Cemaat elit bir hareket olarak kalmış

Rotahaber'den Eşref Aydoğmuş'a konuşan  Zaman Gazetesi yazarı Ali Ünal hem özeleştiri yaptı hem de 1 Kasım seçimlerinden, cemaatin geleceğine kadar birçok konuyu değerlendirdi.

*Bazı kesimler ‘cemaatin özeleştiri yapması lazım’ diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Cemaat, sütten çıkmış ak kaşık mı? Bir de bu bağlamda Fethullah Gülen’in, bir sohbetinde özeleştiri mahiyetinde sarf ettiği “Gayrımeşru muhabbetin cezası merhametsiz azaptır.” sözünü yorumlar mısınız?

-Hocaefendi, Hz. Üstad’ın ‘Gayrımeşru muhabbetin cezası merhametsiz azaptır.’ sözünü, AKP’ye verilen destek adına özeleştiri mahiyetinde sarf etti. Ben buna Hocaefendi’nin kendi muhasebesi olarak bakarım. Katılmam diyemem ama, eğer bugün şu olup bitenleri gördükten sonra, yaşadıktan sonra dahi 2010 yılı referandum sürecine, 2011 yılı seçim Türkiye’sine tekrar dönecek olsak, Cemaat o zaman yaptığının yine aynısını yapar. O günkü şartlar başka bir alternatif koymuyordu önünüze; tek bir yöne işaret ediyordu. Neden?

Bu ülke 4 defa darbe yaşamış bir ülke. Asker, devamlı içeride kendi hükümetine yöneliyor. Ve 2002’de AKP, iktidara geldikten sonra bir cuntanın sürekli bir darbe toplantıları, görüşmeleri yaptığını daha sonra medyaya yansıdı: Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi… Bu planların kendisine karşı yapıldığı, darbe mağduru  olmuş bir siyaset zemininden gelen sivil iktidar var. Hatta içinden geldikleri geleneğin öncüsü rahmetli Erbakan’ın açtığı bütün partiler kapatıldı. O dönem bu sivil iktidarı, ikinci bir alternatif olmadığı için desteklemekten başka yol görünmüyordu.

“İKTİDARA DAHA DENGELİ BİR DESTEK VERİLEBİLİRDİ’

Fakat ne olabilirdi? Baştan itibaren destek daha bir denge içinde verilebilirdi; ülke içindeki dengeler daha etraflı değerlendirilip, destek buna göre bir şekil veya seviyede olabilirdi. Ayrıca, mü’minsiniz. Suizanda bulunamazsınız, zahire göre hükmedersiniz. Karşınızda da bir zaman mağdura da uğramış mü’min bir topluluk var, böyle görüyorsunuz. Mü’min, kerimdir, adatmaz, öyle biliyorsunuz. Cemaat bir özeleştiri yapacaksa bu noktada değil, başka iki noktada yapmalı ve bunu daima yapmalı. 

Hizmet’in; günde defalarca karşısına geçip, kendisine çekidüzen vereceği iki boy aynası vardır. Bunlardan birisi Allah ile münasebet, diğeri ‘Hizmet Düsturları’dır. Her fert, Allah ile münasebetinin muhasebesini kendisi yapmalı ve her zaman yapmalı. Hizmet’in yaşça, başça önde gelenleri varsa, bunlar daha fazla, daha derin ve daha geniş muhasebe yapmalı, kendilerini sorgulamalı. Ayrıca, nimetler arttıkça, hizmetler kabul gördükçe Allah’a daha fazla yakınlık nasıl kurulabilir, daha fazla nasıl şükredilebilir, daha içten ibadet nasıl yapılabilir, bunların hesabı sürekli yapılması gereken bir hesaptır. 

İkinci boy aynası olarak, Hizmet düsturları vardır. Bunun için kitaplar da hazırlanmış, Hizmet rehberleri var. Mesela müspet hareket, siyasetle korunması gereken mesafe, sürekli insan kazanabilme, tebliğde dikkat edilmesi gerekenler, İslâm adına her bakımdan örnek olabilme, yani temsil; eğitimde olduğu gibi, medyada, iş dünyasında, hayatın bütün ünitelerinde Hizmet’e ait bir temsil ortaya koyabilme, bunların yolları, hoşgörü ve diyalog gibi.

