Ziya Gökalp\'te Turancılık Ülküsü

iya Gökalp, Türkiye’de 19. asrın ikinci yarısında başlayan Türk­çülük ve Turancılık fikrinin merkezinde bulunan bir kişidir. Bu bakım­dan, kendisinden önce bu hareketi başlatanlar ile kendisinden sonra devam ettirenlere göre Gökalp, büyük bir çadırın orta direği gibidir. Çünki gerek Avrupada, gerek dış Türkler arasında, gerekse o zamanki Osmanlı cemiyetinde ilkin ilimde, sonra da his ve san’at sahasında başlayan Türkçülük akımını ciddi şekilde sistemleştirerek bir fikir ve ülkü hareketi haline getiren tek fikir adamı odur.

Bilindiği gibi 19. asrın sonlarına doğru, batı dünyasında Türk dili ve kültürü hakkında yapılan araştırmaların ilhamı ile Osmanlı aydın­larında da aynı konulara eğilme temayülü başlamıştı. Bu cümleden ol­mak üzere Ahmet Vefik Paşa bir yandan Çağatay şivesiyle yazılmış bu­lunan Şecere-i Türkî (Türklerin Soy Kütüğü) adlı eseri Türkiye Türkçesine çevirmiş; bir yandan da Lehçe-i Osmanî adında bir lügat hazırlayarak, Osmanlı Türkçesinin Türk dilinin bütünü içinde sadece bir şive olduğunu göstermek istemiştir. Şıpka kahramanı Süleyman Paşa da Tarihi Âlem, Esma-yı Türkiyye ve Sarf-ı Türkî adlı kitapları ile tarih ve dil sahasında ilmî Türkçülüğün temellerini atmıştır. Bunların dış Türklerden Azerbaycanlı Dr. Ali Hüseyinzade, Mirza Fethali Ahuntzade ve Kırımlı İsmail Gaspıralı ile Türkiye’de Necip Âsim, Velet Çelebi, Meh­met Emin Yurdakul, Emrullah Efendi gibi simalar takib ettiler.

Kimi ilim ve fikir, kimi de san’at ve edebiyat sahasında eser veren bu simaların çalışmaları, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu çalkantıya bir çeşit tepki sayılabilir. Böyle bir siyasî ve iç­timaî çevrede yetişen Gökalp’m da Türkçülük hareketi başlangıçta his, heyecan ve san’at plâmndadır. Nitekim en ünlü manzumesi olan Turan onun bu konudaki ilk şiiridir. Ancak Gökalp bundan sonra, kendi ifa­desiyle, bütün ömrünü 1810 yılında yayınlanan Turan manzumesindeki esasları açıklamak ve yorumlamakla geçirecektir.

Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan…

diyen Gökalp, o tarihten itibaren artık Türkçülüğü de Turancılığı da hem bir tepki hareketi olmaktan, hem de yalnız duygu ve heyecan plânında kalmaktan kurtarmıştır. Romantik duygular halinde başlayan Türkçülük ve Turancılık akımını siyasi, iktisadî ve kültürel sahada sistemleştirmiştir. O bu duyguları sağlam bir fikir hareketi ve yüce bir ülkü seviyesine yükseltmiştir. Böylece, Gökalp’le beraber Türkçülük ve Turancılık tam bir devlet felsefesi ve dünya görüşü haline gelmiştir. Ayni fikir ve inanışlar bu gün de güçlü ve köklü bir ülkü olarak yaşamaktadır. Ara­dan yarım asır geçtiği halde Türkiye’de Turancılık ülküsünün halâ yaşa­makta ve gelişmekte oluşunu bir yandan bizzat fikrin haklı ve güçlü ol­ması ile bir yandan da Ziya Gökalp tarafından temellerinin sağlam atıl­ması ile izah edebiliriz.

