Türklerden İlham Alan Brezilyalılar ve İlham Kaynağı Türkler

Brezilya’da San Paulo’da, Rio de Jenerio’da ve daha birçok eyalette milyonlar meydanlara çıktı.
Toplu taşımaya gelen zamla fitillenen ateş.


Öyle ki, toplu taşıma araçlarında bilet fiyatı 3 realden 3.20 reale çıkıyor.
Türkiye’deki benzin fiyatlarının üçte biri Brezilyalılara uygulanmış olsa idi ne olurdu acaba?


Görünen sebep bu gibi. Bu küçücük zam yüzünden San Paulo’da yüzbinlerce genç meydanları doldurmaya başlıyor.
Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi polisin sert müdahalesi işi çığırından çıkartıyor. Ve yine tıpkı Türkiye’deki Gezi Parkı meselesinde sorun nasıl park ve ağaçlar gibi görünse de aslında birikmiş birçok sorunun dışa vurumunda olduğu gibi Brezilya’da da zam bahane oluyor.


Brezilyalılar genel olarak hükümetin sağlık ve eğitim gibi kamusal harcamalara yönelmesini ve ülkede gittikçe artış gösteren yolsuzlukların giderilmesini talep ediyorlar. Ayrıca 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatlarının Brezilya’da yapılmasından kaynaklı sportif alanlara yönelik harcamalara tepki gösteriyorlar.


Göstericiler Başkent’te ulusal kongre binasını işgal ediyor, Rio de Jenerio’da eyalet parlamento binasına giriyorlar. Olaylar Türkiye’deki Gezi Parkı eylemlerinden daha büyük bir hal alıyor.


Türkiye’deki Gezi Parkı eylemlerinden ilham aldıklarını beyan eden Brezilyalı eylemciler Türkiye’deki eylemcilere sık sık dayanışma mesajları gönderiyor, sosyal medyada paylaşımlarda bulunuyorlar.


Ancak Brezilya ve Türkiye’de çıkan eylemlerde izlenen politikalar açısından önemli bir fark var.
Türkiye’de Başbakan, yaptığı açıklamalarla eylemcileri iyice germe, tansiyonu yükseltme yolunu seçerken, Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef farklı bir yol izliyor. Protestoların gençlerin demokratik hakkı olduğunu ve bu protestolardan gurur duyduğunu, bu durumun da demokrasilerin büyüklüğünü gösterdiğini belirtiyor. Bu açıklamanın üzerine polis tutumunu yumuşatıyor.
Yönetim anlayışı farkı diyelim buna.


Olayın bir başka boyutu da “Küreselleşme”, dünyanın artık gerçekten küçük bir köy haline gelmesi.
Birbiri ile etkileşimli, birbirini takip eden, birbirinden ilham alan, harekete geçen dünya halkı.


Gezi Parkı eylemleri göstermiştir ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. 1789 Fransız İhtilâli’nin rüzgârının bütün dünyayı sarması gibi, Taksim Gezi Parkı olaylarının rüzgârı da bundan sonra bütün dünyayı saracak gibi.


Türkiye’de hala bir takım hükümet yanlısı kalemler, Gezi Parkı eylemlerinde dış mihraklar senaryosunu dillendirerek hala gerçekleri görmezden gelmeye çalışıyorlar. Ve hala köşelerinde Türkiye ekonomisi iyi olduğu için bu olayların çıktığını, bunu da küresel sermayenin çıkarttığı görüşünü beyinlere nakşetmeye çalışıyorlar.


Türkiye’de sokaklara dökülenlerin sağcısı da solcusu da zaten küresel sermayenin karşısında olan kitleler. Türkiye’de neredeyse 70 vilayette, hiçbir sağcı veya solcu Batı istiyor diye sokaklara dökülmedi ve zaten dökülmez de.


Sorun park, ağaç yüzünden çıktı. Bu aslında, toplumun fay hattında biriken enerjinin depreme dönüşmesiydi. Meydanlardaki insanlar sadece bir partiye mensup olan kitle olarak lanse edildi. Oysa her görüş ve düşünceden insanlar sokaklara, caddelere çıktı.

Peki bu fay hattında biriken enerji neydi ve neden bu kadar çabuk bir şekilde bir depreme dönüştü?

Tabi ki, en büyük tepki, Hükümetin son altı aydır yürüttüğü açılım politikasıydı.


İmralı ile yürütülen pazarlıklardı. Hükümetin PKK’ya ne vaat ettiği olgusunun kafalarda bıraktığı soru işaretiydi. Türk Bayrağı’nın provakatif araç olarak görülmesiydi. Akiller toplantılarına Türk Bayrağı’nın sokulmamasıydı. T.C. ibaresinin resmi kurumlardan kaldırılması girişimiydi. Yeni Anayasa’dan “Türk”, “Türklük” gibi ibarelerin çıkartılması tartışmalarıydı. Sokaklara dökülen toplumun fay hattındaki ana enerji bu oldu.
Alkol yasası, yeni köprünün adının Yavuz Sultan Selim olacağının açıklanması gibi olgular fay hattında zaten son raddesine ulaşmış olan enerjiyi zirve noktasına ulaştırarak Gezi Parkı depremine yol açtı. Ve ortaya ciddi bir kriz çıktı.


Başbakan tıpkı Brezilya Devlet Başkanı’nın yaptığı gibi eylemcilerin karşısında olmak yerine onları destekleyebilirdi. Çünkü zaten güçlü bir Başbakan vardı. Ve bu, gücüne güç katardı. Ama O bunu yapmadı. Başta bütün medya, köşe yazarları hükümetin yanında yer almışlardı. Başbakanın etrafını çevreleyen danışman ekibinin zayıflığı da Başbakan’ı sürekli yanlışlara itti.


Camide içki içildi, türbanlılar tartaklandı gibi yanlış bilgiler Başbakan’a iletildi. Oysa camide içki içilmediğini caminin imamı dahi söyledi. Hem sonra sokaklarda türbanlı eylemciler de vardı.


Yapılan anketlerde kendisini hiçbir siyasal partiye yakın olarak görmeyen yeni bir dijital kuşak vardı. Bu dijital kuşak ne 27 Mayısları ne de 80’leri görmüştü. Baskılara gelmeyi reddeden, büyük çoğunluğu ellerinde Türk Bayraklarıyla ülkesinin üniter yapısını savunan, Türklüğü ile gurur duyan çevreye ve ülkesine sahip çıkan bir dijital gençlik.


Başbakan’ın yapması gereken bu gençlerle el ele vererek ve polislere vereceği emirle bölücü marjinalleri sokaklardan, meydanlardan temizlemek ve ülkesine sahip çıkan dijital Türk gençliği ile beraber olduğunu söylemekti. Tıpkı Brezilya Devlet Başkanı Roussef’in yaptığını yapmaktı.


Ne kaybederdi başbakan?

Hiçbir şey…

 

Aksine çok şey kazanırdı…


Pekala bu kriz yönetimi sürecinde Türk siyasal hayatında büyük prestij kazanan liderler kimler oldu?

Kanantimce o’nu Türkiye’nin Gül’en bir Devlet olmasını isteyen Türk halkı belirleyecek…

Doç Dr Şenol KANTARCI

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.