KCK AÇIKLADI:  Çözüm süreci bitmedi

 Avrupa'da yaşayan ve bugün Brüksel'e giden HDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş ile görüşecek olan KCK'nın Yürütme Konseyi üyesi kapatılan DEP eski milletvekili Zübeyir Aydar, çözüm sürecinin bitmediğini ve kendilerinin 28 Şubat'taki mutabakata bağlı olduklarını söyledi. 

KCK  Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan ise, örgüte yönelik ateşkes çağrılarıyla ilgili olarak, “aslında bizim orduyla çatışmak gibi bir planımız yoktu” dedi.

Amerika'nın Sesi radyosunun Kürtçe bölümüne konuşan Zübeyir Aydar, çözüm sürecinin bitmediğini, Mart ayında Recep Tayyip Erdoğan’ın müzakere masasını devirdiğini iddia etti.

DHA’dan Ferit Aslan’ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Masa, müzakere, gözlemci heyet ve Kürt sorunu yoktur" dediğini, bu nedenle sürecin tıkandığını ileri süren KCK Yürütme konseyi üyesi Zübeyir Aydar şöyle konuştu:

"Bundan sonra heyetlerin görüşmesi bitmiştir. En son HDP heyeti 5 Nisan'da başkan Apo'yu ziyaret etmişler. 4 aydır biz Başkan Apo'dan haber alamıyoruz. Çünkü süreci sürdüren ve hareket adına konuşun odur. Ama bütün iletişim kanalları kapatılmıştır. Türkiye hükümeti savaşmak için bahaneler arıyordu. Eğer Ağrı'da bir grup asker hayatını kaybetseydi Kandil bombalanacaktı. Böyle bir planları vardı. Ama Kürt hareketi bugüne kadar buna izin vermedi. Ama bugün çatışıyorlar."  

Zübeyir Aydar çözüm sürecini kendilerinin bitirmediğini, 28 Şubat mutabakatına bağlı olduklarını da ifade ederek şunları söyledi:

"Biz bu mutabakat çerçevesinde süreci sürdürmek istiyoruz, ama ancak hükümet çatışmada fayda görüyor. IŞİD ile savaştıklarını söylüyor bu sadece sözdedir. Onlar IŞİD ile arkadaşlık ve dostluk kuruyorlar. Herkes biliyor ki; IŞİD ile mücadele eden tek güç var oda YPG ve HPG'dir. Türkiye'de HPG'nin merkezini bombalıyor. Bu IŞİD'e büyük bir destektir. Şimdiki çatışma milletin ve Ortadoğu halklarının yararına değil, IŞİD'in yararına bir çatışmadır. Biz bu sorunu demokratik siyaset ile barış ile çözmek istiyoruz. Ama devlet savaş yapmak istiyor, bize saldırdığı zaman biz de kendimizi savunuyoruz."

Eski pozisyonlarını koruduklarını da söyleyen Aydar, 2012'de de büyük bir çatışma yaşandığını ve Öcalan ile devlet heyetinin görüşmesinden sonra sürecin başladığını söyledi. Zübeyir Aydar şöyle devam etti:

"Şimdi ise Öcalan ile iletişim kanallarını kapattılar. Biz şu anda savunma pozisyonundayız. Sürecin devam etmesi için Türkiye'nin adım atması gerekir. Uluslararası güçler eğer çözüm konusunda Türkiye'yi zorlarsa o zaman netice alınabilir. Avrupa birliği ve diğer ülkeler iki taraflı konuşuyor. Hem Türkiye'ye 'kendini savunmak zorunda' diyorlar hem de 'çözüm süreci devam etmeli' diyorlar. Bu işe yaramayan bir söylemdir. Çatışmanın iki taraflı durması gerekir. Biz çatışma ve savaştan yana değiliz. Müzakere masasına dönülmesini istiyoruz. Bu çatışmalar IŞİD ile verilen mücadeleyi sıkıntıyı sokuyor. Bu anlamda uluslararası güçlerin devreye girmesi lazım ve gidip taraflarla konuşması gerekir." 


KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, Brüksel'e gelen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın bir çok temaslarda bulunacağını ve kendisinin de Demirtaş ile görüşeceğini belirterek, ABD'den istekleri ile ilgili ise şunları söyledi:

"Biz ABD kongresinden ve Beyaz Saray'dan Kürt meselesinde çözüm için barışı ön plana çıkaran bir rol oynamalarını istiyoruz. 'Biz Türkiye'nin dostuyuz, NATO mütefikimizdir' demesi yetmiyor. Şu anda yaşanan çatışmalar Kürtler ile Türkiye'nin çatışması değildir. Bu çatışmaya ihtiyaç yok, barışa ihtiyaç vardır. Tayyip Erdoğan erken seçim için bu çatışmaları çıkarıyor. Amerika'nın bu gerçeği görmesini istiyoruz. Amerika nasıl Türkler ile diyalog kuruyorsa, bu diyalogları Kürtler ile de kurmasını istiyoruz. Biz ile Türkiye'yi bir masa etrafında yan yana getirmelidirler. Bununla birlikte IŞİD ile savaşta daha büyük rol oynarız. Amerika'nın bunu sağlama imkanları vardır."


