Yeni Türkiye ve AKP tipi kapitalizm

ZAMAN

Bu yazı, siyasal İslamcılar ve AKP’nin, devraldıkları kroni-kapitalizmi neye dönüştürdüklerini ve kendilerinin de bu değişim sürecinde aslında neye dönüştüklerini analiz etmektedir.

Buna göre AKP tipi kapitalizmin temel özelliği, devlet rantı dağıtma süreçlerinin, Kemalist dönemden farklı olarak çok daha dar bir zümreyi ve dolayısıyla çok daha katı bir cemaat ilişkisini içeriyor olmasıdır. Devlet rantının, neredeyse tamamen birincil aile içi ilişkiler ve hiçbir politik (dolayısıyla meşru) kimliği olmayan aile içi aktörler aracılığı ile bu ‘yeni Türkiye’ cemaatinin mensuplarına dağıtıldığı, rakip unsurların sivil toplum organizasyonlarının, basın ve medya kuruluşlarının ve ekonomik varlıklarının devlet zorbalığıyla sindirildiği bir yapıya dönüşmüş durumdalar. Bu yapıya bürünmek için partinin kuruluşunda ve sonraki dönemlerinde birlikte hareket edilen ve fakat, bu yapıya razı olmayan kim varsa ya ayrılmak zorunda kaldı veya pasifize edildi. Bu gelişmeler, AKP tipi kapitalizm ilişkilerine bulanmış Erdoğan cemaatini merkezde sert bir çekirdeğe hapsetti. Bunun dışında, açık yolsuzluk delilleri, din istismarı ve hatta dini unsurların yer yer aşağılanması durumlarına rağmen, bu çekirdeğin dışındaki müntesiplerin, tek adamın otoritesine koşulsuz desteği, bu yeni Türkiye cemaatini, Türkiye’nin mevcut cemaat yapılanmaları içinde, en tutucu veya bağnaz cemaati haline getiriyor. Bu özellikle önemli. Çünkü Erdoğan ve yanlıları, aralık soruşturmalarından bu yana kendilerine muhalif olan grupları, antidemokratik, şeffaf olmayan ve devlete paralel yapılar olarak suçluyorlar. Hatta Etyen Mahçupyan, cemaatin, burnunu sürterek demokrasiyi öğrendiğinden söz ediyor, ama AKP’nin yeni Türkiye’sinde devletin tam da merkezinde, her türden karar alma süreçlerini, hem de yolsuzluk soruşturmalarına konu olacak bir hukuksuzlukla ve hiçbir politik meşruiyeti olmayan aile bireyleriyle domine eden rutin devlet işleyişine paralel ilişkilerinin demokrasi ile ilişkisinden söz etmiyor. Oysa ki AKP tipi kapitalizmin çekirdeğindeki bu işleyiş, demokratik olmaktan ziyade, kabile devletini ve kapalı cemaatlerin klan ilişkilerini ima ediyor.

