Batı'nın proje parti teklifi kimlere gitti? kim kabul etti?

Bir öğretim üyesi/işadamının (bu işadamının öteki özelliğini sonra yazacağım) Çamlıca sırtlarından Marmara’ya bakan yamaçlarındaki villası. İçeride kamuoyunun yakından tanıdığı 5-6 gazeteci var.

 

Mevsim, sohbahar. Misafirler bahçede ve havuzun etrafında dolaşıp ayaküstü sohbet ettikten sonra içeri giriyor. Bir üst kattaki geniş salona oturuluyor. 100 metrekareye yakın salonun denize bakan taraftaki koltuklarına oturuluyor.

 

Toplantıyı organize eden eski gazeteci, yeni siyasetçi kadın sohbetin uygun bir yerinde söze giriyor ve net soruyor:

 

- AK Parti ile ilgili düşünceniz nedir? Biz yeni bir parti kurduk, bu parti ile ilgili yaklaşımınız nasıl?

 

Soru “ortaya karışık” misali bir kişiye yöneltilmeden seslendirilmişti. Ama İslamcı kesimin yakından tanıdığı ve belli çevrelerce “kanaat önderi” kabul edilen isim, soru kendisine yöneltilmiş kabul edip söze girdi.

 

“AK Parti bir proje partisidir. 90’lı yılların ortalarına doğru Batı’da hazırlanıp Türkiye’de hayata geçirilmiş bir parti.”

 

Salonda bulunanlar, gayr-ı ihtiyari birden kafalarını konuşan şahsa çevirdi. Zira, söz konusu yazar, yalnız İslamcı kesimin değil, AK Partililerin de iyi bildiği, “Abi” diye hitap ettikleri, partiye açıktan verdiği destekten dolayı da minnettar oldukları bir isimdi.

 

Kimse konuşmasını kesmedi, ama ondan böyle ifadeler duymak ev sahibi ve biri hariç hepsini şaşırtmıştı. Konuşmacı, bakışlardaki şaşkınlığa aldırmadan devam etti:

 

“Bakın 90’lı yılların ortasına doğru, siyasal İslam rüzgarları güçlü esmeye başladıktan sonra Türkiye’ye sık gidip gelmeye başladı. ABD, İsrail ve İngiltere’den gelenlerdi bunlar. Kendileri ile işbirliği yapacak gruplar aradılar.

 

Farklı isimlerle görüştüler. Bizimle de temas kurdular. Görüşmelerde dile getirdikleri konu şunlar idi:

 

- Biz Türkiye'de siyasal İslamcılarla çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trend siyasal İslam. Erbakan Hoca bu yükselen trendin en iyi göstergesi. Biz sizinle çalışmak istiyoruz. Bunun şartlarını hazırlayalım.”

 

Çamlıca’daki görkemli villanın sıcak ortamı ile anlatmaya devam etti:

 

“Görüşülen isimler arasında Tayyip bey ve Abdullah bey var. Hatta bu müzakere ekibinin içinde ben de vardım.”

 

Yakınındaki gazeteci, konuşmacıyı yakından tanıdığını sanıyordu. Hatta onun bazı karmaşık ilişkileri konusunda kafasında soru işaretleri de vardı. Ama hem Erdoğan’ın Batı işbirlikçi olduğunu söyleyip hem de müzakere ekibinin içinde kendisinin de olduğunu itiraf etmesi karşısında şaşkındı. Ağzının hayretten bir parmak girecek kadar açılmış olduğunu fark etmeden dinlemeye devam etti.

 

Konuşmacı, bu kez o görüşmelere şahitlik eden birinin adını verdi. Üstelik adını verdiği kişi de aynı ortamda idi.

 

“Bakın bu görüşmelerin bir kısmının içinde Ali Bey de vardı” diyerek kocaman elinin baş parmağı ile hemen yan tarafta oturan Ali Bulaç’ı işaret etti. Ali Bulaç da hem kafası ile onay işareti yaptı hem de “Evet” dedi.

 

Konuşan şahıs, bu teklifin Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan’a da yapıldığını ama onun kabul etmeye yanaşmadığını söyledi. (Bir küçük not: Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, benzeri bir teklifin o dönemde kendilerine de yapıldığını 17 Mart 2009’daki görüşmede bana ve arkadaşlarıma da  anlatmıştı. Ü.T.)

