Cumhurbaşkanı Erdoğan; Bahçeli'ye teşekkür etti!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28. Muhtarlar Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maalesef hem batı hem de güney sınırlarımızda Misak-ı Milli hedeflerimizi koruyamadık. Dönemin şartları itibarıyla bu durumu mazur görenler, göstermeye çalışanlar olabilir. Bu yaklaşımı bir yere kadar mazur görmek mümkündür” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihimizi yavrularımıza iyi öğretelim. Bizi hep yalan söyleyen tarihle aldattılar. Öğrencilerimize gençlerimize de kendi tarihlerini iyi öğrenmelerini tavsiye ettim. Malum son zamanlarda gündemde olan, önce Lozan’ı ifade ederek gündeme düşürdüğümüz konu, Ardından Misak-ı Milli konusu işte bunlar hepsi bu sürecin nasıl yönetildiğini, bizlere nasıl bazı gerçekleri yanlış öğrettiklerinin en açık ifadesidir. Gençlerimizin Lozan’ı incelemesi, araştırması birileri rahatsız oluyor. Varsın rahatsız olsun. Niye korkuyorsunuz, tartışılsın, incelensin, kim ne demiş görülsün. Doğru yanlış bilelim. Partimin kurucusu, Lozan’da imzaya gitmiş veya imza atmış diye bu doğrudur. Böyle bir mantık olamaz. Acaba doğru mudur ?Bu soruyu kendimize soralım. Yanlış diyenler varsa niye yanlış diyor, bunu da soralım. tek tipçi bir insan biz böyle bir gençlik istemiyoruz. Sorgulayan bir gençlik istiyoruz. Araştıran bir gençlik istiyoruz, onun için sorguladığı zaman, araştırdığı zaman hakikati yakalayacaktır. Ben gençliğimizi bal arısı gibi görmek istiyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Misak-ı Milli dedik değil mi? Masada kaybettik. Misak-ı Milli niye rahatsız ediyor? Misak-ı Milliyi gündeme getiren kim Gazi Mustafa Kemal, niye rahatsız oluyorsunuz? Biz rahatsız olmuyoruz. Misak-ı Milli batıdan doğuya nasıl başlıyor. Burada bir tarih yok mu, burada bir milletin geçmişi yok mu? Niye rahatsız oluyorsunuz? Rahatsız olmayın. Bunu da öğrenelim, bilelim. Dün neydi bugün ne. Bunu tabi birileri anlamak istemiyor. Derdi başka. Ama anlayanlar var hamdolsun. Sayın Bahçeli’nin dünkü konuşmasın da da ifade ettiği gibi kendisine teşekkür ediyorum. Çünkü siyasi hareketlerde doğruda bütünleşmeyi ortaya koyduğu sürece bu millet kazanacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Osmanlı öylesine büyük bir devletti ki, bu devin yıkılışı milletin üzerinde maddi ve manevi derin yaralar açtı. 1914 yılında, 2.5 milyon kilometrekare olan topraklarımız, 9 yıl sonra 780 bin metrekareye düştü. Kurtuluş Savaşı’na girerken hedef Misak-ı Milli’ye sahip çıkmaktı. Biz 780 bin metrekareye, 20 milyon metrekarelerden geldik. 2016 yılında 1923 psikolojisiyle hareket edemeyiz. Biz o tarihteki konumumuzu korumayı korumak üzerine kuramayız. Maalesef hem batı hem de güney sınırlarımızda Misak-ı Milli hedeflerimizi koruyamadık. Dönemin şartları itibarıyla bu durumu mazur görenler, göstermeye çalışanlar olabilir. Bu yaklaşımı bir yere kadar mazur görmek mümkündür. Asıl vahimi, zorunluluklardan kaynaklanan bu durumu esas olarak kabul edip kendimizi tamamen bu kabuğun içine hapsetme anlayışıdır. Biz işte bu anlayışı reddediyoruz. Türkiye’yi 1923’ten beri böyle bir kısır döngüye hapsedenlerin amacı coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizi bize unutturmaktır” dedi.

28. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Türkiye Muhtarlar Federasyonu temsilcileri de şu anda aramızda bulunuyor. Yine en genç muhtarımız, en uzun süre görev yapan muhtarımız, karı koca muhtarlarımız da bizimle beraber. Muhtarlarımız seçimle iş başına gelinen görevlerin ilk basamağı olarak demokrasinin temel taşıdır. Bir milletin oyunu almanın ne demek olduğunu bilmeyenlere bu iş anlatmak çok zor. Malum olduğu üzere bir atanmışlar var, bir seçilmişler. Ayrıca seçilmiş gibi gözükenler de birtakım atanmışlardan oluşmaktadır. Alavere, dalavere ile o koltuklara gelmişlerdir. Halkın desteğini kazanmak için verilen mücadeleyi o nedenle aşağılarlar. Bunlar seçime girseler eşinin, çocuklarının, kapı komşusunun oyunu alamayacaklardır. Müsteşar, genel müdür, daire başkanından memuruna kadar atama ile gelen tüm kamu görevlileri millete hizmet etmekle mükelleftir.

Muhtarlarımızın seçildikleri mahallenin, köyün emanetlerini üstlenmiş kişiler olarak bu bilinçle hareket ettiklerini biliyorum. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünün kamunun tüm basamaklarında hakim kılmanın mücadelesindeyiz. Milletine efendilik yapan değil, hizmetkar olan bir yönetim anlayışının yerleşmesinde çok önemli bir mesafe kat ettiğimizi düşünüyorum. 15 Temmuz’da vatanına sahip çıkmak için yolları dolduran milletimiz bu anlayışla devletinin yanında yer almıştır. Darbecilerin karşısına dikilen vatandaşlarımız, istikbaline sahip çıkarsa güvenli bir geleceği olacağını biliyordu.

Kurtuluş Savaşımızı öncesi ve sonrasıyla çok iyi öğrenmek, anlamak zorundayız. O nedenle dün YÖK’ün yaptığı toplantıda tüm rektörlerimize, dekanlarımıza şunu ifade ettim; hocalarımızdan istirhamım şudur dedim, tarihimizi yavrularımıza iyi öğretelim. Çünkü bizi hep yalan söyleyen tarihle aldattılar. Öğrencilerimize de gençlerimize de tarihlerini iyi öğrenmelerini tavsiye ettim.

“BAHÇELİ’YE TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Burada bu milletin geçmişi yok mu? Niye rahatsız oluyorsunuz, olmayın. Bunu da öğrenelim, bilelim. Dün neydi, bugün ne? Bunu tabii birileri anlamak istemiyor derdi başka. Ve ben bu noktada sayın Bahçeli’nin dünkü konuşmasında da ifade ettiği gibi, kendisine de teşekkür ediyorum, çünkü siyasi hareketler de doğruda bütünleşmeyi sağladığı zaman bu millet bunu başaracaktır. Osmanlı öylesine büyük, öylesine köklü bir devletti ki bu devin yıkılışı milletimizin üzerinde derin yaralar açmıştır. 1914 yılında bakın nereden nereye geldik, cevabını gençliğimiz biliyor mu? Kurtuluş Savaşı’na girerken hedefimiz Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıkmaktı, maalesef hedeflerimizi koruyamadık. Dönemin şartları itibariyle bu durumu mazur göstermeye çalışanlar olabilir. Bir yere kadar mazur görmek mümkündür, zorunluluktan kaynaklanan durumları kabul edip kendi kabuğumuza hapsolma anlayışı tehlikelidir. Bizi böyle bir kısır döngüye hapsedenlerin amacı Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizi bize unutturmaktır. Biz 780 bin kilometre kareye nereden geldik biliyor musunuz? 20 milyon kilometrekarelerden geldik. 1923’ün psikolojisiyle hareket edemeyiz, bununla hareket etmek milletimize yarar sağlayamayacaktır. Çünkü biz Kurtuluş Savaşımızı “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” diyerek yürüttük. Bizi hattı müdafaa demeye zorlayan anlayışını geride bırakmalıyız.

Vesayet yönetimiyle çok büyük bir zaman kaybettik. Aynı kulvarda yarışa başladığımız ülkelerin fersah fersah gerisinde kaldık. Genç nesillerimizi, binlerce evladımızı kaybettik. Artık bedel ödemek istemiyorum. Siz muhtarların önünde ilan etmek istiyorum;

“BATAKLIĞA GÖMÜLMEYE RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ”

