2023 Lider Ülke Türkiye Platformundan “Anayasa Değişiklik Teklifi Raporu”
 Düşünce kuruluşu olan ve önemli çalışmalara imza atan 2023 Lider Ülke Türkiye Platformu tarafından hazırlığı medyada duyulan “ANAYASA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ RAPORU” tamamladı. 

İŞTE RAPORUN TAM METNİ…

GİRİŞ


         10 Aralık 2016 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 316 milletvekilinin imzası ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun teklifi Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu.

         Hatırlanacağı üzere, 11 Ekim 2016 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, “Türkiye Cumhuriyeti’nin beka mücadelesi verdiği bugünlerde, siyasi iktidarın ve devletin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanının hukukla ters düşmesi geleceğimiz açısından çok mahsurlu, çok tehlikelidir” ifadesini kullanmış, bu tehlikenin bertaraf edilebilmesi için ya Sayın Cumhurbaşkanı’nın fiili başkanlık zorlamasından vazgeçerek anayasal sınırlarına çekilmesi gerektiğini, şayet bu olmayacaksa, ikinci olarak, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemlerinin aranması gerektiğini söylemişti.

 

         Bu açıklamanın ardından başlayan süreç, Başbakan Yıldırım ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin bir araya gelmesiyle devam etmiş, yapılan görüşmelerde Anayasa değişikliği için çalışmalara başlanması kararı alınmıştı.

 

         İki partinin temsilcilerinden oluşan uzlaşma komisyonunun çalışmaları sonucunda ortaya çıkan 21 maddelik Anayasa Değişikliği Hakkındaki Kanun Teklifi, AKP’li milletvekillerinin imzası ile meclis başkanlığına sunuldu. Anayasa Komisyonunda 9 gün süren görüşmelerde verilen önergelerle 18 maddeye indirilen teklif AKP’li ve MHP’li üyelerin oyları ile kabul edildi.

 

         9 Ocak 2017 tarihi itibariyle mecliste görüşülmeye başlanan teklifte, gerek gerekçesinden gerekse teklif sahiplerinin açık beyanlarından anlaşılacağı üzere ‘parlamenter sistemin’’ terk edilerek yerine ‘’başkanlık sisteminin’’ getirilmesini öngörülmektedir.

 

         2023 Lider Ülke Türkiye Platformu Hukuk Komisyonu olarak hazırlanan bu raporda Anayasa Değişiklik teklifinin maddeleri hukuki açıdan incelenmiş, içeriği hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. Teklif üzerinde Anayasa Komisyonunda yapılan değişiklikler ise madde başlıkları altında belirtilmiştir.

 

MADDE 1:

 

         Anayasanın 9’uncu maddesinde yer alan “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “tarafsız” ibaresi eklenmiştir.

         Değişiklikle maddenin yeni hali; “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafız mahkemelerce kullanılır.” olarak düzenlenmiştir.

         Madde gerekçesinde, “yargı bağımsızlığının tarafsızlığı da içerdiğini vurgulamak amacıyla bu değişikliğe yer verildiği” belirtilmektedir.

         Mahkemelerin bağımsızlığı, kararlarını verirken hür olmaları, hiçbir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimali de hâkimlerin bağımsızlığını zedeler.

         Tarafsızlık ise, taraf tutmama ve yansız kalma anlamını taşır. Mahkemenin tarafsızlığı; “tarafsız karar vermesi” kadar, “tarafsız görünmesi” ile de ilgilidir. Hâkim; kendi iç dünyasında tarafsız yargılama yaptığına inanabilir, fakat burada önemli olan yargılanan kişinin, tarafsız ve bağımsız mahkemede yargılandığını hissetmesi, dürüst yargılandığına ilişkin tereddüde düşmemesidir.

         Meseleye yukarıda belirttiğimiz ilkeler çerçevesinden bakıldığında maddeye eklenen “tarafsız” ibaresinin yerinde bir düzenleme olduğu kanaatini taşımakla birlikte teklifin ilerleyen maddelerinde getirilen değişikliklerle birlikte, bu ilkelerin ne derece teminat altında olduğu konusunda soru işaretleri oluşmaktadır.

         Çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde detaylı bir şekilde değineceğimiz üzere, Anayasa Mahkemesi üyelerinin ve HSYK’nın (yeni düzenlemede HSK) seçimi ve işleyişi gibi konularda yürütmenin mevcut düzenlemelere oranla daha fazla söz sahibi olması yargı bağımsızlığı konusundaki soru işaretlerinin haksız olmadığını ortaya koymaktadır.

 

MADDE 2:

         Teklifin 2’inci maddesiyle Anayasanın 75’inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.

         Madde gerekçesinde “bu değişikliğe sebep olarak ülkemizin nüfus artışı” gösterilmiştir. Milletvekili sayılarının illere dağılımında, illerin nüfusları ölçüt olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda getirilen düzenlemeyle nüfusları fazla olan büyükşehirlerin milletvekili sayılarında bir artış olacağı düşünülmektedir. Bu durumda -asıl ihtiyaç sahibi olan- nüfusları düşük Anadolu illerine ayrılan milletvekili sayılarında bir artış olmayacağı ortadadır. Mevcut Siyasi Partiler Kanunu da dikkate alındığında, bu düzenlemeyle parti genel başkanlarına daha fazla “kontenjan milletvekili” adayı göstermek imkânı tanınması söz konusu olacaktır.

         Bu artışın kamuda yaratacağı iktisadi yük de ayrıca düşünülmelidir. Kamu harcama ve giderlerini azaltma yönünde tedbirler alınması gereken bir dönemde, parlamentoya eklenecek elli milletvekili ve bu milletvekillerinin çalışmasında yardımcı olacak idari personel, danışman vs. düşünüldüğünde bu yükün hiç de hafif olmayacağı açıktır.

         Özetle seçmen-seçilen arasındaki bağı kuvvetlendirmenin yolu seçilenlerin sayısını arttırmak değil mevcut Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu daha demokratik hale getirmek olmalıdır.  

 

MADDE 3:

         Teklifin 3’üncü maddesiyle Anayasanın 76’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yirmibeş” ibaresi “Onsekiz” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar” ibaresi “askerlikle ilişiği olanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

         Madde gerekçesinde “milletvekili seçilme yaşının 18 olarak değiştirildiği” belirtilmiştir.

         Düzenlemenin yapıldığı 76’ncı maddenin ilk halinde milletvekili seçilme yaşı 30 olarak belirlenmişti. 13.10.2006 tarihli 5551 sayılı kanunla yapılan Anayasa değişikliği ile seçilme yaşı 25’e düşürülmüştür. Son teklifle seçilme yaşının 18’e düşürülmesi hedeflenmektedir.

         Bu değişiklik toplumum belirli kesimlerinde heyecan uyandırsa da uygulamaya baktığımızda meclisi oluşturan ekseriyetin yaş ortalamasının mevcut seçilme yaşı olan 25’in dahi çok üstünde olduğu görülmektedir. Hali hazırda görevde bulunan 26. Dönem milletvekillerinin yaşı incelendiğinde ortalamanın 49,5 olduğu görülmektedir.  

