Ülkücüler Neyi Tartışıyor?Coşkun Salihoğlu

İkbal Vurucu’nun önce Öktem Dergisi’nde yayınlanan ve sonra www.gazete2023.com’da yayına giren tartışma yaratan yazısı “Üniversitede Dava Adamı Olmak” üzerine Suat Başaran da dikkat çekici bir cevap yayınladı. Anlaşıldığı kadarıyla sayın Başaran “Eski Ülkücü” sıfatına çok içerlemiş. “Eski Ülkücü” kavramını, Ülkücü hareket içerisinde bir zihniyeti ifade etmesi bakımından ilk kullanan ve bu tartışmayı sosyal medya üzerinden de sürdüren İkbal Vurucu’nun şüphesiz bir zihniyetten bahsettiği açıktır.

 

İkbal Vurucu’nun İskender Öksüz hocayla girdiği ve sonrasında pek çok yazarın da iştirakiyle “camianın tartışma kültürünün de ölçüldüğü” bir fikri tartışma yaşanmıştı. “Ülkücülük nedir?” ve “Ülkücülerin Ülküsü var mı?” konusunda ciddi bir durum muhasebesi ortaya çıkmıştı. Şahsen ben bu tartışmalardan çok faydalandım ve bu vesileyle yayınlanan bütün makaleler de arşivimde duruyor. Maalesef bu verimli tartışma, Ülkücü ağabeylerimizin İkbal Vurucu’nun yaşına, kullandığı dile, sorgulayıcılığına karşı sergiledikleri tahammülsüzlüğe kurban gitmişti. Bu da bizde bir tartışma kültürünün yokluğunu gösterdi. Eminim ki, benim gibi pek çok Ülkücü de bu tartışmalardan çok önemli bilgiler edindi. Bu açıklamalarımdan İkbal Vurucu’nun avukatlığını üstlendiğim sonucu çıkarılmasın. Bu sitede zaten bir köşesi var ve gereken cevabı kendisi verecektir.

 

Önce kendi tarafımı belli edeyim. Ben 1980 doğumluyum ve Karslıyım. Bu tartışmada kendimi İkbal Vurucu’ya yakın görüyorum. Aynı yaş aralığında olduğumuz için değil düşüncelerindeki ve gözlemlerindeki tutarlılık, sorunlar üzerindeki tespitleri, sadece tespit edip bırakmayıp çözüm de önermesi gibi sebepler var. Fakat özel olarak bu tartışmanın ortaya çıktığı “eski-yeni Ülkücü” tasniflemesinin yerinde olduğunu düşünüyorum. Ülkücüler arasında olaylara yaklaşımda ciddi bir zihniyet farklılığının bulunduğu açık. Elbette bir karışıklığa mahal vermemek için buradaki “eski ülkücü”den ne kastettiğimi belirteyim. Bir zamanlar Ülkücü olup da şimdi başka partilerde veya kulvarda yer alanlar söz edilmiyor bu kavramla. Ülkücüler zemininde bir zihniyet farklılaşmasının yansımasından söz ediyoruz. Topluma, devlete, partiye, olaylara, olgulara yaklaşımdaki net bir farklılıktan bahsediyoruz.

 

Ben sayın Suat Başaran’ın da “eski Ülkücü” kategorisine girdiğini gözlemledim. Bunu Vurucu’ya cevap yazısında rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.

 

“Eski Ülkücü” tartışması ile gündeme bir “zihniyet sorunu”nun geldiği açık. Suat Başaran Beyefendi’nin İkbal Beyefendiye sorduğu bir dönem mi yoksa düşünce şekli mi kastediliyor, sorgusu kanaatimce yerinde bir soru değil. Vurucu’nun bir zihniyeti anlattığı net. Ama Başaran’ın dediği gibi, Vurucu daha net tanımlarla bu kavramlara yazısında açıklık getirmeliydi. Belki de Vurucu, Fırat Kargıoğlu ile birlikte yazdığı “Ukdeler: Ülkücü Türk Milliyetçiliği Üzerine Toplu Yazılar” kitabına ve makalelerinde bu konuyu açıkladığını düşünüyordur. Ama ne olursa olsun makalesinde kısa da olsa hassas kavramları açık şekilde tanımlamalıydı.