Her insan elbette Allah ile münasebetlerinde hata yapar, hizmet ederken de hata yapar. Hadis-i şerifte “Bütün insanlar çok hata yapar; hata yapanların, yani insanların en hayırlıları çok tevbe edenlerdir.” buyrulur. Bu bir mesele. Fakat Hizmet rehberliği kalıcı ve dalâlet denecek hatadan Allah onu korur. Çünkü Fatiha Suresi’nden öğreniyoruz ki, Cenab-ı Allah’ın Sırat-ı Müstakim’in rehberleri olarak yarattığı ve vazifelendirdiği kulları vardır. Nisa Suresi 60-9’uncu ayette bunlardan nebîler, sıddîklar, şehid (şahid)ler ve salihler olarak bahsedilir. Demek nebîlerin dışında da Sırat-ı Müstakim’in rehberleri vardır. Allah bize günde 5 vakit namazda 40 defa bu rehberlere tabi olma duası yaptırıyorsa, bu rehberler kalıcı ve dalâlet manâsında hata yapmaz; aksi halde, Allah bizden ‒haşa‒ dalâlete gitmemiz için dua yapmamızı istemiş olabilir.

Ben Hizmet’i çok bilen insan değilim; haftada Zaman’da bir yazı yazıyor, bir de kitap çalışmaları yapıyorum. Bir televizyonda da geçen yıl başlamış Kur’an üzerine programım var. Bunları Hizmet’le münasebetim olsa da, olmasa da yapabilirim. Dolayısıyla, Hizmet’in bir yerde kesin hata yaptığını söyleyebilmem için Hizmet’in her şeyini, bütün boyutlarını içeriden bilmem gerekir.



“HİZMET HAREKETİ ELİT BİR HAREKET OLARAK KALMIŞ, HALKA HİTAP EDİLEMEMİŞ”

 Burada sadece son yaşadıklarımıza dayanarak şunu söyleyebilirim: Hizmet hareketi, elit bir hareket olarak kalmış. Halkın büyük  çoğunluğu tarafından bir iman ve Kur’an hizmeti, iman ve Ahiret’i kazandırmaya vesile bir hizmet olarak çok görülmemiş; belki de halkın böyle bir derdi de olmamış. Hizmet hareketi, iyi eğitim veren, ahlâklı insanlar yetiştiren bir hareket olarak görülmüş. Çocuklarını Hizmet müesseselerine verenler, Hizmet’in verdiği eğitimle “Çocuğumuz iyi bir makam, meslek sahibi olsun ve dünyasını kurtarsın; bu arada ahlâklı da olsun” diye vermiş.

Halkın büyük çoğunluğuna Din adına gerektiği gibi hitap edilememiş. Edilse de muvaffak olunamamış, veya halkın böyle bir talebi olmamış. Ben, halkımızın İslâm hassasiyetli kesimlerinde dahi çok büyük çoğunluğu itibariyle dünyanın önde, Din’in dünyaya tabi olduğunu görüyorum. Kur’an’da “Onlar ki, dünyayı severek Ahiret’e tercih ederler” ikazı vardır. Hz. Bediüzzaman, bu ayetin bilhassa günümüze baktığı hatırlatmasında bulunur.

*Cemaatin siyasallaştığı, siyasete bulaştığı yorumlarını nasıl değerlendirirsiniz?

-Ne yaptı da Hizmet siyasete bulaştı? Hizmet, iktidarın bütün gücüyle üzerine gelmesi karşısında savunma yapıyor. Bunu elbette yapacak.  Diğer yandan, herkese sorsak ki: “Dindar, hakiki dindar, hak yemez, adaletli, mütevazi, bulunduğu mevkii geçim yeri değil hizmet yeri olarak gören polisler, hakimler, kaymakamlar, askerler, iş adamları, öğretmenler mi istersiniz, yoksa bulunduğu yeri geçim adına kullanan, rüşvetsiz iş yapmayan, halkı horlayan kamu görevlileri mi istersiniz? Herkes, birinciyi isteyecektir. Hizmet de bu insanları yetiştiriyorsa bu, Hizmet’in siyasallaştığı, siyasî hedefi olduğu manâsına mı gelir? Yoksa Hizmet ülkeye mi hizmet ediyordur?