Devletin merkezinde marjinalleşme

Doğal olarak sorun üretmesi beklenen bu yapı, sorunların üstünün kapatılması için kaçınılmaz olarak kendini ne pahasına olursa olsun koruyan ve koruyucularına iktidar alanı temin eden bir sisteme dönüştü. Sistem ve sahipleri arasındaki ilişkinin karşılıklılığı, birbirlerini sürekli olarak üretmelerini ve hasımlarına karşı sertleşmelerini zorunlu kılıyor. Çünkü hem sistemin kendisi hem de sahipleri, hukuksuzlukları ve rutin devlet işleyişine paralel yapılanmalarıyla gittikçe marjinalleşen ve bu nedenle de daralan bir alanda, ama bu arada son derece güçlü bir yapıyla hareket ediyorlar. AKP tipi kapitalizmin tam olarak çekirdeğinde yer alan bu ilişki, bir yandan zorlayıcı güç olarak devletin en kudretli yanlarını kullanma; diğer yandan, devlet kaynaklarını veya rantını her kesimin kendi refah pozisyonuna uygun biçimde dağıtma kabiliyetine sahip olduğu için şimdilik ayakta kalabiliyor. Yani aileye yakın abi ve amcalara devlet kaynaklarından büyük ihaleler; basın ve medya benzeri organlarda yalan ve yanlış tespitlerle yazanlara ve beklenen zamanda beklenen açıklamaları yapmakla görevli yeni türemiş sivil toplum organizasyonlarına, havuzdan uzatılan beslenme kurnaları; yereldeki seçmene de torbayla kömür, ev eşyası ve sair verilerek inşa edilen AKP tipi kapitalizm yoluyla ayakta kalmak için gerekli destek temin edilebiliyor. Buna, şarlatanlıkla şaklabanlık arasında bir yerde duran bazı aydın benzeri zevat, her ne kadar Anadolu’daki çevrenin, merkeze kayması, halk ihtilali ve yeni Türkiye olarak bakıyorsa da, tüm bu ilişkiler aslında AKP tipi kapitalizmdeki çarpıklığın gerçek anlamını veriyor. Bu sonucu yolsuzluk soruşturmaları doğruluyor. Çünkü yolsuzluk soruşturmaları, aile içi ilişkilerin belirleyiciliğindeki AKP tipi kapitalizmin kirli yanlarını açığa çıkardığı için, merkezdeki çekirdek tarafından bu denli sert bir dirençle karşılaştı. Bu nedenle tüm devlet gücü en zorba şekliyle seferber edilerek ve yukarıda tanımlanan rant süreçleri işletilerek, seçimler yoluyla destek kotarılabildi. Böylece, sistemin çöküşü ve dolayısıyla, bu dar politik-ekonomik oligarşinin veya cemaatçi yapılanmanın, çöken sistem altında kalması engellenmiş oldu. Dolayısıyla yolsuzluk soruşturmalarının şimdilik bertaraf edilmesi bir şeyi değiştirmiyor. Hatta, bu soruşturmalar, mahkemede aklanmadıkça, AKP tipi kapitalizmin çekirdeğindeki devlet gücünü elinde tutan cemaatçi zümrenin ne türden bir işe bulaştıklarının gerçekliğini doğruluyor.

Bir diğer sorun, merkez-çevre ilişkilerindeki değişimin okunması anlamında ortaya çıkıyor. Kemalistlerin merkezdeki tasfiyesi ve halkın seçimiyle iktidar olmuş bir partinin merkeze geldiği ve önceki dönemden farklı olarak, bürokrasi ve yargı tahakkümü olmadan politika üretebildiği doğru. AKP iktidarı ile birlikte merkez-çevre ilişkilerinde bu anlamda bir değişim olduğunu kabul edebiliriz. Ama bunun neyin pahasına olduğunu göz ardı etmek, bu analizi yapanların yaklaşımını eksik bırakıyor. Öncelikle, AKP tipi kapitalizmde, önceki sistemin aksine, yürütme ve yargı, tamamen siyasi iktidarın keyfi politikalarının güdümüne girmiş durumda. Kendi demeçlerinden anladığımıza göre geri kalanlar için sadece zaman bekleniyor. Bu anlamda, bazıları özellikle yürütmenin zaten böyle olması gerektiğini düşünebilir. Ama bu tam olarak doğru değil. Belki geleneksel güçlerin ayrılığı modelinde; bürokrasinin, yasamanın ve siyasi iktidarın mutlak güdümünde olması gerektiği söylenebilirdi. Ancak son 50 yıldan fazla bir süredir dünyanın gelişmiş yüzü, yürütme içinde bağımsız bürokratik yapıların varlığı ile ekonomik ilişkileri yönetmektedir. Nitekim Türkiye bunu, 2000 sonrası dönemde tecrübe etti ve reformun ilk yıllarında elde ettiği başarı ile bugün, siyasi iktidar ve yanlılarının övünmeyi çok sevdikleri ekonomik performansı temin etti. Ancak son dönemde keskinleşen tek adamcılık, bırakın bağımsız bürokratik yapıları, bağımsız yargıyı bile ortadan kaldırma yolunda güçlü adımlarla ilerliyor. Dolayısıyla AKP tipi kapitalizmde önceki sistemden farklı olarak merkezde bürokrasi değil, doğrudan siyasi otoritenin kendisi var, ama bu çekirdek içinde tek karar alıcı mekanizma, partinin karar alma mekanizmaları bile değil, lider ve aile içi ilişkilerdir. Bürokrasiden ve yargıdan beklenen ise bu yapıya koşulsuz biat etmesidir. Bu yapısal özellik de çevreden merkeze, marjinalleşmenin geldiğini gösteriyor.

