Avdullah Gül: İstihbarat Gelmemesi Hayret Verici!

 İşte O Röportaj:

- Sizi hep sakin tonda konuşan, sesini yükseltmeyen itidalli bir politikacı olarak tanıdık. Fakat 15 Temmuz gecesi televizyon kanallarına bağlandığınızda çok heyecanlı ve öfkeliydiniz…

 

Belki hırçın gördüyseniz şundan. Türkiye’ye verilen zarara bakın. Gerçekten çok kızdım. Üzüntüden aslında. Türkiye markası büyük bir zarar gördü. Zaten bir süredir biliyorsunuz ki bir yıpranma var. Türkiye gibi bir ülkede bunların yaşanmış olması bizi birdenbire alıp başka bir ülke kategorisine taşıyor. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Türkiye’nin bunu yaşamaması lazımdı. Ben Türkiye’yi Avrupa tipi bir ülke olarak görüyorum. Avrupa Birliği ile başlattığımız müzakereler aksıyor ama yine de Müslüman nüfuslu Avrupa tipi bir ülke Türkiye. Böyle bir ülkede bunların yaşanmış olmasını bir türlü kabullenemiyorum. Onun için o gece Türkiye bir Latin Amerika, bir Afrika ülkesi değil dedim. Böyle bir şey Türkiye’ye nasıl yaşatılabilir? 
Bu Türk siyasi tarihinin bir parçası oldu. Bu taşı, toprağı altın olacak bir ülkenin değerini azalttı. Ekonomiyi, Türkiye’ye gelecek fonları, yatırımcıları, turizmi, üniversiteleri, bütün bunları etkileyecek bir şey bu. Kapsamlı bakınca bunun Türkiye’ye verdiği zarar çok. Şüphesiz ki hükümetin ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın çok cesur bir şekilde tavır almaları ve halkın büyük bir dayanışma içinde karşı durması, püskürtülmesini sağladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok değerli komutanlarının da sağlam duruşu bunun belki minimum zayiatla atlatılmasına sebep oldu. Ama bunun bütün dünyadaki Türkiye imajına verdiği zarar beni öfkelendiren şey.

 

MECLİS’İN BOMBALANACAĞINI RÜYAMIZDA GÖRSEK İNANMAZDIK

 

- Bu teşebbüs alışık olduğunuz darbe planlarına benziyor muydu?

 

Rüyamızda görsek hiç inanmayacağımız şeyler. Üniformalı bir TSK mensubunun halka karşı silah kullanması ya da TBMM’nin uçakla bombalanması. Biliyorsunuz 1960’tan sonra Talat Aydemir’in bir teşebbüsü vardır. O zaman bile böyle olmadı. Hangi akılla, hangi motivasyonla nasıl böyle bir iş yapılabilir? Bunu doğrusu bir türlü kabul edemiyorum ve hazmedemiyorum.

 

- Cumhurbaşkanlığı adaylığınızla 27 Nisan muhtırasının bizzat hedefi olmuş bir politikacı olmanıza rağmen sonradan Köşk yıllarınızda çeşitli vesilelerle ‘Artık darbeler dönemi kapanmıştır’ mesajı veriyordunuz. Nasıl oldu da Türkiye 2016 yılında bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı?

 

Bundan sonra nasıl hareket etmek lazım, ona bakmak gerekir. Tabii Türkiye çok stresli bir dönem yaşıyor. Bu kadar stresi bir ülkenin kaldırması zor. Böyle stresli ortamlarda kötü niyetliler, şeffaf olmayan örgütler kendilerine fırsat yaratmaya çalışırlar. Buna fırsat bulanlar ve bu hareketi yapanlar şüphesiz ki anayasanın, kanunların emrettiği şekilde yine açık ve şeffaf, hukuk nizamı içinde cezalarını görmeli.

 

- Daha önceki pek çok tartışmalı siyasi davada ‘adil yargılama’ uyarısı yapmışlığınız var.

 

Şüphesiz. Ne olursa olsun. Bu yargılamanın muhakkak bütün halkın, herkesin vicdanında yer bulacak bir şekilde bu olması gerekir. Tabii ki demokrasi dediğimde evrensel anlamda gelişmiş ülkelerdeki demokratik standartlardan bahsediyorum. Hukuk dediğimde evrensel anlamda hukukun üstünlüğünden bahsediyorum. Bütün bunları tekrar Türkiye’de pekiştirmek, derinleştirmek lazım. Bütün bunların olması için yanlışları kesinlikle karşılıksız bırakmayacak şekilde hukuk çerçevesinde cezalandırmak ama diğer taraftan da daha özgürlükçü politikaları gündemde tutmak gerekir.

 

POZİTİF DİYALOG İÇİN VESİLE OLSUN

 

- Yaşananların, siyasette kutuplaşmayı sonlandıracak farklı bir siyasi üsluba vesile olabileceğine inanıyor musunuz?

