Kani Beko: İşçi düşmanı darbeci öldü

"12 Eylül darbesinin Türkiye halklarına ve muhalif hareketlere yönelik saldırılarının bilançosu bilinmektedir: Bu süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı. 230 bin kişi yargılandı. 50 kişi idam edildi. 171 kişinin 'işkenceden öldüğü' belgelendi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 95 kişi yargısız infazlarda öldü. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 30 bin kişi 'sakıncalı' olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi 'siyasi mülteci' olarak yurtdışına gitti. Gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi işlerinden çıkarıldı.

12 Eylül askeri darbesinin hemen ardından grev yasaklamaları, sendika ve derneklerin kapatılmaları, toplu sözleşmelerin durdurulması gündeme getirildi. Yıllardır Türkiye burjuvazisinin her fırsatta bir yakınma konusu olarak gündeme getirdiği işçi hakları ve sendikal haklar bir çırpıda ortadan kaldırıldı.

Örgütümüz DİSK ve diğer ilerici işçi sendikaları, mallarına el konularak kapatılırken, yüzlerce sendika önderi de tutuklandı, işkence tezgahlarına yatırıldı. İşçi sendikaları ve halktan yana örgütler zor ve şiddetle dağıtılırken, işveren sendikalarına tam bir serbestlik tanındı. TİSK, MESS ve işveren örgütleri hükümet politikalarını birinci dereceden etkileyen örgütler haline geldiler. İş hayatına ilişkin yasaların düzenlenmesi bütünüyle istedikleri biçimde yapıldı.

Bugün 12 Eylül faşist darbesinin lideri tüm bu suçlarının hesabını vermeden ölmüştür ancak fikirleri ve eserleri Türkiye'de egemen olmaya devam etmektedir. 12 Eylül darbesinin en temel özelliği işçi düşmanı olmasıdır. 12 Eylül askeri darbesi öncelikle işçi sınıfına karşı bir sermaye saldırısıydı. 12 Eylül ile '24 Ocak Kararları' olarak bilinen işçi düşmanı politikalar hayata geçirildi. 12 Eylül'den sonra 'Bugüne kadar işçiler güldü, şimdi sıra bizde' diyerek 12 Eylül'ü alkışlayan sermaye sözcülerini bugün AKP iktidarı güldürüyor.

12 Eylül hala güncelliğini koruyor. 12 Eylül hukuku hala geçerlidir. 12 Eylül askeri yönetimi tarafından hazırlanan Anayasa temel hükümleriyle hala yürürlüktedir. 12 Eylül yöneticileri tarafından çıkarılan yasalar ve kurumlar yürürlüktedir. Bunun en açık örneği, bizzat darbeciler tarafından hazırlanan çalışma yasalarının ve kurumların geçerliliğini korumasıdır. 12 Eylül'ün siyasi ve sosyal sonuçları hala geçerlidir. 12 Eylül, Türkiye'nin siyasi demokratik gelişim dinamiğini engellemiştir.

12 Eylül darbesinin en somut amaçlarından biri emeği değersizleştirmek olmuştur. Askeri darbenin ardından 1980-90 arası asgari ücret 1969 seviyesinin bile altına düşmüştür. Bugün de meydanlarda iktidar sözcüleri sefalet ücretini savunmakta, yüksek asgari ücretin işçiye zulüm olacağını söyleyebilmektedir.

12 Eylül işçi sınıfının hakkına hukukuna karşı bir darbedir. Bugün de iktidar işçi lehine mahkeme kararlarını yok saymaktadır. Taşeron işçilerin kazandığı mahkeme kararlarını sadece tek bir işkolunda uygulamayı bile şarta bağlayarak, seçim vaadi yapabilmektedir. 1 Mayıs ile ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarını yok saymaktadır.

Askeri darbenin ardından kıdem tazminatına tavan getirilmiştir. Bugün iktidarın programında sermayeye yük olduğu gerekçesiyle kıdem tazminatının tamamen kaldırılması vardır.

Askeri darbenin ardından sermayeyi güldürmek için vergi kıyakları getirilmiş, harcamalardan alınan dolaylı vergilerle bu yük emekçilerin omzuna yıkılmıştır. Bugün de sermayenin gelirlerinden vergi alınmak istenmediği için devletin vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70'i dolaylı vergilerdir.

Ayakta yapılan tedavilerde ilaç bedellerinin %20'si sigortalıdan kesilmeye başlandı. Bugün sağlığın neredeyse her aşaması paralı hale geldi.

Emekli aylıkları hesaplama yöntemi değiştirilerek düşürüldü. Bugün de emekliye sıfır zam verildi.

