Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi- Müjdat ÖZTÜRK

Türkiye’nin varlığını doğrudan ilgilendiren ve adeta ağır bir kuşatma ile karşı karşıya kaldığımız şu tarihi günlerde yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarının sarmalında rüzgârın önündeki yaprak misali savrulup gidiyoruz.

Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı nedir?

Türkiye’nin en önemli ihtiyacı Başkanlık Sistemimidir?

Toplumsal koşullar yeni anayasa ve başkanlık sistemine geçişe uygunmudur?

Bu soruların cevabı aranmadan “fiili durumu hukuki zemine oturtmak” gibi garip bir tetikleyici cümlenin başlattığı ve Türkiye’nin belki de temellerini dinamitleyecek bu siyasi süreç ne derece tartışıldı pek belli değil.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ..

15 Temmuz sonrası hain bir kalkışma ile karşı karşıya kaldı Türkiye…

Yıllardır devlet içinde yapılanmasına göz yumulan FETÖ merkezli darbe girişimi Türk devletinde büyük bir tahribat yarattı.

Bu tahribatın giderilmesi adına oluşan Yenikapı ruhu sürdürülmesi gerekirken bir anda fiili durumun hukukileştirilmesi hamlesi ile Türk toplumu yeniden kutuplaştırıldı ve hem siyasette hem toplumsal hayatta derin bir çatlak oluşturuldu.

Başarısız Suriye politikası ve mülteci sorunu, ihanet projesi çözüm süreci, küresel destekli terör saldırıları ve patlaması an meselesi olan ekonomik krize karşı tek vücut olunması gereken bir süreçte gündeme getirilen Başkanlık Sistemi tartışmaları ve muhtemel bir referandum bu oluşan derin çatlağı daha da yakıcı hale getirdi. Toplum, başkanlık sistemini isteyenler ve karşı çıkanlar olarak ikiye bölündü.

Oysa devletin yeniden inşasında içinde MHP’nin daha aktif rol oynadığı yeniden yapılanma süreci yaşanabilirdi. Ama iktidarı hiçbir zaman paylaşma ihtiyacı duymayan AKP’nin bir anlamda ekmeğine yağ süren bu siyasal hamle ile Türkiye kendisini bu sürecin içerisinde buldu.

MHP’nin fiili durumu hukuki zemine oturtma iddiasını rasyonel hiçbir tarafı yok. Öne sürülen devletin bekası söylemi de gerçekçi değil. Devletin bekası derken hangi devletten bahsediyoruz. AKP’nin diline doladığı Yeni Türkiye ve yeni devlet anlayışı mı mevzu bahis olan?

Türkiye’nin içine düştüğü bu ağır sorunlar yumağından kurtulmasının tek adresi Türk Milliyetçilerinin iktidar olmasıdır. Yoksa gücün tek bir elde toplanması ve parlamenter sistemin ortadan kaldırılması sadece Türkiye’yi bugünlere getiren siyasal anlayışa yaracak ve bu sistem değişikliği belki de yakın bir tarihte Türk Milliyetçilerinin asimilasyonuna yol açacak.

**

Meclise gelene kadar altına imza koyanların bile içeriğini bilmediği Meclis’te de yeterince tartışılmasına müsaade edilmeyen bir sistem değişikliği ile karşı karşıyayız.

Açıkça Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkanlık yetkileri ile donatılmak istendiği bir sistem değişikliği teklifi var önümüzde.

Türk tipi ifadesiyle dünya üzerindeki uygulamalarından farklı olduğu anlatılmaya çalışılan bu sistemin adı ile de oynanarak kamuoyu yanıltılmaya çalışılıyor.

Eğer bu sistem millet nezdinde karşılık görürse seçilecek Cumhurbaşkanı;

Genelkurmay Başkanını, Anayasa Mahkemesinin yarısını, Hâkimler Savcılar Kurulunun üçte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını, Danıştayın üçte birini, Yüksek Öğretim Kurulu üyelerini, Üniversite rektörlerini, Büyükelçileri, partisinin milletvekillerini seçecek ve yürütmenin başı olarak Türkiye’yi yönetecek.

Ve asla denetlenemeyecek.

15 yıl boyunca daha Milli Eğitim’de sistem kuramamış olanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yeni bir siyasal sistem deneyecek.

**

Başkanlık Sistemi ve yeni anayasaya karşı herhangi bir önyargı içinde değilim ama sağlıklı bir zeminde tartışılmamış olan bu teklif paketinin ciddi sıkıntılar içerdiğini düşünüyorum.

Bir kere şunu kabul etmeliyiz ki bu değişim talebinin belirleyici öznesi Cumhurbaşkanın kişiliğidir. Dolayısıyla değişimin genel çerçevesi bu siyasi kişiliğin arzu ve istekleri doğrultusunda belirlenmiştir.

