Yeni Nesil Ülkücüler'e dair...B.Kılıçarslan

 Elimde bir kitap var.

Editörlüğünü, Türk Milliyetçileri’nin genç ve ehemmiyet teşkil eden sosyologlarından İkbâl Vurucu ve Fırat Kargıoğlu üstlenmiş.

Kitabın adı, “ Yeni Nesil Ülkücüler”, alt başlığı ise “ farklı gözlerden değerlendirmeler, eleştiriler.”

Kitap geçtiğimiz ay Aygan Yayıncılık’tan çıkmış.

Kitabın dizgisi, kâğıt kalitesi ve noktalama işaretleri, kitabın içerisindeki ciddiyete nazaran, pek ciddiye alınmamış veya dikkatten kaçmış.

Tabii ki bu eksiklik, anlatılmak ve ulaşılmak istenileni baltalamamaktadır.

Lâkin daha profesyonel bir çalışma ve gerekli özen ile mevcut bulmuş bir eser, Türk Milliyetçiliği fikriyatını benimsememiş olanlar tarafından da daha büyük bir ehemmiyet ile karşılanacaktır.

Gelelim kitabın içeriğine.

Fırat Çakıroğlu’na ithaf edilen kitap, 12 adet farklı yazar ile yapılmış olan söyleşilerden oluşmaktadır.

Giriş yazısını kaleme alan İkbâl Vurucu ve Fırat Kargıoğlu, daha burada dahi kitabın ciddiyetini ortaya koyarak, ehemmiyet ile üzerinde durulması gereken noktalara hiç çekinmeden neşter vurmaktadırlar.

Ülkücü Hareket’in olumlu- olumsuz genel itibarı ile tüm eleştirilere kapalı olduğunu şu sözler ile vurgulamaktadırlar:

“ Ülkücü hareketin en frenleyici/ kısırlaştırıcı özelliği, eleştiriye ve öz- eleştiriye olan kapalılığıdır. Eleştirinin “ hainlik” ve “ fitne” olarak görüldüğü hiçbir siyasi ve entelektüel harekette en ufak bir gelişme olması dahi beklenmemelidir.

Yeni neslin, ülkücü olmasına rağmen teşkilatlara mesafeli durmasını, teşkilatların, yeni nesil ülkücülerin özgür, esnek yapılı düşünce ve eylem dünyalarını anlamaktan uzak oluşlarına, ya da bir başka deyişle, bu konuda yetersiz kalışlarına bağlayabiliriz.”

Röportaj yapılanların ilk sırasında yer alan Yeniçağ Gazetesi yazarı Adnan İslamoğulları, “ Ülkü Ocakları bir sivil toplum örgütü mü, düşünce topluluğu mu yoksa Milliyetçi Hareket Partisi’nin gençlik kolları mıdır? Kurumun kendisine yüklediği anlamları bir kenara koyarsak, sizce Ülkü Ocakları’nın gördüğü işlev nedir? Sizin gözünüzde nasıl bir imaj yaratıyor?” sorusuna, gereğinden fazla abartılı, ciddiyetten uzak ve meselenin özünden uzaklaşarak şu cevabı vermektedir:

“ Ülkü Ocakları diye bir teşkilât, kurum, kuruluş var mı ki? Eğer olsaydı son iki yılda adından sıkça söz edilmez miydi? Bugün Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nın adını bilen var mı? Memlekette taşlar yerinden oynuyor, Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nın herhangi bir açıklamasının ya da Ülkü Ocaklarının herhangi bir etkinliğinin herhangi bir televizyon kanalı haberlerine konu olduğunu duyan var mı? Bu durum medya sansürü olarak değil ancak Ülkü Ocakları’nın haber değerinin olmamasıyla açıklanabilir.”