 

Vurucu’nun “Kendimizi ne ölçüde “eski nesil ülkücülerin” dünyayı ve olayları algılayışından kurtarabilirsek o ölçüde başarılı olacağımızdan şüphem yok” önermesini Başaran “ Bu cümlede, ‘eski nesil ülkücü’ kavramından neyin kastedildiği açıklanmamış maalesef… Burada kasıt ‘dönem’ mi, yoksa ‘düşünce şekli’ mi?” diye eleştiriyor. Oysa bu soru gereksiz. Çünkü Vurucu açıkça bir zihniyetten bahsediyor: “dünyayı ve olayları algılayışından” …

 

Başaran[1], “Bayrak göstermeyi” Ülkücü mücadelenin “olmazsa olmazı” olarak görmektedir. Üstelik bu tavır ile geçmiş arasında ideolojik bir bağ kurmakta ve Ülkücülüğün “güç/şiddet”e içkin bulunduğunu kabul etmektedir. Böylece “gelenek kutsallaşacak” ve “geçmiş mücadele anlamsızlaşmamış” olacakmış… Başaran bu tavrına gerekçe olarak da, “Üniversitedeki karşı gruptan çekinen yarın hiçbir mücadelede direnç gösterememekle” temellendirmektedir.

 

PKK’nın yoğun ve güçlü olduğu bir mekânda “fiziki güç” yerine “fikri gücü” öne çıkaran İkbal Vurucu’ya karşı söz konusu gerekçeler yeterli değildir. Çünkü Başaran da şiddet yanlısı olduğunu şüpheye yer bırakmayacak kadar açık yazıyor: Diyor ki, “Şiddete başvurmayan’ bir mücadele yöntemini anlayabilirim... Saldırıya uğrasa bile teröre tevessül etmemeyi alkışlarım elbette… Ancak geri çekilmeyi asla… Hele ‘tamamen kitaplara gömülme’yi ‘ülkücü tavır’ olarak kabul etmem mümkün değildir...”

 

Şimdi, “tamamen kitaplara gömülmeyi” “Ülkücü tavır” olarak kabul etmeyen Başaran acaba temeli şiddete ve yok etmeye dayanan bir örgütün karşısında nasıl bir yöntem benimseyecek? “Asla geri çekilmeyeceğini” söylediğine göre nasıl bir yöntem öneriyor? Yazısından aynı PKK’lılar gibi “şiddet” önerdiği anlaşılmaktadır.

 

Türk milliyetçisi olan, vatanını milletini seven herkesin ‘ülkücü olmak’ gibi bir mecburiyeti yoktur…” bu önerme çok isabetli bir tespit. Her Türk milliyetçisi Ülkücü değildir. Ama Ülkücülük ile Türk milliyetçiliği arasındaki içerik farkı da, mücadele biçimi olarak “şiddet”i kullanıp kullanmaması değildir. Başaran’ın bu ilkeyi kabul ettiği görülüyor. Yani Ülkücü olmanın olmazsa olmazı “şiddet kullanmak”tır.  Üstelik “Ülkücü olmak” ile  “başı belaya sokmak” arasında doğrudan bir bağlantı kurması hatta bu bağlantının olmamasını “Ülkücü olamama” ile ilişkilendirerek bir zorunluluk öngörmesi…. İşte “eski Ülkücü”nün vasfı…

 

Suat Başaran Beyefendinin 40ambar sitesindeki “Ülkücülük üzerine” yazılarını zevkle ve heyecanla okuyorum. Dil ve üslup hassasiyeti kendisini okumamdaki en önemli etken. Ama bu konuda kendine hak vermem mümkün değil. Çünkü aşağıda da görüleceği gibi kendisinin de sert bir biçimde eleştirdiği MHP polit bürosu ile aynı zihniyeti paylaşmaktadır.   