ÇİFTÇİNİN, İŞÇİNİN İSLAM’A VE HİZMETE İHTİYACI VAR DA KAYMAKAMIN, ASKERİN, POLİSİN YOK MU?

Sonra, Hizmet, herkese açık bir hizmet. Çiftçinin, işçinin, sokaktaki insanın imana, İslâm’a, Âhiret’inin kurtulmasına, hizmete ihtiyacı var da, valinin, kaymakamın, askerin, polisin, bürokratın ihtiyacı yok mu? Onlar için Âhiret yok mu? Elbette hizmet hepsine gidecek. Bir iman ve Kur’an hizmeti hareketi olarak Hizmet, elbette herkesi muhatabı kabul edecek. Bu, siyasete bulaşmak demek mi?

Bir diğer husus: Bugün Hizmet’e siyasallaşma tenkidi yapanlar, dün “İslâm, aynı zamanda siyasî bir dindir. Hizmet ise hiç siyasetle ilgilenmiyor.” eleştirisinde bulunuyorlardı. Hattâ çok sevdiğim bir arkadaş, Hocaefendi’nin vaazlarını arabasındaki teybinden dinlerdi. Bir gün “Ali” dedi, “bu hoca çok entelektüel, çok seviyeli. Fakat sinekten bahsettiği kadar İslâm devletinden bahsetmiyor.” O zamanlar Hizmet’le çok münasebeti yoktu; fakat Hocaefendi’ye ses etmezdim. “Abi” dedim, “Kur’an da sinekten bahsediyor ama, İslâm devleti diye bir şey zikretmiyor.” Bugün dahi halâ meselâ Ali Bulaç bile Hizmet gibi “sosyal İslâmî hareketler”in siyaseti ihmal ettiği eleştirisinde bulunur.

17‒25 Aralık soruşturmalarının arkasında Cemaat’i görerek, “Cemaat siyasete bulaştı; darbeye kalkıştı” diyorlar. Nedir 17‒25 Aralık. Türkiye tarihinde görülmemiş çapta  içine bazı bakanlar, bakan oğullarının da karıştığı yolsuzluk, rüşvet, kara para soruşturması.

Polisin görevi, suçu işleyen kim olursa olsun takip etmek, savcının görevi Türkiye Cumhuriyeti adına sanıkları gerekirse mahkemeye sevketmek, mahkemenin görevi de yargılamak değil midir? Polis ve yargı, velevki Cemaat’le alâkası olmuş bile olsa, vazifesini yaptığı için suçlanır mı ya? 17‒25 Aralığı inkâr edebilen var mı? Suçlanan bakanlar niye tekrar vekil yapılmıyor, niye Yüce Divan’a sevkedilmelerine AKP Meclis’te ret oyu verdi, Anayasa Mahkemesi büyük çoğunluğuyla Abdullah Gül ve Erdoğan’ın seçtiği üyelerden oluştuğu halde? Neden 17‒25’in Meclis’te araştırılmasını AKH yine reddetti? Niye ilgili tapeleri mahkemeye götüremiyorlar? Din’de, yasalarda sıradan halk yargılanır ama iktidar mensupları, bakanlar, bakan çocukları yargılanamaz diye kaide mi var? Hukuk ve kanun önünde herkes eşit değil mi? Kendi iktidarına, Yürütme’ye gerekli soruşturmayı yapabilen Emniyet ve Yargı takdire mi lâyıktır yoksa tekdire mi?

Bu yaşadıklarımızda Cemaat’i suçlamak şu manâya gelir: Demek ki halk olarak biz adalet istemiyoruz; adalet, hak, hakikat ve ahlâk adına tercihte bulunmuyoruz. Bizim pusulamız menfaatlerimiz, siyasî tarafgirliğimiz, kendi cenahımız.

*Cemaat’in CHP’ye HDP’ye oy verdiği söyleniyor ve bu çokça tenkit konusu  yapıldı?

