Ukrayna’da “Maidan” Kime Kalacak?

Ukrayna’da Devlet Başkanı Viktor Yanıkoviç’in Avrupa Birliği (AB) ile Ortaklık Antlaşması’nı imzalamayı reddetmesinden sonra başkent Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’nda (Maidan Nazelejnosti) AB yanlısı muhalefet, gösterilere başlamış, bu gösterilerin silahlı çatışmalara dönüşmesi sonucunda polisler ve protestocular hayatını kaybetmiştir. Ukrayna’da yaşanan olaylar, aslında farklı dinamiklerden kaynaklansa da Türk medyasında “Ukrayna’nın Gezi’si” olarak sunulmuş, çatışmalar sonucunda Devlet Başkanı Yanukoviç istifa etmiş ve olayların Kırım’a sıçramasıyla Rusya tavrını sertleştirerek, Kırım Havalimanı’na askeri birliklerini yollamıştır. Yaklaşık 80 kişinin hayatını kaybettiği çatışmalar, Ukrayna’da son dönemin en kanlı çatışmalarıdır.

 

 Küresel Aktörler Ukrayna'da "Maidan'a" İndi

 

Ukrayna’daki protestolar, dünyada son dönemde yaşanan protestolarla polis şiddeti, protestocuların örgütlenmesi bakımından benzerlik gösterse de aslında temelde farklı bir boyutu bulunmaktadır. Maidan’ı, Doğu Avrupa’nın Tahrir’i haline getiren süreçte küresel aktörlerin hepsi ülke içi aktörlerin yanında/karşısında konumlanmıştır. Orta Doğu’daki ayaklanmalarda ilk olarak iç faktörler devreye girmiş ve daha sonra dış etmenler devam eden olaylara müdahil olmuştur. Ukrayna’da ise ayaklanmaların başlangıcı bizzat AB ve Rusya arasındaki bir dış politika tercihinden ileri gelmiştir. Dolayısıyla Ukrayna’daki gelişmelerde, saha sonradan müdahalelerle dış aktörlere açılmamış, gelişmeler doğrudan Ukrayna’nın uluslararası alanda istikamet belirleme seçenekleri ve bunun iktidar-muhalefet ilişkisine yansımasından doğmuştur. Ukrayna’daki iç muhalefetin mutlaka ki, tek isteği AB’ye üyelik değildir; ama özellikle çatışmaların arttığı süreçte önemle altını çizilmesi gereken nokta budur. Uluslararası faktörler dışında “Maidan Savaşı”nı tırmandıran faktörler arasında ülkedeki yolsuzluk tartışmaları ve iktidarın protestocularla diyalog kurma çabasının yerine şiddet kullanması da belirleyici olmuştur. Ukrayna’da ülkeden kaçan Devlet Başkanı Yanukoviç’ten sonra kurulan yeni hükümetin Başbakanı Arseni Yatsenyuk, Yanukoviç’in döneminde alınan 37 milyar dolarlık kredinin devlet bütçesinde bulunmadığını dile getirmiştir. Bu noktalar göze alındığında, bu nokta Ukrayna’nın AB standartlarında birçok alanda geride olduğu ve Rusya’dan kopsa bile AB’ye giriş kriterlerini taşımadığını belirtmek gerekemtedir.

 

Ukrayna’nın 2008 yılındaki krizden sonra bir türlü ekonomik seyrini doğrultamaması da dışa bağımlılığı artırmış, bir yandan Rusya’dan alınan mali yardımlar diğer taraftan da IMF fonlarının kullanılması ülkeyi gün geçtikçe kıskaca sokmuştur. Yeni bir düzen kurulurken ABD’nin Ukrayna’ya 1 milyar dolarlık kredi sağlaması yöneticileri kendi yanına çekme hamlesi olarak da okunabilir. AB, Ukrayna’ya yeni bir pazar olarak bakmakta, diğer yandan ABD ise Rusya’nın çevresindeki ilerleyişini durdurmayı ve Karadeniz’i tam anlamıyla bir NATO gölü haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, bir taraftan stratejik bir rekabette olan Rusya’nın diğer yandan da AB ve ABD ortaklığını bozma girişimlerinin olduğuna ilişkin iddialar söz konusudur.

