AKP lliberallerle köprüleri attı

 

AKP siyasetinin 11 yılın sonunda geldiği noktayı değerlendiren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Dr. Fethi Açıkel, AKP’nin kuruluşundan bu yana en ciddi krizleri yaşadığını söylüyor. Açıkel, “Batı tipi, insan haklarına ve çoğulcu parlamenter sisteme entegre olabilen Muhafazakar Demokratlar AKP–Erdoğan’ı taşıyamıyor” diyor.  Erdoğan’ın öğrenci evlerine yönelik gerilim siyasetinin de gençliğin dinamizmiyle ilgili olduğunu vurgulayan Açıkel, bir siyasal gündem olarak gençliğin Erdoğan’ın siyasal hareketinin yeniden üretimi için ön sıralarda olduğunu söylüyor. Erdoğan-Arınç gerginliğine değinen Açıkel, “Bu kriz aslında parti içinde Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, AKP’nin nasıl bir liderlik tarzı altında yönetilmesi ya da yönetilmemesi gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor” diyor. Açıkel, Erdoğan’ın demokrat-liberal entelijansiyası ile de köprüleri attığını belirtiyor.

 
»Başbakan’ın öğrenci evleriyle ilgili çıkışları, Bülent Arınç’ın verdiği yanıtlar AKP’de bir makas değişikliğini mi gösteriyor? Bu daralmış bir siyasete yeni alan açma çabası mı? Erdoğan, ‘Milli Görüş gömleğini’ yeniden mi giyiyor?
Başbakan Erdoğan’ın öğrenci evleri üzerinden alevlendirdiği tartışma, Erdoğan’ın kutuplaştırarak yönetme siyasetinin son halkasının kuşaklar-arası gerilim siyaseti olduğunu gösteriyor. Aslında geriye dönük bir okuma yaparsak, 4+4+4 politikalarından İmam Hatiplere, dershanelerin kapatılmasından öğrenci evlerine kadar uzanan geniş bir siyasal gündem olarak gençliğin, Erdoğan’ın kendi siyasal hareketinin yeniden üretimi için ön sıralara yerleştirildiğini gösteriyor.
Ancak görünen o ki, siyasi sezgileri ve belagati övülen Erdoğan, siyasi üslubu ve siyasi gündemi nedeniyle -Gezi sürecinden sonra- bir kez daha yalnızlaşıyor. Bir anlamda kuşaklar arası kutuplaştırma siyaseti, Erdoğan’ın aşırı-siyaseti ve aşırı-ahlakçılığı nedeniyle geniş bir tepkiye neden oluyor.
 
MUHAFAZAKAR PATERNALİZM
Öğrenci evleri krizi, her şeyden önce Gezi sonrası süreçte AKP’nin Türkiye’de özel yaşam, üniversite gençliği, demokratik haklar ve çoğulcu kent kültürü karşısında yaşadığı yabancılaşmayı aşamadığını ve muarızlık algısını devam ettirdiğini ortaya koydu. Özellikle mülki idarenin üniversite gençliğini kriminalize eden yaklaşımı, Türkiye’de muhafazakâr paternalizmin ulaştığı keyfiliği ve ahlaki çaresizliği de gözler önüne seriyor. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı ‘sosyal model’in, Türkiye sosyolojisinde bir karşılığı olmadığını gösteriyor.
 
»Erdoğan’ın bu çıkışlarının arkasında yerel seçimler ne kadar önemli? 
Kuşkusuz Erdoğan attığı her adımda önümüzdeki üç seçimi de düşünüyor. Öğrenci evi krizinin konjonktürel olarak 2014 Yerel Seçimleri öncesinde alevlenmesini, üniversiteli gençlerin seçmen olarak artan önemiyle de ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu noktada tartışmanın 50 binden fazla üniversite öğrencisine ev sahipliği yapan Denizli’den Türkiye’ye yayılması da tesadüfi olmasa gerek. Çünkü malum 30 Mart Yerel Seçimlerinde, üniversite öğrencileri büyük ölçüde kendi üniversitelerinin bulunduğu kentlerde oylarını kullanacaklar. Bu öğrencilerin hem kendi aileleri ve yakınları üzerinde, hem de artık 18 yaşına girmiş lise son sınıfta okuyan kardeşleri üzerinde etkili olma kapasiteleri var. Yani Gezi deneyimi özellikle üniversite gençliğini ve genç çalışan ya da çalışamayan nüfusu önemli bir siyasal aktör haline getirdiği ölçüde, kısa ve orta vadede Türkiye siyaseti genç seçmenlerin etkisine açık hale gelecektir. Sadece niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da gençlerin ve çalışan genç kadınların Gezi ile birlikte Türkiye’de etkinliğinin arttığı bir döneme geçildiğini düşünüyorum.
 
