Çarşı  'Emniyete bile Miki'li pijamayla geldik ama darbe yapmakla suçlanıyoruz'

Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’nın 35 üyesi Gezi Parkı eylemleri sırasında darbe teşebbüsünde bulundukları suçlamasıyla müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. Mahkemede durumun ironikliğini  “Darbe yapabilecek gücümüz olsaydı, Beşiktaş’ı şampiyon yapardık” sözleriyle dile getiren Çarşı üyeleri eylemler sırasında yalnızca iki şey söylediklerini ifade etti:

“Gezi’deki ağaçlar sökülüp AVM yapılmasın. Ağaçlar sökülmesin diyen insanların üstüne gaz sıkılmasın...”

Tribün liderlerinde Bülent’in Organize suçlar bürosuna Miki’li pijamasıyla geldiğini söyleyen Deve Erol “Beyaz penyeden Miki’li pijamayla terör örgütü kurup darbe yapmakla suçlanıyordu! Hâkim görse dava düşerdi!”dedi.

Habertürk’ten Kübra Par’a konuşan Çarşı üyelerinin açıklamaları şöyle:

-Terör örgütü kurup darbe yapmakla yargılanıyorsunuz. Gezi olaylarına neden destek vermiştiniz?

CEM: Biz Plüton’un gezegenlikten çıkarılmamasına bile destek verdik, şurada semtimiz sayılan Gezi’yi niye desteklemeyelim! (Kahkahalar!)

BÜLENT: Çarşı’nın hamurunda her türlü haksızlığa karşı muhaliflik var. Taksim’de nefes alınabilecek tek yer Gezi. AVM fikri yanlıştı. İleri demokrasilerde bu halka sorulur.

CEM: Ağaçları korumak için çadır kuran çocukları darp ettiler. Onu seyreden, vicdanı olan herkes refleks gösterdi. Kimsenin aklında Tayyip Erdoğan’a karşı gelmek ya da hükümeti devirmek yoktu. Belediyenin aldığı karara karşı çıkılıyordu. Sonra insanlar üstüne alınca iş büyüdü. Belediye başkanı gelip ‘Gençler ne istiyorsunuz?’ diye sorsaydı, ‘Referandum yapacağım’ deseydi, omuzlarda uğurlanırdı.

BÜLENT: Bu sırf AKP’ye karşı bir tepki değildi, 12 Eylül’den beri gelen zincirleme baskıya karşıydı. İnsanlar ‘Ben bilmem devlet bilir’ anlayışının değiştirilebileceğini ve bireylerin de bunu yapabileceğini gördü. Başka bir hayatın mümkün olabileceğini gördüler.

DERVİŞ: Gezi dünyadaki protestoların Rönesans’ıdır. Gezi Parkı’na çıkış serbest bırakıldıktan sonra farklı gruplar işin içine girdi. Bunun menşeini biz de bilmiyoruz. Son günlerinde Gezi’nin farklı bir mecraya çekildiğini gördük.

-Yani başı iyi, sonu kötüydü yorumuna katılıyorsunuz...

CEM: Taksim İstanbul’un göbeğidir, trafiğe kapatılmasının, yollara barikatlar kurulmasının anlamı yoktu. Hükümet de AVM yapılmayacağını açıklamıştı. İnsanların kendiliğinden dağılması gerekirdi. İyi olmadı.

Hakaret hatta küfredilmesi çok eleştirildi...

CEM: Delikanlı adam küfretmez. Çarşı mesajlarını mizahla verir

‘Miki’li pijama içindeyken darbe yapmakla suçlandık’

-Çarşı’nın güçlü bir mizah anlayışı var...

DEVE EROL: Fırlamalık bizim gıdamız! Mizah ezmektir, çok da başarılı olur. Karşı taraf da bundan etkileniyor.

-İş makinesini kaçırıp TOMA kovaladığınız doğru mu?

CEM: Hayır, ne alakası var.

-TOMA kaçırdız mı?

CEM: Hayır, kayıp TOMA yok ki! Emniyete sorduk, “Kayıp TOMA’nın plakasını verin” dedik. Böyle bir şey olmadığını söylediler.

-Ya Davulcu Vedat’ın anonsu?

CEM: Onlar mizansen. Fırlamalık olsun diye uydurulan şeyler.

DEVE EROL: Evde sular kesilince Sular İdaresi’nin önüne pankart açmış bir grubuz biz!