         Seçilme yaşının 18 olarak belirlenmesi halinde lise öğrenimi sürdüren bir kimsenin dahi milletvekili olarak aday gösterilmesi mümkün olacaktır. Bu anlamda söz konusu düzenlemenin değişiklik teklifinin içine belirli bir seçmen kitlesini etkilemek amacıyla konulduğu ve etkin bir uygulama alanı olmayacağı değerlendirilmiştir.

MADDE 4:

         Teklifin 4’üncü maddesiyle Anayasa’nın 77’inci maddesi, başlığıyla birlikte değiştirilmiştir. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi:

         Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir          aynı günde yapılır.

         Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir

         Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101’inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.

 

      Teklifin gerekçesinde “mevcut hükümet sisteminde Bakanlar Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden, Meclisin onayıyla kurulmakta ve Meclisin güvenoyuna bağlı olarak görevde kalmaktadır. Maddeyle, yasama ile yürütmenin aynı gün doğrudan halk tarafından beş yıl için seçilmesi öngörülmektedir. Bu düzenlemeyle seçimlerin yapılmasıyla birlikte yürütme oluşacak ve yasama organı teşekkül edecektir.” denilmektedir.

    Teklifle halen 4 yılda bir yapılan milletvekilli genel seçimlerinin 5 yıla bir yapılması düzenlenirken, yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanının da 5 yıl süreyle aynı gün seçileceği düzenlenmiştir.

         Teklifle, yasama ve yürütme arasında keskin bir ayrım yapılmasının hedeflendiği teklif sahipleri tarafından iddia edilmektedir.  Peki, gerçek böyle midir?

         Teklifin geneli değerlendirildiğinde, yasama yetkileri kanunla sayılmak suretiyle sınırlandırılan bir meclis karşısında geniş yetkilere sahip ve denetlenmesi ağır nisaplara tabi bir yürütme öngörülmektedir. Öte yandan yürütmede kimlerin görev alacağı seçim sürecinde belirli değildir. Bu yetki Cumhurbaşkanına verilmekle birlikte Cumhurbaşkanı bu yetkisini kimlerle paylaşacağını göreve gelmeden önce bildirmek zorunda değildir. Yani, kendisine vekâlet yetkisi de taşıyan Cumhurbaşkanı yardımcılarının kimler olacağını,  Bakanlar kurulu üyelerini veya diğer yüksek düzey bürokratların kimler olacağı belli değildir. Ayrıca bu kişiler üzerinde de meclisin bir denetim veya tasarrufu da söz konusu olamayacaktır. Bakanlar kurulu üyeleri meclisten seçilmeyeceği gibi Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek bakanlar kuruluna meclis güvenoyu veremeyecektir.

     Yasamanın yürütme üzerinde denetim ve gözetimi kısıtlanırken, yürütmenin yasama üzerindeki etkisi devam edecektir. Partili Cumhurbaşkanlığı ile Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olmaya devam edecektir.      

         Yürürlükteki Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili aday listelerinin Parti genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı tarafından hazırlanmasına olanak tanımaktadır. Yani yürütmenin başı, aynı zamanda yasama organını da belirleme imkanına kavuşacaktır. Böyle bir vesayet söz konusu iken erklerin arasında keskin bir ayrılığın olacağını iddia etmek gerçekçi gelmemektedir.

 

MADDE 5:

         YEDEK MILLETVEKILLIĞINI ve SEÇİMLERİN ERTELENMESİNİ DÜZENLEYEN BU MADDE ANAYASA KOMISYONUNDA VERILEN ÖNERGE ILE TEKLIF METNINDEN ÇIKARILMIŞTIR.

 

MADDE 6:

 

         Maddeyle, öngörülen yeni hükümet sistemine uygun olarak TBMM’nin görevleri yeniden düzenlenmektedir. Kuvvetler ayrılığı prensibine uygun olarak yasamanın yürütmeyi denetlemesi ile bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermesi yasamanın görev ve yetkileri arasından çıkarılmaktadır. Öngörülen hükümet sisteminde  yasama ve yürütme doğrudan halk tarafından seçilmekte, her iki kuvvet de meşruiyetini halktan almakta ve yasama ve yürütme de halka karşı sorumlu olmaktadır.

 

         Madde ile Anayasanın 87. maddesi değiştirilerek TBMM’nin görevleri yeniden düzenlenmiştir. Teklif edilen metin şu şekildedir:

 

MADDE 87- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.
         Teklifte, Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek ve yasamanın yürütmeyi (Bakanlar Kurulu ve Bakanları) denetlemesi; yasamanın görev ve yetkileri arasından çıkarılmıştır. Madde gerekçesinde düzenlemenin kuvvetler ayrılığı prensibine uygun olarak gerçekleştirildiği, kuvvetlerin birbirinden ayrı ancak her iki kuvvetin de birleştiği konunun halkın denetiminde halka hizmet etmek olduğu belirtilmektedir.

         Kuvvetler ayrılığı, devletin üç temel işlevi olan yasama, yürütme ve yargıyı farklı organlar arasında paylaştırmak suretiyle iktidarı sınırlandırmayı amaçlar. Demokrasinin ve hukuk devletinin temel taşı olan kuvvetler ayrılığı prensibinin, hedeflediği amaca ulaşabilmesi için aynı zamanda işbirliği içerisinde olması gerekmektedir. Organik olarak birbirinden ayrı olan yasama ve yürütme güçleri karar verme ve karşılıklı engel ya da denetleme araçları yoluyla birbirlerine bağlı olmadırlar. Bu nedenle yasama ve yürütme organlarının birbirinden kopmaması için denetim ve dengenin doğru şekilde ve  sistemli olarak uygun araçlarla sağlanması gerekmekte, araçların etkin bir şekilde işletilebilmesi demokratik düzenin devamı için hayati önem taşımaktadır. Anayasa Değişikliği Teklifiyle getirilmek istenen sistemde, denge ve denetim sistemi ortadan kaldırılmakta, tek adam merkezli bir yapı oluşturulmak istenmektedir.

 

         Anayasa Değişikliği Teklifinin kabul edilmesiyle birlikte, yasama ve yürütme organları arasında ayrılık ortadan kalkacak ve TBMM fiilen Cumhurbaşkanının kontrolü altına girecektir.

         Anayasa Değişikliği’nin öngördüğü sistemin  Başkanlık Sistemi olduğu iddia edilse de, asıl öngörülenin yasama ve yürütme gücünün Cumhurbaşkanında birleşmesi esasına dayalı bir sistem olduğu anlaşılmaktadır. Sistem, Başkanlık rejimindeki karşılıklı bağımsızlık ilkesini kapsamadığı gibi, parlamenter rejimdeki karşılıklı bağımlılık ilkesini de kapsamamaktadır. Başkanlık sisteminin sert bir kuvvetler ayrılığı sistemi olduğu açıkken, kurulmak istenen sisteme Başkanlık Sistemi diyebilmek mümkün değildir.

