Ülkücülerde Mehdi Beklentisi / Ahmet Kağan Dalkılıç
Yazımızda sosyal psikolojik bir gerçekliğe değinerek başlamak istiyorum; zira bir kemirgen gibi tüm müslümanları sonrasında da çekirdek dairede Türk müslümanları kemiren bir çelişki: "En mükemmel olan en gerilerin elinde." 
Sebeplerini analiz etmeye bu yazının çerçevesi yetmeyecektir; ancak muhtemel sosyal sonuçlarını Ülkücü hareket için analiz etmeye acizane gayret ettik. Türkiye günlüğü Dergisi Mustafa Çalık Mehdilik patolojisi özel sayısı ve Ömer Lütfi Mete ;Allahsız Müslümanlık kitabından da oldukça istifade ettiğimi belirtmek isterim. Rahmetle yad ediyorum...
En mükemmel din en berbat en geri en cahil insanların elinde, bu çelişkiyle yaşamak mümkün mü ?
En mükemmel ideoloji Türk İslam mefkuresi en geri siyasilerin elinde kabullenmek mümkün mü ?
Bu çelişkilerle sağlıklı bir ruh hali ancak karşıt ideolojilerin batıl; bizim ideolojimizin mutlak hak olduğu gerçeğiyle bir süreliğine idare etmek mümkündür. Ancak elli sene yeterli bir süre sanırım...
Üstelik umut etmek ve mükemmel ideolojinin bir gün mutlaka batıl ideolojilere galip geleceği hissi ancak  "siyasi mehdilikle" ayakta durabilir. Maalesef...
Ülkücüler en mükemmel olanın en geri  siyasette bulunmasına ruhsal olarak artık çözüm buluyor; siyasi bir "Mehdi" bir kurtarıcı bekliyor. Toplumsal bünye bir savunma mekanizması üretiyor, maalesef...
Aksi taktirde ideolojisini sorgulaması gerekecek ki bu bir insanın hayatta yapabileceği en zor şeylerdendir.
Hak dini nasıl sorgulamıyor, bir gün hakkın mutlaka müminlerin lehine bir dünya tesis edeceğine inanıyorsak;siyasi olarak da ideolojimizi sorgulamıyor mutlak başarıyı umut etmekteyiz henüz ...
Dini travmamız siyasi travmayla birleşince yeryüzünde "ikinci sınıf vatandaş" olmak artık camiaya ağır geliyor.
Varlık yokluk mücadelesine ve önce ülkemizde sonra yeryüzünde bizi bir "mehdi" beklentisine iten durum; bu çelişkili ruhsal travmaya bir çözüm arayışıdır. Bunu yapmayan şahsiyet bunalımına girebilir bu bir yanılsama bir huzur arayışıdır.
Ülkücülerden artık sağlıklı bir siyasi iktidar beklemek oldukça zordur;nasılki islamcılar bugün mehdilikle hareket ediyorsa bizim olası iktidarımız da bu psikolojinin yansıması olacaktır.
Bu kadar kaybetmişlikten sağlıklı bir netice beklemek sanırım akıllara zarardır...
Mehdi bekledikçe siyasi sağlığını günbegün kaybeden bir tükenmişlik vardır.
Ülkücülük bu travmanın bedelini hem mensupları hem de yetişen beşikleriyle ödeyecek ve topluma da ağır bir faturayla sosyal bir vakıa olarak ödetecektir.
Sosyal olarak biriken potansiyelin dengesiz bir kinetik enerjiye dönüşmesinden oldukça endişe ediyorum, bunda pek haksız olduğumu da maatteessüf düşünemiyorum.
Henüz Mehdi beklentisini aşmış değiliz, hala küçük de olsa bir umudu var camiamızın, ancak bu umutta başkanlık sistemine geçişle tükenecek gibi görünüyor. O zaman ne olacak pekala sosyal patolojik bu vakıa kaybolacak mı ?
Elbette hayır. Seviye değiştirerek yoluna devam edecek, Mehdi gelmediğini ve gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleşecek, bu acı tablo ideolojinin sorgulanması evresiyle nihayete erecektir. 
Bu durumdan sonra iki seçenek kalıyor; Siyasi ülkücülük ya başka bir yeni kadro hareketiyle sağlıksız bir tepkisellik de olsa yola devam edecek; ya da siyasi olarak tükenecek ve toplumsal facialarda hep başat rolünü oynayan el bombalarına dönüşecektir. Üçüncü bir sessiz tükeniş ve yok oluş içtimai olarak pek mümkün gözükmemektedir.