KCK  Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan ise, örgüte yönelik ateşkes çağrılarıyla ilgili olarak, “Gerilla henüz elini tetiğe atmış değildir. Yaptıkları sınırlı bir misillemedir. İlk gecede 400 hedefi vurduğunu Başbakan olarak Ahmet Davutoğlu söyledi. Her birine karşı bir misilleme düşünürsek, gerillanın 400 misilleme hakkı vardır. Bunu herkes bilmelidir” dedi.


ANF'de yer alan habere göre Med Nuce’ye konuşan Duran Kalkan, Kalkan "Şimdi AKP faşizmi kalkmış PKK’ye ‘terör örgütüdür’ diye saldırarak, sözde bir de DAİŞ’e (IŞİD) karşı mücadele içerisinde bunu yaptığını söylüyor. Bir tane DAİŞ’li vurduğunu göstersin? Biz sorduk, gösteremediler. Bir çatışmaya girdiklerini göstersinler? Ben iddia ettim, kimse cevap veremedi. O askerlerini de kendileri vurdu. DAİŞ vurmuş olabilir, DAİŞ içerisindeki MİT örgütlenmesi vurdu. Bu bir oyundu. ABD’yle de görüştüler, ABD de inandı, gerçekten AKP DAİŞ’le mücadele safına geçecek diye. Halbuki bir köylü kurnazlığı, alavere dalavere işi yaptı. DAİŞ’e karşı savaş açıyorum, diyerek PKK’ye karşı saldırı başlattılar, hem de Kürdistan’ın dört bir yanında, Güney Kürdistan’da, hatta Kobanê üzerinde bile uçak uçurmuşlar" dedi.


"7 Haziran seçiminden sonra herkes çözüm beklerken bu savaş nasıl gelişti" sorusuna Kalkan şöyle yanıt verdi:

"Bu, önemli bir durum. Biz hareket olarak seçimden hemen sonra önemli çağrılarda bulunduk. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı adına açıklamalarımız oldu. Arkadaşlarımızın açıklamaları oldu. Şunu ifade ettik: “Seçimden önemli bir sonuç çıkmıştır. Seçimin kazananı HDP’dir. HDP’nin kazanması demek barış ve demokrasi yönünde Türkiye’nin yeniden yapılanması demektir. AKP kaybetmiş, CHP-MHP zaten marjinal konumda kalmışlar. AKP kaybetmiş, tek başına iktidar değil, ama yine de meclis çoğunluğunu ele geçirmiş durumdadır.

AKP’nin hesabına göre Tayyip Erdoğan 400 milletvekili istiyordu. Bu olmasa bile en azından tek başına iktidarda kalacaklarını umut ediyorlardı. 30 Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulu toplantısı topyekun özel savaş kararı vermişti. Ya seçim sonuçlarına dayanılarak demokratikleşme yönünde adımlar atılacaktı, İmralı görüşmeleri temelinde ortaya çıkan 28 Şubat Dolmabahçe açıklamasında ortaya konan maddeler temelinde müzakereler yapılarak Türkiye demokratikleştirilecek ya da bu olmasa çatışma çıkacak. AKP-MHP’nin önü bu biçimde alınmaz, demokratik güçler öne çıkmazlarsa tehlike vardır. Biz bunları söyleyince, “HDP’ye talimat veriliyor, Kandil’den yönlendiriliyor” dediler. Ne alakası vardı. HDP’yi de, CHP’yi de, AKP içerisinde gerçekten demokrasiden yana olan asgari bir demokratikleşmeyi öngören herkesi de bu temelde uyardık. Şimdi bizim uyarımızın haklılığı ortaya çıktı. Zamanında belirttiğimiz irade gösterilseydi bunun önü alınabilirdi. Şimdi herkes “bu nereden çıktı” diyor. Seçim sonuçlarına göre bir demokratikleşme sürecine girilmezse olacağı buydu ve nitekim oldu da.