Diğer yandan, devlet kaynaklarıyla oluşturulan suni rantın büyük kısmını ele geçiren, lider ve ailesine yakın abi amca statüsündeki çıkar grupları, henüz daha merkezdeki büyük sermaye grupları olmayı hak edecek kadar yüksek bir servet düzeyine sahip değiller. Devletten büyük altyapı ihaleleri almak önemli bir iş olabilir, ama Türkiye’nin refah dağılımı içinde ihtilal niteliğinde bir dönüşüm değildir. Dolayısıyla bu anlamda da çevrenin merkeze geldiği iddiası doğru değil. Belki merkezde gittikçe daha fazla cemaatleşmek zorunda kalan bir yapıdan söz etmek daha doğru olabilir. Bu ise gücün el değiştirmesi olarak tanımlansa bile kesinlikle siyaset, ekonomi, birey ve dolayısıyla memleket için hayra alamet bir durum değildir. Çünkü ortada tamamen devlet kaynaklarının rant arama süreçlerinde çıkar gruplarına aktarımını içeren bir israf mekanizması var. Rant arama süreçlerinin bu denli baskın olduğu politik-ekonomik konjonktürlerde ekonominin aktörleri, kaynaklarını, piyasa süreçlerinin belirleyiciliğindeki iktisadi kârı aramak yerine, politik süreçlerin güdümündeki suni rantı ele geçirmek üzere kullanırlar. Ülkenin kaynakları da bu süreçte inovasyon ve keşif üretmeyen, politik süreçlerde kullanıldığı için israf olur. Dolayısıyla uzun vadede bu yapının anlamı, hem kendileri hem de ülke ekonomisi için ölü doğumdur.

Bu nedenlerle, gerçekten dendiği gibi çevre, merkeze gelmişse bile, bu istenen bir durum değildir. Bu kadarıyla bile düşünüldüğünde yola çıkarken ve yolda yürürken, AK Parti’nin diline pelesenk ettiği misyonu bu değildi. Ortada başarılı veya faziletli bir sonuç değil, açık bir çelişki ve kötüye gidiş söz konusu. Devlet yönetiminde aile içi ilişkilerin belirleyiciliğindeki antidemokratik rant dağıtma mekanizmalarıyla değil de kapitalizmin nitelikli kurumlarıyla refahı topluma yayan bir dönüşüm, daha temelli bir başarı hikâyesi olabilirdi. Dolayısıyla AKP tipi kapitalizmle kuşatılmış yeni Türkiye, siyasal İslamcıların eleştirmeyi çok sevdiği kapitalizmin kirli yüzünü, kendisinde mündemiç kılmış oluyor. Bu nedenle çalıyor, ama çalışıyor sloganlarıyla anılıyorlar. Bu anlamda AKP kapitalizmi, İslamî ve ahlakî hassasiyeti olmayan aydın benzeri zümre için sahici bir halk ihtilali olarak okunabilir, ama siyasal İslamcıların sırtında kambur olarak duruyor. Sonuç olarak, tüm bu özellikleri barındıran AKP tipi kapitalizmin can alıcı sorunu, ayakta kalmasını temin edecek bir kurumsal zemin ve nitelikli iş çevresi inşasından yoksun olmasıdır. Tek adamcılık, demokrasinin kurumlarının tasfiyesi ve temelli bir burjuvaziden yoksun olarak kör topal yürüyen abi-amca ilişkileri, iktidarın, piyasalar üzerindeki politik kredibilite kabiliyetinin ve merkez-çevre ilişkilerindeki nitelikli değişimin altını oyuyor. Bu nedenle böyle devam ettiği sürece bu yapının uzun dönemde bir karşılığı olamaz. Şimdiki kurumsallaşma biçimi olsa olsa bir kumdan kaledir ve bunun gerçekliğini görmek istemeyenler de kafalarını bu kuma gömmüş, ne deve ne kuş konumunda varlıklar olarak kalır. Bunların entelektüel kimliklere, politik ve ekonomik olarak seçkin statülere sahip olmaları bir anlam ifade etmez. Tıpkı, 2000-2001 krizleriyle tasfiye olan önceki dönem gibi...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.