Yahu arkadaş bu kadar hakikatten, bu kadar adaletten uzak bir cevap verilebilir mi ki? Ne yani Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Olcay Kılavuz haber olabilmek için soytarılık mı yapacaktır? Veyahut Doğu Perinçek’in TGB’li gençleri gibi, Amerikan askerlerinin başına çuval mı geçirecektir? Olmadı silaha sarılıp insan avcılığı mı yapacaktır? Bunlar soğuk savaş dönemindeydi kardeşim! 2015 Türkiye’sinde ve 2015 dünyasında artık bu gibi hamaset kokan hareketlere yer yok! Çağ, bilgi ve akıl çağıdır. Zamanın Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan “ Ülkücüler Sivas’ın ötesine gidemez” dediği vakit ve o dönemde IŞİD terör örgütü Irak’a girdiği hâlde, Kerkük’e Türkmen kardeşlerine bizzat tırlar ile yardım götüren adamdır Olcay Kılavuz. Van’da deprem olduğu vakit, hiçbir etnik köken gözetmeden, tüm Türkiye’de Ülkü Ocakları’nı organize ederek Van’daki vatandaşlara elini uzatan adamdır Olcay Kılavuz. Türkiye’nin doğu bölgelerinde ayak basmadık yer bırakmayan, ayrıca dinlenmek nedir bilmeyen bir adamdır Olcay Kılavuz. Şahsım olarak ne teşkilâta, ne siyasi partinize, ne de başka bir siyasi yapılanmaya bağlı bir adam değilim! Olayları objektif bir şekilde ele alan, hakikatten ve adaletten ayrılmamak için and içmiş bir şahsiyetim. Velhasıl, eleştirilecek çok yanı vardır Sayın Kılavuz’un; lâkin bunlar ciddiyetten ve hakikatten uzak olduğu vakit, hem kitabın, hem de meselenin özüne halel getirmektedir.

Editör Fırat Kargıoğlu, Ülkü Ocakları Dergisi hakkında, ehemmiyet teşkil eden ve dikkate alınması gereken şu cümlelere imza atmaktadır:

“ Ayrıksı denecek derecede farklı düşüncelerin ifade edilebilmesi ve ifade edildiğinde dikkate alınması ya da ülke gündeminde “ entelektüel şiddet” yaratabilecek nicelik ve nitelikte düşünce ürünleri verilebilmesi bakımından hâlihazırdaki durum yeterli değildir.”

Hakan Boz’un eleştirileri, kitabın ciddiyetine uygun bir perspektifte ele alınmış.  “ Yeni Nesil Ülkücüler” ve “ gelenekçiler” olarak tasnif ettiği Ülkücüler’e, dikkate alınır- alınmaz güzel bir yol haritası çizmiş:

“ Burada tarafları kabaca gelenekçiler ve yeni nesil ülkücüler olarak tasnif edebiliriz.

Ülkücü Hareket içerisindeki gelenekçiler, hareketin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, değişime ve eleştiriye kapalı özellikleriyle öne çıkarken; yeni nesil Ülkücüler, hareketin geleneklerine bağlı ancak eleştiri ve değişime daha açık özellikleriyle öne çıkıyor.

Ülkücü Hareket’in durgunluğunu, çağa uygun söylemler geliştirememesi, bu yönde kısır bir görüntü sergilemesini, kısacası çağa ayak uyduramayan bir görüntü vermesini şu sözler ile ifade etmektedir:

“ 9 Işık Doktrini de dâhil olmak üzere Ülkücü Hareket için başucu yapıtları olan bu eserlerde yer alan düşüncelerin gelenekçiler tarafından eleştiriye kapalı tutulması, Ülkücü Hareket açısından fikri durgunluğa ve bugünün ihtiyaçlarına yanıt verebilecek yeni başyapıtlardan yoksun kalınmasına neden oluyor.

Buna karşın yeni nesil Ülkücüler, Lider- Doktrin- Teşkilat hiyerarşisine daha eleştirel yaklaşarak, düşüncelerinin merkezine 9 Işık’ın “ Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesini oturtuyor. Bu yönüyle yeni nesil Ülkücüler, dünya ve Türkiye’deki yeni gelişmeleri daha “ ben merkezli” eksenden yorumluyor. Hatta liderin yeni gelişmeler hakkındaki görüşlerini beklemeden araştırarak ve tartışarak fikir beyan edebiliyor.

Aslında gelenekçiler ve yeni nesil Ülkücüler arasında Ülkücü Hareketin değerler manzumesi bazında temelde bir fark bulunmuyor. Ancak dünyadaki ve Türkiye’deki yeni gelişmeleri anlama ve yorumlama yönteminde gelenekçiler lider- doktrin- teşkilat hiyerarşisini benimserken; yeni nesil Ülkücüler ilim- neşriyat- teşkilat üçlemesini tercih ediyor.”