 

Son dönemde Türk kamuoyunda da büyük sarsıntılara sebebiyet veren ve birçok tartışmanın başlamasına yol açan kaset skandallarının benzeri Ukrayna gerginliği devam ederken, 2014 yılının Şubat ayının başında da yaşanmıştır. ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi ve ABD Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland arasında geçen konuşmalara ilişkin ses kaydında, AB’ye yönelik küfür içeren ifadeler, üstü kapatılsa bu kaydın sızdırılmasının altında Rusya’nın olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Kaset sonrası gelişmeler, Türkiye’nin aksine bir inatlaşmayı beraberinde getirmemiş, Nuland’ın AB’li yetkililerden özür dileyeceği ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Olayın geçiştirilme nedenlerinden ilki, iki tarafın da çekişmelerinde Rusya’nın karlı çıkacağının bilincinde olmalarıdır. Diğer nedeni ise AB ve ABD arasında görüşmeleri devam eden Transatlantik Yatırım Ortaklığı Antlaşması görüşmeleridir.

 

Ukrayna: Batı’ya “Tampon Ülke”, Rusya İçin “Arka Bahçe”

 

Rusya, Ukrayna’yı bir nevi “arka bahçesi” olarak görmekte ve önceki yıllarda yaşanan gelişmelere bakıldığında Rusya’nın özellikle Ukrayna’nın NATO üyeliğinin gündeme geldiği dönemdeki hassas yaklaşımı ve sert duruşu bunu kanıtlar niteliktedir. Rusya’nın bir yandan politik aktörleri kendinin yönetebileceği bir “arka bahçe” istemindeki temel nedenlerden birisi de, Ukrayna’nın Rusya ve AB arasında bir “tampon ülke” konumunda olmasıdır. Savunma açısından “tampon” olan Ukrayna, başta enerji konusu olmak üzere Avrupa ile ilişkilerde de bir nevi “köprü” görevi görmektedir.

 

Ukrayna’nın Rusya açısından değerinin bir diğer sebebi enerji güvenliğidir. Rusya’nın Batı’ya enerji arzının yaklaşık olarak yüzde 80’inin bu ülke üzerinden aktarılması, Rusya’nın Ukrayna’yı yanında tutarak aslında kontrolü kendi elinde tutma isteğinin en önemli unsurlarından birisidir.

 

Ukrayna’nın Rusya açısından bir diğer önemi de Kırım Yarımadası ve bu ülkede olan Rus deniz filosu üssüdür. Karadeniz çıkışını genel olarak Ukrayna üzerinden sağlayan Rus donanması için Ukrayna vazgeçilmez nitelikte bir limandır. Kırım adasında mevcut Rus nüfusu ve bu ülkede yaşayan Rus azınlık da Rus dış politikasında Ukrayna’yı öne çıkaran faktörlerin başında gelmektedir.[1] Nitekim, Rusya olayların bu bölgeye yansıdığı an pasif tutumunu kenara bırakarak Kırım Havalimanı’na askeri güçlerini yollayarak, kendi nüfuz alanını koruma yolunu seçmiştir. Yanukoviç’e yakın isimlerden olan Kırım Özerk Cumhuriyeti Başbakanı Anatoliy Mogilov’un görevden alınması da göz önünde bulundurulduğunda, Rus müdahalesi, Rusya’nın Kırım’daki dengelerin aleyhine değişmesine engel olma çabası olarak yorumlanabilecektir. Diğer yandan, Karadeniz’in güvenliği noktasında da Ukrayna’nın kritik bir konumda olması, hem Batı ülkeleri hem de Rusya için önemini artıran etmenlerdendir. Dolayısıyla, ilerleyen günlerde çatışmaların odağı Kiev’den Kırım’a kayacak gibi görünmektedir.