“Eğer yasama ve yürütme aynı kişide toplanmışsa özgürlük yok. Yasama ve yürütme yargıya bağlı ise, yine özgürlük yok. Yargı yasamaya bağlı ise, yurttaş özgürlüğü keyfiliğe bırakılmış demektir. Yargı yürütmeye bağlı ise, yargıç zalim(baskıcı) olur. Üçü de aynı elde birleşince, her şey kaybolur.”

(Kanunların Ruhu Üzerine-De l’esprit des lois, Montesquıeu)

 

MADDE 7:

         Teklifle, Anayasa’nın 98. maddesinde değişiklik yapılmak istenmektedir. Teklif edilen metin şu şekildedir:

Madde 98- Türkiye Büyük Millet Meclisi soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla denetleme yetkisini kullanır. Soru, Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir. Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir. Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Soru, Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile cevaplandırılma, görüşme ve araştırma yöntemleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.
         Anayasa değişikliği teklifi ile sunulan maddenin ilk halinde yer almamakla birlikte madde ile ilgili önerge sunulması ve kabul edilmesiyle; “Meclis soruşturması” Meclisin denetim yolları arasına, “devlet faaliyetleri” de genel görüşmenin TBMM Genel Kurulunda görüşülecek konuları arasına eklenmiştir. Buna göre genel görüşme, toplum ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi şeklinde gerçekleştirilecektir. Meclis soruşturması ise, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar hakkında, Anayasa’nın teklifle değiştirilen 106. maddesinin 5. , 6. , 7. fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibaret olacaktır.

 

         Maddede yapılan değişiklikle, parlamenter sistemde Meclis’in denetleme noktasında kullanabildiği gensoru yetkisi kaldırılmıştır. 

 

         Bilindiği üzere güvenoyu, hükümetin kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelmekte; gensoru ise başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkanını vermektedir. Bu iki kurumun ortadan kaldırılması, yasamanın yürütmeyi, yani bütün görev ve yetkileri elinde tutan cumhurbaşkanını denetlemesindeki en önemli mekanizmayı ortadan kaldırmaktadır

         Yasamanın belli bir konuda Meclis Araştırması yapması, Genel Görüşme açarak Genel Kurulda görüşmesi ve milletvekillerinin, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanların cevaplaması istemiyle yazılı soru sorması şeklinde ki düzenleme ile meclisin; “Meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla” bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanacağı ifade edilse de yasama organına tanınan argümanların/imkanların “denetlemeden” ziyade “bilgi edinmeye” imkan vereceği, etkin bir denetlemenin bu haliyle mümkün olamayacağı mütalaa edilmektedir.

         Burada hemen akla; ‘’ meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması veya yazılı soru” yollarından her hangi birisi sonucunda yasama organı edindiği bilgilerden, aldığı yanıtlardan hoşnut kalmaz ise, hoşnut kalmadığı konuda bir yasa çıkararak iradesini ortaya koyup bu yolla bir engelleme-sınırlama yapamaz mı?’’ sorusu gelmektedir. Teorik olarak mümkün görünen bu sınırlama-engelleme değişiklikle öngörülen “partili cumhurbaşkanı” kavramı nedeniyle pratikte mümkün olamayacaktır. Zira partili cumhurbaşkanının kendi belirlediği ve aday gösterdiği milletvekilleri ile aynı zamanda seçilmesi neticesinde, meclis çoğunluğu zaten partili cumhurbaşkanın belirlediği vekillerden oluşacağından yürütmeyi sınırlayıcı-engelleyici bir yasanın pratikte yasalaştırılamayacağı ve gerekli çoğunluğun sağlanamayacağı ortadadır.

MADDE 8 :

         Teklifle, Anayasa’nın 101. maddesinde değişiklik yapılmak istenmektedir. Teklif edilen metin şu şekildedir.

Madde 101 – Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir.

Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

         Maddenin ilk hali yukarıdaki gibi olmakla birlikte sonradan kabul edilen önerge ile cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci oylamasında, tek adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması durumunda, cumhurbaşkanı seçiminin yenileneceğine ilişkin hüküm getirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci oylamasında, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, TBMM seçimi yapılmayacak, sadece cumhurbaşkanı seçimi yenilenecektir. Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut cumhurbaşkanının görevi devam edecektir. Ayrıca “doğuştan Türk vatandaşı” ibaresindeki “doğuştan” ifadesi teklif metninden çıkarılmıştır.

         Doğuştan ibaresinin metinden çıkarılmasının yerinde olduğu mütalaa edilmektedir. Sonradan da olsa kazanılmış olan Türk Vatandaşlığı’nın yeterli olması ve vatandaşlar arasında böyle bir ayrımcılık yaratılmaması isabetli olmuştur.

         Cumhurbaşkanının hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilmesi, parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilmesi anlamına gelmektedir. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak ve milleti bir bütün olarak temsil etmesi-kucaklaması söz konusu olamayacaktır. Bunun sonucu olarak, devletin “parti devletine” dönüşmesine anayasa ile zemin hazırlanmaktadır.

         Cumhurbaşkanının belirlediği milletvekili listesi üzerinden meclise giren/seçilen vekillerin sonraki dönemlerde de yeniden listeye girebilmek adına genel başkanları olan cumhurbaşkanının iradesinden bağımsız bir irade sergileyemeyecekleri ortadadır. Bu halde meclisin iradesini esasında cumhurbaşkanının iradesi belirleyecektir. Aynı şekilde partili cumhurbaşkanının kendi partisine muhalefet eden başka bir parti ve bu partinin mensupları bakımından tarafsız olabileceğini düşünmek mümkün görünmemektedir. Zira getirilmek istenen sistemde cumhurbaşkanı bizzat iktidar muhalefet denkleminde taraftır. Denklemde taraf olanın icraatlarında tarafsız, objektif ve eşitlikçi bir yaklaşım sergileyeceğini düşünmek mümkün değildir.

         Türkiye’de, iktidar-muhalefet mücadelesinin neredeyse kan davasına dönüştüğü, parti savunuculuğunun dini inanca yakın bir ölçüde kişi davranışlarını belirlediği, iki farklı partiye mensup akrabaların bile sadece farklı partilere mensup olmaları hasebiyle senelerce birbirleriyle görüşmeyebildikleri, muhalefet iktidar-kutuplaşmasının mecliste birbirlerine atılan yumruklara dönüşmesinin an meselesi olduğu toplumsal bir gerçek olarak karşımızdadır. Bu halde tüm toplumu kucaklaması, birleştirici ve bütünleştirici olması gereken devlet başkanının belirli bir siyasi partinin üyesi olması, tabii sonuç olarak iktidar gücü ve olanaklarının belirli bir siyasi partinin hizmetine girmesi anlamına gelecek, toplumsal ayrışma ve kutuplaşma derinleşecek, cumhurbaşkanına duyulan güven azalacak, toplumsal uzlaşı sağlanamayacaktır.    

         Cumhurbaşkanının en fazla iki kere seçilebileceğine dair düzenleme değişiklik teklifinin 12. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde; İkinci dönemi dolmamış bir cumhurbaşkanı görevdeyken, meclisin erken seçim kararı alması durumunda, sadece iki dönemle kısıtlanan cumhurbaşkanlığı hakkı, olağanüstü durumlar sonucunda bir üçüncü hakkı doğurmakta, dolayısıyla maddede geçen ilgili hüküm anlamsız hale gelmekte, bir kimsenin en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceği hükmü tamamen kağıt üstünde kalmaktadır.

