Türkiye, demokrasi, şiddetin meşruiyeti ve hukuk devleti kavramların üzerinde bugünlerde ciddi bir cendereden geçiyor. Bu kavramların tanımını ve ayrımını yapmadan ülkenin geleceğini neler beklediğini anlamak mümkün gözükmüyor.

 

‘’Meşruiyet’’   düzlemsel bir arka planda demokrasiye yaslanan bilahare kaynağını insan haysiyeti ve onurundan alan bir kavram.

 

Bir toplum meşruiyet noktasında içkin bir ahlaki kaide ile kültürel ve tarihi mirasını, dini bir medeniyet birikimiyle birleştirerek ortaya toplumsal bir hakikat koyabiliyorsa, orada demokrasi işliyor ve toplum kendi değerleriyle yani meşruiyet anlayışıyla demokrasiyi şekillendiriyor demektir.  

 

 ‘’MEŞRUİYET’’ kavramı bu anlamda demokrasi ile çok sıkı bir sebep sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilebilir. Demokrasi aslına bakarsanız, bir meşruiyet zemini arama sistemidir, dersek yanılmış olmayız ancak meşruiyet zemini aramak için ortada iki ya da çoğul uzlaşmazlıklar olması gerekir.

 

Türkiye, bu ortak meşruiyet zeminini toplumun kendi iç dinamiklerinden alan bir ülke , yani ortada iki farklı meşruiyet algısı veya toplumsal hakikat farklılığı olan çeşitli kültürlerden gelen, uzlaşmaz bir şiddetle kitlesel iç savaşlar yaşayan ve demokrasisini bu çoğul meşruiyetleri uzlaştırmak için kullanması gereken bir ülke değil bunun altını çizmek gerekiyor.

 

Türkiye’ye öncelikle bulunduğu bu ortak meşruiyet zemininden bağımsız  sanki farklı meşruiyetleri olan ‘’HALKLAR MOZAYİĞİ’’ muamelesi yapılması ve bu muameleyi kavramlar yerli yerine oturtulmadan çözüm reçetesi sunma aşamasına geçerek, adresi ‘’DEMOKRATİK BİR MEŞRUİYET ZEMİNİ ARAMA ‘’ olarak gösteren bir ideoloji yahut cemaatler şunu iyi bilmeliler ki ; meşruiyet zemini aramak için ortada çoğul hakikatler , çoğul kültürler velhasıl çoğul halk ya da toplumlar ülkemizde mevcut değildir.

 

 

Mevcut olmayan hayali asılsız bir sosyolojik okuma ile bu millete çözüm reçetesi sunmak bu ülkede yekvücut olan Türk Milleti’nden demokrasi kavramı altında, sözde çoğul milletler yaratma girişimidir ki bunun arka planı uluslararası sitemin dayatmalarıyla ülkemizi aynı sonuca sürüklemek demektir.

Mustafa Çalık’ın belirttiği gibi, bir milleti çoklu kavmiyetlerden ibaret bir antropolojik sınıflamayla, etnik merkezli dikey bölümlemelerden koruyan yatay önleyici kuvvetler vardır ki ülkemizde bu dikey bölümleme toplumsal karşılığını bulmamış , insanlar Cizre’den Sur’dan Kobani’ye değil Anadolu’ya yahut batı anadolu’ya yani Ehli İslam’a göç ederek din gibi ortak tefekkür etme biçiminin ve tarihi birikimin bir toplumu nasıl bir arada tuttuğunu, anadilin dahi burada ayrışmaya güç yetiremediği ortaya çıkmıştır.

Şimdi bu ortak demokratik meşruiyetin hangi şartlarda ortaya çıktığına ve asgari bir demokrasinin asgari bir hukuk devletinin, neo sömürgecilikten korunma için hangi şartları barındırdığına kısa bir izah getirelim.

 

Hukuk devleti kavramı, doğrudan güçlü demokrasiyle ilişkilendirildiğinden beri çok güçlü bir kavram haline dönüştü elbette  ve etkileri daima zihinlerde pozitif olumlu bir algıyla kodlandı bugüne kadar kim bu kavramları eline alsa itiraz gelmiyor.

 

Hukuk devleti kavramının aydınlık yüzü güçlü demokrasi iken, karanlık yüzü ise tarihsel bir devamlılıkla süregelen sömürgeciliğin özellikle neoliberal bir formatla yeni bir işgal yöntemi aracı olarak kullanılmasıdır.

 

Modern küresel batılı güçler, bir ülkede evrensel hukuk devleti ve asgari bir demokrasi yoksa, kendine Tanrısal bir görev olarak kabul ettiği, yeryüzünü değiştirme ve dönüştürme manasına gelen, bir manada Batı medeniyetinin temel kalkış noktası haline gelen bu kutsal vazife ile üçüncü dünya ülkelerini daha zarif ve ince düşünülmüş bu kavramlar adı altında sessiz bir işgale soyunmaktalar. Yani bin dokuz yüzlerin kaba işgal ve sömürge hareketi, bugün altını çizerek belirtelim ‘’EVRENSEL HUKUK VE DEMOKRASİ’’ adı altında daha nazik ve insan haysiyetine uygun yani meşru bir zemine çekilmek isteniyor ve  postmodernizmin ya da neoliberalizmin tüm dinamikleri evrensel idelerden dayanak alıyor. Bu da kavramların karanlık yüzünü oluşturuyor.

 

Tüm bu aydınımızda gelişen entelektüel miyopluk, etnosentrizm temelinde batılı güçler tarafından, hukuk devleti retoriği altında, gelişmekte olan ülkelere müdahaleleri meşrulaştırmak için birer vasıta olarak kullanılıyor.

 

Pekala Türkiye bu ‘’EVRENSEL HUKUK VE ASGARİ DEMOKRASİ’’ kavramlarının karanlık yüzüne maruz kalmamak için nasıl bir demokrasi sürecine girmeli diye soracak olursak ;

1-      Temel hak ve özgürlükler bireysel reformlarla insan haysiyeti yani bir toplumun ortak meşruiyeti , çoğul kolektif veri kimlikleri ile konuşmadan, fert esas alınarak yapılan her şey sayısız kimlik ve grubu kapsayacağından ve de ayrışmaya zemin hazırlamayacağından hareketle, hukuksal bir teminat altına alınmalıdır.

2-      Yargı tarafsızlığı olmalıdır.

3-      Özgür seçimler olmalıdır.

 

Unutmamalıyız ki tüm bu komplo teorileri insan faktörü üzerine kuruludur ve insan nerede nasıl bir etki doğuracağı kağıt üzerinde hesaplanamayan tek varlıktır.

 

Bu neoliberal tehlikelere karşı evrensel küresel güçlerin hesap edemediği de TÜRK MİLLİYETÇİLERİDİR.

 

Türk milliyetçiliği varını yoğunu yaşadığı bu hassas döneme bağlıdır ki tüm bu metnin kaynağı bu ülkenin son dayanak noktası olacak olan TÜRK MİLLİYETÇİLERİDİR.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.