Ve Biz Daha Son Sözümüzü Söylemedik- Mehmet Ziya Varol

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu -yolsuzluk/rüşvet tapeleriyle ayyuka çıkanlar kadar bölgesel, ekonomik sosyal sorunlar ve nihayetinde yıllardır sinsi sinsi ilerleyen ve her gün bir mevzi ele geçiren bölücülük gibi- tartışmaların öznesi olduğu hâlde, bu tartışmalara katkı yapmasına ve çoğunluğun tahakkümüne boyun eğerek ülkenin geleceğine müdahil olmasına izin verilmeyen herkes; olanın kendi iradesinin hilâfına şekillenmeyeceğinin idrakine vararak, endişelerine dair itirazlarını yüksek perdeden haykırma asgarî basiretini göstermek zorundadır.

 

Bu, bir taraftan kendi geleceğine ve ideallerine dair bağlılığın göstergesiyken, diğer taraftan da ülkeyi yeniden ayağa kaldıracak bir zümrenin -bir başka deyişle umudun- adreslenmesi adına ülkülerinin peşinden koştuğunu söyleyenlerin ödemek zorunda oldukları bir borçtur.

 

Biraz daha açacak olursak,


- Yıllarca bir davanın neferi olmayı kendi hayatlarının anlam merkezine koyarak, kritik bir “g günü”ne fikren ve ruhen hazırlananların;

 

- Her türlü yaftaya, hakarete, mağduriyete ve dahi yoksunluğa karşı direnenlerin ve güneşin ilk ışıklarının ufukta belireceği o kutlu an’a kadar inançlarını kavi tutanların; bir anlık gaflete yenik düşerek karanlığa ve uykuya teslim olmaya hakları yoktur. Çünkü böylesi bir davanın neferi olma iddiasını taşıyanların gafleti, milletin felâketi olur.

 

- Bu ülkenin dünü, bugünü ve yarını olarak kendini tanımlayanların;

 

- Türk milletinin “cevher-i aslîsi”ni, ihtiyaç duyulacak olan o “g gününe” kadar -gerek korumak, gerek kurtarmak, gerekse de kurmak maksadıyla- hiçbir saldırıya boyun eğmeden bünyesinde, gönlünde saklayanların ve hiçbir dünyalık karşılığında satılığa çıkartmayanların; bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum karşısında bu özden güç alarak Türk milletinin umudu, direnci, geleceği ve yaşama azim ve iradesi olarak ortaya çıkmalarının vakti gelmek üzeredir.

 

Nihayetinde Türkiye’nin, 11 yıldır hükümran olan siyasal iktidar tarafından peyderpey sürüklendiği şartlara bakıldığında; devletin bütün kurum ve kuruluşlarıyla tahrip edildiği, hukukun, adâletin, hakkın, ahlâkın ve millî ve mânevî değerlerin ayaklar altına alınıp kirletildiği apaçık ortadadır.

 

İsmi Tanrı tarafından konulan Türk milleti, yaşanan tahripkâr süreç sonucunda yolsuzlukları, ahlâksızlıkları ve ortalığa saçılan kirli ilişkileri onaylamaya ve yaşayakalmak için her türlü zillete razı olmaya zorlanmaktadır. İradesinin üstünde gizli pazarlıklar yapılan, korkutularak sindirilmek istenen, medya illüzyonları sayesinde gerçekle bağlantısı kesilmeye çalışılan Türk milletine bu süreçte çâresiz olmadığını gösterecek ve geleceğe yeniden umutla, güvenle, cesaretle bakmasını sağlayacak olan Ülkücülerin sorumluluktan kaçma hakkı ve şansı yoktur.

 

Yıkılanı yapmak, tahrip edileni onarmak, bir taraftan maddî diğer taraftan mânevî olarak Türk milletini yeniden ayağa kaldırmak, “dünyada bir biz vardık bir de küffar” diyerek hem içerideki hem dışarıdaki bütün hesapları alt üst edecek halet-i ruhiyeyi Türk milletine yeniden hatırlatmak; bu cevher-i aslîyi Oğuz Kağan’ın, Alparslan’ın, Fatih’in, Abdülhamit’in, Atatürk’ün bir emaneti olarak yıllarca taşıyan, koruyan ve yaşayıp yaşatan Ülkücülerin üstüne bir vazifedir.

