Her şey zaten gözümüzün önünde oldu.. Vicdan sahipleri ve hiçbir kişisel hesabı olmayıp derdi memleket olanlar uyardı da uyardı.. 

Ezcümle FETÖ'nün devletin içine itina ile nasıl sızdırıldığı zaten hafızalarda.. 

"Ne istediler de vermedik?" cümlesi ortada.. 

"Hocaefendi, hizmet, cemaat.." Kelimeler uçuşuyordu ortalıkta.. Dün gibi.. Unutmak namümkün..

"Allah affetsin" cümlesi kulaklarımızda.. 

Yani kimin kimle nasıl görüştüğü, nasıl muhabbetler kurduğu zaten ortada.. 

Bir süredir tartışma Fetöbaşıyla, mevcut Cumhurbaşkanı'nın görüşme yapması üzerinden gidiyor.. 

Bu tartışmanın memlekete tek bir hayrı var: 

GaSteci Nasuh Güngör üzerinden gördük ki, aklını, ruhunu, mesleğini kiraya vermişler, gün gelir "göç" korkusuyla kendilerini yalanlayarak bir omurgasızlığa, acımaya bile değmeyecek bir saçmalamaya imza atabilir.. 

Muharrem İnce, görüşme konusunda Güngör'ün kitabını referans verince, Güngör sosyal medyadan açıklama yapıp açık açık mesnetsiz iddialar yazdığını, dedikodu yazdığını söyledi.. 

Diyorum ya acımaya bile değmeyen bir durum.. 

Memleketin yaralarından birine - kişisel de yaramdır - yine tuz basıldı resmen.. 

Şu 16 yılda gazetecilik gibi onurla yapılmak zorunda olan bir mesleği, vicdanını, aklını kiralayan nice tipler müthiş makamlara getirildi.. 

FİKİRLİ BEYİNSİZLERE verilmedik paye, sunulmadık imkan kalmadı.. Kendilerinin bile hayal edemeyeceği makamlara getirildi bu tipler.. 

Yaramdır; nasıl olmasın? 

Memlekete doğru sözler bırakalım, işimizi doğru yapalım, gerçeģin peşinden gidelim, omurgamız bizde kalsın diye didindik durduk.. İmkansızlıklar, yokluklar... 

Bu fikirli beyinsizlerin tepeden bakacağı, hakir göreceği, küçümseyeceği bir imkansızlıktan bahsediyorum.. Hepsi memlekete doğru sözler bırakmanın, hepsi gerçeği onurla paylaşmanın bedeliydi.. Biz bu halde işimizi yapmaya çalışırken,  bugün "göç" korkusuyla kendini yalanlayan gaSteci, TRT'nin başındaydı.. 

Yazdıkça, düşündükçe canım yanıyor halen.. 

Kişisel kazancından önce memleketin ne kaybedebileceğini görüp mesleğini olması gerektiği gibi yapmakta ısrar edip kovulmayı göze alan ve nihayetinde kovulmuş biriyim.. Bunun ekmeğini de yemeyi düşünmemiş (böyle çok yorum da yapılmıştı, nasıl oluyorsa artık), tutunmak için mücadele etmiş biri olunca onuruna dokunuyor insanın bu yaşananlar.. 

Gazeteci olarak bir merak sarıyor beni şimdi: Kendi kendini yalanlayan bu gaStecinin yönettiği devletin ekranında ne tür yalanlar haber kisvesi altında yer aldı? 

Devletin ekranı, milletin vergisi.. Helal olmuyor işte.. Bir gün geliyor kendi yazdığın kitabı yalanlarken, mesleğin yüz karası olduğunu cümle aleme duyuruyorsun.. Gerçi bundan dolayı rezil olmuş gibi hissettiğini zannediyorum.. 

Neticede diyorum ya "göç" korkusu bu.. Yüz korkusu değil.. 

Biri gaStecide olur, diğeri GAZETECİDE!

Çiğdem AKDEMİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nafiz Karabıçak 13 ay önce

sn çiğdem akdemir çok güzel bir makale yazmışsınız tebrik ediyorum ama hanım olarak yazdığınız göç korkusunun altına imzamı ne demek istediğimi erkek olarak atıyorum bu adam pulitzer ödülünü bence hak ediyor bu sene yazdığı kitabını açık açık inkar ederek....