-Önce şunu ifade edeyim: şahsen, Hizmet’in hangi partiye rey vereceği konusunda net bir kararı var mı yok mu kesin olarak bilemiyorum. Diğer yandan, bütün siyasî partiler rejimin unsurlarıdır; hiç birisi din değildir, dinî mezhep değildir. Aralarındaki fark, daha iyi hizmet etme, daha hukukî ve adil olma,işgal ettikleri mevkileri ülkeye samimi hizmet için kullanma farkıdır. Bu konuda Bediüzzaman CHP’ye rey vermezdi diye de propaganda yapıyorlar. Hz. Üstad, kendi zamanında kurulan İttihad-ı İslâm Partisi’ne de rey vermemiş, bu partiyi tasvip etmemiştir. Ancak halkın % 60‒70’yi din adına belli bir şuur seviyesine ulaştığında böyle partilerin tasvip edilebileceğini söylemiştir. Bundan dolayı Risale-i Nur cemaatleri, meselâ Erbakan’a genellikle rey vermediler.

Hz. Bediüzzaman, bir idareyi üç noktada değerlendirir: (1) “Kimse başkasının suçuyla yargılanmaz” düsturundan kaynaklanan suçun şahsîliği prensibine dikkat etmek. AKP, bu konuda bilhassa Hizmet’e reva gördükleriyle ancak 0 (sıfır) alır. (2) Makam  ve mevkileri hizmet yeri olarak görüp, halka hizmetçi olmak. AKP, özellikle son 4 yıllık icraatı, bilhassa son iki senede yaptıkları ve ortaya koydukları tavırla bu konuda da 100 üzerinden 10 alır veya alamaz. (3) Ülkede birlik ve kardeşliği tesis etmek. AKP, bu konuda da ancak 0 alır. Şimdi bu aslî prensipler çerçevesinde 100 üzerinden 3 alabilen bir partiye rey verilir mi? CHP’nin ise bu konularda nasıl davranacağı henüz meçhul.

Meseleye sadece Hizmet açısından yaklaşacak olursak, AKP, bütün hatlarıyla, ülke terörle kasıp kavrulurken Hizmet’in üzerine geliyor; dünyanın her tarafında Hizmet müesseselerinin kapatılması için ellerinden geleni yaptılar. Şahsen, Kur’an’ın bütün tarihi peygamberler ve onların vârisleri üzerinden anlatmasından hareketle Türkiye’nin de, hattâ önemli ölçüde İslâm dünyasının ve bir bakıma dünyanın da geleceği Hizmet hareketinde görüyorum. Bütün bu gerçekler karşısında da Hizmet, nasıl AKP’ye rey verebilir. Şu anda bir realite de var ki, CHP ve MHP’li belediyelerin bulunduğu şehirlerde Hizmet hareketi daha rahat hizmet verebilirken, AKP, belediyeleri ellerinde bulundurduğu pek çok yerde de Hizmet’e kan kusturuyor. 30 Mart belediye seçimlerinde AKP’ye rey vermiş Hizmet mensupları varsa kulakları çınlasın.

Burada bir noktayı daha hatırlatmak gerekiyor: Bir zaman Hizmet’i, Risale cemaatine DP’li dendi; bir zaman AP’li, bir zaman da ANAP’lı dendi ve AKP’nin içinden çıktığı kesimler Risale cemaatlerine siyasî tercihleri sebebiyle hep suçladılar. Siyaseti Din’in yerine koyup, Bediüzzaman’ın “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.” sözüne tam haklılık kazandıran tavırlar içinde bulundular hep. AKP kurulunca Risale cemaatleri büyük ölçüde AKP’yi destekleri, Hizmet de aynı davrandı. Ama Hizmet bugün AKP’den desteğini çekmişse bu Hizmet’in siyasî değil, ilkesel davrandığını gösterir. Hizmet, aklını peynir ekmekle yemedi. Yolsuzluk soruşturmaları başlayınca cemaatlerin büyük çoğunluğunun yaptığı gibi AKP’nin yanında yer alır ve hizmetlerine daha rahat devam ederdi. Fakat Hizmet, başına gelebileceklerin rağmına hakkın, hakikatin, dürüstlüğün, adaletin yanında yer aldı. Demek ki Hizmet’in siyaset karşısındaki tavrı particilik, siyasetçilik değil, tamamen ilkeseldir, ülke içindir; hak, adalet, doğruluk ve dürüstlük adınadır.