MADDE 9:

 

         ‘’ Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde yasama yılının ilk gününde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açılış konuşması yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti Hakkı’nda Meclis’e mesaj verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil eder. Milletlerarası anlaşma onaylar ve yayımlar. ’’

 

         Maddeyle; Cumhurbaşkanının devletin başı olduğu, yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu ifade edildikten sonra; Cumhurbaşkanı -yürütme yetkisine dayanarak- Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanlar ve üst düzey kamu görevlilerini, yabancı devletlere gönderilecek temsilcileri atama, milletlerarası antlaşma akdetme, milli güvenlik politikaları belirleme, silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar verme, kararname ve yönetmelik çıkarma vs. geniş yetkilerle donatılmaktadır.

         Bakanlar kurulunu bizatihi cumhurbaşkanı belirleyecek, Meclisin içinden yahut dışından olması durumu gözetilmeksizin tercih yapabilecektir. Meclisin içerisinde, vekillik süreci devam eden bir milletvekilini tercih etmesi durumunda, seçilen vekilin vekilliği düşecektir. Bakan olarak atandığı için vekilliği düşen milletvekilinin bir süre sonra bakanlıktan alınması halinde vekilliği de son bulmuş olacağından; özlük hakları ve dokunulmazlığı konusunun vekiller arasında bakanlık talebini nasıl etkileyeceği belirsizdir.

         Mevcut sistemde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu yürütmeyi yetki ve görev açısından paylaşmış durumdadır. Anayasa değişikliği ile öngörülen sistemde ise söz konusu bütün yetkiler Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır.

         Cumhurbaşkanına; Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları atama, üst düzey kamu görevlilerini atama, HSYK (yeni düzenlemede HSK) üyelerini atama gibi verilen yetkilerin tabi tutulduğu herhangi bir şart-sınır, denetim mekanizması yoktur.  Örneğin Cumhurbaşkanı yardımcılarının kaç kişiden oluşacağı Cumhurbaşkanının kendi takdirine bırakılmıştır. Cumhurbaşkanı yardımcısı tabii olarak bakanlardan ve milletvekillerinden üstte bir pozisyonda bulunacağından bu durumun kontrolsüz bir yetki/güç karmaşası doğuracağı düşünülmektedir. 

         Cumhurbaşkanına verilen kararname çıkarma yetkisi ise hiçbir denetime tabi olmadan doğrudan düzenleyici işlem yapabilme, hukuki açıdan hiçbir denetime tabi olmayan derhal uygulanacak bir tasarruf yetkisi demektir.

         Değişiklik teklifi bu haliyle ve bir bütün olarak düşünüldüğünde Cumhurbaşkanına adeta yasama yetkisinin bir kısmı da devredilmiş durumdadır. Zira Cumhurbaşkanı hiç kimseye hesap vermek zorunda olmaksızın doğrudan kendi belirleyeceği hususlarda kararname çıkararak genel düzenleyici tasarrufta bulunabilecektir.

         Her ne kadar Cumhurbaşkanının kararname çıkararak doğrudan düzenleyici işlem yapabilme yetkisine sınırlama/denetleme getirilmek adına metne;

         1) (a) Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel hak ve hürriyetler (b) dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar (c) Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular (d) kanunda açıkça düzenlenen konular da kararname çıkarılamayacağı,

 

         2)  kararname ile kanunlarda farklı hükümler var ise kanunların uygulanacağı,

 

         3)  meclisin aynı konuda kanun çıkarması halinde kararnamenin geçersiz kalacağı…

         şeklinde hükümler eklenmiş ise de bu sınırlamaların pratikte yeterli olmayacağı, hukuki belirsizlik ve tartışma yaratacağı mütalaa edilmektedir.

         Şöyle ki;

         Genel seçimler ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eş zamanlı yapılması nedeniyle partili cumhurbaşkanının mecliste çoğunluğa sahip olacağı öngörülmektedir. Partili Cumhurbaşkanının belirlediği aday listesinde yer alan millet vekillerinin sonraki seçimde de listede yer bulabilmek adına genel başkanlarına muhalefet edemeyecekleri ortadadır. (Cumhurbaşkanın parti genel başkanı olmayabileceği, genel başkan dışında sadece partiye üye olan bir kişinin de Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilebileceği teorik olarak mümkün olmakla birlikte; bunun mevcut siyasal pratikte kısa vadede fiilen mümkün olamayacağı, her partiden aday olarak gösterilecek kişinin parti genel başkanı olacağı, siyasi partilerden ziyade liderlere oy verilen ülkemizde bir realitedir) Bu şekilde oluşmuş bir meclisin cumhurbaşkanı kararnamesinde yazılı olandan farklı bir düzenleme getireceği yahut kararnameyi geçersiz kılmak ve  Cumhurbaşkanını bu suretle denetlemek adına yasal düzenleme yapacağını düşünmek mümkün müdür?

      Aynı şekilde Cumhurbaşkanının çıkardığı kararname derhal uygulanmaya başlanacak iken meclisin Cumhurbaşkanı kararnamesini geçersiz kılmak ve bu suretle Cumhurbaşkanını sınırlamak/denetlemek adına çıkardığı yasa, Cumhurbaşkanı tarafından meclise geri gönderilebilecek yahut Cumhurbaşkanı tarafından açılacak bir iptal davasıyla Anayasa Mahkemesinde belirli bir yargısal sürece takılabilecektir. Ki ilgili yasayı yayımlama hak ve yetkisi de Cumhurbaşkanında olduğuna göre örneğin yasanın yayımlanması geciktirilebilecek iken kararnamenin uygulanmasında bir engel bulunmamaktadır. Bu halde cumhurbaşkanının kararname çıkararak doğrudan genel düzenleyici işlem yapma yetkisine getirilen sınırlamaların etkin ve yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.

         Yukarıda da açıklanmış olduğu gibi, gerek Cumhurbaşkanı ile yasama arasındaki ilişkilerde, gerek Cumhurbaşkanı ile yargı arasındaki ilişkilerde, gerekse Cumhurbaşkanı ile idare arasındaki ilişkilerde denge ve denetleme mekanizmalarının bulunmadığı teklifin bu maddesi ile de görülmektedir.

         Cumhurbaşkanına Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verme yetkisinin de tanınmış olması, Meclisin bu denli etkisiz kılınacağı bu sistemde, tek bir kişinin iradesi ve kararıyla ülkeyi topyekün savaşa sürükleyebileceği endişesini de oluşturmaktadır.  

MADDE 10:

         Getirilen teklifte, Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasî partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak on beş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk karan alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içerisinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır. Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.” denilmektedir.

