Zaman Yazarı Erdoğan ile Fuat Avni'nin bir Gününü Yazdı!
Yer: Saray’ın kış bahçesi, dikdörtgen toplantı masası. Saat: 22.30
Katılımcılar: Haşmetmeap hazretleri, solunda Fuat Avni olduğundan şüphelenilen bürokrat, sağında herkesin Fuat Avni kesin odur dediği Danışman, yanında Jöleli Danışman, bitişiğinde Hekimbaşı İbrahim Efendi, tam karşısında gölge başvekil Binali Bey, hemen arkasında Emine Sultan.

Haşmetmeap gözlerini uzak bir meçhule dikmiş dakikalardır Bank Asya’dan gelecek haberi bekliyor:

-Ya bir tane laf dinleyecek insan olmaz mı arkadaş. Hepsi andaval. Bunların her işi (b.. )

Bürokrat: Efendim korkuyorlar. Yasalar caydırıcı diyorlar.

-Ben teminat vermedim mi? ‘Gidin çökün’ dedik. Yasa çıkaracağız hepsini kurtaracağız.

Bürokrat: ‘Kenan Evren’i çıkardığı anayasa bile kurtaramadı, beyefendiden sonra bizi kim korur?’ diyorlarmış.

-Evren kim ya! Yasa benim! Benden sonraymış, ölene kadar bu fakir burda!

Bürokrat: -Tamam haklısınız ama bunlar cahil devlet memuru. Sizin seçimle falan gidebileceğinizi düşünüyorlarmış.

(Gerçek Fuat Avni kapıdan girer. Eyvah, acaba neler kaçırdım telaşıyla bir kenara ilişir.)

Danışman: Efendim nihayet Fuat Avni’nin izini bulduk. (Haşmetmeap sarayın kaplıca havuzundaymışçasına gevşer, yüzünü sevinç kaplar.) Bildiğiniz üzere MİT’in yarısı peşindeydi. Ama başaramadılar. TİB’in başına tayin ettiğiniz sıhhi tesisatçı arkadaş bulmayı başardı.

-Buldu mu yani?

Danışman: -Çok az kalmış.

-Hamdolsun gece 01’de tweet takip etmekten göz torbalarım şişti.

(Saraya Hekimbaşı olarak atanan bitkisel tedavi uzmanı İbrahim Saraç Efendi göz torbaları için ananas kürünü not alır. 2 tatlı kaşığı zerdeçal ile 2 tatlı kaşığı taze ananas suyu göz torbalarına iyi gelecektir.)

Bürokratına döner:

-Dünya liderlerini Türkiye’ye davet listemiz ne oldu? Hâlâ önemli bir ülkenin liderini saraya getiremediniz. Saraya ya muhtarlar geliyor ya da berberler. Ben kızınca ismini bilmediğim ülkelerden diktatör bulup getiriyorsunuz. Obama, Merkel, Hollande… Niye gelmiyor?

Bürokrat: -Programları yoğunmuş.

-Peki biz gitsek? Hâlâ resmi ziyarete gidebileceğimiz eli ayağı düzgün ülke bulamadınız.

-Avrupa ülkeleri randevu vermiyor. Araplar bile... İngiltere’yi deneyecektik. BBC, ‘Babacım’ tapelerini yayınladı. Bir de siz ‘hakim unsur kraliçedir’ deyince iyice vazgeçtik. Gitsek ingiliz medyası dile dolardı.

-Ama efendim Amerika’ya resmi ziyaret randevuları aldık.

-Oo… Çok iyi, çok iyi!

(Burda haşmetmeap, Hekimbaşı’nın hazımsızlık için verdiği soğan suyunu tam yutmak üzereyken ‘Ama Latin Amerika’ sözünü duyunca püskürtür. Bürokrat peçeteyle yüzünü siler. Belli etmeden mırıldanır.)

HADİ ÇOCUKLAR LATİN AMERİKA’YA

Haşmetmeap: -Saray’da tıkıldık kaldık. Neyse bizim çocukları topla bari Latin Amerika’ya gidelim.

Emine Sultan saray terzisinin her bir gün için giyeceği 4 farklı elbise çizimlerini inceliyordu ki söze katıldı:

-Tayyip Kolombiya’ya da gidelim. Altın müzesi varmış. Benimkileri gönderdin. Bi müzem bile yok!

-Bi dur Emine ya, o müze kraliçenin mülkü değildir. Sen git ‘Bu Tarz Benim’ seyret!