*Siz 1,5 yıl İran Konsolosluğu’nda çalıştınız. İran’ı iyi bilen bir isimsiniz. Cemaatte bir İran düşmanlığı mı var? Nedir bu  İran aleyhtarı sözler? Muta nikahı neden gündeme getiriliyor?

-Cemaat’in İran düşmanlığı değil, İran’ın cemaat düşmanlığı var. Bildiğim kadarıyla, Cemaatin dünyada okul açamadığı iki ülkeden biri İran, diğeri İsrail.

İran, Safevîlere kadar Sünnîlerin büyük çoğunluğu teşkil ettiği bir coğrafya idi ve İslâm dünyasında bir İran devleti yoktu. Safevîlerle beraber İran, bilhassa Osmanlı Devleti’ne rakip ve onun bekasını tehdit eden bir devlet ortaya çıktı. Safeviler, baştan Sünnî bir tarikat iken bu rekabete dinî temel olsun diye Şiiliği kabul ettiler ve İran’ı zorla Şiileştirdiler. Şiîlik, İslâm içinde ayrıştırıcı siyasî bir azınlık mezheptir ve mücadelesini Sünnîliğe karşı vermiştir. Şiîliğin İslâm’ın yayılması konusunda bahsi değer bir hizmeti olmamıştır. Onlar için zafer, daha çok Sünnîliğe karşı kazanılan zaferdir. Devrim’den sonraki tavınları ve yayınlarında da bunu hep müşahede ettik. Yani İran, hem ulusal bir rekabet, hem mezhep rekabetiyle İslâm dünyasında ayrıştırıcı ve bir bakıma tehdit ifade eden bir konum kazanmıştır. Ve ABD’nin GOP veya BOP planları da hep İran’ın lehine gelişmektedir ve İran, ABD ile yaptığı son anlaşma ile “Büyük Şeytan”la resmen de el sıkışmıştır. Bakın, Suriye’de Esed’in gitmesini asla istemeyen İran, bazı yetkililerinin ağzından, “Esed gider ve İhvan Suriye’de hakim olursa İsrail’in varlığı da tehlikeye girer” diyebilmiş bir ülkedir. Yani İran için Suriye’de İhvan olmasın ama İsrail varlığını devam ettirsin.

Diğer yandan, İran bugün Türkiye’de çok büyük bir nüfuz sahibi. Niye nüfuz sahibi? Bir: Türkiye’deki Aleviler bugün maalesef iktidar tarafından bir manada İran nüfuzuna bırakılmış durumda. Ve Alevi dedeleri götürülüp İran’da bir şekilde İran adına kazanılmaya çalışılıyor.

“İRAN, AKP İKTİDARINDA ÇOK CİDDİ NÜFUZ SAHİBİ”

İkinci olarak, İran Türkiye’de AKP iktidar üzerinde de ciddi nüfuz sahibi. Bakın, İran’la bizden başbakan, onlardan cumhurbaşkanı seviyesinde yapılan görüşmelerimizde hem Tahran’da, hem Birleşmiş Milletler’de İran bayrağı bulunuyor ama Türk bayrağı bulunmuyor. İran tarafı niye koymuyor; Türkiye tarafı neden koydurmuyor? Sen bunu koyduramıyorsan, demek ki İran’a yaptıramadığın bazı şeyler var. Demek ki İran’ın elinde sana istediğini uygulatabilecek bazı kozlar var.

Bir de İran üzerinden geleceğimize dinamit konuyor. Bugün iktidar imam hatipler açıyor. Seçmeli Kuran ve Siyer dersleri koyuyor. Fakat Şiilik, Caferilik adı altında hak mezhep olarak müfredata girmiş durumda. Oysa Ulemamız ittifakla 12‒13 asırdır Şiîliği hak mezhep olarak kabul etmemiş. Bu müfredat ne getirecek? Zinayı muta adı altında, yolsuzluğu humus adı altında, yalan ve iftirayı takıyye adı altında meşrulaştıran “dindar” nesillerimiz olacak.



*1 Kasım seçimlerine gelecek olursak, sizce 1 Kasım’da sonuç nasıl olur? AKP tek başına iktidar olursa, sonrasını ülke için nasıl görüyorsunuz?

