İslam ve Siyaset'i ayrı düşünemiyorum!

Geçtiğimiz Cuma günü 19.30'da gerçekleşen programda ayın teması “adalet ve siyaset” olarak belirlendi. Cihan Aktaş, 8 Mart Kadınlar Günü üzerinden sürdürülen faaliyetlerin adaleti ne ölçüde hatırlattığı sorusu üzerinden tespitlerde bulunurken, kültürel faaliyetler alanında çok başarılı çalışmalar yapmış olan bir belediyenin “kadına saygı” programının içeriğinde defilenin de yer almasının düşündürücü olduğunu söyledi.
BEN SADECE KRAL ÇIPLAK DEDİM
Programın ikinci yarısında Cihan Aktaş ve konuğu Merve Kavakçı yaklaşan seçimler dolayısıyla kadın ve siyaset etrafındaki çeşitli başlıkları konuştular. Aktaş'ın sorusu üzerine Kavakçı siyasetin kendisi için hayatın çeşitli katmanlarında süren yaşama sanatı anlamına geldiğini, bu anlamda siyaset yapmanın sadece parti siyasetiyle sınırlandırılamayacağını dile getirdi. Siyasi mücadelesinin arka planını izah ederken, akademisyen olan ebeveynlerinin yaşadıkları baskıların, akademisyen annesinin başörtülü çalışma mücadelesinin ve Erzurum'da çocukluğunu geçirdiği çevrede tanığı olduğu olayların siyasal bilincindeki rolünü anlattı. 1999'da milletvekili olarak mecliste başta Bülent Ecevit olmak üzere çeşitli siyasetçiler tarafından maruz kaldığı “kovulma” muamelesini ise şöyle değerlendirdi: “Başörtülü bir kadın olarak mecliste bulunmaya geç bile kalmıştım. Fakat bu planlı yapılan bir çıkış değildi. Elbette başörtüsü sorunu benimle başlamadı. Ben sadece kral çıplak dedim o kadar. Had bildirme mantığı Cumhuriyetin Müslüman kadına karşı uyguladığı bir yıldırma tekniği olarak hala farklı şekillerde devam ediyor. Sade hayat yaşıyorduk. Düşman belliydi. Mücadele sarihti. Bu dönemin imtihanı bolluk.”
İSLAM OLDUKÇA SİYASET OLACAKTIR!
Müslümanların Medine Sözleşmesi dururken Magma Carta temelli bir siyasallık üzerinden siyaset dillerini geliştirmelerinin problemleri üzerinde duran Kavakçı, bu problemlerden birinin kadınların kendilerini ifadesi önündeki güçlükler olduğunu ifade etti. Kavakçı'ya göre Müslüman kadının siyasetteki görünürlüğü üzerine iddialar genellikle gerçekleri yansıtmıyor. Doğu'ya doğru gidildikçe kadının siyasette daha fazla görünür olması, bu alandaki alışılmış yargılarla bağdaşmayacak örnekler sunuyor. İslam sona ermeyeceğine göre iki dünyayı da idrak edebilmek adına İslam'ın ayrılmaz bir parçası olan kültür, sosyalleşme ve siyaset alanlarında gelişme de sürecek, kadınlar da bu gelişmede rol oynayacaklardır. Müslüman doğu toplumlarında kadınların siyasette karşılaştığı zorluklara Amerika ve Avrupa'da da rastlanabiliyor. Bunun yanı sıra birçok Doğu ülkesinde Müslüman kadınlar siyasette en üst düzeyde konumlara gelebilirken ABD'de bunun niye mümkün olmadığı, düşündürücüdür. Amerikan halkının çoğunluğunda, kök olarak Katolik Hıristiyanlıktan gelme bir devlet yönetimi olduğu için devlet başkanlarının kadın olamayacağı yargısı egemendir.
MÜSLÜMAN KADININ DIŞINDA HERKES KONUŞUYOR
Aktaş'ın Türkiye'de “Çarşafla Mücadele Haftaları” gibi Türk Kadınlar Birliği tarafından düzenlenen kampanyaların toplumsal bellek üzerindeki izleri bağlamındaki sorusunu cevaplandırırken Kavakçı, başörtülü kadınları kamusal alandan uzak tutan zihniyete karşı yasal önlemler alınmasının önemine değindi. Yönetmelik serbestisiyle yetinilmesi durumunda ileride aynı yasakların yeniden gündeme gelmeyeceğinin bir garantisi olmayacağını da belirtti. Başörtüsü yasağının kamuda kalktığı halde emniyet, askeriye ve yargının iki kolunda sürmesiyle yeni bir şekle büründüğüne dikkat çekti. Kamusal serbestiye karşılık bir koltuğa talip olan iki kadından biri başörtülüyse, başörtülü olanın çok daha üstün özelliklere sahip olması durumunda o koltuğa layık görülmesinin de düşündürücü olduğunu belirtti. Türkiye'de siyasetin mağdur ettiği kesimleri postkolonyal teori açısından ele alan çalışmalara duyulan ihtiyaçtan söz ederken ABD'de yaşadığı yıllarda akademik çalışmalara yoğunlaşma ihtiyacı duymasının sebeplerini şöyle anlattı.: “Müslüman kadınlar kamusal alanda varlıklarını idrak edebilmeli. 11 Eylül sonrasında kimin ne olduğu belirsizleşmişti. Müslüman kadınlar üzerine herkes konuşuyordu, kendisi dışında. Başörtülü kadınlarla ilgili sorulara cevap olacak nitelikte İngilizce kaynaklar çok azdı. O nedenle kitaplar yazma sorumluluğu duydum.”
BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI HENÜZ GEÇMEDİ
Zihinlerimizde hala tazeliğini koruyan o günlerden, bu günlere gelmiş olmamıza inanamadığını söyleyen ve o günlere nazaran önemli adımların atıldığını fakat yeterli olmadığını vurgulayan Kavakçı, “Başörtüsü yasağı kamuda bile kalktı (Hala Emniyet, askeriye ve yargının iki kolunda devam ettiğini ilave ederek) ancak yasak yeni bir şekle büründü. Bu yeni şekil de, laik Cumhuriyet kadınının başörtülü kadınları marjinalize etmesi. Bir koltuğa talip olan iki kadından biri başörtülüyse, başörtülü olanın çok daha üstün özelliklere sahip olması gerekiyor ki, o koltuğa layık görülebilsin. Bu yasağın tekrar gündeme gelip o acılı günlerin yaşanmaması için bir an önce yasal yaptırımlar yapılmalı” diyerek yasalarla bu problemin üstesinden gelinebileceğine değinerek, başörtülülerin yeni çilesine dikkat çekti.
Programın son bölümünde kimi kadın katılımcılar 28 Şubat'ın sembol ismi Merve Kavakçı'ya soru sorarken gözyaşlarına engel olamadılar. Kimileri yasaklı yıllardaki zor tecrübelerine atıfta bulunarak Kavakçı'nın mücadeleleri için nasıl ilham ve moral kaynağı olduğunu anlattı. Merve Kavakçı, Üsküdar Üniversitesi'nde Türkiye'nin ilk Postkolonyal Çalışmalar Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin (PAMER) başkanlığını yürütüyor

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.