 

Yıllardır AK Parti ile ilgili anlatılan bu iddiaları şehir efsanesi olarak dinleyen gazeteci, “Peki Batılıların bu işbirliğinden beklentileri ne idi, işbirliği yaptığı gruba ne imkan sunacaklardı?” diye sordu. İslamcı gazeteci, eliyle sakalını hafif kaşır gibi yaptı ve devam etti:

 

“Aslında bu görüşmelerde, Batılı muhataplar öyle diplomatik dil falan kullanmadılar. ‘Bize düşen yükümlülükler’ ve ‘sizden beklentilerimiz’ diye bunları net bir şekilde ortaya koydular.

 

Kendilerinin yapacaklarını sıraladılar:

 

1- Biz sizi iktidara taşıyalım.

2- Size gereken finansı bulup getirelim.

3- İktidarınızda size sıkıntı çıkaracak unsurların etkinliklerini ortadan kaldıralım.

 

Sizden istediğimiz şeyler de şunlar:

 

1- İsrail'in güvenliğini artıracaksınız. Önündeki engelleri kaldıracaksınız.

2- Sınırların yeniden düzenlenmesi anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçireceksiniz.

3- İslamın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.”

 

Bu sırada karşı tarafta oturan DSP’li koalisyon döneminde etkili isimlerden biri olan Aydın Tümen de salonda idi. Onun bakışlarının kendisine yönelik fazla sertleştiğini gören İslamcı gazeteci, hem ortamı yumuşatmak istedi hem de o dönemdeki görüşmelerin farklı bir boyutunu ortaya koydu:

 

 "Kızmanıza gerek yok. Sosyal demokratlardan da bu proje içinde olan vardı. O zaman CHP'nin başında olan Deniz Baykal'a da cumhurbaşkanlığı verilecekti. Ama Deniz Bey, ‘Nasıl olsa anlaşma yapıldı’ diye gitti sırt üstü yattı. Proje bozuldu, onun için cumhurbaşkanlığını Abdullah Bey'e teklif ettiler.”

 

AK Parti’nin proje olduğu iddiasını, kendindeki bilgilerle ayrıntılı anlatan İslamcı yazar, bu kez muhalefet liderleri için de değerlendirme yaptı.

 

“İktidar proje iktidarı olduğu gibi, muhalefet de proje gereği bu iktidarın destekçisi” dediğinde Aydın Tümen, “Yok daha neler” diye mırıldandı. Konuşmacı sözüne devam etti:

 

“Hatırlayın. 2002 seçimlerinde Erdoğan Meclis’e girememişti. Tayyip Beyin Meclis'e girmesini sağlayan formülü Deniz Baykal teklif etti.  AK Parti'yi iktidara taşıyan seçime giden yolu açan, yani erken seçimi teklif eden de Devlet Bahçeli idi.

 

Ekonomik bunalımdan bir siyasal iktidar çıkarıldı. Ekonomi aslında Kemal Derviş’in yaptırdığı düzenlemelerle yoluna konulmuştu. Nitekim rayına giren ekonomiyi, AK Parti yıllarca titizlikle uyguladı. “

 

İslamcı yazar konuşmasıyla bu kez salondaki bir kişi hariç herkesi şaşırttı. Ev sahibine döndü ve parmağıyla işaret ederek devam etti:

 

“Ben o zaman 'beraber çalışalım' diye bir hafta bu arkadaşa gittim geldim. Beyefendi kabul etmedi.”

 

İslamcı yazar, iki ayaklı sorunun birinci bölümünü bu kadar uzun anlattıktan sonra yeni kurulan parti ile ilgili tek bir cümle söyledi:

 

“Merkez Parti'nin şansını şimdilik görmüyorum, çünkü proje henüz tamamlanmadı.”

 

Evet. Anlattıklarım bir şifreleme değil. Konuşmanın tarafları da hayali değil. Pek çoğumuzun tanıdığı bildiği isimler.

 

Çamlıca’daki villa Merkez Partisi Genel Başkanı Abdurrahim Karslı’ya ait. İslamcı yazar da Abdurrahman Dilipak.

 

Ben de büyük bir gazetecilik başarısı göstererek bunları size aktarmadım. Abdurrahim Karslı’nın +1 TV’de Cem Özer ile yaptığı programda anlattıklarından paylaştım. Bir iki isimden de konunun detaylarını aldım. 

 

Ünal TANIK / Rotahaber




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.