-Ben Türkiye’nin, İslam dünyasının ve dünyanın geleceğini önemli ölçüde Hizmet hareketinde görüyorum. Gerek Türkiye’nin bugünü ve yarını adına, gerek İslam dünyasının bugünü ve yarını adına ana dinamiği Hizmet hareketi olarak görüyorum. Dolayısıyla ben hadiselere bakarken Hizmet hareketinin perspektifiyle, yani bu hareket nereye gidiyor noktasında bakarım. Türkiye’de beklenen güzel değişimin Hizmet hareketinin dinamiğiyle olacağına inanıyorum.

Bu bakımdan Türkiye’nin geleceğini 3 şey belirleyecek. Bir: Hizmet hareketi Allah katında neyi hak ediyor? Neye liyakati var? İkincisi: Şu anda bu hareketin karşısında duranlar, başta AKP olarak neyi hak ediyor? Çünkü bunlar gidecek ki, yeni zemin açılsın Türkiye’de. Üçüncüsü: Bütün bir halk olarak neye müstehakız? Benim için geleceği tahmin etmede bu 3 faktördür önemli olan. Yoksa seçim olmuş olmamış, şu netice çıkmış, çıkmamış bunlar ancak bu 3 dinamiği görebilmede yan faktörlerdir.

“AKP’YE OY VERMEK; TERÖR, İSTİKRARSIZLIK VE HİZMET’İN ÜSTÜNE GELİNMESİ DEMEK”

1 Kasım’a gelince, AKP’ye kesinlikle oy vermem. AKP’ye oy vermek demek, bana göre bundan sonra bu ülkenin daha fazla terör, ekonomik istikrarsızlık, sosyal istikrarsızlık ve Hizmet hareketinin üzerine daha fazla gelinmesi demektir. Sonuç ne çıkar, o da biraz önce arz ettiğim 3 dinamiğe  göre Cenab-ı Allah’ın bulunacağı takdire bağlı. Tercihimizi doğru yapmışsak çıkacak her neticeyi rıza ile kabul ederiz.

*Tüm bu süreç nasıl sonuçlanacak? Ne kadar daha sürecek?

-Ben, hiç tarih vermedim, tarih verenler de hep yanıldılar. Tarih vermek, gaybın mutlak bilgisi Allah katında olduğundan, hem itikadımıza, hem edebe aykırı olur. Fakat ne olursa olsun AKP iktidarının çok süreceğine kani değilim.  Fakat Kadir’in neticeyi tayinde vereceği hükmü biraz önce arzettiğim 3 dinamik belirleyecek.

Bir de Allah bu süreçte Hizmet’e öyle bir hizmet yaptırdı ki, şu ana kadar yapmış olduğu hizmetlerin tamamından aldığı sevapların birkaç katını almıştır. Neyi yaptırdı bakın? İslam’ın dünyada bir manzarası, bir imajı var. Batı dünyasında İslam denilince IŞİD, El Kaide, Boko Haram gibi örgütler akla geliyor. Batı’nın nasıl gördüğü önemli mi? Batı’nın da, Doğu’nun da, Kuzey’in de, Güney’in de nasıl gördüğü önemli. İmaj da önemli. Çünkü, insanlar İslâm karşısında ya ümmet-i icabettir (Müslümanlar) veya ümmet-i davettir (İslâm’a çağrılacaklar).

 Mevcut İslâmî manzara ve imaj karşısında Allah aşkına, İslâm’a kim ilgi duyar. Bir tarafta Arap dünyası, Hint‒Pakistan alt kıtası. İslâm adına davrandığını iddia eden terör örgütleri, korkunç katliamlar... Diğer tarafta Türkiye’de İslâmcı kökenli bir iktidar ve manzara ortada. Eğer bu atmosferde Hizmet hareketi olmasaydı artık İslâm’ın üzerine kapkara bir şal geçmiş olacaktı. Fakat Hizmet, bilhassa gönüllülerinin yüksek ahlâkıyla, insanlık ortak paydasına seslenebilmekle bütün dünyada çok güzel bir imaj ortada koydu Allah’ın izniyle İslâm’ın yüzünü kurtardı, ağarttı. Artık dünya İslâm denince Hizmet hareketine de bakıyor ve diğerlerinin ortaya koyduğu manzara ve imajı artık İslâm’a mal etmiyor.