CEM: Bülent Organize Şube’ye Miki’li pijamasıyla gelmişti.

DEVE EROL: Beyaz penyeden Miki’li pijamayla terör örgütü kurup darbe yapmakla suçlanıyordu! Hâkim görse dava düşerdi! (Kahkahalar)

BÜLENT: Polis gözaltı için geldiğinde evde yaralıydım. Şubede birkaç gün kalacağız diye rahat bir şey giyineyim dedim.

-Peki siz darbe yapmaya mı çalıştınız sahiden?

DEVE EROL: Bizim bildiğimiz tek darbe var o da darbeli matkap!

BÜLENT: Cem’in mahkemede dediği gibi, darbe yapmaya gücümüz olsa Beşiktaş’ı şampiyon yapardık!

DERVİŞ: Çarşı iki şey söyledi. Gezi’deki ağaçlar sökülüp AVM yapılmasın. Ağaçlar sökülmesin diyen insanların üstüne gaz sıkılmasın. Rejimle ilgili bir şey söylemedik.

CEM: Bir yandan böyle espri yapıyoruz ama bir yandan da silahlı terör örgütü kurmak, yöneticisi olmak gibi 7 suçtan müebbetle yargılanıyoruz...

-Aileleriniz ne tepki verdi?

BÜLENT: Bizim ve ailemizin ne yaşadığını biz biliyoruz. Herkesin psikolojisi bozuldu.

-Kız arkadaşı terk eden, kızını vermeyen oldu mu?

DEVE EROL: Aksine baya ekmek yenildi bu konuda! (Kahkahalar)

‘Korkudan 10 kilo verdim’

DEVE EROL: Ömür boyu hapis yatacağım diye 10 kilo verdim korkudan. Umarım güzel ülkemde psikolojik işkence de son bulur. Darbe aparatlarım sprey boya, pankart kumaşı, boya maskesi... Organize şube tarafından sabah evden alındığımdan sonra annemin Alzheimer nöbetleri artmaya başladı. Şimdi durumu daha ağır. İşte bunun için anarşistim. Derin vicdan duygusu bunun çıkış noktasıdır.

‘Yönetime kızgın değiliz’

-Gezi sürecinde yönetim size sahip çıkmadı. Kızgın mısınız?

DERVİŞ: Kızgın değiliz. Çarşı’nın yönetimlerden hiçbir beklentisi olmamıştır. Tarihte bunu çok yaşadık.

CEM: Biz kimseye güvenerek yola çıkmayız. Malzeme insansa biz her şeye alışığız. Onların başına böyle bir şey gelse biz kapılarında yatardık. Futbolculardan da destek gelmedi...

BÜLENT: Baskı her yerde...

‘40 milyon taraftarımız var’

-Çarşı’nın kaç taraftarı var?

CEM: Gezi sürecinden sonra Türkiye’de ortalama 40 milyon taraftarımız var. Buna “Yükselenim çarşı” diyenler de dahil. Dünya genelinde milyon mu olur milyar mı bilemiyoruz! (Gülüyor)

-St. Pauli’nin taraftarları da sizi destekliyormuş.

CEM: Bırakın St. Pauli’yi, Yeni Zelanda’da bile 400 Çarşı taraftarı olduğunu öğrendik! Almanya’yı falan düşünün artık...

-Politikacılardan destek veren var mı?

CEM: Hem de çok! AK Parti’den de alenen destek veremese de içi yananlar vardır. Mesela Bülent Arınç çıktı, “Ben o çocukları tanırım” dedi, destek verdi. Şaşırdık.

"Çarşı’yı 1982’de 4-5 kişi kurduk"

-Filmi başa sararsak, nasıl kurulmuştu Çarşı?

CEM: Çarşı’yı bir grup arkadaş 1982’de kurduk. İsim babası da benim. Başta 4-5 kişiydik. Rahmetli Optik Başkan, ben, Deve Erol, Çene... Sonra bu bir mahalle arkadaşlığına dönüştü.

-Hepiniz Beşiktaş’ta mı oturuyordunuz?

CEM: Hayır, Erol her zaman Üsküdar’da oturdu. Optik Serencebey’deydi, ben Beşiktaş’tayım. Maçlardan tanışıyorduk.

-Normal hayatlarınızda neler yapıyorsunuz?