Gökalp’in Turancılığa duygu plânında ve şiirle başladığını belirmiş­tik, incelediğimiz zaman gördük ki o bu fikrinden hiç bir zaman caymamıştır. Bu ülküsünü, kendi ifadesiyle söylersek «Turancılık mefkuresini» hayatının hiç bir döneminde ikinci plâna itmemiştir. Turancılık fikri onda gittikçe kuvvetlenen bir inançtır. Bir çokları Gökalp’in gençliğinde Turancı olduğu halde, sonra bu görüşünden vazgeçip gerçeklere döndü­ğünü iddia ederler. Bu değerlendirme yanlıştır. Ziya Gökalp diğer konu­lardaki fikirleri gibi Turancılık fikrini de asla değiştirmeyip, aksine ge­liştirmiş ve sistem haline koymuştur. Onun anlayışı ve inancına göre, Türk Milleti Turancılık ülküsünden vazgeçemez ve geçmemelidir. En son ve en olgun eseri olan Türkçülüğün Esaslarında bu konudaki görüşü hiçbir tevile meydan vermeyecek kadar açıktır. Ayrıca söyledikleri o günün Türkiye gerçeklerine ve dünya şartlarına da tam manasiyle uygun­dur.

Bazı kimseler Gökalp’teki Turancılık fikrinin pek açık olmadığını, mahiyet ve muhteva bakımından sınırlarının iyi çizilmediğini iddia et­mektedirler. Bu sebeple biz onun Türkçülüğünün Esaslarında belirttiği son görüşlerini özetlemeden önce, şiir ve masallarında Turancılığa ver­diği mânâ ve önemi ortaya koymak istiyoruz. Vardığı son noktayı ayrıca tesbit edeceğiz.

Sistemli düşünen bir zihne sahip olan Gökalp, Turancılık ülküsünü bazı merhalelerden geçerek tekamül ettirmiştir. Öyle ki, onun ilk yıllar­daki Turancılık anlayışını tenkit etmek belki mümkündür de, olgunluk çağındaki hükümlerini tenkit imkânsızdır. Çünkü ilkin romantik duy­gularla öne sürdüğü bir fikri zamanla aklın ve gerçeklerin ışığında pren­siplere bağlayarak ebedileştirmiştir. Şimdi ilk fikirlerinden başlayalım.

\"images\"

Edebi eserlerinde Gökalp Turancılığa sırasiyle şu beş mânâyı vermektedir. Tabii bunlar Turancılığın çeşitli yönlerden ele alınarak, bir terkibe varılmasından başka bir şey değildir. Tıpkı büyük bir mimarî âbideye dört ayrı yönden bakıldığı zaman her defasında farklı bir du­varın görülmesi gibi.

I

Gökalp’in manzum eserlerinde çok geçen «Turan» kelimesi birinci olarak Türklerin anayurdu, ilk vatanı, yani Orta Asya, Altay Dağları ve Ötüken yöresi gibi coğrafî bir mekân ismi şeklinde kullanılmıştır.

Ben atsızım evet benim ailelik adım yok,
Benim köyüm Turan yurdu Türlük benim ocağım.
Nere gitsem karşı çıkar bana yasam, bayrağım.

Garbin dinler sesini Garbe sesler dinletir
Kalbini de söyletir, kalbini de inletir.

Lâkin asla unutmaz Oğuz Han’ın evlâdı,
Turan denen o yurdu, Turan denen o adı.
(Akkurum’dan)

Turan yurdu uykuda Hanlar kalmış Hakansız!
Karakurum buyruksuz, Altmordu dağınık!
Bu öksüzlük halini gören bir Türk vicdansız
Olmalı ki gönlünde sızlamasın bir yanık…
Ulutaşm kalbinde Türklük aşkı kudurdu
Çıktı kıra kurultay derneğini kurdurdu
Dedi: «—Ey Türk Hanları Türk’ün ayak bastığı
Her yer ana vatandan bir parçadır; bu vatan
İstiyor ki, her elde Altmordu bayrağı»

Bütün Türkler birleşsin, bu birlikte İli Han
Saltanatı dirilsin, Türk Hakanı Aîtundağ *
Eteğinde donatsın, parlak yüce bir otağ. ,
(Altun Yurt’tan)

Biz Türk Hanın beş oğluyuz.
Gök Tanrının öz kuluyuz
Beş bin yıllık bir orduyuz
Turan yurdu durağımız

Yüce Tanrı Oğuz Hanı
Göndererek Türk Hakam
Birleştirdi beş Turanı
Doğdu güneş sancağımız

Turan eski toprak bize
Hind bir altın konak bize
Çin köşkleri kışlak bize
Tuna boyu yaylağımız j
(Ergenekon’dan)

II

Eski Anayurdun dışında Türk’ün fethettiği, Türk’ün vaktiyle yaşamış olduğu ve yaşadığı her yer Turan’dan bir parçadır :

Bu meşhettir Avrupanın Rumeli’den Türkler’i
Çıkarmağa azmettiği kanlı harpte Kosvada,
Albayrağı bir hamlede ilelebed ileri
Süren, sonra bir nöbetçi gibi kalan orada.

