AKP şehit ailelerine kapıyı kapattı!

2009 Ağustos’unda Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği yöneticilerini kabul eden dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sadece genel af söylentileri değil, Öcalan dışarı çıkacak, milletvekili olacak spekülasyonları” da soruldu. Öcalan’la ilgili iddialara gülen,“genel af gibi şeyler olmayacak” diyen Erdoğan, “terör örgütünün kesinlikle muhatap kabul edilmediğini ve edilmeyeceğini” söyledi.  

Bugün sadece özerklik, PKK’ya af, ana dilde eğitim değil, 5 yıl önce Erdoğan’ı güldüren teröristbaşının “özgürlüğü” de konuşulup, “derinlikli müzakereler” yapılıyor.  

“Açılım” denilen süreç başladığında, Erdoğan ve bakanları şehit aileleriyle de görüşüyordu. Dikkat ettiniz mi, artık şehit ailelerinin adını anan, onlara soran yok. “Bu sorun, tek bir kesimin sorunu değil, hepimizin sorunu ve 70 milyonla birlikte çözeceğiz. Herkesle görüşeceğiz... Bizim bu süreçte tek muhatabımız Hakkari’den Edirne’ye kadar bu aziz millettir... Çözüm sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz derken, sadece terör örgütüyle irtibatlı kuruluşları muhatap alacağımız anlamına gelmemeli” diyen Başbakan Davutoğlu da dahil.

İlk defa bir Başbakan, Ahmet Davutoğlu HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı Başbakanlık’ta ağırladı. İmralı’ya giden HDP’lilerin geçmişte “açılımdan”sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’la, ondan sonra da Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’yla yaptığı toplantılar ise artık sayılamayacak kadar sıklaştı.

 

Aylardır devlet kapısında, “Çözüm denilen sürecin birinci muhatabı biziz. Bizim de görüşlerimizi alın” demek için bekleyen birileri daha var; Şehit Aileleri Derneği ve Federasyonu. Başbakan Davutoğlu, Başbakan Yardımcıları Akdoğan ve Arınç, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile İçişleri Bakanı Efkan Ala’dan defalarca randevu istediler, ama cevap bile verilmedi.  

KARAYILAN BİLECEK, ŞEHİT BABASI BİLMEYECEK

Randevu alabilseler, ne görüşecekler? Bir şehit babası olan Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse, şunları anlattı:

“Söyleyeceğimiz çok şey var. Pişmanlık eve dönüş, kardeşlik adı altında yürütülen süreçlerin hepsi PKK’ya taviz ve aftır. Şu ana kadar hiçbirinden netice alınamadı. İş, bayrak indirmeye, Atatürk büstlerinin yıkılmasına vardı. Çözüm süreci zarar görmesin diye asker kışlaya, polis karakola hapsedildi, devlet kurumlarının çalışması engellendi. Rahatsızız. Başbakan, Bahçeli’yi Tunceli’ye gidemez diye eleştirdi. Gidemiyorsa bu, ülkenin sahibi olan Başbakanın ayıbıdır. Bırakın Bahçeli’yi, bir vatandaş dahi gidemiyorsa da onun ayıbıdır. Tuncelili, Şırnaklı, Diyarbakırlı geliyor ticaretini, siyasetini, seyahatini yapıyor, ama Anadolu insanı Sivas’tan öte geçemiyorsa, bu kişi ülkenin başbakanı olamaz. Gurur duydukları büyük Türkiye bu mu?”

Sıkıntıları, tepkileri had safhada olan Köse, şöyle devam etti:

“Barzani ile Öcalan arasında ne fark var? İkisi de ülkelerine ihanet etti.. AKP Kongresinde Barzani’ye ‘seninle gurur duyuyoruz’ denmesi, alkışlanması onurumuza dokundu. Ya Peşmergelerin paçavralarıyla Habur’dan geçirilmesi?.. Bunun da bir ihanet olduğunu söylemek istiyoruz. En önemli konu da 70 milyonu kandırmak için 63 atıl adamın piyasaya sürülmesidir. Kendilerinin yalan söyleyecek yüzleri kalmadığı için bu atıl adamları buldular. Aralarında tek bir şehit anası, babası var mı? Bu işin muhatapları öncelikle şehit aileleri, gaziler ve yakınları değil mi? Önce bizi ikna etmeleri gerekmez mi? Erdoğan, ‘Ben affedemem, affetme yetkisini kendimde göremem, hatta devletin de affetme yetkisi yoktur. Kişilere karşı suçlarda, kişiler af yetkisine sahiptir’ demiyor muydu? Öyleyse bize neden sorulmuyor? Dahası Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç teröristbaşının itibarından söz ediyor. Demek akıl hocaları, yol haritasını çizen o ki, bu kadar itibarlı. Bizim nazarımızda ise o, eli kanlı 40 bin kişinin katili, bölücü ve hain. Çok gizli pazarlıklar var ki, milletten gizliyorlar. Bebek katili bilecek, Karayılan bilecek, ama bu ülke benim diye can veren, uzuv veren millet bilmeyecek. Bu ne biçim bir anlayıştır? Hani şeffaflardı? Dağdaki teröristin bildiğini, ben şehit babası olarak niye bilmiyorum?”