Tüm bunları yapabilmek için 12 Eylül darbecileri, işçilerin hak almasının ve aramasının önünü kesti. Askeri darbenin ardından grevler yasaklanmıştır. Bugün de hükümet işverenlerin talebiyle grevleri yasaklamaktadır.

12 Eylül ile beraber getirilen sendikalaşmayı zorlaştıran işkolu barajları, bugün AKP hükümeti tarafından şekilsel değişikliklerle korunuyor. Sendikaların baraj altında kalması için imza atılan uluslararası sözleşmeler ve mahkeme kararları bile uygulanmıyor.

Aynı 12 Eylül Türkiye'si gibi AKP Türkiye'si, sendikal haklar alanında dünyada en kötü sabıkaya sahip, en baskıcı, en müdahaleci ülkelerden biri durumunda.

12 Eylül'ü tezgahlayanlar, aynı zamanda 1977 1 Mayıs katliamını, Maraş ve Çorum katliamlarını, 16 Mart katliamını, kurucu ve onursal Genel Başkanımız Kemal Türkler'in katledilmesini, yüzlerce aydın, sanatçı, bilim insanı, gazeteci ve devrimcinin katledilmelerini de tezgahlayanlardır.

İşçi düşmanı bir darbenin en önemli hedefi DİSK'i yok etmek olmuştur. Faaliyetleri yasaklanan, tüm mal varlığına el konulan DİSK'in Genel Başkanı'ndan işyeri temsilcisine kadar binlerce üyesi gözaltına alındı. İşkence altında yüz günün üzerinde gözaltında kalan DİSK'lilerin yöneticileri 4 yılı aşkın bir süre tutuklu kaldı. Cunta mahkemeleri DİSK'in kapatılmasını ve 78 yöneticisinin idamını istedi. DİSK üyesi İlerici Deri-İş Sendikası genel başkanı Kenan Budak, 25 Temmuz 1981 tarihinde İstanbul'un Zeytinburnu semtinde polis tarafından vurularak öldürüldü.

Cunta mahkemesi DİSK ve üyesi sendikaların kapatılmasına, 261 yönetici ve 3 uzmanın toplam 2053 yıl cezalandırılmasına hüküm verdi. Bu karar 1991 yılında Yargıtay tarafından bozuldu ve beraat kararı verildi. DİSK beraat etti fakat 12 yıl boyunca kapalı kaldı. Bugün cuntacıların kapatamadığı, yok edemediği DİSK, siyasi iktidar tarafından hedef alınmakta, DİSK yöneticilileri çeşitli bahanelerle yargılanmakta, DİSK'li işçiler işten çıkartılmakta, DİSK'in barışçıl gösterileri polis şiddetinin hedefi olmakta, bu ülkeyi yönetenler seçim mitinglerinde DİSK'i hedef göstermekte, işçilere hakaret etmektedir.

DİSK yöneticileri hapishanelerde ve işkencehanelerdeyken 12 Eylül darbecileri, işverenlerin talebi üzerine yandaş bir konfederasyonun faaliyetlerine izin vermiş, hatta bu konfederasyonun yöneticisini Çalışma Bakanı olarak atamıştır.

Manzara ortadadır! 12 Eylül'ün faşist lideri ölmüştür ancak onun emanetine sahip çıkanlar bugün ülkeyi yönetmektedir. Yüzde 10 barajından YÖK'e 12 Eylül kurumları, ırkçılıktan mezhepçiliğe 12 Eylül ideolojisi bugün iktidar tarafından korunmaktadır.

Bugün darbeci Kenan Evren'in emanetini taşıyanlar bellidir. Bizler, darbecilerin karşısında onurunu savunan DİSK'lilerin, Kemal Türkler'lerin, Abdullah Baştürk'lerin, Kenan Budak'ların ve eli kanlı darbecilerin işkence tezgahlarında, yargısız infazlarda, idam sehpalarında öldürdüğü ancak yok edemediği insanlarımızın emanetine sahip çıkmaya devam edeceğiz! 12 Eylül ile er ya da geç hesaplaşacağız!

Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak AKP iktidarı döneminde patronlar 'gülerken', Soma'da katledilen 301 işçinin ve iş cinayetlerinde ölen 12 bini aşkın işçinin, hesabını sormaktır, 'Taşeron Cumhuriyeti'ne karşı demokratik cumhuriyet mücadelesi vermektir. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak demek Roboski'nin, Gezi direnişinde yitirdiğimiz gencecik fidanların, iktidarın beslediği çetelerin öldürdüğü Ortadoğu halklarının hesabını sormak demektir. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak demek eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi mücadelesini büyütmek demektir."


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.