Bürokrat telaşla düzeltir:

-Aman Efendim başkanlık sistemi olan bir yere gidelim dediniz. Başkan var ama kraliçe falan yok! Yanlış bir şey demeyesiniz.

Haşmetmeap, Danışmana döner:

-Afrika nasıl oldu? Okullar?

-Nasıl desem. Henüz netice alamadık. Majesteleri yani koskoca dünya lideri bir şey istirham ediyor. Ciddiye almıyorlar. Hatta arkanızdan bıdı bıdı ediyorlar.

-Ne diyorlar?

-Kendini müstemleke valisi mi sanıyor? Gitsin önce Suriyeli 200 bin mülteci çocuğa okul açsın. Konteyner okullarını düzeltsin!

Haşmetmeap: Biz de gidip daha iyilerini açalım.

Bürokrat: -Efendim biz o ülkelere büyükelçi gönderemiyoruz, öğretmen nasıl göndereceğiz? Yaşanılacak yerler değil. (Emine Sultan’a döner)

-Değil mi Emine Hanım? Medya Afrikalı çocukların kafasını okşayıp elinizi silkelemenizi, burnunuzu yelpazelemenizi eleştirdi. Klip yaptılar. Ne yapsaydınız yani? Ben de elimi kolonya ile yıkadım. Cemaat oranın yerlisi olmuş. Beyaza boyanmış zenci gibiler!

Saraya yeni taşınan Hekimbaşı paradigma değişimini henüz çözememiştir. Baltayı taşa vurur.

Hekimbaşı: -Efendim oralardaki öğretmenleri takdir etmemek mümkün değil. Afrikalı çocukları kendi evlatlarından fazla seviyorlar. (Danışman telaşlanır masanın altından ikaz için ayağını uzatır. Ama ayak Jöleli Danışman’ın masanın altını kaplayan göbeğine çarpar. Jöleli fark etmez bile. Hekimbaşı heyecanla konuşmayı sürdürür.) Sayın bakanımız sağolsun yurtdışı geziye davet etmişti. Gerçekten etkilenmiştim. Türk insanının fedakarlığı gözlerimi yaşartmıştı. Bu sırada majesteleri’nin yüzü sırayla sarı, turuncu ve en son kırmızı alarm verir. Şakaklarındaki kan damarları break dansa başlamıştı ki Hekimbaşı’nın telefonuna dombra sesiyle sms mesajı düştü:

“SUUUUUUS!”

Mesaj masanın karşısından Binali Efendi’dendi. Ne olduğunu çözemedi ama sustu.

TATLISES’TEN ‘YALNIZIM DOSTLARIM’

Haşmetmeap 3 bardak sakinleştirici kediotu çayından sonra normale döndü. Geçen haftaki tweet atma başarısından sonra bu hafta da Samsun İkis 5 Se’sinden müzik açmayı öğrenmiştir. İbrahim Tatlıses’ten ‘Yalnızım Dostlarım’ı açıp kenara koyar. Danışmanına:

-Peki, iade konusu ne oldu?

Danışman: (Bir iç çekerek)-Amerikalılar Gülen’in iade haberlerinden rahatsız. İç siyasetinize başka bir ülkeyi meze yapın, suç isnadı saçma, delil ve  belge yok, diyorlar.

-Bizim gazetelerin haberi belge değil mi?

-Bir de af buyrun utanmadan size… diktatör diyorlar. Biz tabii gereken yanıtı veriyoruz.

-Ne diyorsunuz?

-‘Ne demek! Kuvvetler ayrılığı var. Yargı bağımsız. En özgür medya bizde’ diyoruz.

-Ne cevap veriyorlar?

-Arkadaşlar yanlış tercüme ediyor olmalı ki Amerikalılar transa girmişçesine kahkaha atıyor.

-(Biiip) Hiç önemli değil!

-Ama efendim gördüğünüz gibi getirelim falan derken Amerika’ya resmen giremiyoruz. Aylarca uğraştık geçen yıl 2 dakika telefonla görüşebildiniz. Obama artık telefon içeriğini çarpıttınız diye sizinle telefonla konuşmayacakmış.

-Offf of, beni çıldırtacaksınız. (Hekimbaşı atılır)

-Efendim şu rezene çayından bir yudum. Anason tohumu ve dereotu da ekledim. Gaz oluşumunu engeller. Lütfen buyrun!

DUŞAKABİNOĞULLARI BÖLÜĞÜ GÖREV BAŞINA

(Binali Efendi kısık sesi ve beşer saniye aralıkla lütfettiği kelimelerle dahil olur.)