BOZDAĞ’DAN ŞEHİT BABASINA AĞIR İTHAM

Şehit babası ve Federasyon Başkanı Hamit Köse o kadar dolmuş ki, 2007-2009 arasında bakanlarla yaptıkları görüşmelerden hiç bilinmeyen detayları da aktardı.

Araya “torpil” koydukları halde Bülent Arınç’tan Meclis Başkanı olduğu günden bu yana randevu alamadıklarını belirten Köse, 18 Ağustos 2009’da dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yaptığı toplantıya ilişkin şu bilgileri verdi:    

“O vakitler şehit anneleriyle terörist annelerini biraraya getirmek istiyorlardı, ‘Yer ve göğün birleşmesi ne kadar imkânsızsa, bu da o kadar imkânsızdır’ dedik. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun olmadığını, PKK terör sorunu olduğunu vurgulayıp, ‘Kürt sorunu olduğunu söylüyorsunuz. Hayır, Türk sorunu var. Kürt olduğum için çalışamıyorum, gezemiyorum, çok vergi veriyorum gibi bir dilekçe veren var mı? Yok. Elektrik su parasını ben veririm, onlar vermez. Vergiyi biz veririz, oraya gider. Bize çocuk için teşvik primi verilmez, onlara verilir. Biz bu açılıma karşıyız. Taviz, tavizi doğurur’ dedik. Bizi dinledi, notlar aldı, cevap vermedi. Ancak o görüşmeden sonra bir daha bize randevu vermedi.”

Hamit Köse dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’la görüşmeleri hakkında ise şunları söyledi: 

“Kan akmasına en başta karşı çıkan biziz, ama sen devlet olarak teröristle masaya oturamazsın. Bunu yapan ikinci bir devlet yok dediğimizde Bozdağ, ‘Sen diyorsun ki, benim çocuğum öldü, başkasınınki de ölsün’ şeklinde bir cevap verdi. Bu sizin şahsi düşünceniz. Biz PKK’ya taviz verilmesine karşıyız dedik ve görüşmeyi bitirdik.”

ABD BÜYÜKELÇİSİ: SİZİNKİLER DE PKK’YLA MASAYA OTURUYOR

Köse’nin dönemin Başbakanı Erdoğan ve ABD Büyükelçisi Ross Wilson’la görüşmelerine dair anlattıkları çok daha çarpıcı. Bakın neler olmuş:

“Galiba 2007’ydi. Başbakan Erdoğan bize Başbakanlık Konutu’nda kabul ettiğinde, ülkede Kürt sorunu değil, PKK sorunu olduğunu söyledim. Kartım önündeydi, bakıp, ‘Hamit’çiğim ben de aynen senin gibi düşünüyorum, ama ben bir devleti idare ediyorum’ dedi. O sırada bir not getirdiler, ABD Büyükelçisi Ross Wilson gelmiş. ‘Beklesinler’ dedi. Bizimle  2-2.5 saat görüştü. Wilson’a randevusuna 1 saat gecikmeli gitti. Sonradan öğrendiğimize göre, Wilson’a, ‘Çok değerli kişilerle toplantım vardı’ demiş. Wilson, ‘Kim bunlar?’ diye sorunca bizim ismimizi vermişler. 6 ay sonra Wilson bizi konutuna davet etti. Haliyle PKK konusunu konuştuk ve “Türkiye’nin dostu musunuz, düşmanı mısınız?” diye sordum, ‘Yakında göreceksiniz’  dedi. Sonra 4 Temmuz ABD Bağımsızlık Günü resepsiyonuna davet etti. Beni tanıyıp, tanımadığını sordum, ‘Tabii tanıdım’ dedi. O gün de PKK’yı konuştuk. Kore’den bu yana Türkiye’nin hep ABD’yle birlikte olduğunu hatırlatıp, ‘Ama bugün görüyoruz ki K. Irak’ta karşımızdasınız. ABD’nin Kandil’e silah, erzak attığını, hatta PKK ile masaya oturduğunu görüyoruz’ dedim. Wilson, ‘Sizinkiler de oturuyor” demez mi, dondum kaldım.”  

İktidarın şehit ailelerini niye defterden sildiği anlaşıldı, değil mi?

Mamak, Şirinyer, Eskişehir, Malatya, Antalya ve Foça’ya kucak dolusu sevgiler

Müyesser Yıldız/ODATV

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.