 

Kırım Tatarlarının Durumu

 

Kırım’daki gelişmelere bakıldığında Kırım Tatarlarının da durumunun üzerinde özellikle durulmalıdır. Joseph Stalin dönemindeki iskân politikası sonucunda Türklerin tarihi anavatanı sayılan ve uzun yıllar Osmanlı’nın idaresi altında kalmış bir yerleşim bölgesi olan Kırım’dan Türkler sürgün edilmiş ve iskân politikaları ile Türk nüfus azaltılmıştır. Kırım Türkleri, Rusya yanında yer alan Doğu bölgesinin aksine AB’ye daha yakın bir tutum izlemektedirler. Kırım Tatarlarının hem Rusya dışındaki dernekleri hem de siyasi temsilcileri Ukrayna’da bölünmeyi istememektedir. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Rıfat Çubarov, Aksenov yönetiminde kurulan yeni hükümeti tanımadıklarını açıklamıştır. Çubarov, “Rus silahlarının gölgesinde kurulan ve Rusya çıkarları için çalışan yeni hükümet meşru değildir” demiştir. [2]

 

Gelişen olaylarda Kırım Tatarlarının statüsünün gerilememesi adına Türkiye’ye büyük işler düşmektedir. Ukrayna’da yeni kurulan hükümetin Başbakanı Yatsenyuk’un önceki yıllardaki Türklük karşıtı söylemleri dikkate alındığında, Kırım Tatarları açısından bunun dezavantajlı bir durum olduğu da belirtilmelidir. Bölgedeki Rus nüfusun arkasına Rusya’yı alarak başlatacağı siyasi gerilimlerden Kırım Tatarlarının hedef olmaması adına gerekli girişimler yapılmalıdır. Mayıs ayında yapılacak olan referandum bu bakımdan Kırım Tatarlarının geleceği açısından da başlıca önem taşıyan unsurlar arasındadır. Çatışmaların bu denli artmasının arkasında Ukrayna’nın bölgesel farklılıkları ve tam anlamıyla bir Ukraynalılık kimliğinin oluşturulamaması da önemlidir.

 

Hangi Ukrayna?

 

Ukrayna’nın hangi hatta daha yakın olması gerektiği ile ilgili düşünceler, Ukrayna’nın farklı bölgelerinde farklı şekillerde tezahür etmektedir. İçerideki AB-Rusya çekişmesi ülkeyi stratejik olarak arada bırakırken, bir kimlik sorunsalının oluşamamasındaki nedenlerden birisidir. Kırım’ın da içerisinde bulunduğu Doğu ve Güney kısımlarında Rusya’ya yakın olmak isteyen nüfus bulunmaktadır. Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü tarafından 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre Doğu Ukrayna’da yaşayanların büyük bir bölümü (yüzde 64) Ukrayna ve Rusya arasındaki gümrük birliğine onay vermiş, ülkenin orta bölümünde bu konuya orta seviyede (yüzde 29) destek verilmiş, Batı ise düşük bir seviyede (yüzde 16) kalmıştır. Ülkenin AB üyeliği ile ilgili yapılacak olan bir referanduma destek oranları ise tam tersi bir yön izlemiş ve Batı’da yüzde 66, orta bölgede yüzde 43 ve Doğu’da yüzde 18 destek bulmuştur.[3] Bunların yanı sıra ulus-devlet inşasında Ukraynalılık kimliğinin tam anlamıyla oluşturulamaması da olaylara ortak bir pencereden bakılmasını zorlaştırıcı hale getirmiştir. İktidar-muhalefet çekişmesinin altında daha büyük bir neden olarak farklı Ukraynalılık algılarının getirdiği değişik perspektifler önemli rol oynamaktadır.

