Seçimler yaklaşıyor.

Vakit daraldıkça türlü türlü hileler masalara yatırılıyor.

Elektrik kesintileri toplumu seçim günü yaşanacak elektrik kesintilerine hazırlıyor.

Nasıl yaptıklarını hala net olarak bilmiyorum ama 2009 seçimlerinde bu elektrik kesintilerinden mağdur olanlardan biri de benim. MHP Beyoğlu Belediye Başkanlığı adaylığım sırasında yaşamıştık bu elektrik kesintisini.

O dönem hem Rizeli hem de Kasımpaşalı olmam münasebetiyle AKP içerisinde dönen dolaplardan az çok haberim oluyordu.

Şimdilerde AKP’nin can düşmanı olan cemaatin, öğretmenlerini sahte basın kartları ile sandıklara göndereceğini önceden haber almıştım mesela.

Haber aldım da ne oldu?

550 sandıktan 550 tane adamı kaldırdık lakin ellerindeki sahte basın kartlarıyla yakalamamıza rağmen dönemin Emniyet Müdür Yardımcısı’na bir tutanak bile tutturamadık.

Emniyet Müdür Yardımcısı’nın adı da belli, olaya şahit olanlar da.

Avukatlarımız geldi. Genel merkezi durumdan haberdar ettim. Ama nafile.

Yarım kalan teşebbüsleri bir iki itip kakma ile yanlarına kar kaldı.

Tıpkı Beyoğlu Nüfus Müdürlüğü’nde olduğu gibi.

Belediyenin 4 elemanını Beyoğlu Nüfus Müdürlüğü’ndeki bilgisayarların

başında yakaladık. İkinci bir kişiye verilmesi mümkün olmayan nüfus cüzdan suretlerini demet demet alıyorlardı.

O dönem YSK, oy kullanacak vatandaşların üzerinde T.C. kimlik no’su bulunan nüfus cüzdan suretleriyle de oy kullanabilecekleri yönünde bir karar almıştı. Alınan bu nüfus cüzdan suretleri ile oy kullanmak bir yana sahte şirketler bile kurulabilirdi. Fakat görevi nüfus müdürlüğünde suiistimalleri engellemek olan Beyoğlu Nüfus Müdürü de dâhil olmak üzere kimse oralı değildi.

Yakaladık, lakin belediye tarafından görevlendirilen bu partililer haberimiz olana kadar 4 gün boyunca nüfus müdürlüğünde geceli gündüzlü çalışmış ve aldıkları bu nüfus cüzdan suretlerini teşkilatlarına dağıtmıştı.

Allahları var. AKP iyi çalışıyordu. Kim köyde, kim oy kullanamayacak tüm bilgilere ulaşmışlardı. Belediye ve nüfus müdürlüğünün gayri kanuni olarak gerçekleştirdiği bu çabalar sonucunda 15.000 civarında nüfus cüzdan sureti AKP’li mahalle temsilcilerinin elinde dolaşıyordu.

Şaka yapmıyorum.

Sadece kendi mahallemde bir tomar nüfus cüzdan sureti yakaladım.

Bu olaydan haberdar olup nüfus müdürlüğünü basmamızla birlikte ulusal basın da İstiklal Caddesi’ndeki müdürlüğün önünde toplanmıştı. Kameralara, muhabirlere tek tek anlattım olanları. O akşam pek çok ana haberde olay gündeme geldi.

Ne mi oldu?

Ne savcılığa suç duyurusunda bulunabildik, ne seçim kuruluna söz geçirebildik. Savcılık da seçim kurulu da başvurularımızı reddetti. Üstelik başvuran sadece biz değildik. CHP de yaptığı başvurulardan hiçbir netice elde edemedi.

Ne yapalım ne edelim derken kargaşa sırasında ortadan kaybolan belediye görevlilerinin peşine düştük.

Hukuk işlemiyordu.

Hak aranamıyordu.

Belki dedik; belki bu insanları bulup bir şekilde konuşmaya ikna edebiliriz. Ama o belediye çalışanları izne gönderilmişti ve ulaşmak mümkün olmadı.