Türk ilinin bu ebedi nöbetçisi diyor ki;
«Anadolu Türk Yurdudur» karşı yaka Türk ili
Siz asılsız türediler değilsiniz, sizdeki /
Kanlar taşır hakanlardan kalma Büyük Emeli
Ruhumuzda bugün kendi kendinizi tanıyan
«Turan benim yurdum» diyen birisi var: Oğuz Han
(Meşhede Doğru’dan)

Ulu Tanrı Türk’ü yüce yaratmış
Dinini talime hoca yaratmış
Türk yurdunu uçtan uca yaratmış
Demiş: Bunu yaşat hep şan içinde…
Demişki: Nereye girmişse Hilâl
Orası Turandır, onu geri al i
Domuz çobanları olamaz kıral
Tanrının ülkesi Turan içinde
(Balkanlar Destanı’ndan)

III

Turan kelimesinin Gökalp’te üçüncü mânâsı Türklerin tutsaklıktan kurtulup hürriyet ve istiklallerine kavuşması ülküsüdür. Meselâ Ülker ile Aydın adlı masalda bu tema işlenmiştir:

Ülker ve Aydın adlarındaki iki kardeş zalim bir üvey ananın pençesin­de inlemektedirler. Bir cadı olan üvey ana, büyü yaparak, bir beyle evlen­miş bulunan Ülker’i ceylan kılığına sokmuştur. Sonra da kızcağız bir ba­lık tarafından yutulduğu için kardeşi Aydm’dan ve kocasından ayrı düş­müştür. Fakat yutulmadan önce hamile olan Ülker, balığın karnındayken bir oğlan doğurmuş ve çocuğa Turan adını vermiştir. Turan da dünyaya gözünü açar açmaz cadının sihirini bozarak annesi Ülker ile dayısı Aydını hürriyetlerine kavuşturmuştur. Böylece, masalda Turancılık ülküsünün esir Türkleri zincirden kurtaracağı inancı dile getirilmek istenmiştir. Ba­his konusu masalın son kısmını aynen alıyoruz :

Aydın : Bacı bacı can bacı
Kolumda mercan bacı
Gönlüme merak oldu
Gebeliğin ne oldu?

Ülker : Kardeş kardeş can kardeş
Boynunda mercan kardeş
Hünkâra söyle selâm
Bizi alsın buradan

Kardeş kardeş can kardeş
Oğlum Turan kucakta
Emziririm bucakta

Ne zaman ki bu sözleri işitti
Hünkâr hemen balıkçıya emretti
Ağ atıldı kaya gibi bir balık
Çıkarıldı doldu bütün ortalık

Bu balığı dikkat ile yardılar
Turan çıktı bir çarşafa sardılar
Ondan sonra Ülker çıktı dışarı
Ceylan artık olmuştu bir haşarı

Gitti baktı merak ile Turan’a
Görür görmez birden döndü insana.
Ablasının oğlu bozdu büyüyü
Kalmadı hiç ceylanhğın bir tüyü.