Benim açımdan zaten siyasi partiler yasası ve seçim sistemine dair herhangi bir değişiklik getirmediği için Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaktan çok uzak bir anayasa paketi olan bu değişiklik teklifi ne yazık ki ihtiyaç karşılamaktan ziyade gerçekten de fiili durumu hukukileştiren bir yasa paketidir.

Bir fiili durumun hukukileşmiş olması bütün sorunları ortadan kaldırır mı bilinmez ama demek ki sadece hukuki zemine oturuyor olması birileri için yeterli bir durum.

Her ne kadar teklifi hazırlayanlar tarafından kabul edilmese de bu teklif paketine göre kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılacak ve yürütme-yasama bir anlamda Cumhurbaşkanı tarafından kontrol edilecek.

**

Aşağıda değerlendirmeye çalıştığım bütün teklif maddeleri yukarıda belirttiğim gibi değişim talebinin öznesi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin Meclis çoğunluğu dikkate alınarak hazırlanmış.

Okuyucunun bu iki temel özelliği dikkate alarak yazıyı okumasında fayda var.

Eğer kritik bir konuda Cumhurbaşkanını denetleme özelliği olarak ileri sürülen Meclisin karar alma vasfı pakete konurken AKP’nin Meclis’te çoğunluğu dikkate alınarak maddeler oluşturulmuş.

Ve adı bazılarına göre Cumhurbaşkanlığı Sistemi bazılarına göre Boğaçhan Sistemi olarak değerlendirilse de örneğine pek rastlanmayan gücün tek elde toplandığı, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırıldığı bir Başkanlık Sistemidir.

**

AKP’nin bir anlamda Başkanlık Sistemi diyebileceğimiz teklifine yönelik itirazlarım çok ama bir yazıya sığacak biçimde başlıklar halinde özetlemeye çalışayım.

**

1-MECLİS’İN YETKİLERİ KISILIYOR

Gördüğüm kadarıyla teklif Meclis’in de yetkilerini daraltıyor. Yasama faaliyetlerini yürüten Meclis’in kanun yapma yetkisi Cumhurbaşkanı lehine sınırlandırılıyor.

Bugün mevcut yasalara uymadığı için fiili bir durum oluşturan Cumhurbaşkanına kararname yetkisi verilmesi yasama faaliyetini de Cumhurbaşkanının yürüteceği endişelerini gündeme getiriyor. Kararnamelerin yasalara aykırı olması halinde yasanın hâkim olacağı iddiaları bugün yasa tanımadığı için fiili durum oluşturan Cumhurbaşkanını denetleyebilecek güveni vermekten uzak gözüküyor.

Beraberinde Cumhurbaşkanı Meclis’in yaptığı bir yasayı geri iade ettiğinde Meclis’in o yasayı kabul edebilmesi için salt çoğunluk şartı geliyor ki Meclis çoğunluğunun AKP’de olduğu düşünülecek olursa Meclis’in Cumhurbaşkanının istemediği hiçbir yasayı yapma şansı mümkün gözükmüyor.

Bugünkü anayasa Meclisin çıkardığı yasaları Cumhurbaşkanının 15 gün içinde yayına göndermesini öngörüyor. Gelen teklif ile bu madde kaldırılarak bir belirsizlik süreci oluşturuluyor.

Bu ne demek? Cumhurbaşkanı dilerse Meclisin çıkardığı beğenmediği yasaların hayata geçmesini sürüncemede bırakabilecek demek.

Bununla birlikte Cumhurbaşkanı istediğinde Meclis’i bir kararla fesh edebilecekken Meclis’in Cumhurbaşkanını feshedebilmesi için nitelikli çoğunluk şartı getiriliyor.

MECLİSİN DENETİMİ SÖZ KONUSU DEĞİL

Mecliste anayasa komisyonunda tartışılan bu teklif paketine göre Cumhurbaşkanı ve Meclis seçimleri aynı gün yapılacak. Yani toplum aynı gün hem Cumhurbaşkanını hem de partili Cumhurbaşkanının belirlediği milletvekillerini seçecek ki bu Cumhurbaşkanının popülaritesi çerçevesinde Meclis’te bir çoğunluk iktidarını meydana getirebilir.

Bununla birlikte milletvekillerini partili Cumhurbaşkanının belirlediği partinin Meclis’te çoğunluk olması halinde Meclis’in yani yasamanın yürütmeyi denetiminden söz edilemez.

Ki zaten Meclis’in yürütmeyi denetleme yöntemleri olan güvenoyu, gensoru verme, Meclis soruşturması gibi girişimler kaldırıldığından Cumhurbaşkanının partisi çoğunluğu sağlayamasa da yasamanın yürütmeyi denetleme şansı kalmamaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.