 

Değerlendirme

 

Ukrayna’daki gelişmelerin temeline bakılacak olursa, bu sivil kalkışmanın Turuncu Devrim’le başlayan statükonun 2010 yılı sonrası değişmiş olması ve yeni bir düzenin tesis edilme uğraşı olduğu görülecektir. Rusya’ya yakın olan Yanukoviç’in seçimleri kazanmasından sonra muhalefetin tasfiye edilmesi gibi durumlar demokratikleşmeyle çatışan özellikler barındırmakla beraber halkta da hoşnutsuzluklara yol açmıştır. Dolayısıyla Maidan’da Rusya ve ABD’nin karşı karşıya gelmesi, tıpkı 2000’lerin başında yaşanan devrimlerde olduğu gibi, uluslararası çıkar çatışmasının Ukrayna’nın içişlerine yeniden bir yansımasıdır.

 

Ukrayna’da gün geçtikçe kötüye giden durumu bitirmek için inisiyatifi ele alacak ve Doğu – Batı arasında “denge” sağlayabilecek kadroların bulunmayışı olayların daha da kötüye gitmesine yol açacak niteliktedir. İç siyasette birbirlerinin alternatifi olarak kodlanmış olan aktörlerden herhangi birinin iktidara gelmesi, diğer tarafta yine bir huzursuzluk yaratacak ve gidişat olumlu yöne doğru gitmeyecek gibi gözükmektedir.

 

Rusya ile ABD arasındaki rekabet, Suriye’de, Rusya’nın diplomatik yolları devreye sokması sonucu ABD’nin “kırmızı çizgi” olarak tanımladığı nükleer araçları bir bakıma denetim altına almasıyla yumuşamıştır. Rusya’nın Sovyet coğrafyası dışında kalan tek üssü niteliğindeki Tartus Limanı’nın etkinliğini koruması ile bölgede ABD’nin etkisinin önüne set çekilmeye çalışılmıştır. Suriye’nin iç işlerine karışılmaması noktasındaki sert söylemleri sonucunda, ABD ile yeni bir süreç başlatan Rusya, Ukrayna’da daha yakından bir tehdit algılamış ve bu sefer Ukrayna tarafından “işgal” olarak nitelendiren hamlelere girişmiştir. Bir yandan içişlerine karışılmaması gereğini savunan Rusya, Ukrayna’nın içine bizzat kendisi girerek ABD’nin yakınına kadar gelmesini engellemeye çalışmıştır. Bu sefer taraflar değişmiş, iç işlerine karışmama vurgusu AB tarafından dile getirilmiştir.

 

Ukrayna ile ilgili ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Soğuk Savaş’ın önemli sinema karakterlerinden birisi olan ve Sovyet imajını alt eden Rambo’ya atıf yaptığı konuşmasında, Ukrayna’nın Doğu ya da Batı’yı seçme zorunluluğu olmadığını dile getirse de iki taraf arasındaki gerginlik, Rus kuvvetleri çekilmediği sürece artacağına işaret etmektedir. Putin’in sert dış politikasına karşılık, ABD şu anda demokratikleşme üzerinden bir söylem benimsemiştir. Ne var ki, NATO’nun Rusya’nın askerlerini geri çekmesine ilişkin açıklamasından sonra askerlerin ilerleyen günlerde üslerine çekilmediği takdirde, söylemin daha da gerginleşeceği kuvvetle muhtemeldir. NATO ile Rusya’nın sıcak çatışma ihtimali Gürcistan örneğinden hareketle fazla gözükmese de ilerleyen tarihlerde Ukrayna’da soğuk rüzgarlar esmeye devam edecektir.

 


[1] Sinan Oğan, Turuncu Devrimler, Birharf Yayınları, İstanbul, 2004, s. 232.

[2] Kırım Tatarları Yeni Hükümeti Tanımıyor, http://www.dunyabulteni.net/manset/291118/kirim-tatarlari-yeni-hukumeti-tanimiyor, Erişim Tarihi:

[3] Orlando Figes, Is There One Ukraine? The Problem With The Ukranian Nationalism, http://www.foreignaffairs.com/articles/140560/orlando-figes/is-there-one-ukraine (Erişim Tarihi: 1 Mart 2014)

 

AHMET GENCEHAN BABİŞ

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/967-ukrayna-da-�maidan-kime-kalacak
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.