          Maddeye ilk bakışta temsil yetkisinin yanında icrai yetkilerle donatılan cumhurbaşkanlığı makamının denetlenebilir hale getirildiği düşünülebilir. Hakkında soruşturma kararı olan bir cumhurbaşkanının elinden seçim kararı verme hakkı alınacak, böylelikle soruşturma nihayete erişmeden cumhurbaşkanının böylesi bir tercih hakkı ortadan kalkacak, Yüce Divanda suçlu bulunması halinde cumhurbaşkanının görevi de otomatikman sona erecektir. Fakat söz konusu bu denetim yetkisinin gerçekten uygulanabilir olması mümkün değildir. Zira Cumhurbaşkanının kendi partisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çoğunluk sağlamasına olanak veren Anayasa Değişikliği Teklifi düşünüldüğünde, maddede yer alan soruşturmanın başlayabilmesi için sağlanması gereken üye tam sayısı nisabı; denetimi imkansız kılmaktadır.

          Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükümlerinin uygulanacağının öngörülmesi; bu suçların hiçbir zaman cezalandırılamaması sonucunu doğurabilecektir. 
       

 

MADDE 11 :

         Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Cumhurbaşkanına Vekalet ve Bakanlar

         Cumhurbaşkanı makamının boşalması halinde 45 günlük bir seçim süresi öngörülmektedir.

         Ancak, genel seçime 1 yıl yada daha az kalmış olması halinde, seçimin 45 günde yapılma zarureti ortadan kalkmakta ve genel seçimle birlikte yapılması düzenlenmektedir.

         Cumhurbaşkanına birden fazla yardımcı atama yetkisi verilmekte, ancak atayacağı yardımcılarda sayı sınırı öngörülmemektedir.  Yardımcıların görev tanımı ayrıca düzenlenmediğinden, Cumhurbaşkanı yardımcılarının bakanlar ile arasında görev uyuşmazlığı yada zamanla bakanların işlevsiz kalması sonucunu doğurabilecek bir durum oluşması muhtemeldir.

         Zira maddenin son paragrafında, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması ve görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısının da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

         Bu düzenleme hemen her yeni cumhurbaşkanlığı seçiminde, bakanlıklar ve Cumhurbaşkanı yardımcıları arasında yetki karmaşasına, güç çatışmasına ve merkezi sistemin hemen her defasında yeniden düzenlenmesi tedirginliğinin yaşanmasına neden olabilecektir.

         Yine, Cumhurbaşkanına vekalet Meclis Başkanından alınmakta ve Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek yardımcılarına bırakılmaktadır.

 

MADDE 12 :

         TBMM ve Cumhurbaşkanı Seçimlerinin yenilenmesi ;

         Bu düzenlemede meclis seçimlerinin yenilenmesi için 3/5 çoğunluk öngörülmektedir.  Bu çoğunluğun sağlanabilmesindeki zorluk bir yana, meclis kendi seçimlerinin yenilenmesini isterse Cumhurbaşkanlığı’nın da seçimleri otomatik olarak yapılmak zarureti doğmaktadır.

         Cumhurbaşkanı  seçimlerin yenilenmesine karar verdiği halde de TBMM seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte yapılmak gerekmektedir.

         Bu durumda, yasama üzerindeki ağırlığını kaybeden Cumhurbaşkanına adeta meclisi feshetme ve seçimleri yenileme gibi, bir yetki açık olmasa dahi verilmiş olmaktadır.

         İkinci döneminde meclis tarafından seçimlerin yenilenmesi halinde, cumhurbaşkanı bir dönem daha aday olabilmektedir. Bu durum Cumhurbaşkanının 2 defa seçilebileceği yönündeki düzenlemenin bir dönem için de olsa işlevsiz kalmasına neden olabilecektir. Zira meclis aritmetiğini elinde tutan Cumhurbaşkanı, 2. dönemimin sonuna yaklaşıldığında, meclise seçim kararı aldırmak sureti ile 3. dönemde de 5 yıllığına cumhurbaşkanı seçilebilecektir. Oysa burada bir süre sınırlaması yapılması, örneğin meclisin seçimleri yenileme kararı alması halinde görev süreninin dolmasına 3 yıl ve daha fazla kalmış olan cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir şeklinde bir düzenleme yapılması uygun olacaktı.

 

MADDE 13:

         Olağan Üstü Hal Yönetimi ;

         Yapılan düzenleme ile mevcut anayasanın 119. , 120. ve 121. maddelerine paralel düzenleme yapıldığı ancak yetkinin olağanüstü hal ilanı ve kararname çıkarma yetkisinin bakanlar kurulundan alınarak Cumhurbaşkanına verildiği görülmektedir.

         Burada da yine tek başına Cumhurbaşkanı yerine , bakanlar kurulu yada benzer bir kurulun görüşünün alınması veya kurul halinde karar verilmesinin düzenlenmesi uygun olacaktı kanaatini taşıyoruz.

MADDE 14:  (KOMİSYONDA VERİLEN ÖNERGE İLE 9. MADDENİN İÇİNE ALINMIŞTIR)

         Bu madde düzenlemesinde, mevcut Anayasa’ nın 123. Maddesinin 3. fıkrasında değişikliğe gidildiği görülmektedir.

         Anayasanın 123. Maddesi ;

İdare
İdarenin esasları
İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği  Madde 123 –

 İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.  

İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.

Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur. 

denildiği, teklifte ise bu maddenin 3. fıkrası hükmünün ,

         ‘’Kamu Tüzel Kişiliği kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulur.

         ‘’ Üst düzey kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenir.’’ şeklinde değiştirilmek istendiği görülmektedir.

        

         Bu haliyle bakıldığında, kamu tüzel kişiliği kurulması için ille de kanun yapılması gerekmeyip, Cumhurbaşkanının kararnamesi ile de kamu tüzel kişiliği kurulabilecektir.

         Yine bu madde ile, üst düzey kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenecektir.

         Öncelikle üst düzey kamu görevlisinden  kimlerin anlaşılacağı belirli değildir. Hiç değilse madde metninde, ‘’atama ve seçime usul ve esasları Anayasa ve ilgili maddelerde gösterilenler dışındaki ‘’ şeklinde bir düzenleme yapılarak nasıl ve ne şekilde atanacakları Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış olan kamu görevlilerinin bu güvencelerinin korunması sağlanabilirdi.

         Kaldı ki, bu kişilerin kimler olacağı anlaşılamamakla birlikte atanmalarına dair esasların dahi cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenecek olması, hem üst düzeyden ne anlaşılacağının cumhurbaşkanı iradesine bağlanmasına neden olacak hem de atama usul ve esasları kanuna değil Cumhurbaşkanı kararnamesine bağlandığından her cumhurbaşkanı döneminde yeni bir üst düzey kamu görevlisi tanımı ve anlayışı hüküm sürecek hem de atanma usul ve esasları her cumhurbaşkanına göre değişkenlik gösterecek , bu durum kamu idaresinde ciddi bir zaafa ve karmaşıklığa neden olabilecektir.

MADDE 15 : (KOMİSYONDA VERİLEN ÖNERGE İLE 11. MADDENİN İÇİNE ALINMIŞTIR)

 

         Bu madde düzenlemesinde, mevcut Anayasa’ nın 126. maddesinin 3. fıkrasında değişikliğe gidildiği ve yeni bir madde eklendiği görülmektedir.