Gelelim kitabın editörü ve aynı zamanda önemli bir sosyolog olan İkbâl Vurucu’nun görüşlerine:

“ Bugün Ocaklı Ülkücülerin hem toplumla hem de kendileri arasında sorunlu bir ilişki kurma biçimleri vardır. Öncelikle adabı muaşeret noktasında yaşanılan sıkıntılar aynı zamanda Ülkücülüğün topluma dönük yüzünün sıkıntılı olmasına sebep olmaktadır. Sorun Ülkücülerin sert, haşin, kavgacı tavizsiz bir disiplin anlayışı, bu disiplinin kendi içinde dayakla sağlandığı, kendi aralarında katı bir hiyerarşinin bulunduğu bir yapı. Böyle bir yapı artık topluma hitap edemez. Ülkü Ocakları’nın toplum içinde küçük bir azınlık haline getiren bu yapısının olmasına rağmen maalesef bu durum bir sorun olarak algılanmıyor ve doğal olarak da çözülmüyor. Oysa sürekli genişlemeyen ve başkalarına hitap etmeyen bir hareket nasıl kendini geliştirecek?

Maalesef Ülkü Ocakları okuma merkezli bir kendini yetiştirme çalışmaları yürütmüyorlar. Okuyan az sayıda kişi de ne Türkiye ne de dünya gündemi ile ilgili olan bir kitap okuyor. Daha çok militarist karakterli ve komplocu zihniyetin temsilcisi yazarların eserleri okunuyor.”

İkbâl Vurucu özellikle okuma konusunda çok önemli konulara parmak basmış bulunmaktadır. 2015 Türkiye’si ve dünyası militarist, şovenist ve hamasi nutuklardan ziyade; proje, akıl ve bilime önem vermektedir. Akıl ve bilim odaklı hareket edebilmek için de şovenist ve militarist yaklaşımlardan uzak durmak gerekmektedir. Dünyaya artık silahlar değil, kalemler hükmetmektedir. Okumalarımızı ve değerlendirmelerimizi bu perspektifte yapıp, vizyonumuzu bu doğrultuda çizmeliyiz.

Söz sırası kendisine gelen Bahadırhan Dinçaslan, edebiyat, sanat ve tarihin önemine vurgu yaparak, daha iyiye nasıl varılır, onu şu cümleler ile tahlil etmektedir:

“ Ülkücü gençler toplum hayatının tam ortasında yer almalı, edebiyattan, sanattan, tarihten, bütün cihetleriyle, çapları elverdiğinde haberdar olmalıdırlar. Zira, “ düşman”ı tanımayan, neyle savaştığını bilemez ve ortaya koyacağı karşı sav, “ düşman”ı güldürmekten başka bir işe yaramayan, iyi niyetli ancak çocukça laflardan öteye gidemez. Bir gün ülkücü gençler, söz gelimi Avrupa’yı gezmeye, dünya edebiyatı ve sanatı hakkında bilgi sahibi olmaya, ülkücü hareketin “ karşı”sında duran fikir akımlarının da belli başlı eserlerini okumaya başladıklarında, hem aralarından yetişecek “ müstakbel aydın”lar, hem de, onlarla iletişimde olan ülkücü fikir mimarları ufuklarını genişletecekler ve “ yedd- i beyza” gibi aşikar, düşmanı tartışmaya mahal vermeyecek halde “ yanlışlayan” söylemler ortaya koyacaktır.

“ Karşı” cephe hakkında tek bildiği onların, “ Allahsız kitapsız, aşağılık vatan hainleri” olduğundan öteye gitmeyen bir ülkücü, nicel bir istatik olmaktan öteye de gidemez.”

Ayrıca Sayın Bahadırhan Dinçaslan, “ Ermeni ve Kürt Sorunu” konusunda, diğer on bir yazara nazaran, olaya; dünya ve Türkiye siyasetinin gelmiş olduğu noktadan yaklaşarak, realist bir idealistin vermesi gereken tepkiyi ortaya koyarak ve siyasi istikbalini dahi tehlikeye atacak olan bir söylem ile şu şekilde yaklaşmaktadır:

“ Bahsettiğim gibi “ ülkücüler” değillikten, yonsunluktan beslenen ve salt reaksiyon veren bir kitle haine geldiklerinden, herhangi bir fikirleri yok. Fikirlerinin olmaması, ya “ 1000 yıllık kardeşlik” saçmalığını, ya da gereksiz ve aşağılık bir Kürt düşmanlığını doğuruyor.