Siyasi mehdilik beklentisiyle yeni bir hareket ve sağlıksız bir mücadeleye mi gebeyiz ; yoksa pimi çekilmiş bir bomba gibi diğer hareketlerde patolojik bir vakıa olarak eriyecek miyiz , düşük bir ihtimal de olsa sessizce tükenecek miyiz ? 
Başkanlık sistemi tartışmalarının Ülkücü harekette yaratacağı olası sosyal psikolojik durumları ortaya koymaya çalıştığımız bu yazıda; ülkemizde tepkisellik psikolojisinin bir çok hareketi nasıl travmatik hale getirdiğini yakın geçmişizimde hep birlikte müşahede ettik.
Fetö hareketi bunun en bariz örneğini ortaya koymaktadır. Burada Kemalizmin ve kurucu modernist kadroların baskısının yüzyıllık birikimle nasıl muhafazakar Anadolu çocuklarından bir ölüm makinası yaratabildiniz gerçeği en acımasız biçimde kendini onbeş temmuzda göstermiştir. 
Siyasi mehdilik de bunun birey inancındaki boşluklara ne  denli tesir ettiğini gösterdi ve bir çimento gibi ideolojiyi nasıl sağlamlaştırdığını da adeta gözlemledik. Benzer bir durumun Ülkücü harekette sirayet etmeyeceğini kim garanti edebilir ?
İslamcılık ideolojisi seksen öncesinde yine Arap dünyasının sosyalist islamcı ideolojileriyle şekillenmiş, üstelik sömürge psikolojisiyle dini bir ideolojiye çevirme mecburiyeti olan coğrafyaların İslam algısını Anadolu'ya taşımaya kalkmıştır. Seksen sonrasında İbni teymiyye , Seyyid kutup, Hasan el Benna Muhammed Abduh sonrasında ise Ali Şeriati çevirileriyle, İran'da Humeyni devriminin heyecanıyla sömürgecilik psikolojisi olmayan bir ülkede Kemalizm ve kurucu ideoloji tepkiselliğinden beslenerek bugün bir çok hastalıklı siyaset anlayışını da ülkemizle tanıştırdı. On beş Temmuz'la bu potansiyel kurucu ideolojiyle nispeten barıştı üstelik rövanş da alınmıştı, muhafazakarların zaten bir hesaplaşma derdi radikal İslamcılık kadar mevcut değildi ancak bir suni enerji onlar üzerinde yaratıldı. Sonuçta bugün ki mevcut lidere sadakat anlayışı bir kurtarıcı Mehdi algısıyla vücut buldu. Yenilgi yenilgi büyüyen bir hareket artık dilde söylenmese de idraklerde potansiyel Mehdi inancı ile zaferle tanıştı. Üstelik sürekli zaferler bu inancı algılarda pekiştirdi. 
Ülkücü camianın sürekli yenilgisi ile büyüyen bu mağduriyetin aynı psikolojiyi doğurmayacağını kim iddia edebilir ?
En soft haliyle bir tepkisellikten beslenmeyen bir hareket olması, kendi kurucu felsefesinin kadim Türk Milliyetçiliği olması itibariyle bu inancın daha itidalli bir tepkiye dönüşeceğini bir ihtimal iddia edebiliriz ancak mağduriyetler de menfaatten bir o kadar uzak olan bu yıpranmışlık da tabii bir tepkisellik doğurmayacak mı ? 
Ülkücü hareket için Başkanlık seçimleri bu Mehdi psikolojisini tabanda ortaya çıkaracaktır; ya da mevcut iktidarın nimetlerinden yararlanan sessiz bir tükenişe itecektir; peki bunların ikisi de olmaz da yeni bir hareketle bu tepki zembereğinden boşalırsa bunu sağlıklı bir siyasete evriltebilecek aklı selim Ülkücü kaldı mı ?
Bu sorularla muhtemel cevaplarını okurlarımızın verebileceği bir metin kaleme aldık. Bundan sonra Allah kerim diyelim.
Ne de olsa; Yenilgi yenilgi büyüyen bir tükenmişlik vardır...

Ahmet Kağan Dalkılıç
Anahtar Kelimeler:
AHMET KAĞAN DALKILIÇ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.