Bu konudaki duygu ve düşüncelerini : «Düşmanın ülkesi viran olacak, Türkiye büyüyüp Turan olacak» mısraları ile özetleyen Gökalp, Alageyik adlı çocuk masalında da aynı temayı işlemiştir. Bir devin eline düş­müş olan Kırgız güzelini bir «Türk yiğidi» şöyle kurtarır :

-Açtım bir elmas oda -Dedim: Turan meleği,
-Dev şahım uykuda -Türk’ün yüce dileği,
-Gördüm, kestim başım -Yüz milyon Türk bu anda
-Dedim: «Ey ifrit hani -Seni bekler Turan’da.
-Nerde dünya güzeli? -Haydi çabuk varalım,
-Dedi: Elinde eli! -Karanlığı yaralım.
-Döndüm baktım bir Kırgız -Sönük ocak canlansın,
-Elbiseli güzel kız -Yoksul ülke şanlansın.
-Durmuş bakar yanımda, -İndik iti okşadık,
-Şimşek çaktı canımda. -At sırtına atladık.
-Güldü, dedi: Türk beyi -Çeçtik nice dağ kaya,
-Tanıdın mı geyiği? -Geldik Demir Kapıya.
-Kimse beni bu devden -Kapanması çok yıldı;
-Alamazdı, ancak sen -Açıl dedim açıldı.
-Kaya deldin dağ yardın -Yol verince gizli yurt
-Geldin beni kurtardın. -Aldı bizi bir Bozkurt;
-Ah o imiş anladım -Kaf dağından geçirdi,
-Sevincimden ağladım. -Türk iline getirdi…

IV

Gökalp Turan kelimesine dördüncü merhalede artık Büyük Türk Bir­liği mânâsını vermektedir. Bu fikir onda hiç değişmemiş, zayıflamamış ve ikinci plana itilmemiştir. Manzumelerinde, masallarında ve diğer bü­tün eserlerinde bu tema hep işlenmiştir. Kelime ve muhteva olarak en fazla Turancılık ülküsüne yer verilmiştir. Ancak, Gökalp Turan ülküsünü zaman zaman da Kızılelma ve Büyük Emel sözleriyle ifade etmektedir. Yalnız, Kızılelma kelimesi bazan da «cihan hakimiyeti mefkuresi» mânâ­sına kullanılmıştır. Esasen, Gökalp’in Turan fikri gerçekleştikten sonra­ki ülküsü de Kızılelmadır.

Turan ülküsünü dile getiren örneklerden açıkça anlaşılmaktadır ki Ziya Gökalp, o zamanki Osmanlı Devletinin aslî unsuru olan Türklerle sı­nırlarımızın dışında kalan diğer bütün Türk illerinin tek bayrak altında birleşmelerini arzu etmektedir. Bu birleşme önce dil ve kültür sahasına, sonra da siyasi sahada olmalıdır. Hatta her Türk ili kendi vatanında müs­takil devlet kursa bile, Turan ülküsünden vazgeçmemelidir. Çünki esas olan millettir. Milletin bütünlüğüdür. Nitekim Millet manzumesinde bu fikrini çok açık şekilde belirtmiştir :

Dilde, dinde müşterekiz hep gelmişiz bir soydan
Devletimin kaygısıyle milletimi unutmam.
Anadolu bir iç ildir, ayrılamaz dış ilden.

Demek ki Gökalpte bütün Türk illeri ve boylarının Turan birliği al­tında toplanması şarttır. Ne sadece Türkiye’nin ne de Özbek veya Kır­gızların kurtulması yetmez. Buna ait örnekler onun şiirlerinin bel kemi­ğini teşkil eder :

Kızılelma’dan
Son arzumuz budur fani dünyada
Türküz varacağız Kızılelmaya…
Turgut bu sözlerden bulmadı şifâ
Çıktı, gitti, gönlü dolu «Vâ veylâ!»

Diyordu «Leylasız bir Mecnun gibi
Nasıl yaşayayım söyle yarabbi?»
Ay Hanım duymuştu bütün sözleri
Bu fikri zihninde sürdü ileri:
«Kızılelma» yokmuş fakat lazımmış
Turan hayatına bu bir nâzımmış.

İsviçre’de bir Türk köyü bir şehir
Yapalım; oradan yeni bir nehir
Bir irfan ırmağı aksın Turan’a…
Bütün Türk iline aynı şu’leyi
Saçsın ki gönüller birleşsin iyi.

Ay Hanım bu işe hep servetini
Vakfetti; kimisi hamiyetini,
Kimi irfanını kimi cehdini
Birleşip yaptılar Turan mehdini.

Ergenekon’dan
Askerliği gördü tatsız
Harzem şahı oldu Atsız.
Bugün hakan dün bir atsız
Böyle kayar kızağımız.