CEM: Ben Beşiktaş’ta bir pub işletiyorum. Bir de mağazam var. Senelerce pazarcılık yaptım, tekstille uğraştım. Çocukken statlarda su sattım. Bütün anılarımız İnönü Stadı’nda geçti.

BÜLENT: Öyle bir anlatılıyor ki sanki biz işsiz güçsüz serseri lümpen tiplermişiz gibi gösteriliyor. Oysa ben eğitimciyim mesela.

DERVİŞ: Hukukçu bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisiyim. Çarşı içinden gelip avukatlığa başladım. İlk başladığımda yalnızdım ama sonra Çarşı’dan çok iyi avukatlar çıktı.

"12 Eylül'ün baskını kırdık"

-Çarşı aynı zamanda bir kuşak hareketi mi?

CEM: Ben 48 yaşındayım. Çarşı 12 Eylül sonrası kurulan bir grup. Beşiktaş öğrenci ağırlıklı bir semt. Stat da yakındı...

BÜLENT: Biat kültüründen gelen bir ülkeyiz. 12 Eylül’den sonra siyasetin halkın üzerindeki baskısı etkili oldu. Biz bunu kırdık. İnsanlar siyasi partilerden bir çıkış arıyordu, o çıkış biz olduk. Hiyerarşiye karşı demokratik haklar için mücadele eden, diğer taraftar gruplarına da örnek olan bir grup haline geldik. Muhalif enerji bizde toplandı.

-Çarşı bir sivil toplum kuruluşu gibi sanki...

CEM: Eskiden tribün âlemi böyle değildi. Vurdu kırdılar, dövüşler vardı. 1995’te Fenerlilerden teklif geldi. “Semt baskınları bitsin. Beraber oturup konuşalım” dediler. El sıkıştık. Enerji vardı. Forza Beşiktaş adında bir dergi çıkardık, sosyal projelere destek verdik. STK olmak gibi bir niyetimiz olmadı ama duyarlı olduğumuz için öne çıkıyoruz. Van depremi gibi sosyal konulardaki duyarlılığımız her kesimden destek gördü. İşçi hakları mücadelesine de HES’lere karşı mücadeleye de bizi çağırıyorlar. Bize güven o kadar arttı ki, ‘Küstük barıştırın’ diyen bile var!

‘Gezi’den sonra takım farkı kalktı’

-Çarşı ruhu nedir? Bir mottosu ya da ideolojisi var mı?

CEM: Çarşı ruhu vicdana dayanıyor. Ateist de olabilir, Müslüman da; sağcı da olabilir solcu da... Her şeyden önce iyi insan olacaksın. Bugüne kadar Beşiktaşlı olmak önemliydi, Gezi’den sonra takım farkı da kalktı. Artık diğer takımların taraftarları da ‘Yükselenim Çarşı’ diyerek bizi destekleyebiliyor.

-Diğer taraftar gruplarından farkınız ne?

CEM: Gücümüzü bu semtten almamız. Semt çocuğu kavramı bizde hâlâ önemli. Mahalle çocuğu kavgada birbirini bırakmaz. Dürüstlükten, delikanlılıktan, racondan, yarışmadan, bağırırken tezahürattan anlar. Birbirine sahip çıkar. Beşiktaşlı duruşu diye bir şey var.

BÜLENT: Sosyal konularda ilk refleksi veren biz olduk. Bu bir kültüre dönüştü bizde.

-Nedir o duruş?

CEM: Beşiktaşlı dürüsttür, yalan söylemeyeceksin. Dik duracaksın. Rakibine saygın olacak. Sana karşı haksızlığa uğrarsa onun yanında olacaksın. Hakem rakip takıma haksız yere kart gösterirse ona da karşı çıkacaksın. Paylaşma ve dayanışma ruhun olacak.

‘Atatürk’ü severiz’

-Çarşı her şeye karşı derken politik kimliklere de karşı olduğunuzu mu anlamalıyız?

CEM: Çarşı Atatürk dışındaki her şeye karşıdır.

-Atatürkçü müsünüz?

CEM: Atatürk’ü severiz tabii.

-Ama Fenerbahçeliler gibi bir ulusalcı damar yok sizde değil mi?

CEM: Hayır... Herkes “Şehitler ölmez vatan bölünmez” derken biz halkların kardeşliğinden söz ediyorduk. Bizim için sınırlar bayraklar önemli değil, önce insan diyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.