GEZi MUHALEFETiNi ÇEVRELEME
»Gençlerin artık seçimlerin sonucunu etkileyecek durumda olmaları mı okların kendilerine çevrilmesine neden oldu?
Öğrenci evi krizi, Erdoğan’ın Gezi sürecinde takındığı buyurgan tavrın tesadüfi olmadığına, aksine Gezi’yle muhalif niteliği kristalleşen toplumsal katmanlara karşı AKP’nin bir ön-alıcı çevreleme stratejisi geliştirmeye çalıştığına da işaret etmesidir.
Bu nedenle İstanbul, Ankara ve İzmir’e ek olarak, özellikle siyasal rekabetin görece yüksek olacağı Eskişehir, Antalya, Trabzon, Aydın, İçel, Adana ve Hatay gibi illerdeki üniversite gençlerinin ve lise son sınıf öğrencilerinin seçimlerdeki marjinal katkısının yüksek olacağı görülebilir. Erdoğan’ın da muhtemelen, anket şirketlerinden Gezi süreci sonrasında, gençlerin konjonktürel olarak özgül ağırlığının bu nedenle arttığı sonucunu görmüştür diye düşünüyorum. Bu nedenle öğrenci evi tartışmasının, İslami muhafazakarlığın artık kontrol edemediği kuşaklar arası bir kültürel farklılığa denk düştüğü için, hem de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle önem taşıdığını düşünüyorum.
 
»Erdoğan’ın bu yaklaşımı AKP içinde de tartışmalara neden oldu. Bu gelişme nasıl değerlendirilmeli?
Erdoğan-Arınç gerginliğini birkaç noktada değerlendirmek mümkün. Arınç’ın krizi yatıştırma girişiminden bağımsız olarak, özünde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde AKP’nin nasıl bir ideolojik-siyasal güzergâh izleyeceği sorusunda yatıyor. Bu kriz aslında parti içinde Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, AKP’nin nasıl bir liderlik tarzı altında yönetilmesi –ya da yönetilmemesi- gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor.
Kuşkusuz sürecin getireceğini kestirebilmek kolay olmasa da, şunu söylemek yanlış olmayacaktır: Konjonktürel olarak en başta gelen soru, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda AKP’de liderlik sorununun nasıl çözüleceği? Ve bu görev değişiminin Erdoğan ve ekibinin beklentilerine uygun bir biçimde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği.
AKP GÜNDEMİ BELİRLEYEMİYOR
»AKP’nin içinde bulunduğu durumu sadece seçimlerle sınırlı olmayan ama seçimlerin de etkili olduğu önemli bir kriz uğrağı olarak değerlendirebilir miyiz?
Erdoğan-Arınç kutuplaşması, 2014’teki Yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2015’teki Genel Seçimler itibarıyla kuşkusuz daha da önem kazandı. Ancak en az onun kadar öğrenci evleri tartışmasında simgeleşen gelişmeler de, AKP açısından konjonktürel ve yapısal sınırlar ve sınırlılıklar nedeniyle de önem kazanıyor.
Dikkat edin AKP artık gündemi belirleyen bir parti olmaktan, yaratmaya çalıştığı gündem içinde yuvarlanan bir parti görüntüsü veriyor.
 
»AKP’nin kuruluş felsefesi ile Erdoğan’ın AKP’si arasında makas açıldı diyebilir miyiz?
Başbakan Erdoğan, Muhafazakar-İslami bir referansla ‘düzeni otantikleştirmeye’ çalışırken, yakında toplumun demokratik orta sınıflarını oluşturacak devingen genç kuşaklarıyla ve demokrat-liberal entelijansiyası ile de köprüleri atmış görünüyor.
Ancak AKP  bir görüş ayrılığında. AKP, Milli Görüş mirasından kendini ayırdığı kuruluş tarihi olan Ağustos 2001’den bu yana karşı karşıya kaldığı en önemli sorunu yaşıyor. Batı tipi, insan haklarına ve çoğulcu parlamenter sisteme entegre olabilen Muhafazakar Demokratlar AKP–Erdoğan’ı taşıyamıyor. Yanıtlanacak soru şu; her geçen gün biraz daha ortaya çıkan farklı yaklaşımlardan hangisinin egemen olacağı! Erdoğan tüm gücü ile süreci her türlü itiraza rağmen koparmaya çalışıyor.
BİRGÜN
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.