 

Burada muhakkak ki çok üzüntülerin yanında takdir edilecek hususlar da var. Bütün muhalefet partileri, sağdan sola hepsi...CHP, MHP, HDP. Hepsinin böyle bir noktada hükümetle birlikte böyle bir darbeye karşı olduklarını net bir şekilde ortaya koymaları böyle bir üzüntünün yanında takdir edilecek bir şey. Ben olayın ertesi günü Sayın Başbakan ve Meclis Başkanı ile konuştum, onlara da bunu söyledim. Böyle bir cinayetten yeni bir fırsat çıkmış oldu. ‘Muhalefet böyle bir günde tavrını sağlam bir şekilde ortaya koydu, bunu takdir edin ve takdir ettiğinizi açıkça söyleyin’ dedim. Gördüğüm kadarıyla Başbakan da söylüyor, Meclis Başkanı da. Eminim ki muhalefet de bundan mutlu olacaktır. Onlar da kendi söylemlerini değiştirecektir. Türkiye’de iktidarla muhalefet arasındaki siyasi jargonun değişmesi lazım. Sözün gücünü pozitif bir istikamete çevirmek gerekir.

 

- Ülkedeki farklı kesimler arasındaki kutuplaşma ve gerilimin azaltılması için dil değişikliği yeterli mi?

 

Türkiye’yi bu stresli dönemden çıkartmak lazım. Onun için çok pozitif bir gündemle başlamak lazım. İktidar muhalefet böyle bir şeyde birleşebildiğine göre bundan sonra iktidar ve muhalefet partileri arasında ülke meselelerinde diyalog ortamını geliştirmek gerekir. Alışkın olduğumuz kutuplaşma, suçlama, herkesin birbirine günlük hayatta bile dilimize almadığımız kelimeleri alarak hitap etmesi yerine diyalog olmalı. Herkesin kendisini birbirinin yerine koyup düşünebilme ortamı geliştirmek şart. Türkiye’ye şu anda yapılacak en önemli hizmet bu. Böyle bir ortam içerisinde inanıyorum ki demokrasi ona göre derinleşecektir, problemler daha suhuletle çözülecektir.

 

TV’LERİN DİRENCİ ÇOK ÖNEMLİYDİ

 

- Bütün televizyon kanallarının yine hep beraber ve tereddütsüz bir şekilde böyle bir darbe girişimine, baskına karşı çok net bir şekilde karşı olmaları, halkı diri tutmaları ve açıkçası bu işi yapanları demoralize edecek şekilde direnç göstermeleri çok önemliydi. Bunlar çok takdir edilmeyen hususlar. Ben o gece bunları çok takdir ettim.

 

 ÖNCEDEN İSTİHBARAT GELMEMESİ HAYRET VERİCİ

 

- 15 Temmuz gecesi ilk yapılan değerlendirmelerde cuntaya TSK içindeki küçük bir grup tarafından kalkışıldığı söylendi. Ama son iki gündür ortaya çıkan detaylara, tutuklananların hem sayısına hem de rütbelerine baktığımızda ilk gece tahmin edilenden daha kalabalık ve kapsamlı bir örgütlenmenin olduğu anlaşılıyor değil mi?

 

E tabii tek mevzide sadece Ankara’da olan bir şey değil, tüm Türkiye sathında bir örgütlenme, planlama, görevlendirme yapılmış. Bu ortaya çıkıyor. Bu çok kaygı verici.

 

- İktidarın ilk yıllarında bile darbe hevesi etrafında filizlenen hareketlenmeler size gelirken, bugün bu çapta bir hazırlığın istihbaratının çok önceden alınmamış olması enteresan değil mi?

 

Evet doğrusu bu da çok hayret verici. Çok çok hayret verici. Konuştum Sayın Cumhurbaşkanı’yla, Başbakan’la... Gördüğüm kadarıyla akşam olay başlayınca haberdar olunuyor. Bu da çok düşündürücü ve üzücü, dediğiniz çok doğru. Meclis’i bombalayacak, jetler, helikopterler uçuracak, emniyet teşkilatını tarayacak kadar talimat almışlar. Çok düşündürücü.

 

 

1980’DE DE YAŞADIM 

 

- Ben bunu (darbe) 1980’de yaşadım. Evlendiğimin ertesi günü sabah saat 5’te evimden alınıp Metris Cezaevi’ne ilk götürülenlerden biri oldum. Birkaç ay gözaltında kaldım. Onu bilirim ben. Hâlâ zil çalsa eşim onun stresini yaşar. 1980’de tabii televizyon yok, herkeste telefon yok, haberleşme ve enformasyon teknolojisi böyle değil. O dönemde yaşanan şeyleri 35 sene sonra Türkiye tekrar mı yaşayacak diye... Hayatımızda bir kez daha böyle bir şey mi olacak diye şüphesiz ki çok üzüldüm. 

 

TEMEL MESELEDE DAYANIŞMA GEREKİR

 

-  Benim iç politikada da dış politikada da bazı şeyleri tasvip etmediğim bilinen bir şey. Onların daha farklı olmasını zaten bir araya geldiğimizde de konuşuyoruz ama bu farklı bir şey.  Ama böyle bir temel meselede şüphesiz ki her şey bir yana bırakılır ve en ön safta herkes sorumluluğunu yerine getirir ve büyük bir dayanışma içinde olunur. Hissiyatların hepsi bir yana bırakılır. Onların hepsi bir kenara, böyle bir günde benden halkımın, içerdeki, dışarıdaki dostlarımın beklentisi neyse onu yerine getirmek benim görevimdi. O şekilde davrandım ve öyle de davranmaya devam edeceğim. 
Anahtar Kelimeler:
Abdullah GülDarbe
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.