“Eski Ülkücü” zihniyetin izlerini takibe Şükrü Alnıaçık ile devam edelim. Biliyorsunuz bu kişi MHP Genel Başkanı Baş Danışmanı olarak görev yapıyor. Bu sebeple düşünceleri önemlidir. Katıldığı bir televizyon programını sanki “fetih yapmaya” gitmiş gibi köşesinde anlatan “Ülkücü”[2] [Alnıaçık’ın bu yazısı tam bir aşağılık duygusunu yansıtıyor.] “50 kuruşluk suyu "Kaynak Suyu" diye 10 liradan faturalandırmaya çalışan resepsiyon görevlisi”ne karşı “böyle durumlarda biz, söylemesi ayıp "dağıtırdık!.."” diyerek ne kadar “şiddet” yüklü bir ülkücü olduğunu gösteriyordu. Alnıaçık elbette böyle düşünceler taşıyabilir. O kişiyi öldürmeyi de düşünebilir kendince. Ama en azından bir partinin baş danışmanı olduğunu yani statüsünün bilincinde olarak kamuoyuna karşı neler yazıp konuşacağını bilmeli değil mi? Bir betimlemesi de şöyle: “Sol cebimden elime takılan bu biricik metal parçasının moleküllerinin mermer bankonun üstünde  yaptığı rezonans, hedeften seken bir mermi sesi gibi havada bir süre çınlamıştı.”

Bu nesil ile benim nasıl bir ortaklığım olabilir. Beş kuruş için “dağıtan” bir nesil ve bununla farkındalık yaratıyor. İşte bu nesil ile “yeni nesil” arasındaki fark bu örneklerden daha iyi gösterilmez.

 

Sayın danışman bir başka makalesinde de diyor ki, “Ülkücü kadroları yetiştirip, ideolojik eğitimden geçirerek iktidara hazırlamak, … İdeolojik olanı, "eğitim"le ilgili görevleri kapsadığı için orada demokrasi, eleştiri, muhalefet gibi kavramlarla düşünmek ve konuşmak abesle iştigaldir. … Eğitim ve cephe hazırlığı, askeri disiplin gerektirir, her kafadan ayrı bir sesin çıktığı sınıfta eğitim yapılamaz.”[3] Bir neslin zihniyet yapısının ne ölçüde bugünkü gelinen aşamada toplumdan, kültürden, gelişmeden, fikirden uzak kaldığının en bariz göstergesidir bu ifadeler. Düşünmeye, tartışmaya, üretmeye, katılımcılığa, demokrasi karşıtlığına bundan daha iyi örnek bulmak zordur.

 

Ülkücülük üzerine ciddi ciddi düşünmek zorundayız. Alnıaçık gibiler düşünmese de Ülkücülüğü kendileri ile sınırlasa da biz asla bu baskıyı, sınırlamayı, düşüncesizliği, eylemsizliği kabul edemeyiz. Sizlere inat okuyacağız, düşüneceğiz, sorgulayacağız, tartışacağız, demokrat Ülkücü olacağız.



[2] Şükrü Alnıaçık, “Anlık Muharebe Bütçesi!..”, Ortadoğu, 18.09.2013.

[3] Şükrü Alnıaçık, “Ülkücü Gerçekçilik”, Ortadoğu, 11.09.2013.

COŞKUN SALİHOĞLU

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
RAMİZ DAYIN 3 yıl önce

Değişmek zordur yeğenim ama bazen. Aynı adam olmak daha zordur. Hayat öyle yüklenir ki üstüne durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın. Bazen öyle acır ki için, değiştin sanırsın şimdi dersin. Şimdi her şeyi yapabilirim. Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim yolun başında kimdin Unutursun. SEN İYİSİMİ ŞU KISA HAYATIN TADINI ÇIKAR YEĞENİM. NİHAYETİNDE BİR İZİMLE MÜCADELE GAYESİ İLE BİR ARAYA GELMİŞ ABİLERİN, AMCALARIN DAYILARIN BU İŞİ ÖYLE YADA BÖYLE BURAYA KADAR GETİRMİŞLER, DAHA DA OLSA ONLARDA GETİRMEZLER YA YEĞENİM... KOŞ EYLEN COŞ, KİTAPTA OKUYACAKSAN AŞK OKU , MEŞK OKU, OLMADI ROMAN OKU YEĞENİM. DAHA MUTLU VE KENDİNE KABİLENE MİLLETİNE DAHA DA FAYDALI OLURSUN... DAHA DA BULAMASSIN YA AHA DA BENDE GİDİYORUM, HOŞÇA KAL YEĞENİM...