Teğmen Mehmet Ali Çelebi;KCK Davasının Adaletle ilgisi yok

2008’de Kara Havacılık Okulu’ndan mezun olur olmaz birliğinde gözaltına alındı. Ergenekon operasyonlarında tutuklanan ilk subay oldu. Türkiye onu ‘sehven’ olayıyla tanıdı. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’den söz ediyoruz. Dava dosyası Yargıtay’da bekleyen Çelebi, 2008’den bu yana yaşadıklarını ‘Teğmen’ adlı kitapta anlatınca bir araya geldik .

Çocukluğunuzun cezaevinde geçmiş olması kaderin cilvesi mi?

- Biz de garipsiyoruz. Annem gardiyandı, Ankara’da bizi bırakacak yer bulamadığı için götürürdü, abimle cezaevinde zaman geçirirdik.

Sonra abiniz, hayatı kurtulsun diye aileniz tarafından askeri liseye teşvik edilmiş. Siz de peşinden.

- Onu örnek aldığım bir gerçek. O sonra askeri liseyi bıraktı ama benim üniformaya olan sevgim başlamıştı.

Ergenekon süreci, mezun olduktan kaç gün sonra başladı?

- Mezun olduktan altı gün sonra birliğimde gözaltına alındım. Ama bu tür şeylerin olabileceğini öngördüğüm için birlikteki komutanlarım kadar şaşkınlık yaşamadım. Aynı anlarda da annem Mamak’taki evimizdeyken, 30 polis kapıya dayanıyor. Mühimmat ve bomba yüklü bir eve girer gibi giriyorlar.

‘Öngördüm’ dediniz, neden?

- Aile dostlarımız Kemal ve Neriman Aydın içeri alındıktan sonra tanık olma dilekçesi vermiştim. Bence tutuklanma sürecim bu nedenle hızlandı. 

Polisler evinizden ne almış peki?

- Atatürk’le ilgili notları, kitap özetlerini, Nutuk’u... Bunları iddianameye terör suçu delili olarak yazdılar. O ara beni de merkez komutanlığına teslim ettiler; İstanbul’a geldim.

Sonra?

- Savcı Zekeriya Öz’ün karşısına çıktım.  Zaten dosyalardan bihaber, polis bellek getiriyor, oradan soruyor. “İkâmetin burası değil mi senin” diyor, “Değil” diyorum. Yine de oradan çıkan şeyleri benim dosyama koyuyor. Geçiştirerek “Düzeltilir” diyor ama iddianameye bir bakıyoruz düzeltilmemiş. Ben sırf bu yüzden 4.5 yıl ceza aldım. Başka birinin evinden çıkan oyun CD’sini, DVD’yle değiştirip aleyhime delil yaptılar.  ‘Kişisel verileri kaydetmek ve ele geçirmek’ suçlamalarının bir nedeni bu.

Hasdal Cezaevi’ndeki günlerinizden neler anlatırsınız?

- İlk yıl birçok kötü muamele gördük.  Subay koğuşu yerine terör hücrelerinde aylarca tecrit edildik. Daha dava devam ederken “Rütbeleriniz artık yok” diye baştan mahkûm edilmiştik. Deniz Yarbay Ali Tatar “O deliğe dönmem” diyerek intihar etti, koşulları düşünün. Bize bunları yaptılarsa, seslerini kimseye ulaştıramayanlara neler  yaptılar diye düşündüm o zaman. Bir muhasebe oldu, her şeyi süzgeçten geçirdim. Mesela bir PKK’lı vardı, “Komutan sizinki siyasi dava” diyordu. Anlamalarını istediklerimiz anlamamışken; o gün, o anlamıştı bak.

“Neden buradayım” diye düşününce, kendinize verdiğiniz yanıt ne oluyordu?

- “Bu, TSK’ya yöneltilmiş bir savaştır” diyordum. Fikirlerimize, varoluşumuza, dünya görüşümüze.

Savaşı açan kim?

- Bunun tanımını devlet yapmalı. Birileri “Devlete sızmış bir örgütlenme var” diyor ama tek başına yapılabilecek bir iş mi bu? Soyut kavramlarla değil somut izlerle ve kişilerle ilerlenmeli. Bunun için gerek Ergenekon’da gerek Balyoz’da yeterince malzeme var. Birçok yapının, amacın, öfkenin, intikamın, yok etme güdüsünün  iç içe geçtiği bir proje söz konusu. İçinde elbette Emniyet’te telefonuma yapılan yükleme de var. Ben gözaltındayken telefonum mühürlü torbadan çıkarılarak 1 dakika 1 saniyede 139 Hizb-ut Tahrircinin numarası telefonuma yükleniyor.