E bu kadar da olmaz demeyin.

Burası AKP’nin Türkiyesi.

Oluyor.

Bu kadar mı?

Değil elbette.

Seçime haftalar kala AKP’lilerin el altından, MHP ile birlikte tüm siyasi partilerin seçim kuruluna teslim ettikleri sandık görevli listelerini aldığını öğrendim.

Nereden öğrendim?

Yine seçim kurulunda görevli memurların ehl-i vicdan olanlarından. O zamanlar anlayamadığım için önem de vermedim bu olaya. Öyle ya, benim sandık görevlilerimin isimleri ne işlerine yarayacaktı?

Seçimlerde anladık ne işe yaradığını. Tabii yine iş işten geçtikten sonra. Seçim günü oylar açıklanmaya başladığında bizim omuzlarımız düştü. Kendimizi belediyeyi almaya şartlamıştık.

Yüzde 3’ten yüzde 10’lara çıkmayı başarı olarak değerlendirmiyorduk. Kaybetmiştik. Olduğumuz yerde çöküp kaldık. Biz sükût-u hayale uğramışken seçim kurulundaki arkadaşımız İrfan ise ikili münasebetlerini kullanarak en zayıf olduğumuz bölgeden gelen torbalardan birini açtırıp tekrar saydırmayı başarıyordu. Zira gelen torbada sadece 2 oyumuz vardı. Ki bu sandıkta görevlimiz de vardı.

Tekrar sayılması sonucunda en zayıf olduğumuz bölgedeki bu sandıkta aslında 28 oyumuz olduğu kayıt altına alınıyordu. Dedim ya! Sandık görevli listelerimizin ne işe yaradığını da iş işten geçtikten sonra anlıyorduk.

Rakip sadece bu ve benzeri hilelere de başvurmuyordu. Aynı zamanda bel altı da çalışıyordu.

Cemaat ile birlikte kol kola girmiş AKP kadroları cami avlularında Beyoğlu’ndaki hayali meyhanelerimi anlatıyorlardı. Üç tane de kumarhanem varmış üstelik.

Günlük 10 bin lira para alıyormuşum buralardan. Seçimlerde bu kadar masraf edebilmemin sebebi bu haram paralarmış. Haklarını yemeyeyim. Kumarhanelerde mekâncının aldığı paraya ganyeto denildiğini onların sayesinde öğrendim.

Yetinmiyorlardı. En olmaz şeyler başıma geliyordu.

Bir gün Karaköy Polis Merkezi’nden bir telefon geldi.

Hakkımda şikâyet vardı.

Seçim kanunlarına mı muhalefet ettik acaba diyerek gittim.

Kurulmuş tezgâhtan habersiz olan karakol amirinin odasında oturup konuyu anlamaya çalışırken iki kadın içeri girdi. Giren kadınlar kendilerini tanıttılar. Amirin “Şikâyetçi olduğunuz şahıs da burada!” demesiyle birlikte kadınların koparttığı yaygarayı görmeliydiniz. Elimdeki çay bardağını düşürüyordum neredeyse. Kadınlar kendilerini dışarı atarken tehditler savuruyorlardı.

“Bizi görmeyeceği söylenmişti. Cam arkasından gösterecektiniz. Neden bizi görmesine müsaade ettiniz. Bunun bedelini ödeyeceksiniz.”

Ben afallamıştım ama amir benden daha beter bir şok yaşıyordu. Kadınları içerideki bir odaya aldı ve orada görüştü. Makam odasına döndüğünde yüzü kıpkırmızıydı.

Kadınlar Manisa’dan gelmiş. Cihangir’de bir bankamatikten para çekerken ben kendimi doktor olarak tanıtmışım ve 550 TL’lerini alarak kendilerini dolandırmıştım.

Amirin ağzından ‘Ben böyle tezgâh hayatımda görmedim, duymadım.’ sözleri dökülüyordu. Ne yapacağız dediğimde, şikâyetlerini kayıt altına almak zorunda olduğunu ve benim acele avukat çağırmamı öneriyordu.