Türkiye artık bu yanlış güvenlik anlayışını terk etmiştir, bunu bitirmiştir. Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz, gırtlağımıza kadar bataklığa gömülmeye rıza göstermeyeceğiz. Terör sorunumuz mu var? Terör örgütlerinin gelip saldırmasını beklemeyeceğiz. Bunlar nerelerde yuvalanıyorsa gidip tepelerine tepelerine bineceğiz. Suriye’de, Irak’ta bize yönelik tehditler mi var? Sınırımıza dayanmasını beklemeyeceğiz. Sineklerle uğraşmak yerine bataklığı kurutmanın yolunu bulacağız. 30 yıla aşkın süredir PKK ile mücadele ediliyor. 40 bine yakın mensubunu etkisiz hale getirdik, bundan sonra PKK’yı saklandığı inlerinde bulup bertaraf edeceğiz. Ülke içinde bunların yıllardır saklandığı, eylem hazırlığı yaptığı yerleri tespit ettik. Bölücü örgüte destek veren kim varsa hepsinin kökünü kurutacağız. Şimdiden söylüyorum; biz kendilerini bulup yok etmeden nereye gideceklerse gitsinler. Aynı şekilde yurt dışında da rahat nefes alabildikleri tek bir gün olmayacak, o ülkelerin başkanlarını da sürekli rahatsız edeceğiz. Gereğini nasıl yapacaklarsa yapsınlar. DHKP-C ve benzeri örgütlerin mensuplarını inlerinde yakalayıp adalete teslim ediyoruz. FETÖ ile de aynı şekilde ihanet ediyoruz. Bu yapının tüm elemanlarını adım adım takip ediyoruz. Bu ülkede artık kimsenin yaptığı ihanet yanına kalmayacak. Hiçbir terör örgütünün, hiçbir teröristi biz bu topraklarda barındırmayacağız. Ya imha olacaklar, ya teslim olacaklar, ya da defolup gidecekler.

Değerli arkadaşlar,

Türkiye, Suriye ve Irak’ta da bu yeni güvenlik anlayışımıza uygun duruş sergiliyor. Baktık ki biz bekledikçe sorunlar üzerimize geliyor, bir yandan DEAŞ terör örgütü, bir yandan PYD terör örgütü karşımızda bayrak salladıkça anladık ki kimseden bize fayda yok, kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Cerablus operasyonuna başlarken elbette koalisyon ülkelerini bilgilendirdik, bakın izin almadık. Hamd olsun başarıyla yürütüyoruz. Şimdi bizim elde ettiğimiz başarılar 4 yılda elde edilememiştir. Araziye girince gördük ki mesele DEAŞ değil, Suriyeliler maalesef pis bir oyuna kurban edilmiştir. İşte Cerablus DEAŞ’tan temizlendi. 30 bine yakın Cerabluslu geldi buraya yerleşti. Şimdi bunların kutsalları olan Dabık, bizim tarihimizde de Mercidabık olarak geçen orası aynen DEAŞ’tan boşaltıldı, oraya da sakinleri yerleştiriliyor. “Dabık’a girdiniz, harika, temizlediniz ama daha aşağı gitmeyin” diyorlar. Aşağıda ne var? El Bab. Kusura bakmayın biz El Bab’a da gideceğiz. Niye gideceğiz? Bizim tehdidi altında olduğumuz yer Dabık’ta bitmiyor, El Bab’ın da güneyine iniyor, Mümbiç’i de kuşatma altına almamız lazım. Çünkü Mümbiç yüzde 95’iyle Araptır. Orayı kim işgal etmek istiyor? YPG ile PYD. Şimdi bakalım ABD söz verdi, bunlar buradan gidecekmiş. Bakalım, “Rakka’da birlikte olur muyuz?” diyorlar. Tamam, edelim, Rakka’nın sahipleri gelsin, yerleşsin. Buna da varız. Şimdi benzer bir senaryo Musul’da sergileniyor. Kendi ülkesini terör örgütlerinin cirit attığı bir yer haline gelen hükümetin bu oyunun bir aktörü olmadığı açıktır. İstiyorlar ki Türkiye yerinde otursun, bedeli neyse o ödesin. Daha önce de aynı şeyi mülteciler üzerinden denediler. 3 milyon mülteciyi gönderenler bizim bu yük altında ezileceğimizi sanıyorlardı.

“TEMMUZ BAŞI İTİBARİYLE BU PARA GELECEKTİ”

AB’den size destek vereceğiz dediler ve hala verecekler. Gelen rakam herhalde 200-300 milyon Euro’dan fazla değil. Çünkü Temmuz başı itibariyle bu para gelecekti. Biz şu kapıları bir açık tutsak Avrupa’ya gidecekler. Bundan çekindikleri için para vermeyi kabul ettiler. Biz de “bu insanları bombalar altında bırakamayız” dedik, 2 milyon 700 bin Suriyeliye, 300 bin Iraklıya kapılarımızı açtık.