İdarenin kuruluşu
Merkezi idare Madde 126 –
Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu  hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayırılır. 

İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.

Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

         Mevcut Anayasanın 126. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesi olan ‘’Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.’’ hükmü yürürlükten kaldırılmakta, bu madde yerine;

‘’Merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının ;kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenir.’’

hükmü getirilmek istenmektedir. İşbu kamu kurum ve kuruluşlarının neler  olacağı anlaşılamamakla birlikte kuruluş ve işleyişlerine  dair esasların dahi cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenecek olması, hem kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin anlaşılacağı noktasında karmaşa yaratabilecek hem de her cumhurbaşkanı döneminde yeni bir kamu kurum ve kuruluşu tanımı ve anlayışı getirilmesine hem de kurulma usul ve esaslarının her cumhurbaşkanına göre değişkenlik gösterecek hale gelmesine neden olacak, bu durum kamu idaresinde ciddi bir zaafa ve karmaşıklığa neden olacaktır.

MADDE 16:

         Teklifin 16’ıncı maddesiyle Anayasa’nın 142. maddesinde yer alan “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”  ibaresine;

         “ Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak, savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir ” ibaresi eklenmiştir.

         Teklifin gerekçesinde “bu madde ile disiplin mahkemeleri dışında, savaş hali hariç askeri mahkemelerin kurulamayacağı hükme bağlanmaktadır. ancak savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulması öngörülmüştür” denilmektedir.

         Teklifin bu maddesine yapılan eklemeyle birlikte, uzun süreden beri yasama gündemini meşgul eden Askeri Mahkemeler konusuna kökten çözüm getirmek istenmektedir.  Askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanması askeri açıdan bir çok sorunu da beraberinde getirecektir. Öncelikle askeri uygulamalara ilişkin teknik bilgi sahibi olmayan hakim ve savcıların vereceği kararlardaki olası hatalar personelin görevlerini yaparken kafalarında hep soru işareti olmasına neden olabilecektir. Özellikle terör ve sıcak savaş tehdidine karşı her zaman hazırda olması gereken ordu personeli açısından bu düzenlemenin zararlı olacağı değerlendirilmektedir.

 

MADDE 17:

         Teklifin 17’inci maddesiyle 2709 sayılı Kanunun 159’uncu maddesi ile düzenlenen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başta unvanı olmak üzere,  yapısı, seçimi ve uygulamalarında köklü bir değişikliğe gidilmiştir.

         HSYK (veya teklifle HSK)’nın  önemli olan görev ve yetkilerine göz attığımızda;

“Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar;

Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar”

         Özetle HSYK’nın yargı erkinin temsilcisi olan bağımsız mahkemelerin örgütlenmesini, faaliyetlerini, atama/ terfilerini ve bu iş ve işlemlerin denetlemesini gerçekleştiren bir kurum olduğu görülmektedir. 

         Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakim teminatı ilkeleri doğrultusunda görev yapması amaçlanan kurulun mevcut üye yapısı ve bu üyelerin seçimi şöyledir;

Kurul mevcut düzenlemede, 22 asıl ve 12 yedek üye ile 3 daire olarak çalışmaktadır.

Kurulun başkanı Adalet bakanıdır, ayrıca müsteşarı kurulun tabii üyesidir.

4 asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca,

3 asıl ve 3 yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca,

2 asıl ve 2 yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca,

1 asıl ve 1 yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından,

7 asıl ve 4 yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca,

3 asıl ve 2 yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler.

         Kurulun üye yapısı incelendiğinde yargısal faaliyete katılan her süjenin, kendilerini temsil eden bu kurulun üyelerinin seçimi işlemlerine katıldıkları görülmektedir.

         Kurulun başkanlığını Adalet Bakanının yapması ve müsteşarının da tabii üyesi olması, yürütmenin yargı üzerindeki etkisi yönünden eleştirilmekle birlikte, yeni Anayasa teklifinde yer alan Kurul yapısının  hayata geçmesi halinde, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin ağır şekilde zarar göreceği ve bu zararın da doğrudan güçler ayrılığı ilkesine olumuz yönde etkileri olacağı müşahade edilmektedir.

         Teklifle adındaki ‘’Yüksek’’ ibaresinin kaldırılması öngörülen Hakimler ve Savcılar  Kurulu (HSK) 13 üyeden oluşmakta ve 2 daire halinde çalışmaktadır.

         Kurulun başkanı Adalet Bakanıdır ve müsteşarı da kurulun tabii üyesidir (bu düzenleme teklifin ilk metininde yer almayıp komisyonda eklenmiştir).

         Kurul üyelerini seçimi şöyledir;

2 üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından,

2 üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından,

1 üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hakim ve savcıları arasından, Cumhurbaşkanınca;

3 üyesi Yargıtay üyeleri

1 üyesi Danıştay üyeleri

2 üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir.

Üyeler 4 yıl için seçilir. süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir. şeklinde düzenlenmiştir.

         Teklifle yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, yargı erkinin şekillenmesi ve idaresini oluşturan kurulun 7 üyesini doğrudan (Bakan ve müsteşar dahil) atamaktadır.

         Kurulun diğer 6 üyesi ise Cumhurbaşkanı’nın partisine mensup milletvekillerinin de oy kullanacağı TBMM Genel Kurul’unun seçimi ile belirlenecektir. Yani, yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, parti başkanlığı da devam ettiğinden, partisinin üyesi olan milletvekillerine kimleri seçmeleri yönünde telkinde bulunabilecek/talimat verebilecektir.

         Böylelikle; görevi yürütmenin eylem ve işlemlerini denetlemek, olan bağımsız yargı erkinin kaderi yürütme erkinin eline bırakılmak istenmektedir.

         Teklifle yürütme erkini tek elde bulunduran ve mevcut sistemdeki sembolik yetkiler yerine yürütmenin tüm eylem ve işlemlerinde söz hakkı bulunan Cumhurbaşkanının eline bir de yargı yetkisinin verilmesi kendisini ve temsil ettiği yürütme makamını denetlenemez bir konuma yükseltecektir.

         Ayrıca, Hakim ve Savcıların görev alma, meslekte yükselme ve disiplin işlemlerinin gerçekleştiği bu kurulun üzerinde oluşacak yürütme erkinin etkisiyle, siyasi bir kurum haline gelmesi de imkan dahilindedir. Bu şekilde teşekkül edecek olan bir kurumun, yargı ve yargıç bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerini koruması imkansıza yakın hale gelecektir.

MADDE 18:

         Madde 18 ile bütçe hazılanmasını düzenleyen Anayasanın 161. maddesi yeniden düzenlenmiştir.

         Yeni madde ile kamu idarelerinin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılacaktır.

         Bütçe kanununa, bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacak, Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, mali yılbaşından en az 75 gün önce TBMM’ye sunacak, bütçe teklifi, bütçe komisyonunda görüşülecektir. Komisyonun 55 gün içinde kabul edeceği metin, Genel Kurulda görüşülecek ve mali yılbaşına kadar karara bağlanacaktır.