Baştan itibaren ekseriyetle Türk milliyetçilerinin azınlıklara ve diğer milletlere bakışları hastalıklıdır, bunun bedelini ödüyorlar. Kendi hataları yüzünden, aşağılık teröristlerin savları haklıymış gibi görülüyor. En sağlıklı görüşü Arsal’da görüyorum. Türkeş’in de “ Karabağ sorununu çözün, kendinize çeki düzen verin, dost olalım, sizin de çıkarınızadır, bizim de” minvalindeki Ermeni çağrısını önemsiyorum.”

Mustafa Yiğit ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğü her tehlikeye düştüğünde, ülkede her şehit verişimizde, kısacası milli konularda reaksiyon gösterilmesi gereken durumlarda, “ nerede bu Ülkücüler” diye höykürenleri ele alarak, geçmiş dönem Ülkücüler’i ile yeni nesil Ülkücüler arasındaki, tavır farkını dile getirmiş:

“ Yeni nesil ülkücüler, 90’larda kendilerine yapıştırılan “ güvenlik” konsepti çerçevesinde çizilen tanımlamalara da itiraz eden bir nesil. 80 öncesinin tecrübesini çok iyi analiz etmiş ve “ devletin güvenlik” işlerini devletin kolluk kuvvetleri yapmalıdır düsturunu içselleştirmiş bir kuşak. Milli meselelerde tıpkı ağabeyleri gibi hassas olmalarının yanı sıra, “ devletin” ve “ sistemin” kendi problemlerini var olan imkânlarıyla kendisi çözmelidir diye düşünüyor. Bu anlamda tırnak içinde “ macera”ya atılmıyorlar, atmak isteyenlere de adresi “ kolluk kuvvetleri” olarak gösteriyorlar. Burada Ülkü Ocaklarıyla organik bağı olmasa da MHP yönetiminin söylemlerinin çok önemli ve üzerinde önemle durulması gereken bir payı var.”

Gazeteci- Yazar Müjdat Öztürk ise kültür, edebiyat, sanat ve basın dalında gereğinden fazla eksik kalındığına vurgu yaparak, bırakın ideolog yetiştirmeyi, gençlere yol haritası çizecek yeni bir eserin dahi yazılmadığından yakınarak, şunları söylemektedir:

“ Bırakın ideolog çıkarmayı Ülkücüler geçmişte emperyalizme karşı yürüttükleri mücadeleyi bile yeni nesillere yazılı olarak aktarmayı başaramamıştır. Sanatta, edebiyatta, kültür planında bu mücadeleyi ölümsüzleştiremeyen Ülkücüler ancak son dönemde bu eksikliğin farkına varmış ve birkaç ismin fikri gayreti ile yeni dönem fikir eserlerine kavuşabilmiştir.

Benim de içinde bulunduğum kuşak ve sonrası uzun süre Erol Güngör’ü, İbrahim Kafesoğlu’nu, Mehmet Niyazi’yi, Seyyid Ahmet Arvasi’yi kaynak olarak kullanmıştır.

Durum ne yazık ki budur.

Sol ve İslami kesimde her yıl sayısız eser yazılırken ve bu kesimler çıkardıkları kitaplarla kendilerini yenilerken biz söz ettiğim isimlerin yıllar evvel yazılmış eserleri ile kendimizi beslemek zorunda kaldık.”

Son olarak ise Yeniçağ Gazetesi yazarı Servet Avcı’nın düşünce odaklı şu cümlelerine kulak vermekte fayda vardır:

“ Düşüncenin hedefi, siyaseti doğrulamak değil, o siyasete yön vermek olmalıdır… Düşünce siyasetten değil, siyaset düşünceden beslenmelidir… Siyaset, düşünceyi kontrol altında tutmak istediği bir araç gibi görürse, o düşünce doğal olarak ya düşünce olmaktan çıkacak ya da ürettiğine saygı duyulacak, yeteneğini körelmeyecek bir başka yapıya doğru yol alabilecektir…”

Yazının Dibi; Kafes filmi Ülkücü Hareket açısından sinema sektöründe nasıl bir “ ilk”i ifade ediyor ise “ Yeni Nesil Ülkücüler” de kendi dalında bir “ ilk”i ifade etmektedir. Ülkücü Hareket’in mensuplarının da fikirlerinin olduğunu, bu fikirleri tartışabildiğini ve onların da söyleyecek sözlerinin var olduğunu ispatı açısından, ehemmiyet teşkil eden, nadide bir eser. Emeği geçen herkesi tebrik ederim…

Selâm, sevgi ve muhabbet ile…

BURAK KILIÇARSLAN

haberdokuz
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.