Sehven olayını nasıl yorumluyorsunuz?

- Bu, beni içeride tutabilmek için uygulanacak B planıydı diye düşünüyorum. Bir videoiçin “Örgüt için çektin” dediler, Harp Okulu’nun kendisinin çektiği ortaya çıktı. Gizli tanık “İstanbul’da örgüt toplantısı var” dedi, o sırada İstanbul’da olmadığım TİB raporları ve Harp Okulu’ndan gelen yazılarla belgelendi. Ben her şeyi çürüttükçe, yeni bir şey bulmaya çalıştılar. 

Kitapta Savcı Zekeriya Öz’ün, gözaltına alınan Hizb-ut Tahrircilere “Teğmenler aleyhine ifade vereceksin” dediğini iddia ediyorsunuz.

- Evet, bunu bana Hizb-ut Tahrircilerle sorgulanan Hamza Demir anlattı. Onlar da Öz’e “Biz senin kadar Allahsız değiliz” diye yanıt vermiş. 

Tahliye edildiniz, sonra yine tutuklandınız. O ara ne hissettiniz?

-O dönem daha kötüydü çünkü artık hayatımda şimdiki eşim Kezban vardı. Mustafa Balbay için duruşmalara geliyor, beni de izliyor. Ben tahliye olunca görüştük, konuştuk. İkinci kez içeri girdiğimde sözlüydük. “16 sene beklemeni isteyemem” dedim. “Hayır” dedi, “evlenirim ben seninle.” Onun kararlılığından güç aldım.


Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin evindeki duvarda bu fotoğraflar var.


Ergenekon davasına dışarıdan bakınca ne görüyorsunuz?

- İnsanlar, “Hiç mi suçlu yok canım” diye soruyor. Benim yanıtım bu dava, bu iddianameler açısından böyle bir örgütün kesinlikle var olmadığıdır.

Tutuklanmanızdan bu yana bakış açınızda neler değişti?

- Hasdal’da bütün o kitap okumalar ve mahkeme sürecinden çok şey öğrendim. Duruşum değişmedi ama fikirlerim gelişti. Tüm siyasi davalarda aynı şeylerin yapıldığının farkına vardım. Poyrazköy, Askeri Casusluk, ODA TV davaları gibi KCK davalarının da adaletle ilgisi olmadığını anladım. Geçmişi de yeniden tartan ve hataları açıkça ifade eden eleştirel bir konuma evrildim. Ayrım yapmadan daha halkçı ve hümanist bir açıdan bakıyorum artık. Berkin’in cenazesine katıldım mesela. Nerede duracağımı daha net gördüm. Ben buna devrimci Anadolu Kültürü diyebilirim.  Halkın bağrında, ezilenin yanındayım. 

Gezi’ye de tanıklık ettiniz.

- Abimin evi oradaydı. Gittim, gördüm. Ümit veren bir durumdu. 13 yaşından beri askerim, asker olarak yetiştirildim. Ekolojik, feminist, özgürlükçü devrimcilerle, yeni nesille ilk kez tanıştım. Komün yaşamını merak ettim. Yaşam hakkına müdahaleye izin vermeyen bir direniş gördüm.

ULUS’UN GÖBEĞİNDE Mİ ÖRGÜTE SIZDIM?

Nasıl bir refleksle Hizb-ut Tahrirci Süleyman Solmaz’a yaklaştınız?

- Mamak’taki evime gitmek için Kızılay’da taksiye bindim. Arabada kendisi propaganda yapmaya çalıştı. “Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yılını görmeden yıkacağız” dedi. “Nasıl yıkacaksınız?” “Bizim örgüt var. Yayın dağıtıyoruz.” “Ben de almak isterim” dedim. Çünkü ben Kuran çalışırım, okurum. Teğmen Noyan Çalıkuşu’na “Böyle biri var, bundan yayınları alalım, komutanlığa bildirelim” dedim. Süleyman Solmaz’la Ulus’ta iki dakikalık bir görüşmem oldu. Noyan’a “Ne olur ne olmaz, sen bizim fotoğrafımızı çek” demiştim, çekti. Savcıya göre ben bu iki dakikalık görüşmede bu örgüte sızıyormuşum. “Gizli örgüt toplantısı” diyor; gizli dediği yer Ulus’un göbeği. 100 tane insan var, yanımızdan onlarca arabalar geçiyor. “Sızma” diyor? Nasıl yani fotoğraf çekerek mi, Ulus’un göbeğinde mi?


Mehmet Ali Çelebi
‘Teğmen’
Kırmızı Kedi Yayınevi
15 TL.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.