Ey Irak yönetimi, 300 bin Iraklıya kapısını açarak seni rahatlatan Türkiye değil mi ya? Türkiye’ye bir laf atarken ya bunu düşüneceksin ya, böyle bir dost bulamazsın. Sen bu dostu incittiğin taktirde kaybedersin. Onun için ne diyoruz günlerdir? Biz hem sahada olacağız hem masada olacağız. Ve bu yeni yaklaşımın gereği olarak da Musul meselesini Musul’da çözmek zorundayız. Musul’u mezhepçiliğe feda edersek sorunun sınırımıza dayanmasını engelleyemeyiz. Suriye’de hangi amaçla nasıl harekete geçtiysek Musul için de aynı şekilde davranmaya mecburuz.

“PUTİN EL NUSRA İÇİN RİCACI OLDU”

Bölgede etkin olan ülkeler Türkiye’nin bu hakkına saygı göstermek zorundadır, biz burada sınırdaş olacağız, biz söz söylemeyeceğiz? Ee, sınırı olmayanlar istediği gibi kesecek, biçecek elbiseyi yapacak… Yok öyle bir şey. Bu tavrımızın ne savaş çığırtkanlığıyla ne de başka herhangi bir art niyetle ilgisi yoktur. Biz kendi istiklalimizi korumak için mücadeleyi nerede yürütmemiz gerekirse orada olacağız. Nitekim hava unsurlarımızın Musul operasyonuna katılması konusunda ABD’li generallerle bir mutabakata varıldı. Suriye’de ise El Bab’a kadar inerek Mümbiç’i tüm terör örgütlerinden temizleme konusunda önemli mesafe kat ettik. Diğer taraftan Halep’te dökülen her gözyaşı, yanan her yürek bizim gönlümüzde açılan bir yaradır. Dün akşam Putin ile Halep’i konuştuk ve saat 22 itibariyle de orada hava bombardımanlarını durduracaklarını ifade ettiler. El Nusra’nın orayı terk etmesi konusunda kendilerinin ricası oldu. Arkadaşlarımıza gerekli tavsiyeyi verdik, Halep’i oradan çıkarma konusunda mutabakatı görüştük. Halep’i de kendimizden ayrı görmedik, göremeyiz.

“AH CANIM HALEP NE HALE GELDİ”

Suriye’deki çatışmalar bittiğinde Halep’i yeniden ayağa kaldıracağız. Ah canım Halep, o medeniyet şehri ne hale geldi. Orada şimdi taş üstünde taş yok. Video çekimlerini gördüğümüz zaman hakikaten içimiz kan ağlıyor. Geçici olarak bir ateşkesin ilan edilmesini ön görüyoruz. Üzerimize düşeni yapacağız. Ülkemiz içindeki PKK saldırılarının yoğunlaşması, FETÖ’nün diri tutulmaya çalışılması Irak’ta da doğru yolda olduğumuzun ispatıdır. 15 Temmuz’da da aynı hevese kapılmışlardı, Türk ordusunun darbe girişiminin ardından başlattığı temizlik çalışması nedeniyle operasyonel kabiliyetini yitirdiğini düşünüyorlardı, 40 gün geçmeden Cerablus operasyonunu başlatarak kendilerine öyle olmadığını gösterdik. Şimdi PKK ve DAEŞ ile oyalayıp Musul’dan uzak tutmaya çalışıyorlar. Bizim geleceğimizi terör örgütleriyle biçimlendireceğini sananlar yanılıyorlar.

Bugüne kadar binlerce DEAŞ’lıyı sınır dışı eden bir ülke olarak bu konudaki birikimimizi kimse yabana atmasın. Türkiye’ye karşı YPG/PYD gibi terör örgütlerinin, Esed rejimi gibi kendi halkını katledilenlerin yanında yer alanları bir kez daha ikaz ediyorum: Tutuşturmaya çalıştığınız ateş bizden önce sizi yakar. Bağdat yönetimi önce kendi ordusunun mezhebi yapısını kalksın da dünyaya açıklasın. Türkiye’nin kendi vatandaşlarının ve bölgedeki kardeşlerinin huzuru dışında hiçbir amacı yoktur. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehditlerin sonuçları herkes için ağır olacaktır. Meseleyi inceldiği yerden kopsun noktasına getirmedik, getirmek istemiyoruz. Ama yeni güvenlik anlayışımızın gereği olarak sorunların kapımıza dayanmadan çözme konusunda kararlıyız. Kadim medeniyet birikimizle, Allah’ın izniyle biz bu zorlukların üstesinden geliriz. Yarın her şey geride kaldığında bizim yanımızda olan dostlarımızı da, yollarımıza mayın yerleştirenleri de unutmayacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.