 

- Bir sıfat değil bir vasıf, tarihin ve talihin yüklediği büyük bir vazife olarak Ülkücülüğü idrak edenlerin;


- Yaftalar boyuna asıldığında, kurşunlar sırtlara saplandığında, kirli ağızlardan iftiralar meydanlarda kusulduğunda yılmayanların;


- “Bir elime dünyayı bir elime ayı verseler vazgeçmem” diyen Peygambere lâyık bir ümmet olma hedefinden asla vazgeçmeyenlerin; bugün kişisel çıkarlar, mevzi kazanımların peşine düşmeleri kat’a mümkün değildir. 

 

Bugün devletin çivisini çıkartanlar Ülkücülerden devlete sahip çıkmalarını istemekte, bugün PKK ile pazarlık masası kuranlar bizleri millî olduklarına inandırmaya çalışmaktadırlar.

 

Dün bize saldırmak için fırsat kollayanlar, kurşun olup üzerimize yağanlar, bugün güneşin doğmayacağına inananları, çilenin değil makamın, seferin değil kişisel zaferin peşine düşenleri yanlarına alarak bizim desteğimizle kendi iktidarlarına giden yolu açmak istiyorlar.

 

Ya bunların sözlerine kanıp kişisel hesaplarımızın peşinden gideceğiz, ya da “ben değil biz var, biz değil Türk milleti var” diyerek Türkiye’yi bu karanlık dehlizden kazasız belâsız geçirip, felâha, huzura kavuşturacak kadroların ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasının yolunu 30 Mart akşamı açacağız.

 

Ya 10 sene daha birilerinin ülkeyi daha büyük belâlara sürüklemesine izin vereceğiz ya da her türlü baskıya, zulme, iftiraya, kahpeliğe karşı sabırla, inatla ve teslim olmadan verilen bir mücadelenin zafere ulaşması için çalışacağız.

 

Ya bizdenmiş gibi görünenlerin kişisel çıkarları için bizlerin iradelerine tasallut olmasına itiraz etmeyip kutsal emanetin nefersiz kalmasına göz yumacağız, ya da “vakit tamama eriyor, birazdan doğacak güneş” diyenlere kulak verip önce ülkemizi, sonra bölgemizi ve Turan’ı, sonra da bütün insanlığı aydınlatacak o kutlu gününün hazırlıklarına bugünden başlayacağız.

 

- Bir 10 yıl daha kendi içimize konuşup kendi sesimizi unutmamak için;


- Bir 10 yıl daha bizim adımıza birilerinin vereceği kararlara tâbi olmamak için;


- Bir 10 yıl daha mevzî kazanımlarla avunmamak için;

 

30 Mart tarihî fırsatını değerlendirmek ve Üç Hilâl’i rüzgârla buluşturmak zorundayız.

 

Nihayetinde bu seçim Türk milletinin geleceğini kimin belirleyeceğinin seçimidir:

 

√       Bu seçim; ahlâksızlığa karşı faziletin seçimidir.

√       Bu seçim; vurguna ve yolsuzluğa karşı erdemli, onurlu, namuslu tavrın seçimidir.

√       Bu seçim; istismara, iftiraya, çirkefe karşı, şeref ve haysiyetin seçimidir.

√       Bu seçim; bölünmeye, kargaşaya ve düşmanlığa karşı millî birliğin seçimidir.

√       Bu seçim; “ben”e karşı, “biz”in seçimidir.

 

Orhun Abideleri’nde taşa kazınan, Yunus’da yüreğe yazılan söz, bizim sözümüzdür.

 

Ve biz daha son sözümüzü söylemedik.

 

MEHMET ZİYA VAROL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.