Bu bakımdan HDP ve CHP süreci geç okuyabildi. Biz karşıt bir güç olduğumuz için karşımızdakilerin ne yapmak istediklerini iyi biliyoruz. İnkar ve imha siyasetinin ne olduğunu, ona karşı 40 yıldır mücadele eden, 35 yıldır savaşan bir hareket olarak karşıtlarımızın ne durumda olduklarını biliyoruz. Bunu ortaya koyduk. Buna “PKK müdahalesi” dediler. Bu PKK müdahalesi kötü müydü? Demokratik güçler inisiyatif alsınlar, dedik. Süreç demokratik siyaset temelinde barış ve demokratik çözüm yönünde işlesin, dedik. İmralı görüşmeleri müzakereye dönüşsün, dedik. İmralı’da Önder Apo’nun özgürlüğü temelinde mutabık kalınan 10 madde üzerinde müzakereler olsun, meclis bir kurucu meclis gibi çalışsın, yeni demokratik anayasa yapsın, yasal reformlar yapsın, Türkiye’yi 12 Eylül faşist askeri rejimi olmaktan çıkarsın, demişse PKK, bu Türkiye’nin yararına mıdır, zararına mıdır? Bunu Türkiye basınına, kamuoyuna soruyor, AKP’ye yardakçılık yapanlara soruyorum. 'PKK terör yaptı, saldırdı' diyenlere soruyorum."


Kalkan, 'aslında bizim orduyla çatışmak gibi bir planımız yoktu' derken sözlerini şöyle sürdürdü: Paradigmamız, stratejimiz öyle değil. Biz yönetim sorununu çözmekle uğraşıyoruz. Demokratikleşmeyle uğraşıyoruz. Orduyu üzerimize saldırtmasaydı, “bir gece de 400 hedefi vurduk” diye övünmeseydi gerillanın orduyla çatışacağı bir durum yoktu. Orduyu kendi siyasi iktidarını korumak için kullanan, polisi bunun aleti yapan hükümetin kendisidir. Orduyu ve polisi kendi iktidarının koruma gücü olarak kullanıyor, hem de topluma karşı bunu yapıyor. Bu çatışmalara yol açtı.

Ordu, “ben vatan koruyucusuyum” diyordu. Vatan, AKP hükümeti midir? Dün AKP hükümetine karşı bu ordunun neler düşündüğünü de biliyoruz. Toplum, AKP hükümeti midir? Bugün vardır, yarın yok. Bu toplum yarın başka bir hükümet çıkarır."


Ateşkes çağrılarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Kalkan, 'Evet, HDP biraz aktif hale geldi. CHP de öyle. Bazı demokratik çevreler çağrılar yapıyor. “Taraflar eski duruma dönsünler, tetikten eli çeksinler” diyorlar. Biz bunları izliyoruz, değer de biçiyoruz. Fakat bu çatışma bizden gelişmedi. Bunu kimse ispatlayamaz. Ortada Amed ve Suruç katliamı var, bu kadar tutuklama ve baskı var. Bunlar görülmeyecek ve “PKK şu eylemi yaptı” denilecek. Bunlar yalandır. Tayyip Erdoğan’la Ahmet Davutoğlu sıkışmış şimdi de PKK’nin nasıl çatışmayı başlattığını çalışıyor, ama bunu ispatlayamaz.

Diğeri ise, gerilla henüz elini tetiğe atmış da değildir. Yaptıkları sınırlı bir misillemedir. İlk gecede 400 hedefi vurduğunu Başbakan olarak Ahmet Davutoğlu söyledi. Her birine karşı bir misilleme düşünürsek, gerillanın 400 misilleme hakkı vardır. Bunu herkes bilmelidir. Ondan sonra iki-üç bin kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Bunların hepsi misliyle misillemeyi gerektiren hususlardır. O bakımdan gerillanın henüz daha silahı kullandığı yoktur. Elini tetiğe attığı yoktur.

Kendi faşist, şoven, merkezi, otoriter iradesini bize kabul ettirmek isteyenlere karşı biz de demokratik irademizi ortaya koymalıyız. Bütün toplum, demokratik güçler, sivil toplum kuruluşları, başta gençler ve kadınlar olmak üzere her yerde demokratik siyasi iradelerini ortaya koymalılar. Her köy, her mahalle, kasaba ve şehir siyasi irade beyanında bulunmalıdır. “Ben merkezden, Ankara’dan dayatılan her şeyi yapmak zorunda değilim,” “ben atanmış vali ve kaymakamla yönetilmek istemiyorum, kendi yönetimimi kendim seçeceğim” demelidir. Demokrasi kendi kendini yönetmektir, o halde vali ve kaymakamların yönetimi kabul edilmemelidir. Her yerleşim birimi, toplum birimi irade beyanında bulunmalı, “ben kendi kendimi yöneteceğim” demeli ve kendi yerel meclisini, meclis yönetimini seçmelidir."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.