağız.

Bugün aziz milletimizin değerlendirmesine özetle sunduğum Seçim Beyannamemizde yer alan Üreten Ekonomi Programı’nın hedeflerinin, ekonomik ve sosyal politika, yardım ve desteklerin mali kaynakları her yönüyle hesaplanmış ve karşılığı belirlenmiştir.

Kaynak bulma konusunda göstereceğimiz teminat ve referans, şahıslarımız olmadığı gibi, kaynaklarımız da hayali ve afaki değildir.

Sözümüz Milliyetçi Hareket sözüdür, programlarımızın kaynağı da ayrıntılı olarak hesaplanmıştır.

Seçim Beyannamemizde yer alan taahhütlerimizin getireceği mali yük toplamını 71,9 milyar Türk lirası olarak öngörmekteyiz.

Mali kaynaklarımızı beş ana başlık altında toplamak mümkündür:

1       Toplumsal bir seferberlik başlatılarak kayıtdışılıkla etkin mücadele sonucu vergilerde performans artışı sağlanmasından elde edilecek ilave kaynak 13,4 milyar Türk Lirası,

2.      Kaçakçılıkla etkin mücadele edilmesinden sağlanacak ilave kaynak 6,2 milyar Türk Lirası,

3.      Devletin mal ve hizmet alım giderleri ile bir kısım cari transfer kalemlerindeki israf, savurganlık ve yolsuzlukların azaltılmasından elde edilecek gider tasarrufu 23,3 milyar Türk Lirası,

4.      Bir kısım rantiyeci azınlıkça elde edilen imar rantının vergilendirilmesinden sağlanacak 12 milyar Türk Lirası,

5.      Uygulayacağımız ekonomik program sayesinde elde edilecek yüksek büyüme performansının sağlayacağı 17 milyar Türk Lirası,

Böylece, taahhütlerimizin mali yükünü karşılamak üzere, ekonomide oluşturulacak toplam ilave kaynak 71,9 milyar Türk Lirasına ulaşacaktır.

Bu miktar Seçim Beyannamemizdeki program, proje, ekonomik ve sosyal yardım ve desteklerin toplam maliyetini karşılamaktadır.

Partimizin Türkiye’yi bölgesel güç ve küresel aktör haline getirme vizyonunun esasları, bu ideale ulaşmak için ortaya koyduğu hedefleri ve bu süreçte büyük Türk milletine vaatleri ana hatlarıyla bunlardır.

Türkiye ve aziz Türk milleti Milliyetçi Hareket’in inançlı, imanlı, yürekli ve kararlı kadrolarıyla, Cenab-ı Allah’ın yardımıyla bu hedeflere mutlaka ulaşacaktır.

Milliyetçi Hareket’in güveneceği ve sığınacağı yegâne yer büyük Türk milletinin temiz yüreği, mühürlü olmayan vicdanı, eşsiz sağduyusu ve geleceğine sahip çıkma azmi ve iradesidir.

Milliyetçi Hareket’in Türkiye’yi yönetme konusundaki yetkisinin ve siyasi meşruiyetinin yegâne kaynağı milli iradedir.

Milliyetçi Hareket’in tek hedefi ve tek düşüncesi tek başına iktidardır.

Bizim ittifakımız sadece ve sadece aziz milletimizledir.

Milliyetçi Hareket milli vicdanın sesidir.

Türk milleti hiç şüphemiz yoktur ki bu sese kulak verecektir.

‘Toplumsal Onarım ve Huzurlu Gelecek için Bizimle Yürü Türkiye’ sözleriyle vatanımızın her yöresine sesimizi duyuracağız.

Türkiye ayağa kalkarak bu çağrımızı karşılıksız bırakmayacaktır.

Yolsuzluğa, rüşvete, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa karşı “Bizimle Yürü Türkiye”.

Kutuplaşmaya, karmaşaya, krize, kargaşaya, kaosa,  kavgaya ve karanlığa karşı “Bizimle Yürü Türkiye”.

Çözülmeye ve çöken dış politikaya karşı “Bizimle Yürü Türkiye”.

Bölücülüğe ve ihanete karşı “Bizimle Yürü Türkiye”.

Refah ve mutluluğa, hak ve adalete, güçlü bir demokrasiye, barış içinde bir hayata, ahlaklı bir kalkınmaya “Bizimle Yürü Türkiye”.

Şimdi soruyorum sizlere; Milliyetçi Hareket’in iktidarı için çok çalışacak mısınız?

Türkiye’nin kurtuluşu için tüm gücünüzle mücadele edecek misiniz?

İktidara hazır mısınız? İktidara var mısınız?

Gayret ve çalışma bizden, yardım ve himaye Cenab-ı Allah’tan, takdir ve destek aziz milletimizdendir.

Yüce Allah bizleri mahcup etmesin, emeklerimizi karşılıksız bırakmasın, yar ve yardımcımız olsun.

Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun var olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.