         Bütçe kanununu süresinde yürürlüğe konulamazsa, geçici bütçe kanunu çıkarılacak. Geçici bütçe kanunu da çıkarılamazsa, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanacaktır.

         Genel Kurulda kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunacak ve oylanacak ve cari yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik teklifleri ile cari ve izleyen yılların bütçelerine mali yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek mali kaynak gösterilmesi zorunlu olacak hükümleri getirilmiştir.

         Merkezi yönetim kesin hesap kanunu teklifi, ilgili olduğu mali yılın sonundan başlayarak en geç 6 ay sonra cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye sunulacak. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesin hesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç 75 gün içinde Meclise sunacak. Kesin hesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin TBMM’ye verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılmamış denetim ve hesap yargılamasını önlemeyecek ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmeyecek. Kesin hesap kanunu teklifi, yeni yıl bütçe kanunu teklifiyle birlikte görüşülecek ve karara bağlanacaktır.

         Bakanlar Kurulunun kaldırılması nedeni ile yeni düzenlemenin getirdiği en önemli değişiklik, teklifin artık Cumhurbaşkanı tarafından sunulacak olmasıdır. Milletvekillerinin gelirleri azaltacak ya da giderleri arttıracak öneri sunma hakları düzenleme ile kaldırılmıştır. Bu da milletvekili yetkilerindeki bir diğer sınırlamadır. Bununla beraber bütçenin meclisten geçememesi halinde önceki sene bütçesinin yeniden değerleme oranına göre arttırılacak yürürlüğe girmesi de yapılan bir diğer önemli değişikliktir.

MADDE 19:

         A bendinde;  yapılan anayasa değişikliği ile, işlerliği kalmayacak kurum ve yapıların anayasa metninden çıkartılması sağlanmaktadır.  Teklif bütünü ile ve yeni getirilen sistem ile uyumlu olması açısından bu ibarelerin anayasadan çıkartılması teknik bir  gerekliliktir.

         B bendinde; 1982 Anayasası ile parlamenter sistemde yerini bulan Başbakan ve Bakanlar kuruluna verilmiş görev ve yetkilerin yeni sistem ile Cumhurbaşkanına , Cumhurbaşkanı Yardımcılarına , Cumhurbaşkanı’ nın görevlendireceği bakana verilmesi gerekeceğinden birçok madde de Başbakan ve bakanlar kuruluna yapılan atıflar yine teknik bir gereklilik olarak Cumhurbaşkanı , Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Cumhurbaşkanı’nın görevlendireceği bakan şeklinde değiştirilmektedir.

         Düzenleme ile ; Genelkurmay başkanının seçimi Cumhurbaşkanı tarafından teklif edilecek hale gelmekte, önceden Bakanlar kurulu tarafından teklif edilip         

         Cumhurbaşkanı tarafından atanan G.K.başkanı, yeni sistemde hem Cumhurbaşkanı tarafından teklif edilmekte hem de atanmaktadır.

         Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanına bağlanmaktadır.

      Milli Güvenlik Kurulunun ise ; Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, Genelkurmay Başkanı, Hava , deniz ve K.K.Komutanından teşkil edileceği düzenlenmektedir.

         Düzenleme ile, MGK teklifini Cumhurbaşkanına yapmakta, gündemini Cumhurbaşkanı yapmakta ve nihayetinde alınan kararları da onaylama yetkisi yine Cumhurbaşkanında olmaktadır. Kurul işlevsizleştirilmekte ve yalnızca Cumhurbaşkanı iradesine bağlı bir kurul haline gelmektedir. Bu yapının kurulma amacı olan milli güvenliği sadece Cumhurbaşkanı tekeline bırakmakta ve bu nedeni ile sakıncalı bir hal almaktadır.

         1982 Anayasasında, Başbakan ve Cumhurbaşkanı ayrı makamlar olarak düzenlenmiştir. Oysa yeni sistemde Cumhurbaşkanı Başbakan yerine yürütmenin başı olarak düzenlendiğinden Başbakana ve Bakanlar kuruluna yapılan atıflar Cumhurbaşkanı olarak değiştirildiğinden Cumhurbaşkanı hem teklif eden hem teklifi kabul eden gibi işleyişte sorun çıkarabilecek ve süreçleri olumsuz etkileyerek işlevsiz bırakacak bir düzenleme yapılmış olduğu görülmektedir.   Bir çok alanda olduğu gibi burda da cumhurbaşkanı denetimsiz hale gelmektedir.

      C bendinde; Anayasanın 89. Maddesinde değişiklik yapılarak, Cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere geriye gönderilen kanunun 2. Defa geri meclise  gönderilebilmesi için kanunda yapılan değişikliğin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılmış olması gerektiği şeklinde düzenleme yapılmıştır.

         Ç bendinde; Anayasanın 108. Maddesinde Devlet Denetleme Kurulunun görevlerine İdari soruşturma da eklenmiş, Anayasa da devlet denetleme kurulu görev alanı dışında tutulan Silahlı Kuvvetler de DDK görev alanına alınmıştır. DDK’nın işleyişi ise kanunla meclis iradesi tarafından düzenlenirken bu yetki meclisten alınarak kararname ile düzenleme hakkı getirmiştir. Milli iradenin temsilcisi olan meclisten bu yetkinin alınması denetleme işlemlerinde de milli iradenin devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir.

           D bendinde; Anayasanın 146. maddesinde değişikliğe gidilerek AYM üye sayısı 17 den 15 e düşürülmüştür.

           E bendi ile;

         Seçme seçilme hakkına dair AY nın 67. Maddesi

         Gensoru verilmesini düzenleyen 99. Maddesi

         Meclis soruşturmasını düzenleyen 100. Maddesi

         Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği,

         Bakanlar Kurulu,

         Askeri Yargı, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

         Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı  denetimi dışında olduğu hükmü,

     Milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılacağı hükmü,

         Millî Savunma Bakanlığının, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ile görev ilişkileri ve yetki alanı kanunla düzenlenmesi hükmü,

          yürürlükten kaldırılmıştır.

         Diğer maddelerde yapılan düzenlemeler nedeni ile çelişkinin ortadan kalkması için kaldırılması gereken maddeler bu madde kapsamında sıralanmıştır.

MADDE 20:

         Teklifin 20. maddesi ile  bazı geçici maddeler getirilmektedir.

         Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi halinde seçimlerin 03.11.2019 tarihinde yapılması düzenlenmiştir. Fakat aradan geçecek 2 seneyi aşkın süreçte bir çok aksaklıkların olabileceği öngörülmemiştir. Mevcut fiili durumun resmi durum haline getirilmesi için bu değişikliği savunan teklif sahiplerinin aynı zamanda 2019’a kadar seçim olmamasını teklif etmeleri kendi içerisinde çelişmektedir.

         Yine geçici madde ile HSK üyelerinin 30 gün içerisinde yeniden atanması düzenlenmiştir. Milletvekili seçimi için 2 seneden fazla süre verilmesine rağmen HSK üyelerinin 30 gün içerisinde değiştirilmesi yargıya müdahale ihtimalini güçlü şekilde akla getirmektedir. Mevcut dengeli HSYK yapısının ortadan kaldırılmak istenmesi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından tehlike arz etmektedir.