Bunun üzerine şu anda MHP MYK üyesi olan ve İstanbul Milletvekili Adayı Başbuğ Pınarbaşı’nı aradım. Kadınlar ile görüşen Başbuğ olayın vahametini anladığında hukuksal olarak yapmamız gerekenleri de sıralıyordu. Paranın belli bir meblağın üzerinde olması ve yapılma şeklinden dolayı nitelikli dolandırıcılıkla suçlanıyordum.

Beynim dönmüştü ve kadınlar yan odadaydı.

Allah yardım etmişti ve şikâyetçi olan kadınları görmüştüm.

Kadınları görmem tezgâhı bozdu.

Eğer orada saf saf otururken uygulamada esas olduğu üzere bir camın arkasından kadınlara gösterilseydim, kadınlar beni güya teşhis edecek ve sırra kadem basacaklardı. Hikâyenin sonunda Beyoğlu Belediye Başkan Adayı olarak mahkemeye çıkacaktım. Olay mahkeme koridorlarından basına yansıyacak ve serüven birileri için mutlu sonla neticelenecekti.

Daha neler neler.

Hepsini anlatmıyorum.

Taksim Parkı’nda bir gencin cep telefonunu gasp mı etmedim, Kasımpaşa’da esnafı haraca mı kesmedim.

Gülmeyin. Şaka değil.

Her birinden dolayı emniyette ifade vermişliğim var.

Niye mi anlattım bunları?

Bir yıl öncesinden başlamıştım çalışmalara. Üç reklam ajansı ile birlikte profesyonel bir çalışma yürütüyorduk. İnanmıştık ve rakipleri korkutmuştuk. Pek çok köşe yazarı Hürriyet’te, Haber Türk’te vb gazete ve televizyon programlarında Beyoğlu’nda sürpriz yapabileceğimizden bahsediyordu. Bir ilçede dahi kaybedeceklerini anladıkları an neler yapabileceklerini görmenizi istedim.

Şimdi!

Önümüzdeki seçimlerle ilgili anket raporlarını okudukça en olmaz stratejileri hayata geçireceklerinden emin olabilirsiniz.

Devlet onlar. İstihbarat onlar. Emniyet onlar. Savıcı da onlar hâkim de onlar.

Bu kez en sağlam kozları, aynı masada oturdukları terör örgütleri olacak. Ve şüpheniz olmasın yine hedefte biz olacağız.

Son bir haftadır emniyet yetkilileri MHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’na ve Beyoğlu Ülkü Ocakları’na yönelik terör saldırısı hazırlığı olduğunu ve bu saldırılara karşı tedbirli davranılması gerektiğini bildiriyor.

Böyle bir saldırı tehdidi varsa ilçe başkanına, ocağa, ilçe teşkilatına koruma veriliyor mu? Hayır…

Nasıl önlem alacağız?

Biz de onlara mı saldıralım?

Geleni vuralım mı?

Evden abdestli mi çıkalım?

Ne diyorsunuz?

AKP Beyoğlu ilçe binasının önü ekip kaynıyor da böyle bir saldırı duyumu varsa Milliyetçi Hareket Partisinin ilçe binasının önünde neden koruma ekipleri görevlendirilmiyor? Daha yazıyı yayınlamadan Sarıyer’de seçim irtibat bürosu saldırıya uğradı.

Aslında mesele saldırıların önlenmesi değil.

Saldırı olması birilerinin işline geliyor.

Gerginlikten besleniyorlar.

Gerginlik ve kaostan...

Emniyet ise “Biz uyarmıştık!” diyerek

yükü üstünden atabilmek derdinde.

İşin kötü yanı nedir biliyor musunuz?

Biz bu iktidara seçim güvenliği şöyle dursun, can güvenliğimiz konusunda bile güvenmiyoruz. Ve olası bir saldırıda tetiği çekenden ziyade çektirenin kim olacağı hususunda aklımızda tek bir adres var.

Yayınlanan tapelerde istihbarat teşkilatının başındaki adam kendi ülkesine füze fırlatacak kadar gözü dönmüş halde.

Seçim güvenliği mi demiştiniz? 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.