-Efendim bu Ahmet bizden habersiz işler çeviriyor. Beşir ve Hakan’la bir olmuş. Gül de işin içindeymiş.

Emine Sultan bir kedi refleksiyle atılır:

-Kesin o cadının işidir! (Kimse oralı olmaz)

-Hakan beni sallamıyor artık gideceğim diyor. İsterse 2 dakikada beni bitirir. Haber ver, giderse medya aleyhinde bir şey yazmasın. Kozlar onda.

(Fuat Avni usulca not alır.)

Binali Efendi: -Hükümet ve  muhalefet ne iş çeviriyor? Bilmiyoruz. Artık mecliste çekinmeden arkanızdan konuşuyorlarmış.

-Ne diyorlarmış?

-Meclis’e burnunu sokmasa… Partiye zarar veriyor… Cumhurbaşkanlığı neyine yetmiyor… gibi

-Binali sanki sen de böyle düşünüyor gibi aktarıyorsun…

-Estağfurullah Efendim. Ben dizginleri kaybedersek hepimizin akıbeti ne olur iyi biliyorum, sabaha kadar…

-Ben uyuyor muyum ki?

-Efendim bu ‘paralel yapı’ işinde rüzgâr döndü. Bir yandan CIA diyoruz diğer yandan ABD’de aleyhlerinde lobi yapıyoruz. Mossad’a çalışıyorlar diyoruz ama 2 yıldır tek casus bulamadık.

Danışman da söze girer: -Ben de de tam bunu diyecektim. Gazetelerimiz her gün aynı manşet. Gına gelmiş. Aynı dinleme haberini 27. defa yapmışlar.

-Tirajlar ne oldu?

-Star 16 bin, Yeni Şafak 18. Sabah dip yaptı: 59 bin. Belediyeler, kamu ve THY alımı durdursa biteriz. (Sessizlik)

-Gerçek tirajın bu olduğu biliniyor mu?

-Hayır, Zaman bile verdikleri rakamı yayınlıyor. Matbaanın kâğıt giderini hesaplamazlarsa bilemezler.

-Bir de demin Kerinçek’in adamı geldi. ‘Beyefendinin istediği gibi her gün manşet yapıyoruz. Verdiğiniz 4 milyon çoktan bitti.’ falan diyor.

-Neyse örtülüden 4 daha yolla. Bizim çapsızlardan iyi çakıyorlar. Huber eylemi ne oldu sordun mu?

-Efendim medyada biraz normalleşsek mi?

-Binali sen de anlamıyorsun. Ben saldırıyorum ki barışmaya gelsinler. Kurtarırsa beni cemaat kurtarır. Yoksa IŞİD TIR’ları, uçakla silah nakliyesi, Lahey, yolsuzluk dosyaları… Hepsinin ucu bana dayanıyor.

Binali Efendi: -Bunları bitirmedik mi, hâlâ güçlüler mi?

-Bilmiyorum. Ne yapsak boşa gidiyor. Bitmiyorlar. Bölemedik. Artık herkesi paralel görmeye başladım. Emine’den bile şüphelenir oldum. Zekasını bilmesem Bilal, ‘kesin Fuat Avni’dir’ diyeceğim. Neyse ki Fuat Avni’yi buldunuz.Danışman:

-Efendim daha bulmadılar. Sona yaklaştılar.

-Nasıl yani?

-Tüm internet trafiğini süzüyorlar. Sona gelmişler. Kalan 148 binden biri kesin Fuat Avni’ymiş!.

Kısa sessizlik. Ardından kıyamet! Ve kaçış. En (Bip)’li küfürler. İlk fırlayan yuvarlanarak kaçan Jöleli olur. Uçan tabaklar. Havada giden 46 numara ayakkabı teki. Merdiven nöbetindeki Duşakabinoğulları bölüğü yeniçeriler kazan kaldırdı sanır. Kılıçlarını çekip derhal seğirtirler…

 Gürültü dinince Haşmetmeap’ın tekrara aldığı parça duyulmaya başlar: “O eski halimden eser yok şimdi/Izdırap içinde yorgunum şimdi/ Tutun kollarımdan düşerim şimdi /Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız”

O sırada Fuat Avni masanın altında 3. tweetini yazmaktadır: “Güzel insanlar, beklenen yarınlar çok yakın derken sanmayın ki ümidinizi artırmak için söylüyorum. Sadece bir hakikati dile getiriyorum.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.