 

MADDE 21:

         Seçimlere kadar mevcut parlamento yapısının korunacağı fakat Cumhurbaşkanının partisi ile bağını tekrar kurabileceği hükümleri düzenlenmiştir.

         Diğer hükümlerin seçime kadar beklemesinde sakınca görülmemesine rağmen cumhurbaşkanının partisi ile olan bağını tekrar kazandırılması hükmünün derhal yürürlüğe girmesi, düzenlemenin kişiye özel olduğu düşüncesini güçlendirmektedir. Oysa ki kanunlar kişiye özel yapılamazken böylesine kapsamlı bir sistem değişikliği içeren anayasa değişikliğinin kişiye özel yapılması hem yasa tekniği hem de demokrasi açısından kabul edilemez.

 

SONUÇ:

 

         Bugüne kadar 1982 Anayasası 18 kez değişikliğe uğramış, 112 maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. (Bazı maddeleri birden fazla kez değişikliğe uğramıştır) Anayasanın toplamda 177 madde olduğu düşünüldüğünde yapılan değişikliklerin ne denli kapsamlı olduğu açıktır.

         82 Anayasasındaki en kapsamlı değişikliklerden biri 2010 yılında yapılmıştır. Hatırlanacağı üzere 12 Eylül 2010 yılında gerçekleşen halkoylaması sonrasında, aralarında HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını da değiştiren 24 madde yeniden düzenlenmiştir.

         Aradan geçen kısa sayılabilecek zamanda, 2010 Anayasa değişikliğini hazırlayan ve ‘’evet’’ propagandası yapanların ‘’yanıldık’’ sözlerine şahitlik edilmiştir. Kanaatimiz odur ki bu yanılgıya, toplumsal uzlaşı gerektiren Anayasa değişikliği teklifinin toplumun tüm kesimlerini kucaklamadan hazırlanması ve yeterince tartışılmadan halkoyuna sunulması sebep olmuştur.

         Bugünlerde hazırlanan teklif ise, 2010 yılından daha kapsamlıdır. Her ne kadar 18 maddeden oluşsa da, değişikliğe gidilen maddeler ve bağlantılı hükümler dikkate alındığında Anayasa’nın 60’dan fazla maddesinde değişiklik yapılmak istenmektedir.

         Dahası, getirilen teklifle yönetim sisteminde değişikliğe gidilmekte, ‘’parlamenter sistem’’ terk edilerek yerine ‘’başkanlık sistemi’’ ikame edilmektedir.

         Her ne kadar 200 yıllık bir mazisi olduğu ifade edilse de Türk Devlet geleneğinde parlamentonun/meclisin önemi çok daha eski çağlara dayanmaktadır.

         Prof. Ahmet Taşağıl’ın ‘’Türk Model Devleti Gök Türkler’’ isimli çalışmasında şu şekilde ifade edilmektedir:

         ‘’ Gök Türkler’de meclis kelimesinin karşılığı ‘’toy’’ idi. Önemle belirtmek gerekir ki çok önemli bir hukuki kurum olan meclis (toy) Gök Türk tarihinde mühim yer tutmuş, hükümdarların tahta geçirilip indirilmesinde büyük roller oynamıştı.

 

         Türk hükümdarı kanunları (töre) uygular, kendisi de uyar fakat kanun yapamazdı. Kısacası başka milletlerde olduğu gibi mutlak hükümdar değildi. Kağanın icraatı millet tarafından meclis vasıtasıyla kontrol ediliyordu.

 

         Bilge Kağan’ın (716-734) ileri sürdüğü teklifler (Gök Türk şehirlerinin etrafının surla çevrilmesi ve Budizm’in ülkede propaganda edilmesi) meclis tarafından kabul edilmemişti. Bu meclis kağanı meşrulaştırdığı gibi gerekçe göstererek red de edebiliyordu.’’

 

         Getirilmek istenen ‘’başkanlık sistemi’’ ise dünyada en iyi uygulandığı ülke olan ABD’deki örneğinin aksine erkler arasında sıkı bir ayrımı değil, yürütmenin yasamaya yani meclise de hakim olduğu bir yapıyı öngörmektedir.

         Zira, Türkiye’nin en antidemokratik yasaları arasında sayılan Siyasi Partiler Kanunu ve dahi Seçim Kanunu mevcut hali ile Parti Genel Başkanlarına ‘’tek adam’’ statüsü kazandırmaktadır.

         Bu haliyle partili bir Cumhurbaşkanı’nın, partisinin başında gireceği seçimleri kazandığı takdirde, hem yürütmeye hem de yasamaya hakim olacağı açıktır.

         Bunlara ek olarak Cumhurbaşkanı’nın, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’ni de doğrudan (bizzat atama) ve dolaylı (kendi seçtirdiği meclis eliyle atama) şekilde kendisinin belirlediği düşünüldüğünde sistemin ‘’kuvvetler ayrılığı’’ olmaktan çıkıp ‘’kuvvetler birliğine’’ dönüşeceği çok büyük bir risk olarak önümüzde durmaktadır.

         Parlamenter sistemin sorunları olduğu ve bunların çözüme kavuşturulması gerektiği de değerlendirilmesi gereken bir gerçektir. Ancak, ülkenin tüm sorunlarının çözümünde olduğu gibi Anayasal sorunların da çözümünün toplumsal uzlaşı ve demokrasiden geçtiğini unutulmamalıdır.

         Adil, denetlenebilir ve güçlü bir yönetim sistemi oluşturmak bir ay içerisinde hazırlanan ve kişiye özel düzenlemeler getirdiği görülen bu değişiklik teklifi ile mümkün olmayacak, bu şekilde gerçekleştirilecek bir değişiklik yeni toplumsal kamplaşmaların önünü açacaktır.

         Anayasa Değişiklik Teklifi hakkındaki değerlendirmelerimiz, kişiler bazında olmayıp getirilmek istenen yeni yönetim sisteminin doğuracağı sorunlara/yaratacağı risklere dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Unutmamak gerekir ki, sistem tartışmaları toplumsal, ekonomik ve siyasal hayatı olumsuz etkilenmekte, huzursuzluğa neden olmaktadır. Bu bağlamda üzerinde yeterince tartışma yapılmadığı ve mutabakat sağlanmadığı gözlenen bu teklifin, yakın gelecekte yeni sistem düzenlemelerine ve yeni anayasal değişikliklere yol açabileceği, içerisine girilecek bu tartışma ve arayışların ortaya çıkaracağı gerilimin ise ülkemize taşınması güç maliyetler yaşatacağı geçmiş tecrübelerle sabittir.

 

2023 LİDER ÜLKE TÜRKİYE PLATFORMU

HUKUK KOMİSYONU

Av. Uğur TARHAN     Av. Salih UÇAR     Av. Yunus KOÇAL

Av. Alper AKDOĞAN     Av. M. Veysel GÜLDOĞAN

KAMUOYUNA SAYGI İLE SUNULUR.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.