Tunguz Çine hakan oldu,
Hıkay Türkü üryan kaldı;
İlk düşünen Gur Han oldu,
Birleşmeli ocağımız!

Cengiz bunu tasarladı,
Dört bucağı ilgarladı;
Türk soyunu toparladı,
Turan oldu öz bağımız.

Akkurum’dan
Yola düştüm, az-uz gittim, dere tepe düz gittim;
Her akşam bir Türk şehrine, Türk köyüne uğradım.
Kalblerinin bir emelle çarptığını anladım.
İstanbula geldim gördüm Turan fikrî uyanmış,
Büyük Emel doğmuş buna çalışıyor her kişi
Ey Türklerin yeni doğan yüce ümit güneşi!

Geldim senin eşiğine Karakurum ilinden
İstikbalin tarihinde bu sözleri okudum;
Yeni Turan Hakanlığı, payitahtı Akkurum

Kızıl Destan’dan
Macar dedi: Sanma kalmak isterim,
Atımı meydana salmak isterim
Türklerin öcünü almak isterim
Altay yurdu büyük vatan olacak,
Turan’m hâkimi sultan olacak

Millet’ten
Her ülkede Türk bir devlet yapacak;
Fakat bunlar birleşecek nihayet.
Hep bir dille ayni dine tapacak
Olacak tek harsa malik bir millet!

Ey Türkoğlu, artık ne ben, ne sen, ne o, bir şey yok!
Uluslar yok, uruklar yok, ancak büyük Turan var…
Siyasette şirk olamaz, ayrıca Han ve Bey yok…
Türk ruhunda yalnız bir il, yalnız bir tek İlhan var…

Süngü beni ayırsa da vahdetimi unutmam;
Dilde, dinde müşterekiz, hep gelmişiz bir belden.
Devletimin koygısiyle milletimi unutmam,
Anadolu bir iç ildir, ayrılamaz dış ilden.

Lisan’dan
Gayınlı söz emmeyiz
Çocuk değil memeyiz!
Birkaç dil yok Turan’da
Tek dilli bir kümeyiz

Turan’m bir ili var
Ve yalnız bir dili var
Başka dil var diyenin
Başka bir emeli var.

Kavım’den
Ne kadar Türk varsa bugün cihanda,
Burdaki harsa var meyli vicdanda.
Dili dilimdendir, dini dinimden,
Olacağız biz hep aynı vatanda.

Karacık dağından, Kıpçak çölünden,
Gelen atalarım gibi Türk’üm ben.
Bana yol gösteren benden olmalı;
Olamaz Türk’e baş Türk’üm demeyen.
Osmanlı kalamaz Türkü sevmeyen

Çanakkale’den
Çok geçmeden birdenbire
Parçalandı Rus ülkesi,
Sevinçle düştü Tekbir’e
Elli milyon Türk’ün sesi.

Artık Turan hayal değil,
Hakikate döndü bugün.
Türk bilecek artık bir dil,
Bizim için bu bir düğün.

V

Gökalp’e göre Turan ülküsünün beşinci merhalesi «cihan hakimiyeti­dir.» Başka bir deyişle Kızılelmadır. Esasen büyük Türkçü Gökalp, daha 1910 yılında yayınladığı Turan manzumesinde aynı fikri dile getirmişti.

Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan mısraları açıkça Kızılelma hedefini ifade ediyordu. Yeni Attila şiirinde bu arzu daha da belirlidir :

Ey Avrupa bu belâdan
Sen nereye kaçacaksın?
Bir ikinci Atilladan
Çok göz yaşı saçacaksın

Dinlen artık bütün cihan,
Yine eski Turan oldu!
Padişaha dendi İlhan,
Yer yüzü bir vatan oldu.

Büyük ülkücünün edebî eserlerinde işlediği Turancılık anlayışını böy­lece belirttikten sonra, gelecek yazıda Türkçülüğün Esaslarında bir sis­tem halinde ortaya koyduğu görüşlerine bakacağız.

NECMETTİN HACIEMİNOĞLU

DERLEYEN EMRE SEVİNÇ

http://www.sozkonusu.net/ziya-gokalpde-turancilik-ulkusu-necmettin-hacieminoglu-1.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.