*Gülen’in sohbetlerinde çok yakında devrilecekler gibi söylemleri oluyor…

-Hocaefendi gibi zatlar, ya keşfe dayanarak, ya da hadiselere bakarak hükmederler. Ama ikisinde de yanılma olabilir. Keşfedersiniz, güzel bir atmosfer geliyordur, fakat o esnada işlenen önemli hatalar bu gelişmenin önüne set çeker. Hadiselere bakarak konuşur, tahminde bulunursunuz, fakat ya bilgileriniz tam ve bütünüyle doğru değildir veya yine arzettiğim gibi beklediğiniz güzellik tehir edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) dahi, gördüğüne dayanarak Umre için Medine’den ashabıyla çıktı, fakat Hudeybiye’den geri dönmek zorunda kaldı ve umresi ertesi yıl gerçekleşti; yani beklediği yıl olmadı. O bakımdan, netice de, onun zamanının mutlak bilgisi de Allah’ın katındadır. Bir de, “Her gelecek yakındır,” ama yakınlık izafidir. Hocaefendi’nin sözüne bu açıdan da bakılabilir.

“YARIN AKP’LİLER GİBİ, OH OLSUN’CULAR DA HİZMET’TEN ÖZÜR DİLEYECEK”

Fakat şuna inanıyorum. Hadiseler öyle gelişiyor ve gelişecek ki herkes, AKP neymiş, Hizmet hareketi neymiş, AKP’nin peşine takılan cemaatler neymiş, Ergenekon, Balyoz neymiş, herkes bunları görecek; gerçekleri teorik olarak anlayamayanlar, yaşayarak öğrenecek. Hizmet Hareketi’ne ‘Siz AKP’ye destek verdiniz, müstehaksınız’ diyenler, ‘oh olsun’cular da AKP’liler gibi yarın özür dileyecek. Yaşayacağız bunları.

“HİZMET’İN ÜZERİNE DAHA FAZLA GELEBİLİRLER, KİMSE ÜMİTSİZLİĞE KAPILMASIN”

*Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

-Hizmet hareketinin gönüllüleri katiyen ümitsizliğe kapılmasın. Cenab-ı Hakk’a çok dua etmeli. Şunu da nazara almalı, Hizmet daha fazla sıkıştırılabilir. Bu süreç devam edebilir. Mesela 1 Kasım’dan sonra tek başına iktidar olmasa bile AKP bir azınlık hükümeti olarak devam edebilir. Bunların hepsini nazara almak lazım. Dolayısıyla, Hizmet hareketinin üzerine daha fazla gelinebilir. Burada Hizmet mensuplarına düşen, yerinde dimdik ve çok sağlam durmak. Bir de Hizmet’e yeni kanallar açmak.  Okullar da kapatılsa, bütün müesseseler de kapatılsa, hizmet adına halkın içine girebilecek farklı yollar, kanallar bulunmalı.

Hizmet’in üzerine ne zaman gelindiyse hizmet gelişmiştir. Sürecin sonrasında ülkeyle beraber Hizmet hareketinin geleceğini çok parlak görüyorum. Fakat ifade ettiğim gibi,olup-bitenler, yaşadıklarımız, halkta ve diğer Müslüman kesimlerde, hatta Türkiye’nin bir takım demokrat kesimlerinde dahi biraz bencilce ele alınmaya devam ederse bu defa benim esas endişem, ülke ağır bedeller öder.

İşte, korkunç bir Ankara katliamı oldu. Evet, sebepler noktasında güvenlik zafiyeti, istihbarat zafiyetleri, hattâ bir takım ihanetler bile arayabilirsiniz, ama bir de her zaman âdil olan kaderin fetvası var. O bakımdan, hadiselere perde gerisindeki asıl sebepler noktasında bakmamız lazım. Bu noktada hala yanlışta ısrar edilirse daha neler yaşayacağımızı Allah bilir…


EŞREF AYDOĞMUŞ-ROTAHABER-ÖZEL
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.